Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Reddül Muhtar,İbn-i Abidin

MÜKATEBE KİTABI 1

MÜKATEBİN YAPMASI CAİZ OLAN VE OLMAYAN ŞEYLER BABI 1

MÜŞTEREK KÖLENİN KİTABETİ BABI 1

MÜKÂTEBİN ÖLÜMÜ-ACZİ VEYA EFENDİNİN ÖLÜMÜ BABI 1

 

 

 

MÜKATEBE KİTABI

METİN

Bu konunun kira akdinden sonra gelmesinin sebebi, her iki akitte de mülkiyetin bir kimseye,

yararlanmanın ise başka bir kimseye ait olmasıdır. İşte bu ilgiden dolayı bu meseleler kira akdinin

hemen arkasında yer almıştır.

Kitâbet kelimesi sözlükte «tekebe»den alınmış olup, Ketebe; harfleri toplamak bir araya getirmek

anlamına gelir. Kitâbet ise; kölenin efendisi ile yaptığı bir çeşit sözleşme olup, bu sözleşmeyi yapan

köleye de mükâteb denir.

Mükâteb kelimesi bir terim olarak; kölenin alım-satım ve çalışma gibi işlerde serbest olması,

gelecekte de kitabet bedelini ödeyince kölelikten kurtularak hür olmasıdır. Hatta efendisi ile

konuşmuş olduğu meblağı derhal ödemiş olsa, derhal hürriyetine kavuşmuş olur.

Kitabetin rüknü ise, kitabet sözü ile veya bu anlama gelen bir sözle yapılacak icab ve kabuldür.

Kitabetin şartı; kitabette konuşulan bedelin miktar ve cinsinin bilinmesidir. Bir de köleliğinin

anlaşma süresince devam etmesidir. Yoksa, bedelin oylara taksim edilerek veya mesela altı oy

sonra şu kadar denilerek ödenmesi kitabetin şartı değildir. Zira kitabet peşin ödemekle de geçerli

olur.

Kitabetin hükmü; köle alış veriş ve çalışma konusundaki hacrin derhal kalkması tasarruf hak ve

hürriyetinin sabit olmasıdır. Kölelikten kurtulması, hür olması anlamına gelmez. Burada gerçek

hürriyet ancak kitabet bedelini ödemekle gerçekleşir.

Kitabetin hükmü, efendi tarafından bedeli derhal, peşin olarak taleb etme velâyetinin sabit

olmasıdır. Bir de bedeli kabzettiği zaman bedelin ona mülk olması, kölenin kitabet bedelini

ödemekten aciz olduğu takdirde ise kölelik mülkiyetinin aksine dönmesidir.

Bir kimse kölesi ile -velev köle reşit bir çocuk olsun kitabet bedelinin bir malla peşin veya vadeli

veya miktarı da ödenecek ayların başı ile sonu tayin edilerek meselâ, «Ben sana bin lira bedel

biçtim, şu ve şu aylarda taksitte öde.» şeklinde taksitle ödemesi şartıyla kitabet yaparak, «Eğer

bunu ödersen hürsün, ödeyemezsen kölesin.» dese. köle de kabul etse, geçerlidir ve o köle

mükâteb olur. Çünkü âyetteki «Kitabet kesin.» (Nûr sûresi: 33) emri mutlaktır. Buradaki emir,

sağlam görüşe göre nedb (mendûb) ifade eder. Ayetin devamındaki, «onlarda bir hayır görürseniz»

ifadesinden maksat, azad edildikten sonra, köle gayri müslim olduğu takdirde. müslümanlara bir

zarar vermemesidir. Eğer zarar vereceği bilinirse, üstün olan, kiabet yapmamaktır. Ama kitabet

yaparsa, geçerli olur.

Kölenin yarısına kitabet kesilmesi de câizdir. Köle kalan kısmında da yine ticaretle izinlidir. Eğer

efendisi onu ticaretten menetmek isterse, kölenin ıtk (azadlık) hakkının bâtıl olmaması için

menedemez. Bu konunun tamamı Tatarhaniye'dedir.

Kitabet geçerli olduğu takdirde köle efendisinin tasarrufundan çıkar. Ama bedelin hepsini

ödeyinceye kadar mülkiyetinden çıkmaz. Zira Ebû Dâvud, «Mükateb, üzerinde bir dirhem kaldıkça

köledir.» hadisini rivayet etmiştir. Bu hadisten yukarıdaki hüküm çıkarılmıştır.

Sonra musannıf bu görüşün ayrıntısı olarak şöyle demiştir: Efendisi, mükateb sözleşmesi yaptığı

cariyesi ile cinsi münasebette bulunursa, emsalinin mehrini vermesi gerekir. Zira kitabet

sözleşmesi cariyeyi efendisine haram kılmıştır.

Efendi kitabet yaptığı kölesini yaralamış olsa veya çocuğunu öldürse, erş diyeti vermesi gerekir.

Efendi kitabet yaptığı köle veya cariyenin malını telef ederse, tazmin etmesi gerekir. Zira kitabet akti

ile köle ile efendisi birbirleriyle ya-bancı gibi olurlar. Ama kölesini yaralayan veya cariyesi ile

münasebette bulunan efendiye kısas ve had yoktur. Çünkü henüz mülkiyet şüphesi vardır. Şümnî.

Efendi kitabet kestiği köleyi azad etse, hakkını düşürdüğünden meccanen azad edilir.

Efendi kölesi ile şarap ve domuz üzerine kitabet yaparsa, bu akit fasit olur. Çünkü şarap ve domuz

müslüman için mal değildir. Ama köle ve efendisi zımmî olurlarsa, o zaman caizdir. Kölenin bizzat

kendi kıymeti üzerine yapılan kitabet akdi de fasittir. Çünkü onun kıymetinin miktarı meçhuldür.

Efendi kölesine, «Falan kimse yanındaki şu malı getir seni azad edeyim.» diyerek kitabet kesse,

yine fasittir. Çünkü köle diğerinin mülkünü teslim etmekten acizdir.

Efendi kölesine, «Bana yüz dinar ver, ben sana üste olarak belirli olmayan genç bir çocuk

vereyim.» dese, yine fasit olur. Çünkü çocuğun değeri bilinmemektedir. İşte kitabet akti, bu



durumların hepsinde, bizim zikrettiğimiz illetlerden dolayı fasittir.

Efendi ile köle şarap üzerine kitabet kesseler, köle şarabı ödese, azad olur. Bunun gibi domuz

üzerine akit yapsalar, onun da hükmü böyledir. Çünkü müslümanlar için olmasa bile genel olarak

maldır. Fakat bu şekilde azad olan köle yine efendisine kendi kıymeti kadar çalışmak zorundadır.

Ancak dava hakime götürülmeden öncesi için hüküm böyledir. İbni Kemal.

Bil ki, kitabette mal konuşulduğu zaman kitabet herhangi bir şekilde fasit olursa bedel,

belirlenenden daha az olarak ödenemez. Belki onun üzerine ilave edilir.

Murdar hayvan eti veya kan gibi şeyler üzerine kitabet yapılsa, akit bâtıl olur. Çünkü kan ve leş hiç

kimseye göre asla mal değildir. O halde bunu ödemekle de azad olunamaz. Ancak bunlar üzerine

kitabet yapmakla beraber kitabeti açık bir şarta bağlarsa, o zaman akit için değil, şart için azad

edilmiş olur.

Çeşidi ve sıfatı değil yalnız cinsi belirtilen bir hayvan üzerine kesilen kitabet akti geçerli olur. Köle

efendinin cinsini beyan ettiği hayvanlardan ortalama bir hayvanı veya ortalama bir hayvanın

kıymetini verir. Kıymetinin kabulü için efendi zorlanır.

Kâfir olan efendinin kafir olan kölesi ile belirli bir miktar şarap üzere kitabet kesmesi geçerlidir.

Çünkü bedelin belli olması gerekir. Efendi veya köleden herhangi birisi müslüman olduğu takdirde

şarabın değil onun kıymetinin verilmesi gerekir. Efendi kıymeti kabzedince köle azad edilir. Şu

kadarı var ki, yine köle kendi kıymeti kadar efendisine çalışır. Bu konu yukarıda geçmiştir.

Kölenin bir aylık hizmet yapması, bir diğerine bir ay hizmet etmesi, bir su kuyusu açması ve bir bina

yapması üzerine akit yapılsa, anlaşmazlığı kaldıracak şekilde iş ve malzemesinin belli olması

şartıyla, geçerli olur. Çünkü rükûn ve şart meydana gelmektedir.

Kitabet, şartla fâsit olmaz. Çünkü başlangıçta nikâha benzer Çünkü kitabet de nikâh gibi ma

maldan başkası ile mübadele etmektir. Ki o da tasarruftur. Ama şart aktin sulbünde olursa o zaman

akit fasit olur. Çünkü kitabet sonunda da satıma benzer. Çünkü bedel fasit olmaktadır. Asıl olan da

budur.

İZAH

Mükâteb, mükatebet'ten ism-i mefuldür. Efendiye mükâtib denilir. Kendisi ile kitabet yapılan köleye

mükâteb, cariyeye de mükâtebe denir. En uygunu, musannıfın kitabet kitabı demesiydi. Zira fikıh

ilmi bu kitapta mükellef olan kimsenin kitabet fiilinden baksetmektedir, mükâtebten değil.

Şu kadarı var ki Kuhistanî'de buradaki «mükâteb» kelimesi ism-i meful değil, kitâbet manâsında

olan mimli masdar olarak kullanılmıştır. Burada kitâbet kelimesinden mükâtebe dönülmesindeki

hikmet de bir çeşit tekrardan uzaklaşmaktır.

«Zikredilmesinin münâsebeti ilh...» Musannıfın bu sözünde «Uygun olan musannıfın bu sözü Itk

Bahsinden hemen sonra zikretmesiydi.» şeklinde vârid olacak itirazın cevabına işaret etmektedir.

Nitekim Hakîm-i Şehid, kitabeti Itkın hemen arkasında zikretmiştir. Cevab şudur: Itk köleyi

karşılıksız mülkiyetinden çıkarmaktır. Kitâbet ise öyle değildir. Kitabette mülkiyet efendinin.

menfaat de kölenindir. İşte bu yönüyle kıra akdine daha uygundur. Çünkü zata nisbet etmek

yararlanmaya nisbet etmekten daha önde gelir. Nitekim İnaye'de de bu araştırılmıştır. Kira akdinin

mükatebe kitabından önce zikredilmesi kira akdinin temlik, şartlar ve şartların cereyanı, efendi ve

köleden başkalarındadır. İşte bunun için de satıma benzemektedir. Bundan dolayı da kira akdi

mükatebe kitabından önce yazılmıştır.

Bazı âlimler tarafından da «Kira menfaatler için zaruri olarak mal sâbit olur. Kitabet ise bunun

aksinedir.» denilmiştir. Zikredilenlerin hepsi yaklaşık münasebetler olup mantık bakımından

inceleme ihtimalleri bulunmaz.

«Harfleri cem etmeye ilh...» Uygun olan, burada «Kitabat toplama (cem)dir.» demesiydi. Çünkü

kitabet, harfleri toplamaktadır.

«Mükateb denilmesi ilh...» Mustasfa'da şöyle denilir: «Kitabe sözlükte; cem etmek anlamındadır.

