Duanız Olmasa Rabbim Size Ne Diye Değer Versin
Gönderen Kadir Hatipoglu - Şubat 25 2021 10:00:00

                                                                                 Vaaz Resimleri: w.jpg  

Duanız Olmasa Rabbim Size Ne Diye Değer Versin

قُلْ مَا يَعْبَؤاُ بِكُمْ رَبِّى لَوْلاَ دُعَآؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا

"(Ey Muhammed!) De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak." (Furkan, 25/77)

Kâinatın tek yaratıcısı olan Rabbimiz, bizleri akıl ve irade başta olmak üzere sayılamayacak nimet ve imkânlarla donatmış, bu nimetlerini ruh ile tamamlamıştır. Bu özelliklerimiz bizi diğer yaratıklardan üstün ve Yaratanımız karşısında sorumlu kılmaktadır.

Bizler boş yere yaratılmadığımız gibi, başıboş da bırakılmış değiliz. Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve yaratılmışların en şereflisi olan biz insanlar, herhangi bir yaratığa kul, köle olmak için değil, en geniş anlamıyla yeryüzünde O’nun iradesi ve istekleri doğrultusunda yaşamak üzere yaratılmış bulunmaktayız. Nitekim yüce kitabımız Kur’an, bizlerin Allah’a kulluk amacıyla yaratıldığımızı

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ

“Ve iyi bilin ki, ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56),buyurmakta , dünya mutluluğunu elde edebilmemizin ve ebedî imtihanı kazanabilmemizin bu amacı gerçekleştirmemizle mümkün olabileceğini, Allah’ımıza sığınmadan, O’nun yardımını almadan bunu başaramayacağımızı haber vermektedir.

Yeryüzündeki her şey biz insanlar için yaratılmış

هُوَ الَّذِى خَلَقَ لَكُمْ مَا فىِ اْلاَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى اِلَى السَّمَآءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ ‏سَمَوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

“Dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan, sonra tüm gökyüzünü iradesi altına alarak onları yedi gök şeklinde düzenleyen Allah’dır; Ve yalnızca işte bu Allah’tır herşeyi tam bilen.” (Bakara, 2/29) ve hizmetimize

اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِى اللهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلاَ هُدًى وَلاَ كِتَابٍ مُنِيرٍ

“Allah’ın göklerdeki ve yerdeki herşeyi emrinize verdiğini, görünen ve gizli olan nimetlerini, alabildiğine serdiğini görmez misin? Yine de insanlar arasında öylesi var ki, Allah hakkında hiçbir gerçek bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan, Allah hakkında çene çalarlar.” (Lokman, 31/20) verilmiştir. Bizlere verilen bu değer/önem karşısında akıl ve irade sahibi insanlar olarak bize düşen görev, yaratılış gayemize uygun davranmak, yaratanımızı tanımak ve O’na ibadet/dua etmektir. Bu ayette, insanın ancak Allah’a bu yönelişiyle, O’nun katında değer kazanabileceği belirtilmiştir.

“Dua” kelimesi çeşitli âyetlerde; “Allah’a ibadet etme, yakarma, istek ve ihtiyaçlarını O’na arz ederek lütfunu dileme, seslenme ve yardıma çağırma...” gibi anlamlarda kullanılmıştır. Dua, bütün benliğimizle Allah’a yönelerek maddî ve manevî isteklerimizi O’na arz etmemiz ve O’na niyazda bulunmamızdır. Bir başka deyişle dua sınırlı, sonlu ve âciz olan bizlerin sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğumuz bir köprüdür.

Dua, aynı zamanda zikir ve ibadettir. Bu sebeple Peygamberimiz (s.a.s),

اَلْدُّعَاءُ مُخُّ الْعِبَادَةِ 

“Dua ibadetin özüdür” (Tirmizî, “Da’avât", 1) buyurmuştur. En önemli ibadet olan namazımız da, “dua" kelimesiyle ifade edilmiştir

تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَةِ وَالْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ

“Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua (Namaz kılanları)  edenleri yanından kovma.” (En’âm, 6/52)

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَوةِ وَالْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle (Namaz kılanlarla)  birlikte ol.” (Kehf, 18/28). “Namaz" anlamında kullanılan “salât" kelimesinin asıl manası da “dua"dır.

