Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Rüşvet

 

       

RÜŞVET

‘Rüşvet’, hakkı yok etmek veya batılı revaçta göstermek için yahut mutlaka maksadı temin için hakkı olmayan kimseye verilen para ve kıymetlere denir.[1]

Bir yetkilinin konumunu kötüye kullanarak yapması gereken bir işi yapmaması veya yapmaması gereken bir işi yapması karşılığında kendisine veya başkalarına para, hediye veya başka herhangi bir ad altında haksız bir çıkar sağlaması olarak da tanımlayabileceğimiz rüşvet; haksız kazanç yollarından biridir ve din, ahlâk ve hukuk kurallarına tamamen aykırıdır.

‘Râşi’, rüşvet veren, ‘mürteşî’ de rüşvet alan demektir. Bazı rivayetlerde ‘râiş’ de zikredilmiştir ki, bu işte aracılık yapan demektir.

Yüce dinimiz İslâm; emir ve yasaklarıyla fert ve toplum yararını gözetmiş; insanların dünya ve ahiret mutluluklarına zarar verecek her türlü söz, fiil ve davranışları ise haram kılmıştır. Bu maksatla kamu mallarını zimmete geçirmek, hırsızlık, gasp vb. gayri meşru kazanç yollarını yasakladığı gibi fert ve toplum hayatı için son derece zararlı olan rüşvet alıp-vermeyi de yasaklamıştır.

Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

وَلاَ تَأْكُلُوآ اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَآ اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِاْلاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile, günaha girerek yemek için onları yetkililere (rüşvet olarak) vermeyin.”[2]

Peygamber Efendimiz(s.a.v.) de,

 

“Rüşveti alan da veren de Cehennemdedir.” buyurarak rüşvet almanın veya vermenin kişinin cehenneme girmesine sebep olacağını açık bir şekilde vurgulamıştır. Yine başka bir hadis-i şerifte de, her zaman insanların affedilmesi için dua eden Yüce Peygamberimizin rüşvetin toplumda meydana getirdiği büyük hasar sebebiyle,

لَعَنَ رَسُولُ اللّهِ . الرَّاشي وَالْمُرْتَشِي في الْحُكْمِ

Rüşvet alanı ve rüşvet vereni ve bu ikisi arasında aracılık yapanı lanetlediği belirtilmektedir.[3]

İslâm'ın üzerinde önemle durduğu adalet müessesesini yerle bir edecek en önemli hastalık olan rüşvet, şiddetle yasaklanmıştır. Ancak kişinin, gasp edilen hakkını almak için başka yol kalmadığı takdirde veya maruz kaldığı zulmü defetmek için verdiği rüşvetin haram kısma dâhil olmadığı söylenmiştir.

Tarih boyunca, rüşvet hadiseleri, medenî milletlerin siyasî ve sosyal hayatlarında ciddî bir çıkmaz olagelmiştir. Günümüzde dünya ülkelerinde meydana gelen ve bütün dünya kamuoyunu meşgul eden rüşvet skandallarına pek sık tanık olmaktayız.

Rüşvet olayı, birçok sosyal hastalığın baş sorumlusu olması sebebiyle küçümsenip geçilecek bir problem değildir. Kanunların tarafsız ve adil bir şekilde tatbikatını önlediği için, adalet mekanizmasına, dolayısıyla devlete karşı güveni sarsmaktadır. Devletin adaletinden emin olmayan insanlar, kendileri ihkâk-ı hak (kendi hakkını kendisi alma) yoluna girmekte ve böylece kanun hâkimiyetini zedelemekte, anarşiye sebep olmaktadırlar. Hak sahipleri, hak ettiğini yasal yoldan alamayınca kabiliyet ve gayret sahipleri atalete itilmekte, kalkınmanın sosyal dinamiği rekabet sönmektedir.

Özetle hangi bakış açısından ele alırsak alalım, rüşvetin ümmet ve millet hayatında müthiş bir öldürücü zehir olduğunu, sosyal huzurun, millî kalkınmanın en mühim engellerinden birisi olduğunu görürüz. Bu sebeple onu lanetlemiş, İslâm toplumundan uzaklaştırmak için gerekeni yapmıştır.

