(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir (Nahl suresi 125)
Dil Seçeneği
Günün Ayeti
";
VAAZLAR
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları Hatim
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü Hatim
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
40 Hadis ve izahı
Detaylarıyla Namaz
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Risale i Nur
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Ticaret ve Helal Kazancın Önemi

İnsan yaşamak için ev, ev eşyası, yiyecek ve giyeceğe muhtaçtır. Bu ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması ve kazanç sağlaması gerekir. Peygamberimiz :

مَا اَكَلَ اَحَدٌ طَعَاماً قَطٌّ خَيْراً مِنْ اَنْ يَأكُلَ منْ عَمَلِ يَدِهِ وَإنَّ نَبِىّ اللّهِ دَاودَ عَلَيْهِ السَّلا َمَ كَانَ يَأكلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ   

"Hiçbir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah'ın Peygamberi olan Davut aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi" buyurmuştur. (Buhâri, Büyu, 15/2109)

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) ‏ لأَنْ يَحْتَطِبَ أَحَدُكُمْ حُزْمَةً عَلَى ظَهْرِهِ خَيْرٌ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ أَحَدًا، فَيُعْطِيَهُ أَوْ يَمْنَعَهُ ‏‏‏.‏

"Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan arkasına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, her hangi bir kişiden istemekten çok daha iyidir. (Kim bilir?) O da ya verir (minnetine girersin), yahut vermez (zilletini çekersin)". (Buhâri, Büyu, 15/2113)

Çeşitli meşrû kazanç yolları vardır.

Bu kazanç yollarından birisi de ticarettir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ

Ey müminler, birbirinizin mallarını gayrı meşru yollar kullanarak değil, karşılıklı anlaşmaya dayalı ticaret yolu ile yiyiniz. (Nisa, 4/29);

وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا

"Allah, alışverişi helal, ribayı haram kıldı." (Bakara, 2/275)

Bu ayet-i kerimeler ticaretin, alışverişin meşrû bir kazanç yolu olduğunu ifade etmektedir.

Peygamberimiz, Peygamber olmadan önce ticaret etmiş, her işte olduğu gibi ticarette de dürüstlüğü ve güvenirliği ile örnek olmuştu.

Birinci halife Hz. Ebu Bekir de ticaretle uğraşıyordu.

Abdurrahman İbn Avf (r.a.) Mekke'den göç edip Medine'ye geldiğinde Peygamberimiz onunla Sa'd İbn Rebi arasında kardeşlik tesis buyurmuş, yani onu, Sa'd ile kardeş yapmıştı. Sa'd İbn Rebi Medinelilerin en zengini idi. Malının yarısını Abdurrahman İbn Avf'a vermek istemiş, fakat Abdurrahman bunu kabul etmeyerek:

-İçinde ticaret yapılan bir çarşınız yok mu? Bana o çarşıyı göster, dedi. Kendisine Kaynuka çarşısı gösterildi, orada ticaret yaparak kısa sürede zengin oldu ve kardeşinin minnet yükü altına girmek istemedi. (Buhâri, Büyu, 1/2087)

Temiz ve helal bir kazanç elde etmek için dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunları özetlemek yararlı olacaktır.

1- Ölçü ve Tartıyı Adaletle Yapmak

Göklerin ve yerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge ile olduğu Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir.

Bütün hakların ölçeği de terazidir. Onun için bir yerde hak ve adaletin yerleşmesi için ilk gerekli olan şey ölçünün herkes için eşit bir şekilde doğru ve dürüst olmasıdır. Bunun doğru olması için iki şey gereklidir. Birisi ölçünün kendisinin tam olması, yanlış alet kullanılmaması, birisi de ölçmenin doğru olmasıdır.

وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ{7} أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ {8} وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ {9}

7. Göğü yükseltti ve mizanı koydu. 8. Sakın tartıda taşkınlık etmeyin.

9. Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın. (Rahman, 55/7-9)

Şuayb aleyhisselam Peygamber olarak gönderildiği Medyen halkına şöyle demişti:

وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْباً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـهٍ غَيْرُهُ وَلاَ تَنقُصُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِنِّيَ أَرَاكُم بِخَيْرٍ وَإِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُّحِيطٍ {84} وَيَا قَوْمِ أَوْفُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تَبْخَسُواْ النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ

84- Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum."

