Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Dünya İmtihan Yeridir

DÜNYA İMTİHAN YERİDİR

Sözlükte; denemek, tecrübe etmek, sınamak anlamlarına geldiği ifade edilen imtihan; İslâmî bir terim olarak; Cenab-ı Hakk'ın insanları dünya hayatında hayır ve şerle imtihan ederek, sabır ve teslimiyet gösterenleri ahirette mükâfatlandırması,  isyan edenleri ise cezalandırması demektir.

        İmtihan deyince; hastalık, fakirlik, ölüm gibi acı şeyler de akla gelebilir. Fakat imtihan sadece bunlar değildir. İnsan, sağlık, zenginlik ve rahatlık ile de imtihan edilebilir. Hayır ya da şer, her şeyin içinde imtihan vardır.

        İnsanın dünya hayatında yaşadığı büyük imtihan Yüce Allah'a kulluk ve dostluk imtihanıdır. Bunun için melekler ve cinler yaratılmıştır, peygamberler gönderilmiştir. İçimize nefis, karşımıza şeytan, önümüze helal ve haramlar konulmuştur. Sonra bütün bunların arasında bir tercih yapmamız istenmiştir.

Önüne gelen her işte Allah rızasını seçenler, Hak katında en akilli, en kazançlı ve en sevgili kullardır. İşlerinde harami ve şeytanin tarafını seçenler, düşünmeyen ve aklını kullanmayan, en zararlı ve en sevimsiz kullardır. Bazen hayri, bazen haramı seçenlerin işi ise Allah'a kalmıştır. Onların kalbi hastadır, gönül huzurları yoktur. Ta ki tövbe edip haramlardan kurtulana kadar.

Allah Teâlâ, insanoğlunu yaratarak onu dünyaya bir imtihan devresi geçirmek üzere göndermiştir. Cenab-ı Allah Kur'an'da;

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ

"Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır." (Zâriyât: 51/56) buyurarak temelde insan ve cinlerin yaratılması Allah'ı bilmeleri ve O'na kulluk etmeleri içindir. Bu nedenle İnsanı, diğer varlıklardan ayıran ve bu büyük imtihana ehil kılan; akıl, irade ve sorumluluk bilincine sahip olarak yaratılmasıdır.

Yine Kur'an'da;

مَنِ اهْتَدَى فَاِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً

"Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz." (İsra:17/15) buyrularak;

Seçkin bir varlık olarak yaratılan insanın, peygamberler ve kitaplarla uyarıldığı,

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لاَ تُرْجَعُونَ

         "Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" (Mü’minûn:23/115) buyrularak; boş yere yaratılmadığı,

اِنَّا عَرَضْنَا اْلاَمَانَةَ عَلَى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا اْلاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولاً

"Doğrusu Biz, sorumluluğu (emaneti) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir. (kabulüne rağmen emanete hıyanet etmektedir)" (Ahzab:33/72) buyrularak;İnsan, böyle bir imtihana muhatap olabilmek için  gerekli olan sorumluluk ve emanet bilincine sahip olduğu, Bu emanet göklere, yere ve  dağlara sunulmuş ama insanın bu emaneti kabul ettiği ifade edilmiştir.

İmtihan İlk insanla başlamıştır, son insana kadar devam edecektir.Peygamberler dahil, bütün mükellef insanlar bu imtihan meydanına çıkarılmış,akıllı olup büluğa eren herkes için imtihan başlamıştır. Bundan kaçmanın ve kurtulmanın imkanı yoktur. En iyisi gönül hoşluğu ile güzel olana katılmaktır.

Bu imtihanda her kulun kalbindeki iman kontrol edilir, niyetine bakılır, neyi niçin sevdiği belirlenir, hayattan beklentileri bilinir, yaptığı işler tespit edilir. Böylece lehine veya aleyhine deliller birikir ve sonuçta Yüce Allah herkese hak ettiğini verir.

Bu imtihanla, mümin, münafık birbirinden seçilir, Yüce Allah’ı sevenlerle dünyaya gönül verenler, hayırlara koşanlarla güzel işlerden kaçanlar birbirinden ayrılır, görevli melekler tarafından herkesin yaptığı yazılır.