Hemen hemen bütün hadis kitaplarına girmiş bulunan ve Tirmizî tarafından sahîh olduğu teyîd edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.v.)'in

لَعَنَ رَسُولُ اللّهِ . الرَّاشي وَالْمُرْتَشِي في الْحُكْمِ

 Rüşvet alana, rüşvet verene (ve hatta verenle alan arasında aracılık yapana) lânet ettiğini görmekteyiz.

Hz. Peygamber (s.a.v)'in,

وعن معاذ بن جبل رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: بَعَثَنِي رَسُولُ اللّهِ . الى اليَمَنِ فَلَمّا سِرْتُ أرْسَلَ في أثَري فَرُدِدْتُ. فقال أتَدْري لِمَ بَعَثْتُ إلَيْكَ؟ قال: َ تُصِيبَنَّ شَيْئاً بِغَيْرِ إذْني فَإنَّهُ غُلُولٌ، وَمَنْ يَغْلُلْ يَأتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لهذا دَعَوْتُكَ فَامْضِ لِعَمَلِكَ

Muâz İbnu Cebel (r.a.)'i Yemen'e vali tayin ederken, konunun önemini vurgulayacak bir tarzda, rüşvetle alakalı olarak verdiği talimat, memur atamalarında bu hususun özellikle hatırlatılmış olacağını ifade etmektedir. Hz. Muâz (r.a.)'ın anlattığına göre Yemen'e vali olarak görevlendirildikten sonra, (daha yola çıkmadan) Peygamber (s.a.v.), O’nu geri çağırtır. Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna girince: “Seni niye geri çağırdım biliyor musun?” diye sorar ve ekler: “Benim iznim olmadıkça hiçbir şeye dokunmayacaksın. Zîra, bu gulûldür (devlet malından çalmak ve ihanet). Kim gulûlde bulunursa Kıyamet günü çaldığı şeyle birlikte gelir. İşte bunu hatırlatmak için çağırdım. Haydi, işine git.” buyurdular.[4]

Rivayette belirtilen geri çağrılma olayı, memur ataması yapılırken yapılan birçok uyarılar, verilen talimatlar arasında rüşvet konusunun dikkatten kaçmış olması ihtimaline binaen, bunun öneminin zihinde iyice yerleşmesi, bu noktaya dikkati çekme amacına yöneliktir.

Buhârî'de gelen bir rivayetten de, zekât memuru olarak görevlendirilen memurların dönüşlerinde (aldıkları ve sarf ettikleri hakkında) ‘muhasebe’ edildiklerini anlamaktayız.[5]

Rüşvet konusunda sıkça geçen deyimlerden biri ‘GULÛL'dür. Hadislerde rüşvetin bazı nevilerinin fenalığını belirtmede gulûle teşbih edilmiş olmasına bakılırsa bu kelimenin ifade ettiği anlamın, o zamanın Araplarınca daha iyi bilindiği, herkesin kötü gördüğü bir şey olduğu anlaşılmaktadır. Gulûl, lügat olarak hıyanet manasını taşırsa da, şer’i örfte ganimet gibi (devlete, kamuya ait mala karşı yapılan hırsızlık ve) ihanete isim olmuştur. Rivayetlerden Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sık sık, özel şekilde gulûl meselesini el alıp, bunun din açısından ehemmiyetini zihinlerde tespit etmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

Resulullah’dan gelen rivayetlerde ayakkabı bağı, iğne, iplik ve hatta bunlardan da değersiz devlete ait şeyleri çalmanın ihanet olduğu, ganimetten böyle değersiz bir şey çalmış olarak cephede ölen bir askerin şehitlik mertebesini kaybedeceği belirtilir.[6]

Başta Müslim'in Sahîh'i olmak üzere, hemen hemen bütün hadis kitaplarında rivayet edilen bir olay üzerinde durduğumuz konuyu aydınlatacağı için aynen aktarıyorum:

وعن عدىّ بن عميرة الكندى رَضِىَ اللّهُ عَنْه قالَ: ]قالَ رسولُ اللّه #: مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلى عَمَلٍ فَكَتَمَنَا مِخْيَطاً ، فَمَا فَوْقَهُ كَانَ غُلُوً يَأتِى بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فقَامَ إلَيْهِ رَجُلٌ مِنَ ا‘نْصَارِ فقَالَ: اقْبَلْ عَنَّى عَمَلَكَ يا رسُولَ اللّهِ. قالَ: وَمَالَكَ؟ قالَ: سَمِعْتُكَ تَقُولُ كذَا وَكذَا. قالَ: وَأنَا أقُولُهُ انَ: مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ مِنْكُمْ عَلى عَمَلٍ فَلْيَجِئُ بِقَلِيلِِهِ وَكَثيرِهِ، فََمَا أُوتِىَ مِنْهُ أخَذَ، وَمَا نُهِىَ عَنْهُ انْتَهى