85- "Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin." (Hud, 11/84, 85)

Ölçü ve tartıda hile yapmak, insanları aldatmak, büyük vebal olduğu gibi aynı zamanda ahlâk yönünden de çok çirkin bir davranıştır.

Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de bunlarla ilgili olarak şöyle buyuruyor:

وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ {1} الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَىالنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ {2} وَإِذَاكَالُوهُمْ أَووَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ {3} أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ {4} لِيَوْمٍ عَظِيمٍ {5} يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ {6}

1- Eksik ölçüp tartanların vay haline!

2- Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.

3- Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.

4- Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?

5- Büyük bir gün için.

6- Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rablerinin huzurunda divan duracaklar. (Mutaffifin, 83/1-6)

M. Hamdi YAZIR, bu ayet-i kerimelerin tefsirinde: "Böyle az bir şeyi çalan veyli hak ederse çok çalanların kaç katlı veyli hak edecekleri düşünülmelidir" demiştir.

2- Yalan Konuşmamak ve Alışverişte Yeminden Kaçınmak

Yemin, dinimizde bir delildir, hukukî bir değeri vardır. Yemin delilini kullanan kimseye inanmak gerekir. Bu temel hukukî prensibin bir riski var: İnsanlar yeminle aldatılabilir. Böyle durumların ortaya çıkmaması için dinimiz, hem Kur’ân–ı Kerîm ve hem de peygamberimizin diliyle yemin meselesine müstesna yer vermiştir. Bu cümleden olarak alışverişte yemine yer vermek hoş karşılanmamıştır. Bir Buhari ve Müslim hadisinde Efendimiz (a.s): “Alışverişte fazla yeminden kaçının; zira o, mala talebi artırsa da sonra bereketini giderir.” buyurmuştur. (Buharî, Büyû, 26)

Bu yemin yalan olursa, bu takdirde Rasûlullah’ın üslubu pek şiddetlidir:

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صعلم) قَالَ ‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏‏ ‏.

“Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasbetmiş olduğu için, kendisine gazap edilmiş olarak Allah’a kavuşur (Müslim, İman, 63/372)

Söz konusu kişi;

إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَناً قَلِيلاً أُوْلَـئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ وَلاَ يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır. (Al-i İmran, 3/77) ayetine de muhataptır.

عَنْ أَبِي ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ (صعلم) قَالَ ‏‏ ثَلاَثَةٌ لاَ يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ مَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَدْ خَابُوا وَخَسِرُوا فَقَالَ ‏"‏ الْمَنَّانُ وَالْمُسْبِلُ إِزَارَهُ وَالْمُنْفِقُ سِلْعَتَهُ بِالْحَلِفِ الْكَاذِبِ ‏ ‏.‏

Ebu Zer (r.a) den rivayetle Efendimiz (a.s) şöyle buyurmuştur: Üç kişi vardır ki kıyamet gününde Allah yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacak ve onlar için acıklı bir azap olacaktır. Ey Allah'ın Rasulü, bu kaybedip hüsrana uğrayanlar kimlerdir dedim. Bunun üzerine:

- "Söz taşıyan, elbisesini (kibir maksadıyla) sürüyen ve yalan yere ettiği yeminle malını satan kişidir" buyurdu. (Tirmizî, Büyû, 5/1255)

Sadece ticaret yapanlar değil, inanmış olan insanlar da yalan konuşamazlar, konuşmamalıdırlar. Yalan insanın güvenilirliğini ortadan kaldırır. Halbuki mümin, sözüne, işine ve davranışına güvenilen insandır. Ticaretle uğraşan kimse, insanların kendisine güvenmesine daha çok muhtaç olan kimsedir.