Bir şeyi borçlandırmakta da kullanılır. O halde efendi köleye kitabet bedelini yükler, köle de

efendisine bedeli ödediği zaman kendi ıtkını yüklenmiş olur.»

Mutarrizî de şöyle der: «Fakihlerin «Kitabet tasarruf hürriyetini kölelik hürriyetine eklemektir.» sözü

zayıftır. Sahih olan efendi ve köleden her birisinin kendi nefsi üzerine bir şeyi yüklemesidir, Efendi

vefayı, köle de bedeli ödemeyi deruhte etmişlerdir. Buna kitabet denilmesin-deki maksat, halde her

iki ıvaz da mevcut değildir. Akit anında mevcut olan ancak kitabettir. Diğer akitler ise genel olarak



ıvazdan hâli olmazlar.»

Ben derim ki: Mutarrizî'nin sözündeki «genel olarak» kelimesi, her iki akte de, yani kitabet aktine de

diğer akitlere de kayıttır. Düşün.

Umulur ki, Mutarrizî'nin «zayıftır» demesinin şekli Sayıhanî'nin dediğidir. Zira Sâyıhanî, «Tasarruf

hürriyeti akitte yoktur. Rakabet hürriyeti ise ancak aktin sonunda, yani bedelin ödenmesinde olur.s

demiş-tir.

«Kölelikten kurtularak hür olmasıdır ilh...» İster hepsi olsun, ister bazısı olsun. Nitekim musannıf

gelecekte zikredecektir.. Musannıfın burada köleyi mutlak zikretmesi, köleye, müdebber ve

ümmülveled köleleri de kapsamına alır.

«Halen ilh...» Yani mükâtep sözleşmesi yapıldığı andan itibaren köle tasarruf hürriyetine kavuşur ve

kendi menfaatteri hususunda daha hak sahibi olur. T. Hamevî»den.

«Gelecekte ilh...» Burada peşin ve muallak azad tariften çıkmakta-dır. Kitabetin bu tarifi kitabeti

hükmü ile tarif etmektedir. Eğer musannıf kitabeti hakikaten tarif etmiş olsaydı. kitabet, kölenin

tasarruf hürriyeti üzerine yapılan bir akittir, derdi. Turi.

«Bedelini ödediği zaman ilh...» Musannıfın bu sözü ifade ediyor ki, kitabet bedelinin ödenmesinin

geri bırakılması şart değildir.

«Akit sırasında derhal ödese, o anda azad edilmiş olur ilh...» Bu söz şârihin «gelecekte» sözünün

tefsiri üzerine bir ayrıntı olmaktadır. Şârih bu sözüyle demek istemektedir ki, sen azadın ödemeye

bağlı olduğunu zannetme, Azâd, ancak edâ zamanında olur. Zira kitabetin gerekçesi ödeme

sırasında azâd olmaktır. Kıyas isterdi ki azâd, akit anında sabit olsun. Zira onun hükmü aktin

akabinde sabit olmaktadır. Şu kadar var ki, efendi kölenin kendi mülkiyetinden müflisin

zimmetindeki bir ivazla çıkmasıyla zarar görmektedir. İşte bundan dolayı da azad akitle değil, ancak

ödeme sırasında sâbit olur.

Bir şarta bağlama ile kitabet arasında bir kaç meselede fark vardır. O meselelerden birisi şudur:

Kölenin azadını bir şarta bağlarsa efendinin şarta bağladığı köleyi tasarruftan men etmesi, satması

ve ondan izinsiz olarak kazancını alması caiz olur.

Gâyetü'l-Beyân'da şöyle denilmektedir: «Azadını şorta bağladığı köle hürriyeti şarta bağlanan

meblağı ödemeden ölmüş olsa, kölenin yerine bıraktığı malından ödenmez. Yine, efendisi ölürse,

köle kazancıyla birlikte onun mirasından sayılır. Azadı şarta bağlanan cariye doğursa, doğumdan

sonra da hürriyetine şarta bağlanan meblağı ödemiş olsa, onun çocuğu azad olmaz. Efendi

hürriyetini şarta bağladığı meblağdan bir kısmını düşse, o da geri kalanı ödese. veya o meblağnı

hepsinden ibra etse, yine azad edilmez. Ama mal üzerine azad ve kitabet bunun aksinedir. Mese

bir kimse kölesine, «Sen bin lira üzerine hürsün» dese, köle de kabul etse, o andan itibaren köle

azad edilmiş olur. Bin lira olan azad bedeli de kölenin zimmetindeki borç olur. Özetle.

«Rüknü ilh...» Kendisinde aktin hükmü, veled ve benzeri gibi teb'an değil, kasden sabit olan

akitlerde rükne ihtiyaç vardır. Bedâyî. Özette.

«Onun manâsını ifade eden ilh...» Nitekim yakında metinde gelecektir.

«Şartı ilh...» Bu şart bedele döner. Bunun benzeri bedelin mal olmasıdır. Bir de bedelin efendinin

mülkü olmamasıdır. Bu sayılan şartlar aktin bağlanmasının şartlarıdır. Kitabet bedelinin kıymetli ve

kıymetlendirilecek bir şey olması ise, bu da aktin sıhhat şartlarındandır. Kölenin efendisine dönen

şarta gelince, âkıl, bûluğ, mâlik ve velâyeti olmasıdır. O halde fuzulînin kitabeti geçerli değildir.

Belki vekilin kitabeti de nafiz olmaz. Yine, baba ve vasinin de velayetleri olduğundan azadla

istihsânen geçerlidir. Bunlar da kitabet aktinin bağlanma şartlarıdır. Rıza da sıhhat şartıdır. Bu da

zorlama ve şaka ile akit yapılmasından kaçınmak içindir. Ama kitabet yapan kimsenin hür ve

müslüman olması şart değildir. Bir köle kendi kölesi ile kitabet yapabilir. Şu kadarı var ki dinden

çıkanın kitabet akti Ebû Hanîfe'ye göre mevkûftur. İmameyne göre ise nâfiz olur.

Kitabet akti yapılan köleye dönen şartlara gelince, bunlardan birisi akıldır. Akıl da aktin

bağlanmasının şartıdır.

Bizzat rükne dönecek şartlar ise, aktin temelinde fasit şarttan uzak olmasıdır. Ve aktın gereğine

aykırı olmaktan da yine aktin uzak olmasıdır. Eğer aykırı olmazsa şart câizdir. Veyahut bâtıl olan

şey aktin özüne dahil olmazsa şart bâtıl, fakat akit geçerli olur. Bedâyi. Özetle.

Şu kadar var ki, bedelin mal olması şartı gelecek kitabetin hizmet üzerinde yapılmasına aykırıdır.

Halbuki kitabet hizmet üzerine de yapılmaktadır. Ancak o zaman maldan maksat, mal ve mal anla



taşıyan şeydir. Hizmet de mal anlamı taşıdığından o da mal sayılabilir.

«Bilinmesidir ilh...» Hâniye'de şöyle denilmektedir: «Nikâhta mehir olan her şey kitabet aktinde

kitabet bedeli olur.»

«Peşin ödemekle de sahihtir ilh...» İmam Şafii buna muhalefet etmiştir.

«Hürriyet ancak kitabet bedelini ödemekle olur ilh...» Bundan dolayı da denilir ki, mükâteb kölelik

zilliyetinden kurtulmuş, ancak henüz hürriyet sahasına ulaşmamıştır. O zaman deve kuşu gibi olur.

Uç dersen deve gibi yürür, yük vurmak istersen, kuş gibi uçar. Zeylaî.

«Ödemekle ilh...» Yani kitabet bedelini öderse efendisi ona, «Ödersen, hürsün» demese bile azad

olur. İmam Şafii buna muhalefet etmiştir. Ona göre kitabet bedelini ödese dahi efendisi ona akit

yapılırken. «Eğer ödersen hürsün» demezse, hür olmaz. Zeylaî.

«Kölelik mülkiyetinin ona dönmesidir ilh...» Bu görüş köle ile ilgili olan hükümlerdendir. Ama

efendiye bakarak efendinin onu kendi mülküne alma isteği onun ödemeden âciz olduğu zaman olur.

Dürer'de de bununla ifade edilmiştir. T.

«Reşid bir çocuk ilh...» Yani çocuğun alış-verişi bilmesi. Çünkü kitabet ona ticaret iznidir. Bu da

ancak bize göre geçerlidir. Öyleyse eğer çocuk alış-verişi bilmezse veya akıl hastası olursa, bir

adam onun yerine kitabet bedelini ödemiş ve efendisi de kabul etmiş olsa, bile azad edilmez. Adam

ödediğini de geri alabilir.

Eğer çocuğun yerine bir kişi kitabeti kabul etse. efendi de ona razı olsa, yine caiz değildir. Bu,

kölenin büluğdan sonraki icazetine bağlı olur mu? Sahih olan bağlı olmaz. Çünkü tasarruf vaktinde

ona icazet verecek bir şey yoktur. Çoluk-çocuk da icazet ehlinden değildir. Ama bunun aksine gaib

olan erişkin bir köle yerine fuzulî bir kimse kitabet aktini kabul etse. o akit kölenin icazetine bağlı

bulunur. Ama eğer çocuğun yerine icazet aktini kabul eden kimse, çocuğun efendisine bedeli

ödemiş olsa, istihsânen çocuk azad edilir. Yine- bunun gibi erişkin gaib de azad edilir. Bedeli

ödeyen kimse kölenin efendisinden ödediğini alma talebinde de bulunamaz.

Bir kimse başkasının yerine kitâbet bedelinin bir kısmını ödese, onu geri alma talebinde bulunabilir.

Ancak çocuk baliğ olur, adam.'n ödediğini istemeden önce akte izin verirse, o zaman bir kısmını

ödeyen kimse, ödediğini geri alma talebinde bulunamaz. Ama akti kabul eden kimse çocuk aktin

bedelinden geri kalan kısmı ödemekten âciz bile olsa, ödediği kimse geri alamaz. Çünkü kitabet

tekrar köleliğe dönmekle bozulmaz. Belki son bulur. O halde. akit onun ödediği miktarda

mevcuttur. Bedâyî. Özetle.

«Malla ilh...» Bu ifade hizmetten kaçınma için bir kayıt değildir. Zira ileride geleceği üzere hizmet

üzerine de kitabet akti yapıIabilir. Şurunbulâliye.

«Peşin ilh...» Meselâ, «Bin lira ödersen hürsün.» dese, köle de kabul etse, geçerli olur. Zira istikraz

veya başkalarından hibe yoluyla o parayı aktin akabinde tahsil etmesi mümkündür. İtkanî.

Hidaye'de de, «Eğer peşin mal üzerine kitabet yapmışsa, peşin ödeyemezse, köleliğe döner.»

denilmiştir.

İtkanî de. «Peşin mal ödemek kaydıyla yapılan kitabette peşin ödemese, dahi köleliğe dönmesi

ancak ya hakimin hükmü veya kölenin razı olmasıyla mümkündür. Kitabet aktı peşin ödeme üzerine

yapıldığı halde köle efendisinden ödemeyi geri bırakmasını istese, eğer kölenin gelmesi beklenen

gaib bir malı varsa, o zaman efendisi ödemeyi iki veya üç gün tehir eder.» demiştir.