Adiyy İbnu Amîre el-Kindî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Bir işe me'mur tayin ettiğimiz kimse, bizden bir iğne veya ondan daha küçük bir şeyi gizlemiş olsa, bu bir hiyanettir (gulûl), kıyamet günü onu getirecektir."

Bunun üzerine, Ensar'dan bir zat kalkarak:

"Ey Allah'ın Resûlü! Vazifeyi benden geri al!" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

"Sana ne oldu?" diye sordu:

"Senin (az önce şunu şunu) söylediğini işittim ya!" deyince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

"Ben onu şu anda tekrar ediyorum: "Kimi memur tayin edersek az veya çok ne varsa bize getirsin. Ondan kendisine ne verilirse alır, ne yasaklanırsa onu terkeder." [7]

Rasûlullah (s.a.v.), hediyede gözü kör, kulağı sağır, kalbi bağlı kılan gücü gördüğü için adalete, dürüst icraata mani olacak hediyeleşmeyi yasaklamıştır: “İhsan, sıla-ı rahme vesile olduğu müddetçe alın. Dine karşı bir rüşvete dönüşünce sakın hediye kabul etmeyin.”[8]

Bazı hadislerde rüşvet olan hediyeler hakkında açıklamalar gelmiştir. “Emîrin (Devlet başkanı) hediye alması haramdır. Hâkimin rüşvet alması küfürdür.” Yine gelen haberler arasında şu ifadeler de yer almaktadır: “Umeraya (yöneticilere) verilen hediyeler hırsızlıktır”, “İmama (Devlet başkanı) hediye gulüldür (devlet malını yağmalama).” [9]

Şu halde memurun hediye alması, memura hediye verilmesi rüşvet sayılmıştır, haram ilan edilmiştir.

Rasûlullah (s.a.v.)'ın zekât toplamak üzere gönderdiği memurlardan, dönüşte ‘şu zekât malı, şu da bana verilen hediye’ diyen olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.), memurun aldıklarının hediye sayılmayıp rüşvet olacağı anlamında geçerli bir ölçü koyar:

هَذَا لَكُمْ وَهذا أُهْدِىَ لى ! أفََ جَلَسَ في بَيْتِ أبِيهِ أوْ بَيْتِ أُمِّهِ حَتَّى تَأتِيَهُ هَدِيَّتُهُ إنْ كَانَ صَادِقاً؟

“Bu size aittir, şu da bana hediye edilenler!" der. Bu adama, babasının veya anasının evinde otursaydı da, eğer doğru sözlüyse hediyesi ayağına gelseydi ya?”[10]

Öyleyse, memuriyet özelliği olmadan evinde oturduğu halde verilmeyecek olan bir şey memura verildiyse bu rüşvettir. Şefaat mukabili alınan da ribadır: Yasak hediyelerden biri, biri lehinde şefaatçi olur, işinin olmasına yardımcı olursa, buna mukabil alınan ücret rüşvettir. “Kim bir din kardeşine şefaatçi olur ve bu şefaatine karşı ücret alırsa riba kapılarından büyük bir kapıya gelmiş olur.”[11]

Rasûlullah (s.a.v.), Hayber Yahudilerinden, ürünlerdeki İslâm Devleti'nin payını kendileriyle yapılan anlaşma şartlarına uygun olarak alması için Abdullah İbn Revaha'yı gönderir. Yahudiler buna rüşvet teklif eder. O: ‘Ey Yahudi cemaati, Allah (c.c.)'a yemin olsun ki, siz benim yanımda insanların en nefret edilenisiniz.’ der ve reddeder. Onlar bu manzara karşısında: ‘Ey İbn Revaha! Sen bu yaptığın (dürüstlük) sebebiyledir ki, semavat  (gökler) ve arz (yer) ayaktadır’ diye takdirlerini ifade ederler.[12]

