
Olarak
İndir
Mevlid Kandili
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız
başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.
Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe
hissediyordu.
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş ahir zaman
Peygamberi Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın
akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en
büyüğü idi.
Şair ne güzel söylemiş:
“Envar ile kâinat doldu,
İşte bu gece sabah oldu.”
Bu gecenin sabahında Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail'in duaları ve İsa
aleyhi's-selam'ın müjdesi gerçekleşmiş oluyordu. Kur'an-ı Kerim'de hikâye
edildiğine göre Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail, Kâbe'yi inşa ederlerken
şöyle dua etmişlerdi:
وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمَعِيلُ
رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini
yükseltiyor (ve şöyle dua ediyorlardı.) Ey Rabbimiz, bizden bunu kabul
buyur,sen işitensin bilensin.
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَآ اُمَّةً
مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ
التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Ey Rabbimiz, bizi sana boyun eğenlerden kıl, soyumuzdan da sana itaat eden
bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et, zira
tövbeleri çokça kabul eden ancak sensin.
رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ اَيَاتِكَ
وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ
الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Ey Rabbimiz, onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak,
onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir Peygamber gönder.
Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin''1
Hz. İsa da şu müjdeyi vermişti.
وَاِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَابَنِى اِسْرَآئِيلَ اِنِّى رَسُولُ
اللهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ التَّوْرَيةِ
وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِى مِنْ بَعْدِى اسْمُهُ اَحْمَدُ فَلَمَّا جَآءَ
هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ
“Ey İsrailoğulları, ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı
doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir Peygamberi de
müjdeleyici olarak geldim, demişti."2
Bir gün Ashab-ı kiram Peygamberimizden hayatının ilk günlerini anlatmasını
rica etmişler, O da şu sözleri söylemişti:
“Ben, atam Hz. İbrahim'in duası, kardeşim Hz. İsa'nın müjdesi, annem
Âmine'nin rüyasıyım, annem bana hamile olduğu sırada bir rüya görmüştü:
İçinden bir nur çıkmış ve bu nur Suriye'deki sarayları aydınlatmıştı."3
Evet, işte bu gecenin sabahında Hz. İbrahim'in duasına ve Hz. İsa'nın
müjdesine mazhar olan bu son Peygamber, bir güneş gibi doğdu.
İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Nefisin, nereden geliyorsun,
nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve
ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil,
diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.
Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli
ettiği o gece neler oldu neler?
Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları
işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en
önce onlar bu müjdeyi verdiler.
O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed
doğmuştur" dediler.(4)
Bîr Yahudi İleri geleni
Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire,
Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu
ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in
kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında
kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.
Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her
birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece
Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular."
haberini aldılar.
Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?"
dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki
beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı
sırada,
"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.
Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da
gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar
peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.
"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar
ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(5)
Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden
görüp gördükleri çok manalıydı..
Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına
ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her
hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona
Ahmed yahut Muhammed ismini ver."
Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve
Busra saray ve çarşılarını, hatta Busra'daki develerin uzanan boyunlarını
gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(6)
Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri
de şöyle:
"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi
sarktıklarını gördük."(7)
Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün
bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:
"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"
Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi
takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.
Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak
bir çanakla kapattılar.
Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz
olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin
üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini
gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(8)
Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve
âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı
aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.
Aynı gece Kabe'de tapılmakta
olan cansız putların çoğunun baş aşağı devrildiği görüldü.
Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi
sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.
Sava'da mukaddes
tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.
Bin senedir yakılan
ve söndürülmeyen Mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.
Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı,
puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan
kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(9)
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle,
ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi
karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine
yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden
biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir
saadettir.
Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.
Bir Müslüman için uğruna verilecek sevgilerin en yücesi şüphesiz, sevginin
kaynağı ve bir ismi de “Vedûd” olan Allah’tır. Müslüman, Allah’a ve onun
dostlarına engin muhabbet besleyen kişidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise
Allah dostlarının önderidir. İlahi sevgiye ulaştıran bir rehberdir.
Dolayısıyla Allah’a ve peygamberine olan sevgimiz, emirlerine uymak ve
yasaklarından kaçınmakla mümkündür. Nitekim Kuran’ı Kerim bu sevgiyi
ispatlamanın yolunun Resulüne itaatten geçtiğini şöyle vurgulamaktadır.
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُم
اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ
غَفُورٌ رَّحِيمٌ
De ki: "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.”(10)
Bununla birlikte Yüce Allah Rasûlüne itaatin yanında mü’minlerden Hz
Peygamberin canını kendi canlarından bile üstün tutmalarını istemiş ve bu
konuda şöyle buyurmuştur:
النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ
أُمَّهَاتُهُمْ
“Peygamber, mü’minler için kendi canlarından ileridir. Onun eşleri de
onların anneleridir.”(11)
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ
يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
“Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı
umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”(12)
Peygamberimizi canımızdan ve tüm sevdiklerimizden daha çok sevmek, ancak
O’nun yolunda gitmekle olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendisinin
her şeyden, herkesten daha çok sevilmesi hususunda şöyle buyurmuştur.
”Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk -çoçuğundan ve bütün
insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz” (13)
Milletimiz de asırlardır Sevgili Peygamberimize derin bir muhabbet duymuş
Onun doğduğu günü kutlu gece ilan ederek aziz hatırasını yâdetmek üzere çok
sayıda manzum ve mensur eserler meydana getirilmiş, bir mevlid edebiyatı
oluşmuş, bu maksatla merasimler tertip edilmiştir.
Anadolu insanı Hz. Muhammed (s.a.s.)’e olan sevgisinden ve bağlılığından
dolayı çocuklarına onu hatırlatacak isimler vermektedir.
Topkapı Sarayı’nda mukaddes emanetlerin bulunduğu dairede gece ve gündüz ara
verilmeksizin yüzyıllar boyunca Kur’an okunması teamül haline getirilmiştir.
Asırlar boyunca Mekke ve Medine halkını maddî yönden desteklenmiş,
“Haremeyn” vakıfları kurulmuştur.
Her yıl üç aylar girdiğinde Anadolu insanının katkısıyla, Kudüs, Medine ve
Mekke’deki Müslümanlara ulaştırılmak üzere para, kumaş vs. kıymetli eşyanın
gönderildiği “Surre Alayları” tertip edilmiştir.
Bütün bunlar Anadolu insanının Hz. Peygambere duyduğu sevginin güzel
tezahürleridir.
عن أَنس رضي اللَّه عنه أَن أَعرابياً قال لرسول اللَّه
صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم
: مَتَى السَّاعَةُ ؟ قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « مَا
أَعْدَدْتَ لَهَا ؟ » قال : حُب اللَّهِ ورسولِهِ قال : « أَنْتَ مَعَ مَنْ
أَحْبَبْتَ » .
Enes (r.a)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi Resûlullah
(s.a.s)’e:
– Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz:
– “Kıyamet
için ne hazırladın?”
buyurdu.
– Allah ve Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
– “O
halde sen, sevdiğin ile berabersin”
buyurdu.(14)
عَنْ أَنَسٍ رضى
الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم "
لاَ
يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ
وَوَلَدِهِ
وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ".
Hz. Enes'in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz: “Hiçbiriniz, ben
kendisine babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça
iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.(15)
عن أَنسٍ رضي اللَّه عنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال:
ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ: أَنْ يَكُونَ
اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ
المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في
الكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ
في النَّارِ.
Enes (r.a.) Resulullah (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şu
üç özellik kimde bulunursa o kişi, imanın zevkine ermiş olur. Allah ve
Resulünü, her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi sadece Allah için
sevmek, Allah’ın kendisine iman nasip etmesinden sonra inançsızlığa düşmeyi,
ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek.”(16)
وعن أبى هريرة رضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قال رسولُ اللّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ
وسَلَّم
إنِّمَا مثلِى ومثلُكُمْ كمثلِ رجلٍ استَوْقَدَ ناراً فَلمّا أضاءتْ ما
حَوْلَهُ جعلَ الفَراشُ وهذِهِ الدوابُّ التى تقعُ في النَّارِ تقعُ فِيهَا
فجعلَ ينزعُهنّ ويغْلِبْنَهُ فيقتحمنَ فبهَا فأنا آخذُ بحُجزِكمْ عنِ النارِ،
وأنتمْ تقْتَحِمُونَ فِيهَا.
Ebu Hüreyre (r.a.), "Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir: Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam
var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve
aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar.
Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe
çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmememiz
için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz"(17)
عَنْ عبد الله
بن هشام أن عمر بن الخطاب قال للنبي -صلى الله عليه وسلم: "
لأنت يا رسول
الله أحب إلي من كل شيء إلا من نفسي.
فقال: لا والذي نفسي بيده، حتى أكون أحب إليك من نفسك.
فقال له عمر: فإنك الآن والله أحب إلي من نفسي.فقال: الآن يا عمر".
Hz. Ömer (r.a.) bu hadisi işitince: ''Ya Resûlüllah, sen bana nefsimden
başka her şeyden daha sevgilisin'' dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ''Ya Ömer
nefsinden de sevgili olmalıyım” buyurunca; Hz. Ömer (r.a.), “Nefsimden
de” diyerek durumu arz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ya
Ömer, işte şimdi oldu'' cevabını verdi.
Kaynaklar:
(1)
Bakara,127-129
(2)
Saff, 6.
(3)
Şibli, İslâm Tarihi, Asrı Saadet, c. II, s. 1643, Şevval, 1330.
(4)İbn-i
Sa'd, Tabakat, 1:60.
(5)A.g.e,
1:162-163.
(6)Taberî
Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(7)A.g.e.,
1:102.
(8)İbn-i
Sa'd, Tabakat, 1:102.
(9)Bediüzzaman,
Mektûbat,s:161,162.
(10) Âl-i
İmran,3/31
(11)
Ahzab, 33/6
(12)
Ahzab 21
(13)
Buhâri,İman 8;Müslim,İmân 70
(14)
Buhârî, Edeb, 96.
(15)
Buhâri, İman, 8.
(16)
Buhârî, İman, 9, 14, İkrâh, 1; Müslim, İman, 67, (43);
(17)
Buhârî, Rikâk: 26, Enbiya: 40; Müslim, Fezâil: 17, (2284); Tirmizî, Emsâl:
7, (2877); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:
2/338