«Vadeli ilh...» Vadeli ödemek kayyla kitabet yapmak daha efdaldir. Sirac'ta olduğu gibi.

Şurunbulâliye.

«Eğer bunu ödersen hürsün ilh...» Bunu demesi gerekir. Çünkü bundan önceki ifade kitabeti de bir

mal üzerine azad edilmeyi de ifade eder. Kitabet ciheti ancak bu kayıtla ortaya çıkar. Ama

«ödeyemezsen» sözünün söylenmesine hiç ihtiyaç yoktur. Zira bunu söylemesi ancak ayların

gelişinde kölenin ödemesini teşvik içindir. Nihaye. Kifaye ve Tebyîn adlı eserlerde de böyledir. Vanî

ve diğerlerinin ikinci sözü de gerekli olduğunu belirtmeleri yine Azmiye'de birincisi ile maksat hâsıl

olduğundan reddedilmiştir.

Bizim Zeylaî'den naklen zikrettiğimiz, «Efendi kölesine; «Ödediğin takdirde hürsün.» demese bile

azad edilir.» açık kitabettedir. Nitekim İtkanî de buna dikkat çekmiştir.

«Kitabet kesin emri mutlaktır ilh...» Zira, zikredilen bedelin peşin, vadeli veya taksitli olması ile

kölenin çocuk veya erişkin olmasını da kapsamına alır.



İmam Şâfiî (r.a.) bedelin peşin ödenmesi ile mükâtebin çocuk olma-sı hususunda muhalefet ederek,

acâiz değildir.» demiştir. Zeylaî.

«Nedb (mendûb) içindir ilh...» Fakihlerin icmaı ile buradaki emir vücub (farz bildirmek) içindir.

Hidâye.

Burada Hidâye'nin özellikle fakihleri zikretmesinden maksat, zira emir zahirîlere göre, eğer köle

kitabeti taleb eder, efendisi de kitabette hayır görürse, o zaman vücub içindir. Yoksa vücub için

değildir. Kifâye.

«Sahih görüşe göre ilh...» Bu görüş meşayihin bazısının görüşünden kaçınmak içindir. Zira

meşayihin bazısına göre buradaki emir mubahlık içindir. Nasıl ki, «avlanınız» emri de mubahlık

içindir. Meşayihten bazılarının sözü zayıf olup bunlara göre, «bir hayır görürseniz» şartı lagv sayılır.

Zira mübahlık, o şart olmasa da sâbit olur. Ama emir nedb için olursa, o hayır şartına göre amel

edilir.

«Onlarda bir hayır görürseniz sözünden maksat ilh...» Bazı âlimler tarafından, «Hayırlı olmaktan

maksat; vefâ emaneti edâ etmek ve salâhtır.» denilmiştir. Bazı âlimler tarafından da «Hayır

görmekten maksat maldır.» denilmiştir. Zeylâî.

«Kölenin yarısına kitabet kesilmesi de câizdir ilh...» Eğer kitabet bedelini öderse, yarısı azad

edilmiş olur. diğer yarısının kıymetinin karşılığında da çalışır. Nitekim musannıf gelecek babın

sonunda bunu zikredecektir.

«Musnannıf ayrıntı yaparak ilh...» Yani efendisinin tasarrufundan çıkar sözünün üzerine ayrıntı

yapmıştır. Mülkünden çıkmaz sözü üzerine ayrıntı yapmamıştır. Nitekim bu konu gizli de değildir.

Bu sözünde musannıf şuna da işaret etmektedir ki, uygun olan, vav'ın yerine fa'yı getirmesiydi.

Nitekim Mecma'da böyle yapılmıştır. İşte bu sözle Turî, vav ile zikrettiğinden Kenz'e itiraz etmiştir.

«Emsalinin mehrini vermesi gerekir ilh...» Teshil sahibi, «Eğer efendi cariyesi ile kitabet akti

yaptıktan sonra onunla cinsi münasebet kuracağını akitte şart koşarsa, bulunduğu takdirde

mehrine zamin değildir.» demiştir.

Gâyetü'l-Beyân'da mükâtebin yapması caiz olan şeyler babının öncesinde Teshil sahibine aykırı

görüş zikredilmiştir. Oraya baş vurunuz. Sadiyye.

Ben derim ki; Benim Gâyetü'l-Beyân'da gördüğüm ise, yle bir şartla kitabet akti fasit olur.

Düşünülsün.

Şu kadar var ki, Turî'de Muhit'ten naklen, Kitabet yapan cariye efendisi ile münasebette bulunsa,

sonra da kitabet bedelini ödese, efendisi onun emsalinin mehrini vermeye borçludur.. Zira fasit akit

sahih akte ilhak olunur.» denilmiştir.

«Câriyeyi efendisine haram kılmıştır ilh...» Ben diyorum ki: Haramlık, emsalinin mehrini vermeyi

gerektirmez. Nitekim bu gizli değildir. Uygun olan Hidaye'nin şu sözüdür: Kitâbet yapan câriye

bütün cüzleri ile daha özel kılınmıştır. «Sonra emsalinin mehri Şurunbulaliye'de Cevhere'den

naklen olduğu gibi, hür kadınlarda emsalinin mehri, mehr-i misildir. Cariyelerde bâkire ise,

kıymetlerinin onda biridir. Eğer bâkire olmazsa, kıymetinin onda birinin yarısıdır. Eğer bir kimse

kitabet kestiği cariyesi ile birkaç kere yatarsa, yine bir tek emsali mehir verir. Cariye efendisinden

aldığı emsâl mehri kitabet bedeli olarak efendisine verebilir. Çünkü kendi mülkü olan bir menfaatin

bedelidir. Bedâyî'de de böyledir.

Şurunbulâliye'de şöyle denilmektedir: «Bedâyî'de bu sözden önce şöyle denilmiştir: «Sonra kölenin

malı akitten sonraki ticaretle, hibe veya sadaka kabulü ile tahsil ettiği şeydir. Zira bunlar köleye

nisbet edilir. Ona kölenin almış olduğu erş veya cariye ise emsal mehir akitten sonra da hasıl

olsalar, kölenin malına dahil edilmezler. Onlar efendi için olur. Zira o mal köleye nisbet edilmez.»

Düşünülsün.

Haddadî de Şurunbulâlî gibi demiştir. Sonra da şunu eklemiştir:

«Ama yaralama erşine ve ukra gelince, bunlar da kölenin malına dahil değildirler. O da

efendinindir.»

Biribirine zıt bu iki mesele arasını Ebussuud bu meseleye yalnız nefsinden dolayı onunla kitabet

yapmışsa, geçmiş meselede de köleden vs kölenin elindeki maldan ötürü kitabet yapmışsa

şeklinde hamlederek telif etmiştir.

Ben derim ki: Ebussuud'un bu yorumlamasını Şurunbuiâliye'de Siraç'tan naklen olan ifade de teyid

eder. Zira Şurunbulâlî, Siraç'tan naklen şöyle demektedir: «Kitabet yalnız kölenin nefsinden veya



kölenin nefsi ile elindeki maldan dolayı yapılır.. Bunların her iki şekli de câizdir. Velev ki elindeki

malı kitabet bedelinden de çok olsun, yine efendi ancak kitabet bedelini alabilir.»

Şu kadar var ki, Hidâye'de Muzmarat'tan naklen olan ifade de yukarıda Şurunbulali'den nakledilen

şekilde yorumlanır. Zira o da kölenin yalnız nefsinden ve bir de nefsi ile malından kitabeti

zikretmiştir. Sonra da şöyle demiştir: «Kölenin malı kölenin ticaretinden hasıl olan veya ona hibe ve

sadaka edilendir. Ama kölenin cinayet erşi ile ukru efendisi içindir.»

Bedâyî'de de bu şekilde zikredilmiştir. Bu ifade üzerine her iki kitabet arasında fark yoktur.

Düşünülsün.

«Efendi malını telef ederse ilh...» Yani telef ettiği malın mislini veya kıymetim tazmin eder. Veya

onun malı kendi gibi bir köle olursa, efendi o köleyi yaralarsa, erşini verir.

«Mülkiyet şüphesi vardır ilh...» Yani kölenin rekabetinde mülkiyet şüphesi vardır.

«Meccânen ilh...» Yani efendisi eğer sağlam ise meccânen azad edilir. Ama eğer efendisi ölüm

hastası ise, o zaman kölenin azad edilmesi efendinin malının üçte birinden sayılır. Kuhistani.

«Akit fasit olur ilh...» Burada «fasit olur» kelimesini şârihin takdiren zikretmesinde bir maksat

yoktur. Nitekim bu açıktır. H. Çünkü musannıfın daha sonra gelecek o akit fasittir.» sözü, buna

ihtiyaç bırakmamaktadır. İleride Mükâtebin Ölümü Babında gelecektir ki, fasit kitabette mükateb

razı olmasa dahi efendi akti feshedebilir. Ama caiz olan kitabet bunun aksinedir. Mükateb de

mutlaka akti feshetme hususunda müstakildir.

«Zımmî olurlarsa câizdir ilh...» Bu görüş ifade ediyor ki, efendi veya köleden birîsi müslüman

oldukları takdirde zikredilen illetten dolayı onların çorap veya domuz üzerine kitabet yapmaları caiz

değildir.

«Kölenin bizzat kendi kıymeti üzerine ilh...» Uygun olan, musannıfın bu sözü domuz ve şaraptan

önce zikretmesiydi. Zira onlardan önce zikretseydi, ne kadar o zamirin domuza değil şarap

kelimesine döndürülmesi geçerli ise de. kıymet kelimesinin sonundaki zamirin domuz kelimesine

râcî olması düşünülemezdi.

«Kıymetinin miktarı meçhuldür ilh...» Yani onu kıymetlendirmekte ihtilaf vardır. Şu kadar var ki, köle

kıymetini ödemekle azad edilir. Bu kıymet de köle ve efendinin birbirlerini kıymet üzerinde tasdik

etmeleriyle sâbit olur. Eğer birbirlerini tasdik etmezlerse, kölenin hususunda iki kişi bir meblağ

üzerinde ittifak ederlerse, ittifak ettikleri meblağ kölenin kıymeti olur. Eğer iki kişi ittifak edemezse,

köle en yüksek kıymeti ödemekle azad edilir. Kuhistanî.

«Şu malı getir seni azad edeyim ilh...» Yani elbise, köle ve bunların benzeri altın ve gümüş dışında,

ölçülecek ve tartılacak şeyleri tayin etmekle taayyün ortaya çıkar. Hatta adam «Falan kimsenin

yanındaki dirhem ve dinarları getirirsen seni azad ederim.» diye kitabet kesse caiz olur. Minah.

«Diğerinin ilh...» Ama eğer efendi kölenin kazancından olan elindeki belirli bir mal üzerine kitabet

yaparsa, bunun cevazı hususunda iki rivayet vardır. İtkanî de Kâfî şerhinden naklen, «Sahih olan

rivayete göre bu kitabet caizdir.» denilmiştir. Köle edâ ettiği takdirde de azad edilir.

«Gayrî muayyen ilh...» Metinde zikredilen kitabet şeklinin fasit oluşu, İmam Ebû Hanife ile İmam

Muhammed'e göredir. İmam Ebû Yûsuf onlara muhalefet etmiştir. Öyleyse belirli bir çocuk

vereceğini söylese, imamların ittifakıyla o kitabet caizdir. Gayetü'l-Eeyân'da da olduğu gibi.