Rüşveti alan-veren kim olursa olsun büyük bir haram işlemiş olmakla beraber, bilhassa insanlara adalet dağıtma konumunda olan hakimlerin hükümlerine etki edecek şekilde alacakları rüşvetin felaketine özellikle dikkat çekilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Ateşte yanmaya en layık olan şey ‘SUHT’ yoluyla elde edilen kazancın hasıl ettiği ettir.” Huzurda bulunanlar: ‘Ey Allah'ın Resûlü suht da nedir?’ diye sorarlar. Hz. Peygamber (s.a.v.) : “Hüküm vermede alınan rüşvettir.” cevabını verir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), hakimlerin alacakları rüşvetin kötülüğüne bu rivayette katlamalı şekilde dikkat çekmektedir:

a) Diğer muhtelif memurların alacakları rüşvet genel bir ifade ile yasaklanırken, burada “hükümdeki rüşvet” ayrıca anılmıştır.

b) Muhatapların dikkatini çekmek maksadıyla Hz. Peygamber (s.a.v.)'in başvurduğu yöntemlerden biri, anlatacağı şeyi muhatapta hayret uyandıracak, soru sorduracak bir içerikte ve ilgi uyandıracak şekilde sormaktır. Nitekim burada herkesin tam anlayamayacağı bir kelime olan ‘SUHT’un kötü görülmesi söz konusu olmuştur. Hadis şârihlerince ‘yenmesinden ar duyulan her şey’ olarak açıklanan suht'un, bu anlamı Hz. Peygamber (s.a.v.)'in muhatapları zamanında taşıyıp taşımaması önemli değildir.

Hüküm verirken alınan rüşvete hadiste gelen bu özel dikkat çekmeye paralel olarak, alimlerin şu hususta ittifak ettikleri belirtilir: ‘Bir hakim rüşvet almışsa, rüşvet aldığı meselede vermiş olduğu hüküm infaz edilmez. Aynı şekilde hakimlik makamını rüşvetle elde eden bir kimse ebediyen hakim olamaz ve şayet vermiş olduğu hüküm varsa infaz edilmez.’[13]

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in devlet ve mülkün esası, sosyal huzur ve medenî kalkınmanın temeli olan adaletin eksiksiz ve tarafsız olarak dağıtımını ihlâle sevk eden rüşvet almak, memuriyeti şahsî menfaatlere alet etmek gibi hususlara karşı tebligatında verdiği bu ehemmiyet sonucu, ilk devir Müslümanlarında fevkalade bir adalet ve titizlik örneğine rastlanmaktadır.

Devlet işlerini gördüğü sırada kabul ettiği ziyaretçisi ile özel sohbetine geçerken devlet mumunu söndürüp şahsî mumunu yakacak kadar titizliği ileri götüren Hz. Ömer (r.a.)'in bu konu ile alâkalı menkîbesi çoktur. Burada herkes tarafından bilinmeyen bir tanesini aktaracağız:

Rivâyete göre, Hz. Ömer (r.a.)'in oğlu Abdullah (r.a.) bir deve satın alarak koruluğa salar ve orada deve semirir. Hz. Ömer (r.a.) çarşıda gördüğü bu semiz devenin kime ait olduğunu sorar. Oğlu Abdullah'ın olduğunu öğrenince onu çağırtır. Oğlunu dinledikten sonra: ‘Müminlerin yöneticisinin oğlunun devesini güdün, sulayın, semirtin... Olmaz böyle şey! Ey Abdullah deveyi sat, sermayeni al, fazlasını devlet hazinesine (beytü’l-mal) koy’ der ve öyle yapılır.

İbnu Mes'ûd (r.a.), hükümle alakalı rüşveti küfür, halk arasındaki rüşveti suht (haram) olarak tanımlamıştır.

Tâbiîn'den Mesrûk: ‘Hediye yiyen kadı (hakim), suht (rüşvet) yemiştir, rüşvet alan da bu davranışıyla küfre düşmüştür.’ Sindî, bu sözde Mesrûk'un kadılarca alınan hediyeyi haram telâkkî ettiğini, rüşveti ise, küfür mesâbesinde tuttuğunu, bu telakkîlerden maksadının da bunlardan kaçmak olduğunu, bütün vera (ve takva) sahiplerince böyle anlaşıldığını belirtir.