Hakim b. Hizam (r.a.)'dan rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا ـ أَوْ قَالَ حَتَّى يَتَفَرَّقَا ـ فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا ‏.‏

"Alıcı ile satıcı meclisten ayrılıncaya kadar serbesttirler (yani alış verişi bozabilirler). Eğer ikisi de doğru konuştu, mallarının kusurlarını ve değerini olduğu gibi açıkladılarsa alışverişleri kendilerine bereketli olur. Malın ayıbını ve fiyatını gizlediler ve yalan söyledilerse, belki kâr ederler fakat alışverişlerinin bereketini mahvederler." (Buhâri, Büyu, 19/2118; Müslim, Büyu, 11; Ebu Davut, Büyu, 53; Tirmizi, Büyu, 26)

Alışverişte bile bile yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek, şüphesiz büyük günahlardandır.

Abdullah b. Ebî Evfa (r.a.) diyor ki: Birisi çarşıda malını satışı sırasında: "Bu malın bedeline, müşterinin vermediği bir bedel verildiğini Allah'a yemin ederek söylemesi ve bir Müslüman müşteriyi satılan mal hakkında ikna etmeye çalışması üzerine:

إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَناً قَلِيلاً أُوْلَـئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ وَلاَ يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

"Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır." (Âl-i İmran, 3/77) ayeti nazil oldu.

Ayet-i kerime, satış sırasında mala sürüm sağlamak için yalan yere yemin edenlerin ahiret nimetlerinden yararlanamayacaklarını, Allah'ın rahmetinden mahrum kalacaklarını ve can yakıcı bir azaba uğrayacaklarını bildirmektedir.

Değil böyle çarşı pazarda insanları kandırmak için yalan yere yemin etmek, iyilik ve dargınları barıştırmak için de olsa gerekmedikçe yemin etmenin doğru olmayacağı Kur'an-ı Kerim'de bildirilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:

وَلاَ تَجْعَلُواْ اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَن تَبَرُّواْ وَتَتَّقُواْ وَتُصْلِحُواْ بَيْنَ النَّاسِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

"Sözünüzde durmanız, kötülükten sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için Allah'ı yeminlerinize hedef ve siper edip durmayın. Allah, her şeyi işitir ve bilir." (Bakara, 2/224)

Ebu Zer (r.a.)'den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

عَنْ أَبِي ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ (صعلم) قَالَ ‏ ثَلاَثَةٌ لاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ‏"‏ قَالَ فَقَرَأَهَا رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) ثَلاَثَ مِرَارٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو ذَرٍّ خَابُوا وَخَسِرُوا مَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ الْمُسْبِلُ وَالْمَنَّانُ وَالْمُنَفِّقُ سِلْعَتَهُ بِالْحَلِفِ الْكَاذِبِ ‏‏ ‏.‏

"Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teala kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Hem onlar için acı bir azap vardır." Ravi diyor ki: Peygamberimiz bu sözü üç defa tekrarladı. Ebu Zer:

- Mahrum olan ve zararda kalanlar kimlerdir, ey Allah'ın Rasûlü? diye sordu. Peygamberimiz:

- Elbisesini kibirlenerek yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve satılık eşyasına yalan yere yemin ederek sürüm sağlayan kimselerdir, buyurdu. (Müslim, İman, 46/306)

Evet, yalan ve yalan yemin mala sürüm sağlarsa da kazancın bereketini yok eder. Satıcı bir yönden müşteriyi aldatmayacağı gibi, ona malın kusur ve ayıbını söyleyerek aldanmasına imkan da vermeyecektir.

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم) مَرَّ عَلَى صُبْرَةِ طَعَامٍ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهَا فَنَالَتْ أَصَابِعُهُ بَلَلاً فَقَالَ ‏‏ مَا هَذَا يَا صَاحِبَ الطَّعَامِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَصَابَتْهُ السَّمَاءُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَفَلاَ جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَىْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنِّي ‏.

Peygamberimiz bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine:

- Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi:

- Ey Allah'ın Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince Peygamberimiz:

"O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya. Bizi aldatan benden değildir" buyurdu. (Müslim, İman, 43/295)

İmam Gazali, "İhyau Ulumi’d-Din" adlı meşhur eserinde Yunus b. Ubeyd adındaki bir tüccarın örnek bir hareketinden söz eder. Bu zatın dükkanında 200 dirhemden 400 dirheme kadar muhtelif fiyatlarda kumaşlar varmış. Yunus b. Ubeyd bir defa kardeşinin oğlunu dükkanda bırakıp namaza gitmiş. Dönüşte birisinin elinde kumaş görmüş ve kendi dükkanındaki 200 dirhemlik kumaşlardan olduğunu anlamış.

