|

Olarak
İndir
ALLAHI TANIMAK
Muhterem cemaat,
Bu akşamki sohbetimizi bizleri hiç yoktan yaratan, eşi, ortağı, dengi
olmayan, doğmamış ve doğrulmamış olan Allah’ımızı tanımaya ayırmak
istiyorum.
O Allah ki; tüm kainatı emrimize amade kılmış, sanki bütün canlıları
insanoğlunun hizmetkarı yaratmıştır. Tüm bu nimetlerine karşılık ise bizden
istediği iki şey var. Birisi tüm bunlara bakarak Kendisini tanımamız,
ikincisi, O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmemiz. Allah nasip ederse
bu konuşmamızda Allah’ımızı tanımaya çalışacağız.
Bize Allah’ı en iyi yine Allah tanıtabilir. Bu bakımdan Kuranı Kerim’e
dönüyor ve Ona kulak veriyoruz.
خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ بِالْحَقِّ
“Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı” (39-Zümer/5)
خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ بِالْحَقِّ
“Allah her şeyin yaratıcısıdır” (39-Zümer/62)
وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ فَهُوَ حَسْبُهُ
“Allah’a güvenene Allah yeter”(65-Talak/3)
Allah’tan
başkasını yalnız O’na tahsis edilmesi gereken bir sevgiyle sevmek, sadece
yaratana verilecek sevgiyi yaratılana vermek olur ki bu sevgide şirktir.
Kulunu çok seven Allah ondan bu sevginin karşılığını beklemektedir. Kul bu
sevgiye karşılık ibadet, taat ve hasenatla Allah’a yöneleceği yerde O’ndan
başka şeylere yönelirse, Allah sevgisini onun üzerinden çeker. Evet, aklı
başında bir insan, Allah’ın azabı ve gazabından daha çok, sevmemesinden
korkmalı. Çünkü O’nun sevmemesi azapların en korkuncu, kayıpların en
büyüğüdür. Allah’tan umma ve korkma hali bulunmayan bir kimse iman etmiş
olmaz. Keza Allah’tan başka bir kimseye sevabını umarak ve gazabından
korkarak itaat eden kimse ona ibadet etmiş sayılır.
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ
كَحُبِّ اللهِ وَالَّذِينَ اَمَنُوآ اَشَدُّ حُبًّا لِلَّهِ وَلَوْ يَرَى
الَّذِينَ ظَلَمُوآ اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلَّهِ
جَمِيعًا وَاَنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
“İnsanlardan
kimi Allah’tan başka eşler tutar. Allah’ı sever gibi onları severler”(2/165)
(Beş Eser’den) Sevgi, korku ve ümit üçü birden yalnız Allah için duyulur.
Eğer bu üç his Allah’tan başkası için de duyulmuşsa, o şey Allah’a eş
koşulmuş demektir.
وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ
فَهُوَ حَسْبُهُ اِنَّ اللهَ بَالِغُ اَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ
شَىْءٍ قَدْرًا
وَمَنْ يَتَّقِ اللهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ اَجْرًا
“Allah’tan korkana Allah çıkış yeri yaratır ve onu ummadığı yerden
rızıklandırır. Allah’tan korkana Allah işinde kolaylık sağlar. Allah^tan
korkanın Allah kötülüklerini örter ve ona büyük mükafat verir”(65/3--5)
Gerçekte insanların çoğu bir halifeyi, bir alimi, bir şeyhi yada bir
idareciyi öylesine severler ki onu Allah’a eş koşarlar. Her ne kadar o
kimseyi Allah için sevdiğini iddia etse de işin aslı budur. Her kim Resulden
başkasını, Allah’ın ve Resulünün emirlerine ters olduğunu bile bile her
emrettiği ve yasakladığı konuda itaat edilmesi gerekli birisi olarak
bellerse, işte o kimseyi Allah’a ortak koşmuştur.
Allah’a inandığını söylediği halde O’nun emirlerini yapmayanın durumu şu
askerin durumu gibidir. Komutan kendisine hayati önemi olan bir planı
verdikten sonra yerine getirilmesi için gerekli emirleri de vermiştir. O
planın doğru olduğunu bilen buna kalbiyle de inanan ve diliyle komutanın
emirlerine uyacağını taahhüt eden bu adamın verilen emir ve talimatların
hiçbirini tutmamasının iki sebebi olur. Ya inanmamıştır. Ya da inandığı
halde zaafları yüzünden emri aksatmıştır. İki halde de cezaya çarptırılır.