İslâm tarihinde, saltanat süresi kısa olmakla beraber, alim-cahil bütün vatandaşları tarafından asrının ‘mehdîsi, müceddidi’ kabul edilecek kadar olağanüstü güzel bir yönetim örneği sunan Ömer İbnu Abdilaziz (r.a.)'in bu mevzudaki anlayışı da burada kayda değer: Bizzat Buhârî tarafından kaydedilen görüşü şudur: ‘Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Râşid Halîfelerden sonra devlet memurlarına verilen hediyeler rüşvettir.’ Hadis kitaplarında, bu kanaatini ifade etmeye neden olan olay kısaca şöyle anlatılır: ‘Bir gün Ömer İbnu Abdil-Aziz'in canı meyve yemek ister, ancak sarayda ne meyve var, ne de meyve alacak para. (Belki de bu durumun duyulması üzerine) Halîfe'ye hediye olarak meyve gelir.

Fakat Halife, meyveden bir tanesini alıp kokladıktan sonra hediye tabağına tekrar bırakarak geri çevirir. Yanındakiler: ‘Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.) hediye kabul ederlerdi, sen niye etmiyorsun?’ diye sorarlar. O şu cevabı verir: ‘Hediye, Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında hediye idi, fakat onlardan sonra memurlar hakkında rüşvettir.’

İslâm dininin rüşvet karşısındaki titizliğini anlamak için, rüşvet anlamına dahil edilen şeyleri görmemizde fayda vardır. Bunu kavramak için önce rüşvet nedir? Başlangıçta yapılan tanımlamada, ‘bir hakkın iptali veya hakkı olmayan bir şeyin (batılın) elde edilmesi (ihkakı) için verilen şey’ olarak; diğer bazılarınca ‘mevki sahibinden câiz olmayan (gayr-i meşrû) bir şey için yardım satın almak maksadıyla verilen mal’, ‘karşılık verilmeksizin alınan ve alanın da ayıplanmasına sebep olan şey’ vs. olarak tarif edilmektedir.

Şu halde ‘hakkımız olmayan bir yararın elde edilmesi için verilen her şeyin rüşvet’ olduğu bilinmelidir. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.), birçok hadisleriyle teşvîk ettiği ‘hediye’yi, memurlar hakkında yasaklamıştır: “Memurlara (ummal) verilen hediyeler gulûl’dür (ihânettir), (her çeşidiyle haramdır).”

Hadislerde açık ve net olarak hediye ve hediyeleşmek sıklıkla teşvîk edilmiş olmasına rağmen memurların hediyeden men edilişindeki sebebi anlamak için İbnu'l-Arabî tarafından sunulan ve İbnu Hacer tarafından aynen benimsenen görüş şöyledir: ‘Bir hediyede bulunan kimse, bu hediyeyi vermekle şu üç maksattan birini güder; bunun dışında kalması mümkün değildir:

Hediye verdiği kimsenin,

1. Muhabbetini kazanmak.

2. Yardımını temin etmek.

3. Malını elde etmek.

Hediye ile bir kimsenin malı veya sevgisi amaçlanırsa bu câizdir. Ancak, bunlardan sevgi kazanmak için verilen hediye, diğerinden daha iyidir.

Bir arzusunun yerine gelmesinde yardımını elde etmek için verilen hediyeye gelince, bakılır, eğer (peşinde koştuğu şey) mâsiyet nevinden ise, bu hediye câiz değildir, haramdır; bu (İslâm’ın meşru kıldığı) hediye değil, rüşvettir. Bu, taatle alâkalı ise bu da câizdir. Eğer bu, bir zulmün, mâruz kalınan bir haksızlığın def'i içinse ve (hediye verilen kimse) emretme ile (hediye verenden) bu zulmü bertaraf edecek güç (yetki ve makamın)da ise bu hediye de rüşvettir. Eğer, hediye verilen kimse bu konumda değil de, söz konusu olan zulmü ve haksızlığı özel bir gayret ve şahsî bir hile, tedbir ve teşvik ile bertaraf edecekse yine câizdir. Zîra insanlardan zulmü defetmek, ulû'l-emre yani makam sahiplerine farz-ı ayındır, makam sahibi olmayanlara ise, farz-ı kifâyedir..’