Adama: -Kumaşı kaça aldın? diye sormuş.

Adam : - Dört yüz dirheme aldım, demiş.

Yunus: - Aldanmışın, kumaşın değeri 200 dirhemdir, geri dön paranın üstünü al, demiş.

Adam: - Bu kumaş bizim orda 500 dirhem de eder, aldanmış değilim, demiş.

Yunus: - Hayır, olmaz, götür kumaşı geri ver. Öğüt vermek, dünya kârından hayırlıdır, deyince adam kumaşı dükkana götürmüş ve iki yüz dirhemini geri almış.

Yunus yeğenine dönmüş: - Allah'tan korkmadın mı, iki yüz dirhemlik kumaşı dört yüz dirheme nasıl verdin? Müslümanlara öğüt vermeyi terkettin. Müşterinin bu konudaki bilgisizliğinden yararlanarak iki yüz dirhemlik kumaşı iki katına dört yüz dirheme sattın, böyle olur mu? diyerek onu azarlamış.

Yeğeni: - Vallahi o malı kendi rızası ile aldı, deyince,

Yunus b. Ubeyd: - Peki, o razı oldu, senin vicdanın buna nasıl rıza gösterdi, dedi. (İhyau Ulûmi'd-Din, c. 3, Kitap, 3, Bab, 4)

İşte örnek bir tüccar, "yokluğunda kendi dükkanından iki kat fiyatına satılan bir malın kârı kendi kasasına girdiği halde bunu kabul etmemiş, müşteriyi zorla dükkana getirerek, fazla olarak alınan parayı kendisine iade etmiştir. Çünkü Peygamberimiz mü'mini tarif ederken kendisi için sevdiğini, yahut kendisine reva gördüğünü din kardeşine de reva gören kimsedir, demiştir. Satıcı, malının müşteri tarafından bilinmeyen kusur ve ayıplarını ve malının gerçek değerini müşteriye söylemekle yükümlüdür. Aksi takdirde müşteriyi aldatmış ve zarara uğratmış olur. Satıcıya teslim olan ve güvenen müşteriyi aldatmanın günah olduğunu bildiren Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Kendisini satıcının vicdanına terkeden müşteriden (onu aldatarak) fazla para almak haramdır." (Mecmau'z-Zevaid ve Menbau'I-Fevaid, IV/76 (Hadisi Taberanî "Kebir"inde rivayet etmiştir.))

3- Borcu Vaktinde Ödemek

Borç Vaktinde Ödenmelidir. Bu, ahde vefanın da gereğidir. Hele parası olduğu halde, borcunu –zamanımızda çok görüldüğü gibi– bir kısım çıkar hesaplarıyla geciktirmek hiç mi hiç caiz değildir. Efendimiz, bunu “zulüm” olarak ifade etmektedir:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ (رع) أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم) قَالَ ‏ مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ، فَإِذَا أُتْبِعَ أَحَدُكُمْ عَلَى مَلِيٍّ فَلْيَتْبَعْ ‏‏.‏

“Zenginin ödemeyi savsaklaması zulümdür. Sizden biri (ileri bir) tarihte ödemeyi taahhüt etmişe ona uysun.” (Buharî, Havâlât, 1/2331, İstikraz, 12)

Yani, bu davranış bir hakka tecavüzdür. Şehidin bile Cennet’e girmesine mani teşkil eden (Müslim, İmâret, 120; Nesaî, Büyû, 98) bir “kul hakkı ihlâli” sınıfına girmektedir ve haramdır.