Ahirette kazanan da kaybeden de bir delil, sebep ve şahide göre sonuç alır.Hiç kimseye haksizlik edilmez.

Müslümanlar zaman zaman  kendi kendilerine Nerden geldik? Ne için varız? Nereye gideceğiz?  sorularını sorup, bu sorulara cevap aramaktadır. Bu soruların cevaplarına  gelince; Kur’an’ın ifadesiyle;

. قَالُوآ اِنَّا لِلَّهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ

﴾ ……. Allah'tan geldik, imtihan için varız ve tekrar Allah'a gideceğiz. (Bakara: 2/156) cevabıyla karşılık bulur.

Allah Teala  Mülk suresi ikinci ayeti kerimesinde:

اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

         “Sizden hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur” (Mülk: 67/2) buyurmakla bu dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğunu ifade etmektedir. İnsanoğlu maişet ve geçimleri için geçici olan bu dünyadaki bir sınav için bazen geceler boyu uyku uyuyamamaktadır. Dinimize göre insana düşen görev dünyayı ve dünyadaki nimetleri terk edip, sadece ahiret için çalışmak değil, her ikisini dengede tutarak kişinin hem dünyasını, hem de ahiretini kurtarabilmesi, dünyaya verdiği önem kadar ahiretine de önem vermesidir. Çünkü Kur’an’ın ifadesine göre; 

   بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَوةَ الدُّنْيَا

وَاْلاَخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقَى

﴾….. dünya hayatı geçici, ahiret hayatı ise kalıcıdır. (A’la, 87/16-17) Ama  İnsanlar bazen  hayatın karmaşasına dalarak bu dünyanın sadece bir imtihandan  ibaret olduğunu unutarak asıl olanın bu dünya olduğu duygusu ile hareket etmekte hayatlarını buna göre sürdürmektedirler.

Ölümü Ve Hayatı Yaratan O'dur. Ölüm, hayatın anlam ve hikmetini; hayat da var olmanın sırrını öğre­tiyor. Sonsuz hayatın değer ve hikmeti, fâni hayatın sona ermesiyle; ikinci hayat için hazırlanan kusursuz nimetlerin kıymeti, çileli bir hayat döneminden geçtikten sonra anlaşılabilir.

İşte hayat ve ölümün takdîr edilmesinin sebeplerinden biri de budur. Çünkü bu sebepler insanı daha düzenli, şuurlu, kalıcı ve daha iyi bir hayat sürmeye davet etmektedir. O bakımdan sonsuz ve kusursuz nimetlere ancak büyük gayretler, düzenli hizmetler ve birtakım fedakârlıklarla erişilebilir.

Hayat Bir Yarıştır. Hayat, gayesi, hedefi, hareket noktası ve hikmeti belirlenen bir yoldur. Kurulan nizam ve hazırlanan program gereği, dünya hayatında daha İyiyi, daha güzeli ve daha yararlı olanı yapmaya yönelik bir yarıştır. Bu yarışta başarılı olabilmek için insana lüzumlu yetenekler ve yardımcı faktörler verilmiştir. Onları hayat kanunları doğrultusunda yerli yerince kullananlar başarılı, kullanamayanlar başarısız olurlar.

Şüphesiz dünya hayatının bütün bu Önemli safhaları, sünnetullah gereği birer imtihan olarak beşerin önüne konulmuştur. Bu gerçeği ancak semavî kitap ve gönderilen peygamberden öğrenmek mümkündür.

Hayatın böylesine renkli ve sistemli programlanması, o çok üstün, çok güçlü ve yegâne bağışlama sahibi Cenâb-ı Hakk'ın eseridir. Ceza vermekte acele etmez; işlediği günahlardan pişmanlık duyan ve Hakk'a yönele­rek tövbe ve istiğfarda bulunan kullarını affeder.

Böylece âyetin son kısmında anılan «Azîz» ve «Gafur» sıfatları, insan aklını kâinatta hâkim olan kudrete çevirmek ve insanın düşünce ufkunu genişletmek içindir.