Birinci durumda inanmayanların cezasına, ikinci durumda da asilerin
cezasına.
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُوا اَنْ يَقُولُوا اَمَنَّا وَهُمْ لاَ
يُفْتَنُونَ
“İnsanlar
sandı mı ki, “iman ettik” demeleriyle bırakılacaklarda, imtihana
çekilmeyecekler? (Ankebut-2)
Bu noktada İmam Ebu Hanifenin
şu tespitini aktarmak yerinde olur. ‘’Allah Teala mümine ameli,kafire imanı,münafığada
ihlası farz kılmıştır.
Muhterem cemaat,
İçinde bulunduğumuz şu zamanda insanların bir bölümü yüce Allah’ın varlığını
inkar etmeyen fakat O’nu yeryüzü egemenliğinden azlederek yalnız göklerdeki
egemenliğini onaylayan böylece hayat düzeninde O’nun şeriatini uygulamayan
ve insan hayatı için değişmez olduğunu buyurduğu değerleri geçerli saymayan
havralarda, kiliselerde ve mescitlerde ibadet etmeyi insanlara serbest
görürken; sosyal hayatta Allah’ın şeriatinin hükmetmesini istemeyi
yasaklayan bir zihniyete sahiptirler. Bu insanlar böylece Allah’ın yeryüzü
üzerindeki hakimiyetini ya inkar etmekte veya askıya almaktadır.
وَهُوَ الَّذِى فِى السَّمَآءِ اِلَهٌ وَفِى اْلاَرْضِ اِلَهٌ وَهُوَ
الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ
“Allah gökte de ilahtır, yerde de ilahtır”(43-Zuhruf/84)
وَلاَ تَايْئَسُوا مِنْ رَوْحِ اللهِ اِنَّهُ لاَ يَايْئَسُ مِنْ رَوْحِ اللهِ
اِلاَّ الْقَوْمُ الكَافِرُونَ
“Doğrusu kafirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez” (Yusuf-87)
Allah teala kulunun sadece kendisine ümit bağlamasını istiyor. Ancak kulun
sarılması gerekli bir takım yükümlülükleri yerine getirdikten sonra.
Hastalanan bir kul doğal olarak doktora görünecek, ilaç kullanacak,
gerekirse istirahat edecek. Ancak iyileştikten sonra falanca doktor
olmasaydı iyileşmem zordu gibi şifanın gerçek kaynağı olan Allah’ı geri
plana iten bir düşünce imanı zora sokan bir düşüncedir. Şu unutulmamalıdır
ki, gerçekte şifayı yaratan Allah’tır, kulun aldığı tüm tedbirler ise birer
vesiledir, sebep konumundadır. Sebepler asıl yapılıp Allah’a şirk
koşulmamalıdır. Kişi Allah’a tevekkül etmesini bilince Allah’ın yardımı
mutlaka gelecektir. Allah nedenleri zikrederek vesilelere itimad
edilmemesini, Allah’tan başka bir kimseden bir şey umulmamasını emrediyor.
وَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ وَكَفَى بِاللهِ وَكِيلاً
“Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter”(33-Ahzap/3)
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ اِلَى اللهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ
بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَاِلَى اللهِ عَاقِبَةُ اْلاُمُورِ
“Allah’a inanmış olarak, kendini teslim eden en sağlam kulpa
yapışmıştır”(31-Lokman/22)
وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لاَ
انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Tağutu inkar edip Allah’a inanan kimse kopmak bilmeyen sağlam kulpa
yapışmıştır”(Bakara-256)
Allah’u teala bu ayette de açık bir şekilde ifade ettiği gibi iman etmeden
önce tağutun reddedilmesini istiyor. Tağut Allah’ın hükümlerine ters olarak
yeni hükümler ortaya koyan her şeydir. Bu bir insan olabileceği gibi şeytan
da olabilir. Kişi tağutu inkar etmekle “Lâ ilâhe”nin manasını yerine
getirir. Ondan sonra da Allah’a iman etmelidir ki bu da “İllallah”ın
manasıdır.
Aziz cemaat,
Günümüz
insanının en fazla aldandığı noktalardan birisi de Allah’ın varlığına
inanmakla iman ettiklerini sanmalarıdır. Oysa Kuranı Kerim, müşriklerin de
Allah’ın varlığına iman ettiklerini söylüyor. Demek ki müşrikler Allah’a
iman etmeyen kimseler değildi. Fakat Allah cc onların bu imanını kabul
etmemektedir. Çünkü Allah’ın istediği iman bu çeşit bir iman diğildir.