Haksız bir menfaat elde etmek için kişilere çıkar sağlama; lehe hüküm vermesi için hakime verilen mal veya para; başkasının malını haksızlıkla yeme yollarından biridir. Rüşvetle ya hak edilmeyen bir menfaat ele geçirilmekte veya başkasının hakkına tecavüz edilmektedir.

Rüşvet, yalnız alan için değil veren ve aracılık yapan için de haramdır. Allah Teâlâ;

وَلاَ تَأْكُلُوآ اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَآ اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِاْلاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hâkimlere (idarecilere veya mahkeme hâkimlerine) vermeyin.” [14] buyurmaktadır.

يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لاَ تَأْكُلُوآ اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلاَّ اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلاَ تَقْتُلُوآ اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.”[15]

Rüşvetin devlet dairelerine, özellikle mahkemelere girmesi çok büyük bir suçtur. Rasûl-i Ekrem Efendimiz

لَعَنَ رَسُولُ اللّهِ . الرَّاشي وَالْمُرْتَشِي في الْحُكْمِ

“Hüküm vermede rüşvet verene ve alana Allah lanet etsin”[16]diye beddua etmiştir. Bir memurun rüşvetle haksızlık yapması çok kötü bir iştir. Rüşvet, bir hakkı araştırmak, bir işi yapmak için de alınamaz. Bu zaten memurun görevidir.

Rüşvetin Kısımları

Rüşvet dört kısımda ele alınır:

1- Memur, hâkim veya idareci olabilmek için verilen rüşvet.

2- Hâkimin lehinde hüküm vermesini sağlamak için verilen rüşvet.

3- Bir kimse ile idarecinin arasını düzeltmek karşılığında üçüncü kişiye verilen rüşvet. Burada rüşvet ya idareciden gelecek bir zararı önlemek veya meşru bir menfaat elde etmek istemektir.

4- Bir kimsenin malına ve canına bir zarar vereceğinden korktuğu kişiye verdiği rüşvet.

Rüşvet alan bir kimse almış olduğu mala dinen sahip olamaz; onu geri vermesi gerekir. Bir kimsenin dinine gelecek bir zararı önlemek için rüşvet vermesi bir çare ise verebilir. Bu, veren için haram olmaz. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) dine dil uzatan şairlere ve aleyhte bulunmalarını istemediği kimselere bir şeyler verirdi. Bu konuda müellefe-i kulûb’a (kalpleri İslâm’a ısındırılanlar) zekâttan pay verilmiş olması yeterli bir delildir.”[17]

Rüşvetin Haram Olmayanı

Rüşveti, hakkı olmayan bir şeye ulaşmak için verilen mal veya menfaat diye tarif etmiştik. Buna göre başka bir yolla alamadığı hakkını elde etmek ve dinini ve ırzını zalimlerden korumak için verilen şey, verene göre rüşvet değildir. [18]Ama alan için rüşvettir ve en çirkin haramlardandır. Sözünü ettiğiniz hakkınızı elde edebilmek için başka çareniz yoksa rüşvet vermenizde dinen sakınca yoktur. Ancak şartları sonuna kadar zorlamanız gerekir. Tâ ki, başkasının haram işlemesine de sebep olmuş olmayasınız.

           Rüşvet Hastalığından Kurtuluş Yolu

Rüşvet, toplumsal bir hastalıktır. Rüşvetin yaygınlaştığı yerlerde halkın birbirine ve devlete karşı besledikleri güven duygusu yok olur. Herkes yapılan işlerden, özellikle mahkemelerde verilen kararlardan şüphe eder; her işin, her kararın arkasında rüşvet var zanneder, rüşvetsiz iş yapılmayacağına inanır. Bu inanca namuslu insanların da kapılması, rüşveti toplumsal bir felaket haline getirir. Artık doğru dürüst hiçbir şey yapılamaz olur. Giderek devlet çarkı işlemez, işler zamanında yapılamaz hale gelir; haksızlık her yanı sarar, diğer ahlâksızlıklar çoğalır. Bütün bunların alışkanlık haline gelmesi, toplum hayatını temelinden sarsar hatta büsbütün çökertir. Rüşvet liberal ekonomilerde ve demokratik rejimlerde çok sık rastlanan toplumsal bir hastalıktır.