        Hayatın bir imtihan olduğuna inanan Müslümanların yaşadığı süreçte imtihan aşamalarında başarılı ya da başarısız olmaları inandıkları değerler sistemine bağlılıkları ile ilgili bir olaydır. Yüce Allah Kur’an’da  imtihanın  temel kurallarını belirlemiş, inananların bunlara uymasını tavsiye etmiştir. Kur’an-ı Kerim inananların mutlaka sınanacaklarını, sınandıktan sonra ortaya çıkan sonuca göre konumlarının belirleneceğini belirtir. Her sınamada kazanmak ve kaybetmek gibi iki sonuç vardır. Kur’an-ı Kerim dünyadaki kazanç ve kaybın asıl olmadığını, asıl olanın ahiret yurdundaki kazancın olduğunu belirtir. Bununla birlikte Kur’an’ın ifadesine göre;

وَابْتَغِ فِيمَا اَتَيكَ اللهُ الدَّارَ اْلاَخِرَةَ  وَلاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا  وَاَحْسِنْ كَمَآ اَحْسَنَ اللهُ اِلَيْكَ وَلاَ تَبْغِ الْفَسَادَ فِى اْلاَرْضِ اِنَّ اللهَ لاَ يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ

﴾ dinimiz dünyadan el etek çekmeyi uygun görmemiş Müslüman'ın ahiret için çalışırken dünyadaki nasibini de unutmamasını emretmektedir. (Kasas:28/77) Müslüman dünya ve ahiret dengesini kurabilen kişi olabilmelidir.

Şayet kişi, şu geçici dünya hayatını nefsin bitmez tükenmez gayri meşru istekleri peşinde koşarak, şeytana ve onun arkadaşlarına boyun eğerek geçirir ise, ahiret hayatında bir çok sıkıntılara ve çeşitli azaplara maruz kalır, hüsrana uğrayanlardan olur. İnsanlar hem bela ve musibetlerle, hem de mal ve zenginlikle imtihan edilmektedir. İşte hakiki kulluk bu imtihanlarda muvaffak olmaktan geçmektedir.

Bela ve musibetlerin de birer imtihan  olduğunu bilerek  büyük bir sabır ve tahammül gösterirse, her şey Rabbimizin takdiri ile oluyor diyerek razı olmak, isyan etmemek, nimetlerle imtihan olduğu zaman da, şımarmadan, küfranı nimet yapmadan, imkanları masiyete vesile kılmadan, Allah Teala’nın lütfettiği nimetleri Allah yolunda harcamak temel hedef olmalıdır. Allah insanların İmtihan olunmadan kolayca bırakılmayacağını, önceki ümmetlerin de imtihan edildiğini Kur’an’da şöyle ifade etmektedir:

اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُوا اَنْ يَقُولُوا اَمَنَّا وَهُمْ لاَ يُفْتَنُونَ

وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ

اَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ اَنْ يَسْبِقُونَا سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ

مَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَآءَ اللهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللهِ لاَتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

         “And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır. Yoksa, kötülük yapanlar Bizden kaçabileceklerini mi sanırlar? Ne kötü hüküm veriyorlar! Allah'la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah'ın bunun için belirttiği vakit gelecektir. O, işitir ve bilir.” (Ankebut:29/1-5) Hz. Adem (a.s.)’ den zamanımıza kadar, başta Peygamberler olmak üzere, sadık, Salih, muttaki insanlar çeşit çeşit bela ve musibetlere duçar olmuşlardır.

         Peygamberler de sınandılar. Peygamberlerin niçin acı ve hastalık çektikleri, insanlar tarafından hakaret gördükleri, yalnızlığa itildikleri, yurtlarından çıkarıldıkları, taşlandıkları, aç kaldıkları doğru anlaşılmazsa, insan vesvese ve fitneye düşer. Çünkü peygamber Allah’in dostu ve elçisidir.

        Şeytan insana gelir ve: "Yüce Allah, peygamberlerini niçin bu hallere düşürdü? Yerin göğün hazineleri O’nun ise, neden sevdiklerini aç bıraktı. Her şeye gücü yeten Allah, neden düşmanlarına fırsat verip peygamberlerini taşlattı.." şeklinde vesvese verip kulu dininde fitneye düşürür. Halbuki bütün bunlarda pek çok hikmetler ve büyük ibretler vardır. İmtihanın manası, bilinmeyen şeyi tespit etmektir. Burada bilinmesi gereken şey, insanin içindekilerdir. İnsanın içini bilecek ve görecek olan Yüce Allah değil, insanlardır. Yüce Allah zaten herkesin gizli açık her şeyini bilmekte ve görmektedir. Bunun için ayet-i kerimede:

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ اَخْبَارَكُمْ

         “Allah yolunda cihat edenlerinizi belirlemek, sabredenlerinizi tespit etmek ve haberlerinizi ortaya koymak için sizi imtihan edeceğiz.”  (Muhammed:47/31)  buyrulmaktadır.