«Şarabı ödese ilh...» Azad edilir. Musannıf diğer fasit suretlerde azadin hükmünü beyan etmemiştir.

Biz yukarıda şarabın kıymeti üzerine kitabet yaptığında onu ödediği takdirde azad edileceğini

zikretmiştik. Çünkü kıymet bir yönüyle bellidir. Ödemekle de bütün yönüyle kıymetin ne kadar

olduğu belirlenmiş olur. Ama başka birisinin bir malı üzerine kitabet yapsa, İnaye'de, Zâhirı rivâyete

göre bu aktin bağlanmadığı zikredilmiştir. Ancak başkasının elindeki ayn üzerine kitabet

yapıldığında «Eğer onu bana ödersen, hürsün.» derse, şartın hükmüne göre ödediği takdirde azad

edilmiş olur.

İnâye'nin bu sözü ifade ediyor ki, başkasının elindeki mal üzerine kitabet kesilirse, fasit değil o akit

bâtıl olur. Ama çocuğun meselesine gelince, Zeylaî'nin sözünün açık anlamına göre o akdin de bâtıl

olmasıdır. Şurunbulâliye. Özetle.

O halde yukarıdaki fasit kelimesinden maksat. bâtılı içine alan bir fesaddır. Azmiye'de de olduğu

gibi.

«Azad olur ilh...» Yani şarap ve domuzun aynını ödemekle. İster burada efendi kölesine «Ödersen,

hürsün.» desin, ister demesin. Çünkü şarapla domuz mademki zımmilerce maldır, bir nevi maldır.



Ama leş ile kan bunun aksinedir ki, leş veya kan üzerine akit yapsalar, akit asla bağlanmaz. O halde

leş ve kan üzerine akit yapıldığında onlardan sonra bir şart konuşulmuşsa yalnız şartın anlamına

itibar edilir. Bu yapılan akitte eğer şart koşulmuşsa, bu şarta itibar edilmesinde o şartın açık olarak

o şeye bağlanmasıyla olur. Bu meselenin tamamı Minah'tadır.

«Dava, hâkime götürülmeden öncesi için ilh...» Bu görüş «eğer öderse» ifadesine döner. Azad edilir

sözü ile bağlı değildir. Çünkü o ödeme ile ifadesinden anlaşılmaktadır. Zira Kifaye ve Mebsut'ta,

eğer kendi kıymetini, dava hâkime gitmeden önce öderse, efendisi ister «ödersen hürsün» desin,

isterse demesin, azad edilmiş olur.» denilmiştir.

«Bil ki ilh...» Zahidî şerhinde şöyle denilmiştir: «Tesbit edilenden eksik olmaz, belki ondan fazla

olur sözünün anlamı kölenin kıymeti üzerine yapılan kitabette, şarap ve domuz üzerine yapılan

kitabette belirleme mevcut olmadığından düşünülemez, O halde eksiklik ve fazlalık düşünülemez»

Ben böyle bir soruya cevap vermekte uzun süre düşündüm. Şerhleri araştırdım, birçok arkadaşla

konuştum, bu düşüncem ve araştırmam bana hiçbir şey vermedi. Ancak İmam

Rüknü'l-Eimmeti's-Sebbâğî'nin şerhinde vermiş olduğu cevap aklıma geldi. Çünkü o şöyle demiştir:

«Bu belirlenen miktardan eksik olmaz, sözü, kitabet akti herhangi bir yönle fasit olur, ondan sonra

da belirli bir mal konuşulursa, o zaman o belirlenenden eksiği ödenmez. Belki ona fazlalık eklenir.»

Velhasıl bu şekil önceki şekle bitişik bir şekil değil, yeni bir şekildir. Bu mesele şuna benzer ki,

birisi kölesine bin batman şarap üzerine kitabet yapsa onu ödediği takdirde azad edilir. Aktin

başlangıcında ister ona. «Ödersen hürsün.» denilsin, ister denilmesin. O zaman kölenin kıymeti o

bin batmandan fazla olursa, ziyade vermesi vacib olur. Eğer kölenin kıymeti bin batmandan az

olursa, fazlasını bize göre köle geri olamaz.»

İşte şârih de yukarıda buna işaret etmiştir.

«Bedel belirlenenden daha az ilh...» Çünkü efendi akitte konuştuğu bir meblağdan azının

karşılığında onu azad etmeye razı değildir. O halde, onun kıymeti belirlenenden eksik olursa,

belirlenenden eksiği ödenmez. Köle ise, ziyade razı olur. Ta ki, hürriyet şerefine nâil olsun. O halde

o belirlenen kıymeti daha fazla olursa .belirlenen üzerine fazlalık eklenir. Zeylaî.

«Açık bir şarta bağlasa ilh...» Kölenin üzerine de birşey vermek gerekmez. Çünkü ortada mâliyet

yoktur. İhtiyar adlı eserde de böyledir.

Sonra İhtiyar sahibi şöyle demektedir: «Eğer kölesinin azadını bir elbisenin veya bir binek yük

hayvanının veya mutlaka bir hayvanın ödenmesine talik etse, bilinmezlik fâhiş olduğundan köle

azad edilmez.»

İhtiyâr'ın bu ifadesine Zeylâî'nin görüşü aykırıdır. Çünkü Zeylaî şöyle demektedir: «Elbiseyi verdiği

takdirde azad edilir. Çünkü kölenin azadının bir elbiseyi ödemeye bağlanması açık bir şarta

bağlamadır. O, zaman onun kölenin azadını bir elbiseye bağladığı takdirde, elbise denilecek bir

şeye bağlanmış olur ki, elbise denilecek birşeyi efendisine verdiği takdirde azad edilir.»

Şurunbulâliye.

«Yalnız cinsi beyan edilen bir hayvan ilh...» İnaye'de de bu şekilde söylenmiştir. Şöyle ki: «Bir

kimse kölesi ile köle ve at gibi cinsini beyan ettiği birşey üzerine kitabet kesse, ama kölenin veya

atın türünü ve vasfını beyan etmese, caizdir. O zaman ödenecek köle ve atın ortalama olması

gerekir. Zira burada bilinmezlik azdır. Bunun misli kitabette de yüklenir. Zira kitabetin binası

kolaylık üzerinedir. O halde kitabet bedelinin ödenme aktinin bilinmemesi ile bedelin bilinmezliğine

itibar edilir. Hatta kölesi ite hasat vaktine ödenmesi üzerine kitabet kesmiş olsa geçerli olur.»

Şu kadar var ki İhtiyar'da, «Hayvan ve elbise üzerine kesilen kitabet nikâh gibidir. Eğer nevini beyan

ederse, geçerli olur. Eğer mutlaka bir elbise ve hayvan veririm derse, sahih değildir.» denilmiştir.

Bunun misli Bedâyî'de de vardır. Bedâyî sahibi daha sonra da şöyle demektedir; «Bir kimse kölesi

ile bir köle veya bir cariye üzerine kitabet kesse, geçerli olur. Çünkü burada vasıf belirsizdir.

Burada nevine cins ismi verilmiştir. vasfına da nev. Ki, hükümde bir muhalefet yoktur.»

«Efendi zorlanır ilh...» Nasıl ki, malı kabul etmesi için zorlanırsa, Zira mal da kıymeti de asıldır. Mal,

kıymet belirlemede asıldır. Kıymet de yine asıldır. Zira vasat oluş ancak kıymeti ile bilinir. O halde

kıymetle mal eşit olmaktadırlar. Her ikisinin kabulüne de zorlanır. Zeylaî.

«Onun kıymetinîn verilmesi gerekir ilh...» Çünkü İslâm'a girince şarabın aynını teslim etmek câiz

değildir.

«Kabzedince azad edilir ilh...» İhtimaldir ki, kabz kelimesinin sonunda olan hâ zamiri kıymete gider.

Nitekim musannıf da bu yola gitmiştir. Çünkü bu yolda ihtilaf yoktur. O zamirin şarap kelimesine



gitmesi de muhtemeldir. Şârih de yle yazmıştır. Hidâye, Dürer ve onların gayrı olan âlimler de

şârihin gittiği yol üzerinedirler. O halde İnâye adlı eserde olduğu gibi bu zamirin merciinde iki

rivayet vardır.

«Yukarıda geçti ilh...» Yani müslüman kimsenin şarap ve domuz üzerine kitabet kesmesi

meselesinde.

«Bir aylık hizmeti üzerine ilh...» Kölenin bir aylık hizmeti üzerine kitabet kesilmesinin geçerli olması

istihsan deliline dayanır. Çünkü o sayı ile bilinir. Sayı bilindiği gibi efendisinin onu hangi işte

çalıştıracağı, hâliyle de bilinmiş olur. Kölenin de hangi işte daha iyi çalışacağı ile de yine malum

olur. Nasıl ki, bir ay çalışmasında nassen «Sen şu işte çalışacaksın.» denilerek yapacağı işin

bilinmesi gibi. Ama eğer kölenin çalışması üzerine kitabet akti kesilse, fakat ne kadar çalışacağı

zikredilmese, akit fasit olur. Çünkü bedel meçhuldür.

«Anlaşmazlığı kaldıracak şekilde ilh...» Yani ona kuyunun derinliğini, genişliğini ve yerini, eğer

kitabet bina üzerine kesilmişse binanın kerpiç ve kirecini ve binanın ne ile yapılacağını tayin etmesi

gibi. Bedâyî.

«Çünkü rükûn ve şart hasıl olmuştur ilh...» Yani icab, kabul ve kitabet bedelinin bilinmesi.

«Kitabet şartla fasit olmaz ilh...» Yani fasit şartla. Fasit şart aktin gereklerine aykırı olan şarttır.

Meselâ, kitabet yapsa. ama şehirden çık-mamasını, ticaret yapmamasını şart koşmak gibi kitabet

aktinin özüne girmeyen şartlar gibi. Ki, bu şartlar kitabet aktini fasid kılmaz.

«Çünkü kitabet ilh...» Bu görüş kitabetin nikâha benzerliğini sağlayan yöndür. Musannıfın maldan

başkasıyla mübadeledir ki bu da tasarruftur sözünün anlamı, yani mal olmayan tasarrufu mal ile

değişmektedir. Yani kölenin üzerindeki hacri kaldırmaktır. Çünkü verilen bedel bu hacri kaldırma

bedelidir.

«Sonunda da satıma benzer ilh...» Dürer'de de böyledir. Bu konuda bir söz vardır ki o da

Şurunbulaliye'de bulunmaktadır.

«Çünkü bedel ilh...» Zira şart aktin özündedir ki, bedelde meydana gelmektedir. Bu da meçhul veya

haram bir bedel üzerine yapılan kitabet gibidir. Veya kitabet bedeli ödeninceye kadar cariyesi ile

yatmak veya onun kendisine hizmet etmesi şartıyla bin lira üzerine kitabet kesilmesi gibi. Veya

cariyenin karnında ondan başkasına ait çocuğun azad olmayacağı şartıyla kitabet kesilmesi gibi.

İtkanî. Allah daha iyisini bilir.