Rüşvetin sadece topluma değil, onu alana da zararı vardır. Az-çok dini inancı olan insanlar, er-geç yaptıkları işin kötülüğünü anlayacak ve vicdanları rahatsız olacaktır. Asıl önemlisi de üç beş kuruşluk menfaat sağlamak için rüşvet alanların Allah (c.c.)’ın lânetine müstahak olmaları ve dünyaları için ahiretlerini kaybetmeleridir. İslâm’ın hâkim olduğu toplumlarda rüşvet olayı asgari sınıra çekilir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)’in rüşvet alana da verene de lânet ettiği ve ikisinin de cehennemlik olduğunu ifade ettiğini bilen müslümanlar mutlaka bundan uzak dururlar.

Rüşvet almak veya vermek, bu işi yapan insanların ruhi ve ahlâkî bozukluklarının ve dini duygularının zayıf olduğunun bir göstergesidir. Çünkü rüşveti ancak menfaat düşkünlüğü, hırs ve doyumsuzluk gibi ahlâk dışı ve dince yasaklanan özelliklere sahip olan kimseler alır veya verirler. Böylece rüşvet, en üstün varlık olarak yaratılan insanın alçalmasına, faziletlerinin yok olmasına ve kişiliğini kaybetmesine neden olur.

Rüşvet, toplumu temelinden sarsan ve onun içten yıkılmasına neden olan en tehlikeli sosyal hastalıklardan biridir. Rüşvetin yaygın olduğu toplumlarda hak ve adaletten söz edilemez. Diğer taraftan, rüşvetin yaygınlaşmasıyla toplumda haksız kazanç sağlama yolları açılmış olur. Bu gibi durumlar, zamanla normal bir yol gibi görülmeye başlanır. Bu ise toplum için bir felakettir.

Rüşvet, karıştığı işin amacından sapmasına ve bozulmasına, girdiği toplumun perişan olup dağılmasına sebep olur. Tarihe bakıldığında, pek çok milletin yok olmasının sebepleri arasında, rüşvet hastalığının olduğu görülür. Rüşvetin girdiği toplumda adaletsizlik yaygınlaşır. Emanetler ehline verilmez, önemli görevler layık olmayan kimselerin eline geçer. İnsanların birbirlerine güvenleri kalmaz. Hak haklıya değil, parası ve gücü olana verilir. Dolayısıyla güçsüzlere ve yoksullara zulmedilmiş olur. Bunun sonucunda ise toplum düzeni sarsılır.

Kısaca ifade etmek gerekirse rüşvet; toplumları felakete götüren, birlik ve kardeşlik duygularını kökünden sarsan, güven duygusunu zedeleyen çirkin davranışlardan biridir. Kendisinin Allah (c.c.) tarafından her yerde görüldüğüne ve bir gün mutlaka hesaba çekileceğine inanan insanların hayatlarında bu tür olumsuz davranışlara rastlanmaz.

Fert ve toplum olarak, bu kadar zararları olan rüşvetin yaşadığımız toplumda yaygınlaşmaması için elimizden geleni yapalım. Dünya malının dünyada kalacağını, insanın alın teriyle kazandığının daha bereketli ve değerli olduğunu unutmayalım.

Ne mutlu, kısa dünya hayatının basit çıkarları için hakkından başkasını istemeyen, rızkını helal yoldan temin eden, rüşvet çamuruna düşmeyen erdemli Müslümanlara!

 


 

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen.

[2] Bakara sûresi,  2/188.

[3] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/88.

[4] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/89.

[5] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/395-396.

[6] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 17/362.

[7] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/426.

[8] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/240-241.

[9] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/240-241.

[10] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/395-396.

[11] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/240-241.

[12] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/240-241.

[13] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/403-404.

[14] Bakara sûresi,  2/188

[15] Nisa sûresi,  4/29

[16] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/88.

[17] İbn Abidin, IV, 303, vd., V, 272

[18] İbn Âbidîn, VI/423-24

 

 

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Ocak 20 2013 10:02:15 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Haftanın Hutbesi
19.06.2020 Halis Niyet Ve Samimiyet
12.06.2020 Müstakim Ol, Emin Ol Her Tasadan!
05.06.2020 Ahirete İnanan Mümin
29.05.2020 Hamdolsun Rabbimize
22.05.2020 Bir Ömrü Ramazan Gibi Yaşamak
15.05.2020 Kur’an’la Yaşamak
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Sayfa oluşturulma süresi: 0.02 saniye 9,121,210 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2020