        İnsanlığa örnek olsun diye bütün peygamberler, iman ve ahlâkta örnektirler. Yaradılışları tertemiz, kalpleri ilâhi aşk ve edeple doludur. Onlar, her halleri ile ilâhi ahlâki temsil eder. İşte onlardaki bu güzel hallerin ve yüksek ahlâkin gözükmesi için bir sebep gerekir.

        Aydınlığın tanınması için karanlığın lazım olduğu gibi. İnsandaki sabır seviyesi de acı hallerde belli olur. Edep, edepsiz insanlarla anlaşılır. Mertlik ve adalet, düşmanlarla ortaya çıkar. Takdire rıza hali, afet, dert ve hastalıklarda kendini gösterir. Allah’a teslimiyet zor ve dar anlarda anlaşılır. Kısaca, ateşte yanmadan, altın cevheri ortaya çıkmaz.

        Bunun için Allahu Tealâ, Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şerefli kalbindeki iman ve ilâhi aşkı ortaya çıkarmak için O’nu en ağır ve acı imtihanlara tabi tutmuştur. Sıkıntı ateşleri içine salarak gönlündeki saklı sevgiyi, merhameti, sabri, azmi, edebi ve diğer güzel halleri ortaya çıkarmıştır. Böylece Efendimiz (s.a.v.)  Allah’a dostluk yolunda insanlara örnek olmuştur. Bu yolun ne kadar kıymetli ve tatlı olduğunu çektiği çilelerle göstermiştir. İlâhi aşkın insana neler yaptıracağını, en şiddetli sıkıntı ve zorluklara gönül hoşluğu ile sabrederek ispat etmiştir.

        O’nun günlerce açlık çekmesi, kavmi tarafından terk edilip yalnız bırakılması, hiç hak etmediği hakaretleri görmesi, taşlanması, hasta olması, yakınlarının ölüm acısını tatması, savaşlarda yaralanması, sevdiklerini şehit vermesi; evet bütün bunlar az önce belirttiğimiz hikmetler içindir.

        Allah Resulü (s.a.v.) Efendimiz, bunca sıkıntılar yanında, yerlerde ve göklerde hiç kimseye nasip olmayan bir heybet, izzet, şeref, itibar, sevgi, hürmet, iltifat, zafer ve devlete de ulaştırılmıştır. O, bunca nimetler içindeki imtihanı da en mükemmel şekilde vermiştir. Acılara sabrederek, güzelliklere şükrederek, her iki halde de büyük bir tevazu ve edebe bürünerek Yüce Allah’a olan dostluğunu ve kulluğunu en üst seviyede yerine getirmiştir. Bütün peygamberlerin çektiği çileler bu manadadır. Onlar, Allah yolunda en acı ve ağır sıkıntıları bizzat yaşayarak, insanlara yol açmışlar, korkak ve tembel nefislerin kulluk yolunda engel gördüğü boş bahaneleri ortadan kaldırmışlardır.

          Dinde boş davalara ve iddialara yer yoktur. “Ben Allah’ın dostuyum” diyenlerden dostluk istenir. Arifler demiştir ki: “Bir kul, bütün ibadetleri yapsa, fakat bütün haramlardan sakınmasa, Allah’in dostu olamaz.” İşin aslı, kalbin Yüce Allah’i sevmesi ve O’nun rızasını her şeye tercih etmesidir. Mümin, kalbinin halini acı-tatlı her işte ve ibadette kontrol etmelidir. Namazda ihlâslı olduğu gibi, bir sıkıntıya sabrederken de ihlâslı olmalıdır. Bir günahtan kaçarken de Allah rızasını aramalıdır. Kuldan hastalık halinde edep, tevazu, rıza ve teslimiyet beklendiği gibi, sıhhat, afiyet, genişlik ve zenginlik halinde de ayni şeyler beklenmektedir. Kısaca imtihanın merkezi kalptır; kalpte aranan samimiyettir. Hedef, iç ve dışla Allah’a yönelmektir. Bunun için ayette:

وَقَطَّعْنَاهُمْ فِى اْلاَرْضِ اُمَمًا مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَلِكَ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

          “Kötülükleri terk edip hakka dönmeleri için biz onları

iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.” (A’raf:7/168) buyrulmuştur.