 

 

 

 

MÜKATEBİN YAPMASI CAİZ OLAN VE OLMAYAN ŞEYLER BABI

METİN

Mükâteb alış-veriş yapabilir. Alış-verişinde müsamahalı hareket ederek az bir indirim veya fazlalıkla

satış yapabilir. Efendisi sefere gitmemesini şart koşsa bile mükâteb sefere gidebilir. Mükâteb

câriyesini evlendirme ve kölesi ile kitabet yapma hakkına da mâliktir. Eğer kitabet akti yapan kölesi

mükâteb olan efendisinin kitabet bedelini ödeyip azad edilmesinden sonra kendi kitabet bedelini

öderse, birinci mükâtebe velâ hakkı da vardır. Ama eğer mükatebin kölesi ondan önce kitabet

bedelini öder veya onun efendisine ödemesiyle birlikte köleside kendisine öderse, o zaman onun

mükâtebinin velayeti efendisi içindir.

Yalnız efendisinden izinsiz evlenemez, Karşılıklı da olsa hibe yapamaz, sadaka veremez. Ancak

sadaka ve hibede çok az birşeyle yapabilir. Bir kimseye kefil olamaz. İsterse efendisi nefsi kefaletle

izin versin. Çünkü onun kefaleti teberrudur. Kimseye karz veremez. Mal karşılığında da kölesini

azad edemez. Kölesinin nefsini para karşılğı kendisine satamaz. Kölesini evlendiremez. Çünkü

evlendirdiğinde mehir ve nafaka ile onun serveti noksanlaşır.

Baba, vasi hâkim, emin kendilerinin hacri altında olan çocuk köle hususunda zikredilen

hükümlerde mükâteb gibidirler. Ama mudarib, ticaretle izinli köle, en uygun görüşe göre muvafaze

ortaklığı ile ortak olan ortak mükâteb gibi değillerdir. Zira onların tasarrufları hassaten ticarettedir.

Diğer şeylerde değil.

Mükâteb yapan köle babasını veya oğlunu satın alırsa, ona tebanonlar da kitabet yapmış olurlar.

Burada maksat, yalnız doğuma dayanan yakınlığı olanlardır. Öyleyse doğum dışında kardeş ve

amca gibi bir yakınını satın alsa, onlar mükâteb olmazlar. Ama İmameyn buna muhalefet etmişlerdir.

Mükâteb, Ümmü'l-veledini çocuğu ile birlikte satın alsa, veya önce Ümmü'l-veledi, sonra da onun

çocuğunu satın alsa, -Cevhere- onun satın alışı caiz değildir. Zira Ümmü'lveled, çocuğuna tâbidir.

Şu kadar var ki, o kadın onu satın alan mükâtebin kitabetinde de delil olmaz.

Sonra musannıf bunun üzerine ayrıntı yaparak şöyle demiştir: Mükateb Ümmü'l-veledini satın alsa,

onun azad edilmesiyle Ümmü'l-veledi azad edilmez. Bununla birlikte nikâhı da feshedilmez. Zira bu

kimse ona malik olmamıştır. O halde mükâtebin nikâh mülkü ile o cariye ile yatması caizdir. Yine

bunun gibi, kitabet kesen cariye köle olan kocasını. satın alsa, onun hükmü de böyledir. Şu kadar

var ki, mutlaka onu satabilir. Çünkü hürriyet onun cihetinden sabit olmamıştır.

Mükâteb, Ümmü'l-veledine çocuksuz olarak malik olsa, onu satması caizdir. İmameyn ise buna

muhalefet etmiştir.

Mükâtebin câriyesi bir oğlan çocuğu doğursa, mükâteb onun kendi çocuğu olduğunu iddia etse,

babasına tebean onunla da kitabet kesilmiş olur. O çocuk büyüdüğü takdirde kazancı

mükâtebindir. Çünkü onun kazancının kazancıdır.

Mükâteb cariyesi ile kölesini evlendirse, sonra da onlarla kitabet kesse, cariye bir çocuk doğursa, o

çocuğun kazancı, öldürdüğü takdirde diyeti anasının olur. Çünkü anasına tabi olma daha tercih

edilir.

Mükâteb veya ticaretle izinli köle efendisinin izni ile hür zannıyla bir cariyeyi nikâhlasa, o kadın

ondan bir çocuk doğursa, sonra o kadının başka birisinin istihkâkı olduğu ortaya çıksa, o çocuk

yine köledir. Müsatahık onun kıymetiyle de alamaz. İmam Muhammed burada muhalefet ederek

alabileceğini söylemiştir. Çünkü aldatılmış kişinin çocuğudur. İmameyn ise, sahabilerin icmaı ile

buradaki aldatılmış (mağdur) kimseyi hür ile tahsis etmişlerdir. Bunu Zeylaî de kapalı görmüştür.

Mükâteb bir cariye satın alsa, ama onun satışında fesad olsa, onunla yatsa sonra da alışındaki

fesad yüzünden onu geri iade etse, veya sahih bir satışla satın alsa, sonra başkasının istihkakı

çıksa, o zaman, mükatebin üzerine azad edilmezden önce ukur vâcibtir. Çünkü onun kitabetine

dahildir. Zira alışla izin, yatmakla da izindir.

Mükâteb efendisinin izni olmadan bir cariyeyi nikâhlasa, sonra cariyenin başkasının istihkakı

olduğu ortaya çıksa, o zaman onun ukru, ancak kitabet bedelini ödeyip azad edildıkten sonra

ondan alınır. Çünkü, nikâh onun kitabetine dahil değildir. Nitekim babın başında da geçti.

Her iki fasılda izinli köle de mükâteb gibidir.

Kitabet yapan cariye efendisinden bir çocuk doğursa, cariye için muhayyerlik hakkı vardır. Dilerse

kitabetine devam eder ve efendisinden ukrunu alır, dilerse de kitabet bedelini ödemez, efendisinin

Ümmü'l-veledi olur. Çocuğun nesebi, kadın tasdik etmese dahi sabit olur. Zira o cariye rakabe



olarak efendisinin mülküdür.

Bir kimse Ümmü'I-veledi veya müdebber kölesi ile kitabet kesse, geçerli olur. Ümmü'l-veled,

efendisi ondan çocuk taleb ettiğinden, efendisinin ölümü ile meccânen azad edilir. Müdebber ise

efendisi öldüğünde, dilerse kıymetinin üçte ikisini ödemek için çalışır, veya efendisi fakir olarak

ölmüş ve ondan başka tereke bırakmamışsa, bedelinin tamamını çalışarak öder.

Adam mükâtebe yaptığı köleye tedbir yapsa. geçerli olur. O müdebber köle kitabet bedelini

ödemekten aciz ise, müdebber olarak kalır. Yok eğer ödemekten aciz değilse, dilerse çalışarak

kıymetinin üçte ikisini öder, veya efendisi fakir olarak ölür ve ondan başka tereke bırakmazsa,

kitabet bedelinin üçte ikisini öder.

Mükâtebine tedbir yapan kimse zengin olarak ölürse, öyle ki, köle onun malının üçte birinden çıkar,

köle tedbir ile azad edilir, kitabet bedeli de ondan düşer. Efendi mükâtebini azad ettiğinde kitabet

bedelinin düştüğü gibi. Zira o zaman meccânen azad edilmiş olur. Çünkü henüz onun üzerinde

efendisinin mülkiyeti mevcuttur.

Adam vadeli bin lira ile kölesine kitabet kesse, sonra da binin yarısı olan beşyüzü ödemesi için sulh

yapsa, istihsanen geçerli olur.

İZAH

«Mükâteb alış veriş yapabilir ilh...» Mükâteb alış veriş yapabileceği gibi kira akdi, iare. âriyet ve

vedia verme, deyn (borç)i ikrar ve ödeme, eğer üzerinde borç varsa havale kabulü ama üzerinde

borç yoksa havale kabul edemez mufaveze değil inan şirketine ortak olma, çünkü mufaveze şirketi

kefâleti gerektirir, efendisinin aldığına ortak olma ve efendisinin onun aldığına ortak olması, alışla

vekâlet kabul etme, herne kadar satıcıya semenin zımânı vacib olsa da, kendi kölesine ticaret izni

verme işlerini de yapabilir. Birşeyi sattıktan sonra sattığı şeyde ayıp iddia edilirse sattığı şeyin

kıymetinden düşmek veya kıymetini fazlalaştırmak hakkına da sahiptir. Efendisinden de almış olsa,

aldığı mal ayıplı çıktığı takdirde onu geri verebilir. Ancak efendisinden aldığı birşeye murâbaha

yapması caiz değildir. Fakat eğer beyan ederse caizdir. Yine efendi mükâtebinden birşey alsa, o da

murabaha yapamaz.Efendisi adına bir dirhemi iki dirheme satamaz. Zira mükâteb kendi kazancı ile

daha haklıdır.

Mutlak karşılıklı alışverişlerde mükâteb efendisine yabancı gibidir. Bedâyî'de olduğu gibi. Özetle.

Yukarıda geçtiği gibi. köle kendi nefsi ve elindeki malı için de mükâtebe yapabilir. Mükâteb birşey

vasiyet etmiş olsa, kitabet bedelini ödemeden önce de ölse velev ki geriye bırakmış olduğu terekesi

onun vasiyeti ile kitabet bedelini karşılasa da, onun vasiyeti caiz değildir. Ama birşey vasiyet etse,

kitabet bedelini ödedikten sonra ölse, meselâ, «Ben azad edildiğim takdirde malımın üçte biri

fakirleredir.» dese, bütün âlimlerin ittifakı ile geçerli olur.

Mükateb malından belirli bir şeyi vasiyet etse, icmâ ile câiz olmaz. Çünkü o vasiyetini hür olduğu

zamana izafe etmemiştir. Onun o vasiyeti teberruya mâlik olmadığı bir zamanda mülkiyetine taalluk

eder. Ancak efendisi onun o vasiyetine azaddan sonra icazet verirse, caiz olur.

Mükâteb malının üçte birini vasiyet etse, Ebû Hanife'ye göre o vasiyeti caiz değildir. Ancak azad

edildikten sonra efendisi ona icazet verirse, câizdir. İmâmeyne göre ise, câizdir. Bedâyî. Özetle.

«Az bir ilh...» Bu söz, Şurunbulâliye'nin Hâniye'den naklettiğine uyarak metindeki mutlak ifadenin

kaydıdır. Bununla beraber bu yalnız Ebû Hanife'nin sözüdür.

Bedâyî'de şöyle denilmektedir: «Mükâteb az veya çok semenle de satabilir. Semen hangi cinsten

olursa olsun. Ebû Hanife'nin görüşüne göre peşin ve vadeli de satabilir. İmameyne göre ise, ancak

halkın onun emsâlinde yanılması kadar azına veya çoğuna satabilir. Derâhim ve denânirle de

satabilir. Mutlak satışla vekil gibi vadeli değil, yalnız peşinle satabilir.»

«Efendisi sefere gitmemesini şart koşsa bile ilh...» Sefere gidebilir. Zira alış-veriş çoğu kez olduğu

yerde olmaz, seferle olur. Efendisi sefere gitmemesini şart koşsa, o yine sefere gitse, akit bâtıl

olmaz. Çünkü şart aktin özünde değildir. Yani her iki bedele de girmez. Nitekim yukarıda geçti.