Aleyhissalâtü vesselâm, bu hususta şöyle de buyurmuştur:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ (رع) عَنِ النَّبِيِّ (صعلم) قَالَ مَنْ أَخَذَ أَمْوَالَ النَّاسِ يُرِيدُ أَدَاءَهَا أَدَّى اللَّهُ عَنْهُ، وَمَنْ أَخَذَ يُرِيدُ إِتْلاَفَهَا أَتْلَفَهُ اللَّهُ ‏.‏

“Kim, ödemeyi murat ederek mal alırsa Allah, ona borcunu ödemede yardımcı olur. Kim de halkın malını itlâf etmek düşüncesiyle alırsa, Allah da onu (dünya veya ahirette) telef eder.” (Buharî, İstikraz, 2/2426)

4- Borçluya Kolaylık Göstermek

وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ödeme kolaylığına kadar bir süre tanıyın. Ve bu gibi borçlulara alacağınızı bağışlayıp sadaka etmeniz eğer bilirseniz sizin için, daha hayırlıdır. (Bakara, 2/280)

Borçlu borcunu zamanında ödeyerek alacaklıyı üzmemesi yanında alacaklı da borçluya borcunu ödemede kolaylık göstermesi Peygamberimiz tarafından tavsiye edilmiştir. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ (ر عنهما)  أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم)  قَالَ ‏ رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحًا إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشْتَرَى، وَإِذَا اقْتَضَى ‏‏.‏

"Satarken, alırken, alacağını isterken, borcunu öderken kolaylık gösteren kimseye Allah rahmet etsin." (Buhâri, Büyu, 16/2115)

Bir başka hadisi şerifte de şöyle buyurulmuştur:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُظِلَّهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي ظِلِّهِ فَلْيُنْظِرْ الْمُعْسِرَ أَوْ لِيَضَعْ عَنْهُ‏.‏

"Allah'ın gölgeliğinde gölgelenmeyi seven kimse borçlusuna kolaylık sağlasın veya (alacağından) vazgeçsin." (Ahmed, Müsned, 3/14972)

عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ  (ر عنهما) أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم)  قَالَ ‏ رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحًا إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشْتَرَى، وَإِذَا اقْتَضَى ‏.‏

Cabir b. Abdillah'dan; Rasulullah (a.s) şöyle buyurdu:

Alışverişte ve hüküm vermede müsamahalı davranana merhamet etsin. (Buhari, Büyu', 16/2115)

Peygamberimiz buyuruyor:

قَالَ النَّبِيُّ (صعلم) ‏"‏ تَلَقَّتِ الْمَلاَئِكَةُ رُوحَ رَجُلٍ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ قَالُوا أَعَمِلْتَ مِنَ الْخَيْرِ شَيْئًا قَالَ كُنْتُ آمُرُ فِتْيَانِي أَنْ يُنْظِرُوا وَيَتَجَاوَزُوا عَنِ الْمُوسِرِ قَالَ قَالَ فَتَجَاوَزُوا عَنْهُ

"Sizden önce geçen milletlerden cömert bir kişi öldüğünde, melekler onun ruhunu karşılayarak:

- (Dünyada) bir hayır işledin mi? diye sormuşlar. (Hiçbir hayır işlememiş olan) bu kişi:

- Ben alacaklarımı tahsil eden görevlilerime:

- Yoksula mühlet verin, zengine de kolaylık gösterin, diye emrederdim, cevabını vermişti. Bunun üzerine Allah Teala:

Vazgeçiniz, onu bağışladım, buyurmuştur. (Müslim, Müsakat, 6/4076; Buhâri, Büyu, 17/2116)

Allah Teala, yoksulun borcunu bağışlayan alacaklıya kendisinin borçlandığını kabul ediyor ve şöyle buyuruyor:

مَن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ أَجْرٌ كَرِيمٌ

"Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir ödülü de vardır." (Hadid, 57/11)

Süleyman İbn Büreyde (r.a.) diyor ki: Bir kere Peygamberimizin:

"Kim ki yokluk ve darlık içindeki bir borçlunun borcunu malî durumu iyileşinceye kadar tecil ederse, o kimseye tecil ettiği her bir gün için borç kadar sadaka sevabı vardır." buyurduğunu işittim. Sonra bir kere de:

"Kim ki yokluk ve darlık içindeki bir borçlunun borcunu, durumu rahatlayıncaya kadar erteleyecek olursa, o kimseye ertelediği her gün için iki misli sadaka sevabı verilir." buyurduğunu işittim. Peygamberimize sordum:

- Ey Allah'ın Resûlü, yoksul bir borçlunun borcuna verilen vâdenin her günü için bir kere borcunun bir katı, bir kere de borcun iki katı sevap verilir, buyurduğunuzu işittim, bunun anlamı nedir, dedim.