        Allah dostlarından Süfyan es-Sevrî (k.s.) kadın velilerden Rabia Adeviyye (k.s.)’nin yanına geldi. Sordu:

        - “Her kulluğun bir şartı ve her imanın bir hakikati vardır.

Senin kulluk şartın ve imanının hakikati nedir?”  Şu cevabi aldı:

        -“Ben Allah’ın ateşinden korkarak O’na ibadet etmem. Yoksa, efendisinin korkusundan ona itaat eden hizmetçi gibi olurum. Ben cennet muhabbeti ile de kulluk etmem. Böyle yaparsam, kendisine bir şeyler verildiğinde efendisine hizmet eden hizmetçi gibi olurum. Ben ancak Yüce Rabbim’i sevdiğim ve Ona kavuşmak istediğim için ibadet ederim.” (el- Mekkî, Kûtu’l-Kulûb)

        Urve b. Zübeyr (rh.a.)’in bir hastalık sebebiyle dizlerinden birinin aşağısı kesildi. Buna karşılık o: “Benden ayağımın birisini alan Allah’a hamd olsun. Ya Rabbi, sen birisini aldıysan, diğerini bıraktın. Bir bela verdi isen, afiyet de verdin.” dedi ve o geceki virdini, gece ibadetini ve zikrini terk etmedi. (Gazalî, Ihya)

            Yine ihya’da şu olay nakledilir: Hz. isa (a.s.) bir adama uğradı. Adam, gözleri kör, iki tarafı felçli, kötürüm bir halde yatıyordu. Bütün bu dertler içinde adam şöyle diyordu:

         - “İnsanların çoğunu düşürdüğü hastalıktan beni kurtaran Allah’a hamd olsun.” Hz. isa (a.s.) sordu:

         - “Allah seni hangi hastalıktan kurtardı ki, şükrediyorsun?” Adam su cevabi verdi:

         - “Ben, Allah’ın kalbime koyduğu marifet (O’nu tanıma) nuru sebebiyle, kalbine koymadığı kimselerden daha iyi haldeyim.”

Hz. isa (a.s.) doğru söylediğini belirtti, adamın elini tuttu, dua etti, o da

şifa buldu. Bundan sonra bu adam Hz. İsa (a.s.)’nın yakın arkadaşı oldu.

        Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, cennetin sıkıntılarla, cehennemin ise nefsin

hoşuna gidecek şeylerle sarıldığını haber vermiştir. (Tirmizî, Hakim, Elbanî)

        Allahu Tealâ, cenneti çok kıymetli ve şerefli yaratmıştır. Sevdiklerine cemalini orada seyrettirecektir. Bu hedefe yönelen müminlerden gayret ve hasret beklemektedir. Bunun için cennet yolunun başı acı, sonu tatlı yapılmıştır. Allah’ın razı olduğu işleri nefis istemese de, müminin aklı ve imanı güzel bulup peşine düşmelidir. Nefse günahların çekici, hayırlı işlerin sıkıcı gelmesi, imtihanın en zor yanıdır. Aslında işin tadı ve sırrı burada gizlidir.

Allahu Tealâ;

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ        

 “benim yolumda sizden öncekiler gibi çile ve zahmet çekmeden cenneti beklemeyin” diyor. (Bakara:2/214)

         Allah yolunda çekilecek çilelerden birisi de, Allah için sevilen müminlerin

sıkıntılarına sabredip, dostluğu bozmamaktır. Bunda hem gönlü, hem de cenneti kazanmak vardır. İnsanin en büyük imtihanı yakınlarıyla olur. En büyük sıkıntı tanıdıklardan gelir. Çünkü onlarla paylaşılan bir hayatla birlikte bir çok haklar vardır. Cennetlik müminlerin en belirgin vasfı, geçimi zor insanlara yumuşak davranmak, onları Allah için idare etmek, kalbinde hiçbir mümine kin, haset ve intikam hırsı taşımamaktır. İnsanların yükünü çekmek ve onlarla güzel geçinmek, peygamberlerden kalan en faziletli ve en gerekli sünnettir.