«Câriyesini evlendirme hakkına ilh...» Keza, mükâtebe olan cariyesini de evlendirebilir. Çünkü

evlendirmek kazanç sağlamak kabilindendir. Ama kölesini evlendiremez. Bedâyî. Mükâteb.

cariyesini kendi kölesi ile de evlendiremez. İmam Ebû Yusuf'tan mükâtebin câriyesini kendi

kölesiyle evlendirmesinin caiz olduğu rivayet edilmiştir. Kuhistânî.

«Kölesi ile kitâbet yapma hakkına da sahıptir ilh...» Ancak, kölenin çocuğu anne ve babasıyla

kitabet yapamaz. Çünkü onlar kölenin azad edilmesiyle azad edilirler. O halde onların azad



edilmesinin kölenin azad edilmesinden önce olması caiz değildir. Hem de kölenin çocuğu ile anne

ve babası kölenin kitabetine dahildir. İkinci kez onlarla mükâtebe yapılmaz. Bedâyî.

«Azad edilmesinden sonra ilh...» Zira azaddan sonra velâyete ehil olur.

«Efendisi içindir ilh...» Yani velâyet azad edildikten sonra birinci mükâtebe raci olmaz. Zira velâyet

her ne zaman sabit olsa, hiçbir halle başkasına intikali ihtimal etmez. Bedâyî.

«Efendisinden izinsiz evlenemez. ilh...» Eğer efendisinin icâzetinden önce azad edilmiş olursa, o

evlilik mükâteb üzerine nâfiz olur. Nitekim bu mesele nikâh bahsinde geçti.

Bazı âlimler tarafından, «Mükateb evlenmediği gibi beşerî arzularını tatmin için bir cariye de

alamaz.» denilmiştir. Bu, ileride gelecektir. Dürrü Münteka.

«Hibe yapamaz ilh...» Bedâyî'de şöyle denilir: «Mükâteb bırşeyi hibe etse veya tasadduk etse, sonra

da azad edilse, o hibe veya sadaka ettiği şey, nerede olursa olsun ona döner. Zira, onun hibe de

azad edilse, o hibe veya tasadduk etti, meydana geldiği sırada caiz değildir, onun azadına da bağlı

olmaz. Bunun açık anlamı mükâtebin efendisinin izni ile bile olsa, hibe ve sadakadan men

edilmesidir.»

Ebussuud bunu açıklayarak şöyle der: «Bunun şekli efendinin onun kazancında mülkiyet hakkı

yoktur.»

«Çok az birşeyle yapabilir ilh...» Şurunbulâliye'de Bedayî'ye dayanılarak yenilecek şeylerden azbir

şeyi sadaka verebileceği kaydedilmiştir.

Ben derim ki: Bedâyî'nin metni aynen şöyledir: «Mükâteb ancak az birşeyi tasadduk etmeye

mâliktir. Hatta mükâtebin bir fakire bir dirhem vermesi veya bir elbise giydirmesi caiz değildir. Yine

bir şey hediye de edemez. Ancak yenilecek şeylerden az bir şey hediye edebilir. Ama mükâteb

başkalarını yemeğe çağırabilir.»

Kuhistânî'de Kîrmânî'den naklen şöyle denilmiştir: «Buradaki az bir şeyden maksat, dirhemden az

olandır. Zira halk dirhemden az olanda müsamaha gösterir.»

«Kefil de olamaz ilh...» Efendisinden başkasına. Ama efendisine kefil olması caizdir. Zira kitabet

bedelini efendisine ödemesi gerekir. O zaman efendisine kefil olduğu takdirde efendisine herhangi

bir şey teberru etmiş sayılmaz. Kitabet bedelini efendisine ödemekle. efendisi adına bir diğerine

ödemesi birdir. Bedâyî.

«Efendisi nefsî kefâletle izin versin ilh...» Bu metindeki mutlaka» kelimesinin tefsiridir. Yani ister

efendisinin izni ile olsun, ister kefil olduğu kimsenin izni ile olsun. İster bu şahıs veya mal için

kefalet olsun. Hepsi birdir. O zaman «şahıs için» sözü mübalağanın içine girer. Yani velev şahıs

için de olsa, kefâleti câiz değildir.

Bedâyî'de şöyle denilir: «Mükâteb kefil olsa, kefaleti ödemeden kitabet bedelini ödese ve azad olsa,

kefil olduğu şeyi ödemesi gerekir. Zira kefalet onun hakkında artık sahih olarak vaki olmuştur.

Çünkü azad edildiğinden kefalete ehil olmuştur. Ama çocuk bunun aksinedir.»

«Kefâleti teberrudur ilh...» Çünkü kefâlet ıvazsız olarak malını veya nefsini teslim etmeyi gerektirir.

Efendisinin ise mükâtebin kazancına malik olmadığından ona teberru ile izin vermesi geçerli

değildir.

«Karz da veremez ilh...» Çünkü karz başlangıcı bakımından teberrudur. Bedâyî.

Uygun olan, hibe gibi az birşey ile istikraz etmesinin caiz olmasıdır. Kuhistani. Belki daha

uygundur. Bercendî.

«Mal karşılığında da olsa ilh...» Yani kölesine «Bin lira üzerine hürsün.» dese, kölesi de kabul ets,

azad edilir. Ama mükâteb bu hakka sahip değildir. Kölesinin azadını, malın ödenmesine bağlaması

da caiz değildir. Meselâ mükatebin kölesine, «Eğer bana bin dirhem ödersen, hürsün.» demesi gibi.

Kölesini kendi nefsine satması sözü de bunun gibidir. Çünkü köleyi kendi nefsine satmasında,

kendi mülkiyetini düşürme ve bir müflisin üzerine borcu sabit kılmaktır.

«Kölesini evlendiremez ilh...» Yani kölesini cariyesi ile de evlendiremez. Yukarıda geçtiği gibi.

«Zikredilen ilh...» Yani ister menfi, ister müsbet, bütün tasarruflarda mükâteb gibidirler. O halde

bunlar hacirleri altında olan bir küçük kölenin kölesi ile kitabet yapar, onun cariyesini başkası ile

evlendirebilirler. Ama mal karşılığında da olsa onun kölesini azad edemezler ilh.

Eğer bunlar kitabet bedelinin kabzını ikrar etseler, bakılır: Eğer bu birtakım şahitler huzurunda

zahiren yapılmışsa, tasdik olunur ve köle de azad edilir. Eğer birincisinde onlar deynin tamamının



ödendiğini ikrar etmektedirler ki bu geçerlidir. İkincisinde ise -ki ikrardır- bu geçerli değildir. Bedâyî.

«Mufâveze ortaklığı ılh...» Kâfi adlı eserde de böyledir. Zira Kâfi sahibi mufâveze ortaklığını ticaretle

izinli köle gibi kabul etmiştir. Nihayede ise mükateb gibi kabul edilmiştir.

«En benzer görüş üzere ilh...» Zeylaî, «Mufâveze ortaklığını bu tasarruflarda mezun köle gibi kabul

etmek, fıkıh kaidelerine daha uygundur.» demiştir.

«Onların tasarrufları hassaten ticârettedir ilh...» Zira bunda esas şudur: Her kimin tasarrufu ticaret

ve diğer umum şeylerde olursa, o baba ve benzeri gibi cariyeyi evlendirmeye ve kitabet yapmaya

mâlikti. Her kimin tasarrufları yalnız ticarete tahsis edilmişse, cariyeyi evlendirmeye mâlik değildir.

«Ona tâbi olarak ilh...» Zira alan kimse eğer asaleten mükâteb ise asıl mükâtebin aczinden sonra

yine mükâteb olarak kalır.

«Velâdet yakınlığıdır ilh...» Burada en çok dahil olan kitabet zamanında doğan çocuktur. Sonra

aldığı çocuğudur. Sonra da anne ve babasıdır. İşte bundan ötürü bunlar hükümlerde farklıdırlar.

Nitekim bunun açıklaması mükâtebin ölümünden bahseden babta gelecektir.

«İmameyn buna muhalefet etmişlerdir ilh...» Zira imameyn, mükâteb köle olan amcasını ve

kardeşini satın alsa, onlar da ona tabi olarak mükâteb olurlar, demişlerdir. Zira sıla-i rahmin

vucubiyeti nikâhta haram olanların yakınlığına şamil olur. Bundan dolayı da hür bir kimse ona

nikâh bakımından mahrem olan bir kimseyi satın almış olsa, azad edilir. Ebû Hanife'nin delili ise,

mükâtebin kazanç ve mülkiyet hakkının olma-masıdır. İşte bundan dolayı da mükâtebin eline büyük

bir mal da geçmiş olsa, mükâtebin yine sadaka alması helal olur. Ama mükâteb hibeye mâlik

değildir. Mükâteb nikâhlı karısını satın alsa, satın almasıyla nikâhı fasit olmaz. Şu kadar var ki

kazanç yalnız velâdet sıla-i rahmine yeterlidir. Hatta kazanmaya gücü yeten bir kimse, baba ve

annesinin ve çocuğunun nafakasını ödemekle yükümlüdür. Başkasının değil. Bu konunun tamamı

Hidaye ve şerhlerindedir.

Ebû Hânif-e ile İmameynin ihtilaflarınırr semeresi şurada ortaya çıkar: Bir köle anne, baba veya

çocuğuna malik olsa, Ebu Hanîfe'ye göre onları tekrar satabilir, İmameyne göre ise, onları satamaz.

Dürer'de olduğu gibi.

Anne, baba veya çocuğunu satın alan mükâteb ölse, anne, baba ve çocuğu Ebû Hanîfe'ye göre

onun yerine kaim olmaz ve onun geri kalan taksitlerini ödemeye de çalışmaz. Nitekim bu

Şurunbulâliye'den de an-aşılmaktadır.

«Ümmü'l-veledini ilh...» Yani nikâh ile ümmü'l-veled edildiğim. Azmiye.

«Önce ümmü'l-veledi de onun çocuğunu satın alsa ilh...» İbni Melek şöyle der: «En sağlam görüş

mükâteb önce çocuğunu satın almış oisa, ümmü'lveledi satması haram olur. Zira çocuk babası

tarafından satın alınmakla mükâteb olmaktadır. Annesi de onun vasıtası ile mükâteb olmaktadır.

Cariyeyi, satın alsa, onu satması haram olmaz. Çünkü haramı gerektirecek çocuğun kitabetidir ki o

da yoktur. Cariyeyi satın aldıktan sonra çocuğunu da satın olsa, cariyenin satışı haramdır. Çünkü

haramı gerektirecek çocuğun kitabetidir ki o da yoktur. Cariyeyi satın aldıktan sonra çocuğunu da

satın alsa, cariyenin satışı haramdır. Çünkü haramı gerektiren çocuğun kitabeti vardır.

Ümmü'i-veled ile çocuğunun mükâtebin mülkünde ictimaları geneldir. İster beraber alsın ister

birbirini takiben alsın. O halde musannıfın «Beraberce» alması ile takyid etmesi mezhebin sağlam

görüşünün aksinedir.»

«Çocuğuna tâbidir ilh... Çünkü Rasûlullâh sallallahi aleyhi vessellem «Ümmü'l-veledi ve çocuğunu

azad edin.» buyurmuştur.

