Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk Ve Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kura'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum - Üye Ol
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Hz. Peygamberin İnsana, İnsan Sevgi Ve Onuruna Verdiği Önem

T.C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

KUTLU DOĞUM HAFTASI ETKİNLİKLERİ

Hz. Peygamberin İnsana, İnsan Sevgi Ve Onuruna Verdiği Önem

 

Prof. Dr. Nevzat ÂŞIK

İzmir 2013

 

HZ. PEYGAMBERİN

İNSANA, İNSAN SEVGİ VE ONURUNA VERDİĞİ ÖNEM

 

Hz. Peygamberin (sav.) insana, onun onur ve şerefine verdiği önemi işlemeye başlamadan önce, cahiliye dönemindeki insanın durumuna bir göz atmakta fayda olduğu kanaatindeyiz. Çünkü ancak böylece Rasulullahın nezâket, hoşgörü, merhamet ve sabrı… sayesinde insanın ne gibi büyük kazanımlar elde ettiği görülebilecektir.

İslamdan önceki toplum, kabile merkezli idi. Yani tam bir kabile taassubu hâkimdi. Şöyle ki: Bizim kabileden olanın zalimi de adildir, karşı kabileden olanın adili de zalimdir. Bizim kabileden olanın yalanı ve yanlışı da doğrudur, karşı kabileden olanın doğrusu da yalan ve yanlıştır. Bizim kabileden olanın çirkini de güzeldir, karşı kabilenin güzeli de çirkindir.

Bu dönemde, kadının, kölenin, cariyenin ve hizmetçinin hiçbir değeri, hatta adı bile yoktu. Bunlar pazarlarda alınıp satılabilen birer maldı.

Hz. Ömer’in “Biz cahiliye döneminde kadınları insan yerine koymazdık. İslamiyet gelince ve Allah onlar hakkında ayetler indirince, onların bizim üzerimizde hakları olduğunu gördük.”[1] sözü bu gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.

Durum böyleyken Hz. Peygamberin, “Kadın da bir insandır, köle, cariye ve hizmetçiler de birer insandır.” sözleri ve bunlara birer insan olarak yaklaşımı ve merhameti büyük bir inkılâp yankısı uyandırmıştır. 

“Köleler sizin kardeşlerinizdir, onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onlara altından kalkamayacakları yükü yüklemeyin, yükleyecek olursanız onlara yardım edin.”[2]

“Onlara kölem cariyem demeyin, oğlum veya kızım deyin.”[3]

O zaman köle statüsünde olan bu insanlara karşı o kadar merhametli ve şefkâtli idi ki, her fırsatta onların özgürlüğe kavuşturulmalarını emrederdi, hatta ölümünden önce şu sözü söyledi: “Namaz ve köleler hususunda Allah’tan korkunuz.”[4]

Ebu Mes’ûd’u kölesini döverken gördü ve arkasından seslendi: “Ebu Mes’ûd! Allah senden daha güçlüdür ve Allah’ın senin üzerindeki hakkı, senin kölen üzerindeki hakkından daha büyüktür.”

Köleleri kaça kadar affetmem gerekir diye soran birine, “Her gün onları yetmiş defa affet.” buyurdu.

Onları azarlayıp döven bir başkasına Rasulullah, “Hesap günü adalet terazileri kuracağız.”[5] ayetini okuyunca adam, etkilendi ve “Şahit ol Ya Rasulallah! Onlar artık hürdürler.” dedi.

“Köle ve cariyesine kötü davranan cennete giremez, kölelerinizi özgürlüklerine kavuşturunuz. Kim bir cariyesini güzelce eğitir, âzâd eder ve özgür bir hanım olarak onu evlendirirse onunla biz, cennette şöyle yan yana olacağız.”[6] derdi.

O (sav.) köleler, hizmetçiler ve yoksulların aralarına girer, onlarla konuşur, davetlerini kabul eder, hastalartını ziyarette bulunur, cenazelerine katılır ve üzerlerine namaz kılardı.

Zenci bir kadın veya genç biri vardı. Mescid-i Nebevi’yi süpürürdü. Rasulullah onu bir ara göremez oldu. Merak ederek sordu. Sahabiler öldü dediler. Hz. Peygamber: “Bana haber vermeniz gerekmez miydi?” buyurdu. Onlar ise hâdiseye pek önem vermiyorlardı. Bunun üzerine Efendimiz, “bana kabrini gösterin” buyurdu. Gösterdiler. Gitti ve kadının kabri üzerine namaz kılıp dua etti.[7]

Onun (sav.) merhameti ve şefkati, sadece canlıları değil ölenleri de kuşatıyordu.