Peygamberimiz:

"Her gün borcun bir misli sadaka sevabı verilmesi borcun vadesi gelmeden evvelki günlere aittir. Borcun vadesi gelip de alacaklının onu ertelediği günler için de borcun iki misli sevap verilir." buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, V/360)

Bu konuda bir hadisi şerif daha nakletmek istiyorum.

Ebû Hureyre (r.a.) diyor ki: Bir bedevi Peygamberimizde alacağı olan bir devesini istemiş, ancak bedevilik âdeti üzere Peygamberimize, kaba ve yakışıksız sözler söylemişti. Orada bulunan ashab-ı kiram bedeviye haddini bildirmek isteyince, Peygamberimiz:

- Bedeviyi bırakınız! Her hak sahibinin (edep ölçüleri içerisinde) söz hakkı vardır. Buna bir deve alıp verin, buyurdu. Ashab-ı kiram:

- Ey Allah'ın Resûlü, aradık, bunun devesinden daha yaşlı ve kıymetli deveden başka deve bulamadık, dediler. Peygamberimiz:

- O kıymetli deveyi satın alıp buna verin. Sizin hayırlınız borcunu güzel vereninizdir, buyurdu. (Buhâri, İstikraz, 4)  Çok sevinen bedevi Peygamberimize dua etti.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) مَنْ أَقَالَ عَثْرَةً أَقَالَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ‏.‏

Her kim bir müslümanın ikalesini (akdini geri çevirmesini) kabul ederse, Allah'ta onun hatasını/tökezlemesini bağışlar. (Müsned, 2/7122)

5- Paraya Karşı Hırslı Olmamak

Dinimiz zenginliği övmüş, servet edinmeye teşvik etmiştir, ama paraya, mala karşı gösterilecek hırsı da kötülemiş, mü’minleri bu noktada uyarmıştır.

Rasulullah (s.a.s.):

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) ‏‏ لُعِنَ عَبْدُ الدِّينَارِ لُعِنَ عَبْدُ الدِّرْهَمِ ‏‏.‏

“Dinar ve dirhemin kullarına lânet edilmiştir.” buyurarak (Tirmizî, Zühd, 42/2549), servetlerine düşen zekâtı, sadakayı ödemeyenleri, para kazanma yolunda “Çalışmak da ibadettir.” gibi boş avunmalar ve aldatmacalarla namaz, oruç, zekât gibi vazifelerini ihmal edenleri, daha çok servet için haram–helâl tefrîk etmeyenleri uyarmıştır.

Resulullah’a göre, bu suretle, hırsla elde edilecek servetle zengin olunmaz, gerçek zenginlik kalp zenginliği, gönül zenginliğidir:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) ‏ لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ وَلَكِنِ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ ‏‏.‏

“Zenginlik mal çokluğu ile değil, kalp zenginliği iledir.” (Tirmizî, Zühd, 40/2547)

6- Pazarlığı Yapılmakta Olan Mala Müşteri Olmamak

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurmuştur:

لاَ يَبِعِ الرَّجُلُ عَلَى بَيْعِ أَخِيهِ وَلاَ يَخْطُبْ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ إِلاَّ أَنْ يَأْذَنَ لَهُ ‏‏ ‏.

“Kişi, kardeşinin almakta olduğu mala alıcı çıkmasın; istemekte olduğu kıza da talip olmasın. Önceki izin vermişse o başka.” (Müslim, Nikah, 6/3521)

7- Cuma Vaktinde Ticaret Yapmamak

Ticarette haram denince sadece haram olan mallar, tarzlar değil, başka şeyler de kastedilir. Bunlardan biri, ticaret yapılan zamandır. Nitekim Kur’an–ı Kerîm, Cuma günü ezan okunurken alışverişin terk edilmesini emreder

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah'ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. (Cuma, 62/9).