Başımız dara düştüğünde dua etmemizin yanı sıra özellikle refah ve rahatlık durumlarımızda da ibadet ve dua ederek Rabbimizi hatırlamamız kulluğumuzun bir gereğidir. Bu konuda Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:

احفظَ اللَّهَ تَجِدْهُ أَمَامَكَ ، تَعَرَّفْ إِلَى اللَّهِ في الرَّخَاءِ يعرِفْكَ في الشِّدةِ ، واعْلَمْ أَنّ مَا أَخْطَأَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصيبَك ، وَمَا أَصَابَكَ لمْ يَكُن لِيُخْطِئَكَ واعْلَمْ أنّ النَّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ ، وأَنَّ الْفَرَجَ مَعَ الْكَرْب ، وأَنَّ مَعَ الْعُسرِ يُسْراً

“Allah’ın emir ve yasaklarını gözet, O’nu önünde bulursun. Bolluk içindeyken (emirlerine bağlı kalmakla) sen Allah’ı tanı ki O da darlığa düşünce (kurtarmak suretiyle) seni tanısın. Bil ki senin hakkında yazılmamış olan şey başına gelmez. Sana takdir edilen de seni atlayıp (başkalarına) gitmez. Bil ki zafer sabırla, sevinç üzüntüyle, kolaylık da zorlukla birliktedir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 307)

Şunu da unutmayalım ki ibadet/dua etmeye ihtiyacı olanlar biz kullarız. Allah’ımızın hiçbir şeye ve bizim kulluğumuza ihtiyacı yoktur. Bu husus (manası Allah’a, sözleri Peygamberimize ait) kutsi bir hadiste şöyle açıklanmıştır:

يَا عِبَادِى، إنَّكُمْ لَنْ تَبْلُغُوا ضُرِّي فَتَضُرُّونِي. وَلَنْ تَبْلُغُوا نَفْعِي فَتَنْفَعُونِي.

“...Ey kullarım! Bana zarar verme mevkiine ulaşamazsınız ki bana zarar veresiniz! Bana fayda sağlama mertebesine de ulaşamazsınız ki bana menfaat sağlayasınız...” (Müslim, “Birr", 55;/(2577) Tirmizî, “Kıyamet", 49/(2497))      

Akıl ve irademizle, inanç ve eylemlerimizi seçme ve gerçekleştirme hususunda özgürlük verilen bizlerin, yaratılışımızdaki amaca aykırı bir tavır sergilememiz çıkmaz bir yoldur. Biz insanlar için en büyük suç, -ister sözlerimizle ister davranışlarımızla olsun- kendi benliğimizi, gerçek insanlığımızı ve insanlık değerimiz olan izzet ve onurumuzu kazandıracak olan Allah’ın dinine ve O’na kulluğuna önem vermememizdir.

Bizleri yaratan, yaşatan ve rızık veren Rabbimize dua/ibadet etmez isek; bizlere yüce Yaratıcımız tarafından ihsan edilen üstün değerin kıymetini bilmemiş, O’nu yalanlamış ve O’nun katında “önemsiz /azabı hak etmiş bir varlık" hâline gelmiş oluruz. Zira

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِى اَسْتَجِبْ لَكُمْ اِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

“Dua/Kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.” (Mümin, 40/60)

Öyleyse böyle bir duruma düşmekten sakınalım. Her zaman Rabbimizle irtibatımızı sürdürelim. Çünkü dua biz müminlerin tüm hayatımızı kapsayan sürekli bir kulluktur.

 

Mustafa GÜNEY



islam ve Hayat,Güncel Vaaz ve Hutbeler