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde cehennemliklerin dünyada çekmiş olduğu ferahın, cennetliklerin ise dünyada çektikleri sıkıntıların cehennem ve cennete nispetle şöyle anlatmakta ve dünyada çekmiş olduğumuz imtihanın neticesinde cennet var ise dünyalık meşakkatin hiçbir öneminin olmadığına şöyle işaret etmektedir. “Cehennemliklerden olup, dünyada pek müreffeh hayat yaşayan bir kişi kıyamet gününde getirilip cehenneme bir kere daldırılır. Sonra:

– Ey âdemoğlu! Sen hayırlı bir gün gördün mü? Herhangi bir nimete nâil oldun mu? denilir. O kişi:

– Hayır, vallahi Rabbim! Öyle bir şey görmedim, der. Cennetliklerden olup, dünyada insanların en yoksul olanı getirilir cennete bir kere daldırılır. Ona da:

– Ey âdemoğlu! Sen herhangi bir yoksulluk ve sıkıntı gördün mü? Hiç zorluk ve darlık çektin mi? denilir. O kişi de:

– Hayır, vallahi Rabbim! Hiçbir yoksulluk ve sıkıntı görmedim, zorluk ve darlık çekmedim, der.” (Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 463)

Elest Bezminden dünya hayatındaki son nefesine kadar belli aşamalardan oluşan insanoğlunun hayat yolculuğunun ilk durağı olan  dünya yaşantısını Allah Teala’nın istediği şekilde bir kulluk yaparak geçirirse, ahiret aleminde nice nimetlere, nice mutluluklara ulaşır. Çünkü Kur’an-ı Kerim iman edenlerin mutlaka ama mutlaka sınanacağını belirtir. Bundan kaçış yoktur. Bu hakikat karşısında  bizim yapacağımız imtihanı kazanma gayretidir. Zaten önemli olan da sınanma ile karşılaşınca inananların ortaya koyacağı tavırdır. Herkes kendi seçiminden sorumludur. Her insanın ebedi hayatı, kendi amelleriyle şekillenir. Çünkü Kur'an'ın ifadesiyle

 وَاَنْ لَيْسَ لِلاِنْسَانِ اِلاَّ مَا سَعَى

 " İnsan ancak çalıştığına erişir." (Necm:53/39)

Sonuç olarak Müslümanlar dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğu bilincine varıp hayatlarını ona göre düzenlemelidir. Çünkü şu uzun gibi görünen altmış, yetmiş yıllık hayat ahiret hayatının yanında bir gün ya da bir günün yarısı gibidir.

        Sohbetimizi Hz. Mevlana'nın şu sözleriyle bitirmek istiyorum :

        “Bil ki ahiret deve kervanı, dünya da deve tüyüdür. Katara sahip olursan yün de deve de mal da sana gelir. Eğer yünü alırsan deve senin olur mu?”

   "Dünya nedir! Allah'tan gafil olmaktır.”

         “Dünya uykudaki kişinin gördüğü rüyadır.”

                       "Bir can var, canında o canı ara!

                       Beden dağındaki gizli mücevheri ara!

                       Ey yürüyüp giden dost bütün gücünle ara!

                       Ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara!"

  21.02.2014  Bahattin TAMA

  Bafra Müftülüğü 

 Şube Müdürü

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Temmuz 29 2015 09:20:31 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Haftanın Hutbesi
19.06.2020 Halis Niyet Ve Samimiyet
12.06.2020 Müstakim Ol, Emin Ol Her Tasadan!
05.06.2020 Ahirete İnanan Mümin
29.05.2020 Hamdolsun Rabbimize
22.05.2020 Bir Ömrü Ramazan Gibi Yaşamak
15.05.2020 Kur’an’la Yaşamak
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Sayfa oluşturulma süresi: 0.04 saniye 9,163,458 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2020