«Zira adam ona mâlik olmamıştır ilh...» Yani gerçekten mâlik olmamıştır. Ümmü'l-veled onu kazanır,

mülkü değildir. Nitekim geçti. Bu görüş, ayrıntı yapılanla, üzerine ayrıntı yapılan her iki görüşün de

illetidir. O zaman ancak nikâh mülkiyeti ile onun yatması caizdir. Bu görüş nikahı bozulmaz

sözünün ayrıntısıdır.

«Kitabet yapan cariye ilh...» Kitabet yapan câriye kocasını satın alsa, kölesi (kocası) yine onunla

nikâh akti ile münasebette bulunabilir. Çünkü mükâtebe hakikaten onun rakabesine malik değildir.

Hindiye, Binâye-i Ayniye'den.

«Mutlaka ilh...» Yani ister satın aldığı kocası ile onun çocuğu olsun, ister olmasın, Rahmetî.

«Hürriyet, onun cihetinden sabit olmamıştır ilh...» Yani beklenen hürriyet. Bu ifadenin manâsı

şöyledir: Mükâtebe olan câriye kocası ile birlikte oğlunu da satın almış olsa, kitabette çocuk

anasına tâbi olur. Ama çocuğun babası hürriyete kavuşturacak bu kitabette oğluna tabi olmaz. Zira



tâbi oluş çocuk için özellikle anne tarafından olur ki, kadın çocuğuna tabi olabilir. Çocuğun da

kölelikte, hürriyet ve tedbirde anne-sine tabi olduğu gibi. O halde çocuğun satın alınması aslının

satışına mânidir. Eğer beklenilen hürriyet anne tarafından olursa. Yani o asıl anne olursa. Nitekim

geçen meselede de böyleydi.

Eğer asıl baba olursa, babasının mümteni değildir. İşte buna üstün gelen görüş de budur. Zeylai'nin

ifadesi ise, hürriyet değil, cüz'iyettir. Buna göre ifadenin manâsı, asıl satımına engel olan cüzziyet

ancak anne tarafından olursa geçerlidir. Bu da orada mevcut değildir. Ben birçok kitaplara

başvurduktan sonra bu ifadeyi açıklayanı görmedim. Düşün.

«Bir oğlan çocuğu doğursa ilh...» Buna mükâtebin cariyesi ile yatamayacağı delili ile itiraz

edilmiştir. Buna şöyle cevap verilmiştir: Nesebin sübutu, helalliğe bağlı olmaz. Bir kimse oğlunun

câriyesi veya ortak bir cariye ile yatsa, doğan çocuğun nesebi nasıl sabit olursa. Çünkü tasarruf

mülkiyeti şüphesi vardır. Nitekim Hidaye'nin şerhlerinde de böyledir.

Cevhere'de de şöyle denilmiştir: «Bu itiraza cevaben şöyle deriz: Meselenin şekli şöyledir: Kitâbet

yapmadan önce bir cariye ile evlenmiş olsa, kitabet yapıldığında o cariyeyi satın alsa, cariye de ona

bir çocuk doğursa, o çocuk da annesine tebaen onun mükâtebi o!ur.»

Cevhere'de olan bu ifadenin üzerine şârihin yukarıdaki «kendi çocuğu olduğunu iddia etse» sözüne

ihtiyaç yoktur. Çünkü satın aldıktan sonra da nikâh devam etmektedir. Nitekim yukarıda da geçti.

«Kazancının kazancıdır ilh...» Kazancının kazancı çocuktur. Zeylai. «Zira o çocuk onun memlukü

hükmündedir» demiştir.

«Cariyesi ile kölesini evlendirse ilh...» Keza, kitabın gayrında da şöyledir. Takaddüm eden, Mükâteb

kölesini evlendiremez. Onun kölesini evlendirmesi kendi evlenmesi gibi mevkuf olur. Çünkü aktin

meydana gelmesi sırasında onun evlenmesine icazet verecek birisi yoktur. Onun birçok şeyle hibe

etmesi gibi. Kendi evlenmesine gelince ona bir icazet veren vardır. Bu da velî için hürriyettir.»

ifadelerde Şurunbulalî sonra da bu kapalılığa şöyle cevap vermiştir: «Mükâtebin evlenmemesi

nesebin sübutuna engel olamaz. Çünkü neseb şüphe ile de sabit olur. Fasit nikâh gibi. Nitekim bu

mesele geçmiştir.»

İbni Melek zamiri efendiye döndürmüştür. Tebyin. Hidaye ve şerhlerinden ilk akla gelen de budur.

Bunun açık anlamı köle olan efendi değil, hür olan efendidir. O zaman zamiri öyle irca edince, artık

asla kapalı kalmaz.

Ebussuud, Şiblî ve başkalarından şunu nakletmiştir: «Uygun olan. metindeki mükâteb kelimesi

ta'nın esresiyle mükâteb şeklinde okunmasıdır. O zaman kitâbet yapan efendi manasına gelir. Eğer

mükâteb yerine efendi kelimesini kullansaydı, daha uygun olurdu.»

Ben derim ki: O zaman da bunda öncelikle gelme mecazı iddiasına ihtiyaç olurdu.

«Cariye bir çocuk doğursa ilh...» Musannıf bu sözüyle şuna işaret etmıştir: Evlenen cariye ile köle

kitabeti kendi nefislerine ve bir de ikisinin birlikte olan çocukları namına yaparlarsa, çocuk

öldürülürse onun kıymeti olan diyeti annesi ile babası arasında taksim edilir. Annesi onda daha

fazla hak sahibi olamaz. Çünkü o çocuğun burada kitabete girmesi yalnız tabi olmakla değil, çocuk

adına kitabeti kabul etmekle olmuştur. Kabul de her ikisinden olmuştur. O halde çocuk hem

annesine, hem de babasına tâbidir. Zeylai.

«Daha tercih edilir ilh...» Zira çocuk babasından ayrıldığında onun için bir kıymeti yoktur. Ama

annesinden ayrıldığında kıymeti takdir edilir. O halde çocuğun annesine tabi olması daha

tercihlidir. Yine çocuk kölelik ve hürlükte annesine tâbi olur. Bundan dolayı da annesi çocuğun

kazancına babasından daha hak sahibidir. İtkanî.

«İmam Muhammed burada muhalefet ilh...» Zira imam Muhammed, «O çocuk kıymetiyle hürdür ki,

onun kıymetini filhâl köleyi istihkâk eden adama verir. Eğer evlenmesi efendisinin izni ile olmuşsa

hüküm böyledir. Yok eğer efendisinin izni ile evlenmemişse, mükâteb veya mezun azad edildikten

sonra, onun kıymetini verir, sonra da vermiş olduğu azaddan başkasının istihkâkı olan ve kendisini

aldatmış bulunan cariyeden alır. Eğer onu aldatan ticaretle mezun veya mezun olmayan bir köle ise

veya mükâteb ise, o çocuğun kıymetini ödedikten sonra, azaddan sonra döner, ödediği kıymeti

kendisini aldatan mezun veya mükâteb köleden alır. Çünkü evlenmek tİcaret babından değildir.

Öyleyse ödeme efendi için geçerli değildir. Eğer evlenen köleyi bir hür aldatmışsa, derhal cariyeyi

istihkak eden kişi kölenin evliliği efendisinin izni ile olmuşsa efendisinden derhal alır. Eğer

evlenmesi efendisinin izni ile değilse, müstahık ancak o mükateb veya mezun köle hürriyetine

kavuştuktan sonra rücu ederek ondan alır. Cariye ile evlenen köle hürriyetinden sonra ödediği



mehri yerinde açıklandığı gibi rücu ederek kimseden alamaz. Aldatılmanın hükmü ise, «Cariye

hürdür» haberiyle değil, onun başka birisiyle evlendirmekle tesbit edilir.» demiştir. Zeylaî.

«Aldatılmış kişinin çocuğudur ilh...» Bu söz İmam Muhammed'in görüşüne delilidir. O halde bu

hazfedilen bir görüşün illetidir. Zira İmam Muhammed, çocuktan zararı def için «0 çocuk kıymetiyle

hürdür.» demiştir. «Çünkü aldatılan kişinin çocuğudur.»

İmameyn ise, aldatılanı hür ile tahsis etmiştir. Zeylaî şöyle demektedir: «İmameynin delili şudur: O

çocuk iki köle arasında doğmuştur. O zaman köle olur. Zira çocuk kölelik ve hürriyette annesine

tabidir. Biz bunu hürde sahabilerin icmaı ile terkettik. Köle de hiçbir zaman hür gibi değildir. Zira

müstahık olan efendinin hakkı hürde halen vacib olan kıymeti ile ödenmesi mecburidir. Kölede ise

azaddan sonraya tehir edilen kıymeti ödenir. O zaman burada kölenin hürre ilhakı güçlük doğurdu.

Çünkü aralarında eşitlik yoktur. Fakihler bu meseleyi bu yerde bu şekilde zikretmişlerdir.»

Bu meselenin sonucu: Aldatılmak hürre aittir. O zaman kölenin onunla kıyası mümkün değildir. Zira

aralarında eşitlik yoktur. Çünkü hür gibi köledenl o çocuğun kıymeti peşin olarak taleb edilemez. O

zaman cariyeyi istihkak eden kimse zarara sokulmuş olur.

«Zeylaî de kapalı görmüştür ilh...» Zeylaî şöyle demiştir: «Bu mesele cidden kapalıdır. Çünkü

efendisinin verdiği izin sebebiyle, kölenin borcu ödemesi lazım gelirse, efendi hakkında zahir olur

ve efendiden derhal taleb edilebilir. Buradaki mevzu ise eğer efendisinin izni olduğu takdirde

farzedilir. Bu da ancak efendinin izni ile evlenmişse doğru olur. Çünkü efendisinin izni olmadan

evlenmekle efendisi hakkında borç açığa çıkmış olmaz. O halde efendiye ne mehir, ne de çocuğun

kıymetini peşin olarak ödemek gerekmez. Bu meseleyi takip edecek mesele, bu mana ile bu

meseleye delil olmaktadır. Bu mevzuu hakikaten kapalıdır. Çünkü İmam Muhammed'in İstidlâl'deki,

«Nikâh efendinin izni ile olmuşsa da çocuğun kıymetinin istenilmesi azaddan sonraya bırakılır.

Sözünde kapalılık vardır. Yoksa imameynin aldatılanı hür ile tahsis etmelerinden dolayı değildir.

Nitekim şârihin sözleri bunu düşündürmektedir. Bazıları bu kapalılığa şöyle cevap vermişlerdir: Bu

meselede efendinin izni çocuğun hürriyet veya köleliğine sebep değildir. Ancak hürriyetin sebebi

annesinin hür olması veya çocuğun bir hür babadan olmasıyla mümkündür. Burada efendi

hakkında bu açık olmadığı için efendiden çocuğun kıymetinin veya mehrin bu durumda ödenmesi

istenilemez. Bunun mislini T. de Razi'den nakletmiştir.»

Vanî'den şu nakledilmiştir: «Bir şeye izin vermek, o şeye bağlı olanlara da izin vermek demektir.

Eğer o bağlılık izin verilen şeyin gerekli unsurlarından ise hüküm böyledir. Cariye ile münasebette

bulunmak ise iznin gereklerinden değildir.» Düşünülsün.