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللهُ فَاَنَّى
يُؤْفَكُونَ
“Onlara sizi kim yarattı diye sorsanız, muhakkak ki Allah derler(Zuhruf-87)
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ لَيَقُولُنَّ
اللهُ
“Onlara; yer ve gökleri kim yarattı diye sorsan, muhakkak ki Allah derler(Zümer-38)
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَحْيَا بِهِ
اْلاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ
بَلْ اَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ
“Onlara; göklerden yağmuru yağdırıp yeri ölümünden sonra onunla dirilten
kimdir diye sorarsan, muhakkak ki “Allah” derler. De ki hamd Allah’a
mahsustur. Fakat çoğu akıllarını kullanmıyorlar.(Ankebut-63)
Buna göre kim kendinde kanun koyma hakkını görürse, o, Allah’a şirk
koşmuştur ve küfre girmiştir. Heva ve hevesini ilah edinmiştir. Allah ve
Resulüne inandığını iddia etse bile. Bu konuda mezhep imamımız bakın ne
diyor: “Yalnız Allah’ı bilmek iman sayılmaz. Öyle olsaydı yahudi ve
hıristiyanların, Zebur’a inananların hepsi müminlerden sayılırdı” Bir insan
kelimei şehadeti alenen söylemeli ve kalbiyle inanıp tasdik etmelidir.
Farzları ve haram olan şeyleri bilmesede o, mümindir, aksi halde kafir
olmuştur. Tevhidde artıp eksilmez. Allah’ın sıfatlarının bazısında O’na
ortak ve eş kabul etmeyipte bazısında eden bir kimse muvahhid sayılmaz.
Yine Allahu teala Kuranı Kerim’de müşriklerin şöyle dediğini bildiriyor:
وَقَالَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهِ
مِنْ شَىْءٍ نَحْنُ وَلاَ اَبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ
شَىْءٍ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ
اِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ
“İlahları tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir!dediler.
müşrikler dediler ki: Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız O’ndan
başkasına ibadet etmezdik. Ve O’nun emri olmadan hiç bir şeyi de haram
kılmazdık”(Nahl-35)
Bu iki ayeti kerime İslamın, dini sadece Allah’a has kılmak ve şirkin kökünü
kazımak amacıyla geldiği üç esası belirtiyor. Bunlar Allah Tealanın
birliğine iman etmeme, Allah’tan başkasına ibadete yönelme ve Allah’ın
hükümleri dışında haram ve helal hükümleri koymadır. Yani akide, ibadet ve
yasama (kanun koyma) işleri.. Öyle ki onlardan birinin bozulması veya
eksilmesi “Lâ ilâhe illallah”ın bozulmasıdır.
اَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَاْلاَمْرُ تَبَارَكَ اللهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
“Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na aittir.”(Araf-54) Emir sahibi
O’dur. Yani karar vermek; bu böyle olmalı veya olmamalı, şu sevaptır şu da
günah ve yanlıştır, bu güzeldir bu da çirkindir, şu serbesttir şu da
yasaktır gibi herşeyi belirlemek O’nun hakkıdır. Yine Yusuf suresinde
اِنِ الْحُكْمُ اِلاَّ لِلَّهِ اَمَرَ
“Hüküm yalnız Allah’a aittir.” Buyurularak bu gerçeğe işaret ediliyor.
Sayıgdeğer Kardeşlerim,
Buraya kadar olan bölümlerde gördük ki; iman davası büyük ve meşakkatli bir
davadır. Haliyle bu yolun yolcuları olan müslümanlar olarak bizler de,
hayatımızın her safhasında bu zora talip olmalıyız. Bilmeliyiz ki, bizden
daha üstün olan sahabe ve yüzbinlerce müslüman bu zor şartlar altında
imanlarını muhafaza etmeye çalıştılar. Bu amaç uğruna birçokları canlarını
feda ettiler. Ayeti kerimede de bildirildiği üzere
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ
الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَآءُ وَالضَّرَّآءُ
وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ اَمَنُوا مَعَهُ مَتَى
نَصْرُ اللهِ اَلآ اِنَّ نَصْرَ اللهِ قَرِيبٌ
“Yoksa
siz sizden öncekilerin hali başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi
sandınız?” (Bakara-214) Evet cennet sevdalıları, haydi refah ve huzur dolu
sonsuz bir hayat için eza ve cefalarla dolu bir yaşama..
Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!
|