İslam dini, bu değersiz kabul edilen tutsak ve yoksul insanları özgürlüklerine kavuşturmak için devlet hazinesinden hisse ayırdı. Hz. Peygamber köleyi hürriyetine kavuşturduktan sonra, ona geçimini kazanacak kadar sermaye verirdi.[8]

Yanına gelen bir adamın, korkudan titrediğini görünce, “Arkadaş! Korkma, kendine gel, çünkü ben ne bir kral ne de bir melikim! Ancak ben güneşin altında kurumuş et parçası yiyen bir kadının çocuğuyum.”[9] buyurarak, bu zavallı insanı rahatlatmak ve onore etmek istedi.

Bir gün Pazar yerinde birisi Onun (sav.) elini öpmek için öne atıldı, fakat O elini çekerek “Bu acemlerin krallarına yaptıkları bir davranış şeklidir. Ben melik değilim, ancak içinizden birisiyim.”[10] buyurdu.

Pazar filesini taşımak isteyen birisine de, “Herkes kendi yükünü kendisi taşımaya daha lâyıktır.”[11] dedi.

Âmir oğullarından gelen bir heyet kendisine karşı, “Ya Rasulallah! Sen bizim seyyidimizsin, en faziletlimizsin, en şereflimizsin…” diye hitâb ettiler. O şöyle buyurdu:

“ Hayır, öyle demeyin. Bu tür konuşmaları bırakın. Sözünüzü ve ne istediğinizi söyleyin, fakat şeytan sizi kendisine alet etmesin.”[12]

Ben de sizin gibi bir kulum, kul gibi yiyor kul gibi içiyorum. Kul gibi oturuyor kul gibi kalkıyorum.”[13] “Ancak bana bir şey diyecekseniz Abdullahi ve Rasuluhû: Allah’ın kulu ve Rasûlü deyiniz.”[14] derdi.

Yine şöyle buyururdu: “İyilik ve merhamet cennete götürür. Yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin. İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.[15] Merhamet sahiplerine, Rahmân olan Allah rahmetiyle muamele buyurur. Gönlünde merhamet olmayanlar, ancak şakîler yani şeytana uymuş kimselerdir.”

Kur’an’ı Kerim de Onun (sav.) bu özelliğini şöyle dile getirir:

“Size içinizden bir Resûl geldi, günah işlemeniz ona güç gelir. Size pek düşkündür. Mü’minlere karşı çok şefkâtli ve merhametlidir.”[16]

Görüldüğü üzere Rasulullah adam yerine konmayan bu kimselerin, önce birer insan olduklarını, ikincisi onlara insanca davranılması, sahiplerinin onlara yediklerinden yedirmelerini, giydiklerinden giydirmelerini; her fırsatta işledikledikleri bazı hata ve günahlar için keffâret olarak da özgürlüklerine kavuşturulmalarını emretti ve bunu dini hükümlerin arasına soktu.

Merhamet konusunun bu gün de bütün detaylarıyla gündeme getirilmesi ve işlenmesi gerekir: Hz Peygamberin insanlara, hayvanlara, çevreye… karşı merhameti ve bu konudaki sünnet kültürünün tespit edilip ortaya konması…

Bu gün dünyamız, insanın insana merhametine ne kadar da muhtaç! Orta Doğu Müslümanlarının durumu, iç savaşlar, sıkıntılar, yoksulluklar, neredeyse altından kalkılamayacak problemler… ailelerde ve değişik kurumlardaki durumlar da pek iç açıcı gözükmüyor… İnsanımız ve dünyamız, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, inananıyla inanmayanıyla…

Rasulullahın insana verdiği önemi, insan sevgisini, hoşgörü, iyilik, ilgi ve merhametini, onların birbirlerini onore etmelerini, çözüm üretmeye dair prensiplerini ve davranışlarını ortaya koymamız gerekiyor.

Öyleyse Kur’an ve Hz. Peygamber insanı nasıl değerlendiriyor? İnsanlar birbirlerine, sevgi, saygı ve merhameti nasıl gösterecekler? Kız ve erkek çocuklarına, yetimlere, yaşlılara, anne ve babalara, özürlülere karşı nasıl bir sevgi, saygı ve merhamet gösterilecek sorularına cevap aramaya çalışalım.

 

İnsan, Allah’ın maddî ve manevî güç ve yetenekleri itibariyle en mükemmel şekilde yarattığı bir varlıktır. Kur’ân-ı Kerîm, onun en güzel biçimde yaratıldığını ifade buyuruyor. (Tîn, 95/4) Aynı zamanda o, diğer canlılar arasında en şerefli bir yere oturtulmuştur. (İsrâ, 17/70) Onun şerefli kılınması, diğer bütün yaratıkların onun hizmetine verilmiş olmasındandır. (Lukmân, 31/20) Aynı zamanda insan, yeryüzünde Allah Teâlâ’nın halîfesi, yani temsilcisi olarak yaratılmıştır. (Bakara, 2/30) Yani yeryüzünü imar ve ıslah etme görevi ile görevlendirilmiş ve üstlendiği bu zor işi başarabilecek maddî ve manevî güç ve yeteneklerle donatılmıştır.