Ulema, Cuma günü ezandan Cuma namazının bitişine kadarki vakitte alış–veriş yapma veya Cuma namazı kılmaktan alıkoyacak bir şey ile meşgul olmanın haram olduğunda müttefiktir.

Beş Vakit Farz Namazları Vaktinde Kılıp, O Anda Başka Şeyle Meşgul Olmamak

8- Ticaret, İnsanı Allah'ı Anmaktan Alıkoymamalıdır

Gazali, bu başlığı şöyle ifade ediyor:

"Dünya pazarı âhiret pazarına engel olmamalıdır."

Allah Teala şöyle buyuruyor:

رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ

"Öyle adamlar vardır ki, ne ticaret ne de alış-veriş onları, Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar." (Nur, 24/37)

9- Çok kazanma hırsıyla, zamanımızı sadece ticarî meşguliyetlere tahsis etmemek

Allah’a karşı vazifelerimizi,

Kendimize karşı vazifelerimizi,

Ailemiz fertlerine karşı vazifelerimizi,

Komşu ve akrabalara karşı vazifelerimizi,

Çocuklarımıza olan terbiye, ilgi, sohbet vazifelerimizi

Ve diğer bir kısım vazifelerimizi, ihmal etmek doğru değildir. Hadislerde, üzerimizde bu çeşit vazîfelerin de bulunduğu hatırlatıldıktan sonra,

‏ إِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقًّا ‏‏.‏ ‏

“Her hak sahibine hakkının verilmesi gerektiği’ne dikkat çekilir." (Buharî, Savm, 51; Tirmizî, Zühd, 64; Fethu’l–Barî, 5/114, Mubârekfûrî, 7/96)

10- İhtikar (Karaborsacılık)  Yapmamak

Karaborsacılık, yiyecek maddeleri satın alıp, fiyatları yükselsin diye saklamak demektir. Karaborsacılık, ticarette dinin tasvip etmediği sakıncalı davranışlardandır ve haksız bir kazanç yoludur. Müslümana yakışmaz.

Peygamberimiz buyuruyor:

"Karaborsacı ne kötü insandır! Ucuzluk olunca üzülür, pahalılık olunca sevinir." (Mecmau'z-Zevaid, IV/101 (Hadisi Taberanî rivayet etmiştir.)

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) ‏"‏ مَنِ احْتَكَرَ فَهُوَ خَاطِئٌ ‏"‏ ‏.‏

"Kim karaborsacılık yaparsa o, günahkârdır." (Müslim, Müsakat, 26/4206; Tirmizî, Büyu, 40)

Özetlememiz gerekirse, ticaret, meşrû bir kazanç yoludur. Bu kazanç yolunu seçen kimse, ölçü ve tartıyı adâletle yapmalı, hile ve haksızlıktan sakınmalı, malına sürüm sağlamak için yalan konuşmamalı, yalan yere hatta doğru da olsa gereksiz olarak yemin etmemeli, borçluya kolaylık göstermeli, karaborsacılık yapmamalı, ticareti onu dinî ibadetlerini yerine getirmekten ve Allah'ı anmaktan alıkoymamalıdır.

Son Kelam

عَنْ أَبِى سَعِيدٍ عَنِ النَّبِىِّ (صعلم) قَالَ التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ.

Ebu Said (r.a)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v):

Doğru ve güvenilir tüccar (kıyamet günü) nebilerle, sıdıklarla ve şehitlerle beraberdir. (Tirmizi, Büyu, 1/1252)

         Not: Bu metin L.Şentürk’ün D.A.Dergi Kasım 2001’deki "Ticaret Meşru Bir Kazanç Yoludur" adlı yazısı ile İbrahim Canan'ın Yeni Ümit Dergisi 60. sayısındaki "Peygamber Efendimizin Sünnetine Göre Ticaretle İlgili Esaslar" adlı makalesinden değişiklikler yapılarak alınmıştır.

Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Günün Hadisi
Ana Menü
Tefsir
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Hadis
Kütübüs-Sitte
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lüga