Allah, insanı sudan ve topraktan yaratmış, ona kendi ruhundan üflemiş, onu bütün canlılar arasında özel bir konuma getirerek kendisine muhatap yapmış ve ona; “Ey insan, ey insanlar, ey âdemoğlu,” diye hitabetmiştir. Madem ki insan, yeryüzünün imar, ıslah ve idaresi emaneti ile görevli bir halîfedir, öyleyse bu hilâfet vazifesine layık olmalıdır. Peki bu ehliyetin şartları nelerdir acaba?

Kur’ân, bize halîfe olmanın ölçüsünü şöyle açıklar: “Allah, içinizden, iman edip de salih amel işleyenlere, kendilerinden önce gelenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına.. dair vaadde bulunmuştur.” (Nûr, 24/55); “Şüphesiz iman edip, salih ameller işleyenler var ya, işte onlar, yaratıkların en hayırlısıdırlar.” (Beyyine, 98/7); “De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar. (Zümer, 39/9)

Ayetler bize bu ölçünün, iman, salih amel ve ilim olduğunu açıkça belirtiyor. Eğer insanoğlu bu özelliklere sahip olmaz, bu şartları yerine getirmezse görevini yapmamış olur.

İmar, ıslah ve idare, bilgi ve irfanla olur. Nitekim ilk halîfe Adem, meleklere ilimle üstün gelmiştir. İlim, esastır. Maddî ve manevî ilerlemenin, kalkınmanın şartı ilim ve sanattır. İlim, irfan ve sanatta geri olanlar, ilerleme kaydedemezler. Hz. Peygamber (s.a.v.), ilk müslümanları öncelikle cehaletin köleliğinden kurtarmaya çalışmıştır. Ve:

Sadakaların en faziletlisi, insanın ilim öğrenmesi, sonra da onu bir başka kardeşine öğretmesidir,’ buyurmuştur.[17]

Unutmayalım ki, İbn Sina’nın dediği gibi; ‘İlim ve sanat, değerinin bilinmediği yerden göç eder.

Bu açıklamalar, her halde durumumuzu yeniden gözden geçirmemize ve bir otokritik yapmamıza vesile olacak ve insan olarak önem, sorumluluk ve yükümlülüklerimizin bilincine varmamızı sağlayacaktır.

DEVAMI İÇİN TIKLA

[1] Buhari, Sahih, İstanbul 1315/1987, 77 Libâs 31 (VII, 46); Geniş bilgi için bkz. M. Tayyib Okiç, İslamiyette Kadın Öğretimi, Ankara 1978, s. 7 ve devamı.

[2] Buhari, 2 İman 22 (I, 13)

[3] Buhari, 49 el-Itk 17 (3,124)

[4] İbn Mâce, Vasâyâ, 1

[5] Enbiya, 21/47.

[6] Bu Konudaki hadisler için bkz.: Miftâhu Künûzi’s-Sünneti, Kahire 1921, s. 329-336.

[7] Buhari, 23 Cenaiz 66 (II, 112-113); Müslim, II Cenaiz 23, (II 659 nr 956); İbn Hanbel, II, 353-388.

[8] Abdurrahman Azzam, Betalü’l-Ebtâl, çev. Hayreddin Karaman, İstanbul 1964, s. 74-75.

[9] Kâdı Iyâd, eş-Şifa, s. 199,266; krş. Hâkim, Müstedrek, II, 466; III, 48.

[10] Eş-Şifa, s. 266.

[11] A.g.e. , s. 267.

[12] İbn Sa’d,et- Tabakâtü’l-Kübrâ, VII, 34; İbn Hanbel, Müsned, IV, 25.

[13] İbnü’l-Mübârek, Kitabu’z-Zühd, Beyrut 1386, s. 353, nr. 995; eş-Şifa, I, 188,263.

[14] İbn Hanbel, a.g.e., I, 24,47.

[15]Bkz.,  Müslim, Fedâil, 66.

[16] Tevbe, 9/128.

[17]     Bu konudaki hadisler için bkz. Buhârî, İstanbul 1979, 3 Kitâbu’l-Ilm 1-53 (I, 21-42).

YAZAR: Kadir Hatipoglu - Nisan 16 2013 12:26:53 · Adobe Reader Belgesi · Microsoft Word Belgesi · Yazdır
Önceki Vaaz Sonraki Vaaz
Online Bağış
Kur'an-ı Kerim Dinle
Ramazan Pakdil Sureler
DİB Kur'an Portalı
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Fatih Çollak Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
114 Sure 114 Hafız
İshak Daniş Aşir
M.Nebevi İmamları
K. İmami Shuraym Hatim
S.Hafızlar Görüntülü
Dünyaca Ünlü Kariler
Kur'an International
Tefsir
Tefsir Külliyatı
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
Reddul Muhtar-İbn-i Abidin
Feteva-i Hindiyye
Fikhussunne
Mezhepler Arası Farklar
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Sayfa oluşturulma süresi: 0.05 saniye 7,918,460 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2019