Turî de şöyle cevap vermiştir: «Biz mükâteb ve mezun köleye hürlerin hükmünü verdik. Ama onlara

hür hükmü vermemiz, efendinin ona nikah izni vermesi zımnında tutmaz. Nikâhın sıhhati efendinin

cariye ile evlenmesine izin verilmesine bağlıdır. Yoksa efendinin ona evlenme izni vermesi

efendinin onun evlenmesine zamin olması demek değildir. Bu gelecek satım akdi meselesinin

aksinedir. Çünkü gelecek satım akdi meselesindeki izin fasit olan satımı da kapsamına alır. O halde

satım meselesi ile mükâteb veya mezunun evlenmesi birbirinden ayrılır». Bu görüşlerin hepsinin

zayıf olduğu da gizli değildir.» Düşünülsün.

Miraç ve Kifâye'de açık olarak zikredilene gelince, İmam Muhammed'in görüşü üzerine mükâteb

veya mezun efendinin izni ile cariyeyle evlenmiş olsalar, çocuğun kıymetini de cariyenin mehrini de

efendinin vermesi gerekir. Yok eğer efendinin izni ile evlenmemişse mükâteb veya mezun azad

edildikten sonra kendileri öderler. Bu da yine yukarıda geçti. O zaman Zeylaî'nin kapalı bulması

İstidlâl'de zikredildiğı üzere İmam Muhammed'den nakledilene uygundur. O zaman İstidlâl'de

zikredilen mehir ve çocuğun kıymetini istemenin geri bırakılması efendiden izin almadan

evlenmeye aittir. Nitekim Kifâye'de de böyle kayıtlanmıştır Kapalılık da bununla ortadan

kalkmaktadır.

Evet. mesele böyle farzedilmediğinden yine de kapalılık vardır. İşte bundan ötürü şarihlerin bazıları

bunu hazfederek yalnız birinci sözle yetinmişlerdir.

«Onun yatsa ilh...» Yani efendisinin izni olmadan. Hidaye. Ama efendisinin izni ile evlenirse,

öncelikle. Miraç.

«Sahih bir satışla satın alsa ilh...» Şurunbulaliye'de buna itiraz edilmiştir. Ki «Zaten istihkak alışın

sıhhatine engeldir

Uygun olan, metinin ifadesi üzerine ihtisar etmektir. Her ne kadar «Sıhhat, dış görünüşe göre olur.»

diye cevap verilse de hüküm böyledir.



«Kitabetine dahildir ilh...» Yani ukur kitabete dahildir. Hidaye'de söyle denilmiştir: «Zira ticaret ve

tabiileri kitabete dahildir. Ukur da bunun tabiilerindendir.»

Veya satın alma fasit de olsa, kitabete dahildir. Çünkü kitabet ticaretin sahihini de, fasidini de içine

alır. Vekâlet verme gibi. Nitekim Hidaye'de de böyledir.

Veya mutlak zikredilen satın alma kitabete dahildir. Ukur da öncelikle dahil olur. Ki, her iki şeklini

de kapsamına alsın. Zira alış için izin vermek, yatmak ile de izin vermektir. Bunu şarih Dürer'den

almıştır. Zira Dürer'de, «Sadri Şeria şöyle demektedir: «Birisi, «ukur alışla değil, münasebetle

sabittir. Alış izni ise münasebete izin değildir. O halde münasebette bulunmak hiçbir şekilde

ticaretten değildir. O zaman ukur efendiye sabit olmaz.» dese, ben derim ki: Bu sorunun cevabı

şudur: Kabul ediyoruz ki ukur başlangıçta alışla değil münasebetle sabittir. Şu kadar var ki

münasebet alışa istinaden yapılmaktadır. Eğer alış olmasaydı şüphesiz münasebet haram olurdu,

onunla ukur sabit olmaz, had vacib olurdu. O zaman alış için izin her ne kadar bu kendi başına

ticaretten olmasa da münasebete izindir. Şu kadar var ki alış ticarettendir. O zaman ukur efendi

hakkında sabit olur denilmıştir.

Şurunbulâliye de şöyle demiştir: «Şârihin asıl için izin münasebete izindir demesi, kabul edilen bir

şey değildir. O zaman uygun olan bu görüşü terk etmesiydi. Ondan önce zikrettiğine ihtisar

etmesiydi. Ondan sonrakini İnaye'deki sözler açıklamaktadır. İnaye'deki görüş şudur: «Kitabet alışı

gerektirir. Alış da haddin düşmesini gerektirir. Haddin düşmesi de ukru gerektirir. O halde kitabet

ukru gerektirir. Ama gelecek meseledeki nikâh yle değildir.»

«Efendisinin izni olmadan bir câriyeyi nikâhlasa ilh...» Yani bu sözü nikâhla ilgilidir.

T. Diyor ki: «Eğer nikâhı efendisinin izni ite yaparsa, ukur efendi hakkında söz konusu olur,

mükâteb de ukur ile peşin istenilir.» Şibli.

«Azad edildikten sonra ilh...» Ukur nikâhlanan kadın dul ise mükâtebin azadından sonraya bırakılır.

Eğer kadın bâkire ise, o da bikrini bozmuşsa, ukur ondan peşin olarak alınır. İtkanî, Tahtavî,

şerhinden.

«Nikâh onun kitabetine dahil değildir ilh...» Yani izinsiz nikâhlanması halinde. H. Yani nikâh

kazançtan değildir.

«Babın başında ilh...» Babın başında geçen şudur: Mükâteb efendisinden izinsiz evlenemez.

«Her iki fasılda da ilh...» Yani ister sahih, ister fasit olsun alış ve nikâh faslında. Çünkü ikisinin illeti

de birdir. Zira izin kitabet gibi hacri kaldırmaktadır. O halde köle ticarete mâliktir. Nikâh ise

ticaretten değildir. Ama bunun aksine alış, ticarettendir.

«Cariye için muhayyerlik hakkı vardır ilh...» Zira o, bedel ile acil bir hürriyeti telâkki ettiği gibi

bedelsiz olarak da gelecekte hürriyeti yine telâkki etmiştir. O zaman ikisinin arasında muhayyerdir.

Aynî.

«Dilerse kitabetine devam eder ilh...» Efendisi ölürse, doğumla azad edilir. ondan bedel de düşer.

Zeylaî.

«Efendisinden ukrunu alır ilh...» Aldığı ukurla da kitabet bedeline yardımcı olur. Eğer çocuk ana

rahmine kitabet halinde düşmüşse. Zira efendisi mükâtebine karşı, onun menfaât ve kazançlarında

hep yabancı gibidir. İtkanî.

Çocuğun ana rahmine kitabet süresinde düştüğü ya efendinin ikrarı ile veya kitabet zamanından

başlamak üzere altı aydan fazla bir zaman içinde doğmasıyla sabit olur. Eğer altı aydan noksan bir

zaman içinde doğum yaparsa, efendiye ukur yoktur.

«Çocuğun nesebi, kadın tasdik etmese dahi sabit olur ilh...» Eğer ikinci bir çocuk daha doğarsa,

mahkemeye gidip dava edilmeden sonra nesebi sabit olmaz. Çünkü mükâtebesi ile münasebet

efendisine haramdır. Ama ümmü'lveledin çocuğunun nesebi dava etmeden de sabit

olur.Ümmü'l-veledle münasebet helâl olduğu takdirde. Dürer'de olan «Mükâtebi ümmü'l-veled

yapmak caizdir.» sözünden maksat helâl olması değil, sahih olmasıdır. Nitekim buna Şurunbulâlî

de dikkat çekmiştir.

«Cariye rakabe olarak efendisinin mülküdür ilh...» Ama bunun aksine efendi, mükâtebe yaptığı

cariyenin çocuğunun kendisinin olduğunu iddia etse, o çocuğun nesebi ancak mükâtebe cariyenin

tasdiki ile sabit olur. Çünkü efendinin hakikaten mükâtebe yaptığı cariyenin mülkünde mülkiyeti

yoktur. Ancak onun cariye üzerinde mülkiyeti vardır. Minah.

«Efendisi ondan çocuk talep ettiğinden, efendisinin ölümü ile meccanen azad edilir ilh...» Yani



hiçbir karşılık vermeden. efendinin ölümü ile azad edilir, kitabet bedeli de ondan düşer. Zira o,

çocuğun annesi olma sebebi iIe azad edilmiştir. Kitabetten sonra da istiladin hükmü bakidir. Çünkü

istilad ile kitabet arasında bir zıtlık yoktur. Azad edildiği zaman hem çocukları, hem de kazancı ona

teslim edilir. Zira o cariye mükâtebe olduğu halde azad edilmiştir. Efendisinin hayatta iken onu

azad etmesinde olduğu gibi. Zeylaî.

«Kıymetinin üçte ikisini ödemek için çalışır ilh...» Zira kitabetten önce yapılan tedbir ile kıymetinin

üçte biri ona teslim edilmiştir. O zaman onun kitabet bedeli kıymetinin üçte ikisidir. Zira Ebû

Hanîfe'ye göre azad parçalanmayı kabul eder. Üçte birinin ötesinde müdebber yine köle kalır. İşte

kitabet de bu kısımda olur. O zaman onun azadı için iki yön ortaya çıkar. Birisi, vadeli kitabetin

bedelini ödemek, diğeri de kitabet bedeli için peşin olarak çalışmaktır. O halde müdebber

muhayyerdir. Çünkü, bedellerden çok olanın ödenmesinin zaman itibariyle daha kolay olması

caizdir. Az olan ise ödeme bakımından daha zordur. Çünkü peşindir. O halde muhayyerlikte fayda

vardır. Her ne kadar malın cinsi bir olsa da.

İmam Ebû Yusuf'a göre ise, bedellerden hangisi az ise, onu ödemeye çalışır. İmam Muhammed'e

göre ise, eğer kıymetinin üçte ikisi daha az ise ona çalışır. Yok kitabet bedelinin üçte ikisi daha az

ise çalışır. Bunun tamamı Tebyin'dedir.

«Ondan başka tereke bırakmamışsa ilh...» Ama ölen efendi zengin ise, kölenin kıymeti efendinin

malının üçte birinden çıkarsa, o zaman tedbir ile azad edilir. Dürrü Münteka.

«Mükâtebe yaptığı köleye tedbir yaparsa ilh...» Bu, bir önceki sözün aksinedir. Çünkü burada tedbir

mükâtebeden sonradır.

«Sahihtir ilh...» Zira onda azada maliktir. O halde ölüm şartıyla azadı talik etmeye de malik olur.

«Ödemekten âciz değilse ilh...» Kitabet bedelini efendisinin ölümünden önce öderse azad edilir.

Eğer ödeyemezse ölümünden sonra ödemeye çalışır.

«Kıymetinin üçte ikisini öder ilh...» Bu Ebû Hanîfe'ye göredir. İmameyne göre ise, kitabet bedeli ile

kıymetinden hangisi daha az ise onu ödemeye çalışır. İmameyn ile Ebû Hanife arasındaki ihtilaf,

azad etmenin parçalanmayı kabul etmeyeceği meselesi üzerine bina edilmiştir. Bedelin miktarına

gelince onda ittifak etmişlerdir. Zira kitabet bedeli kitabetten önce eğer hürriyetten hiçbir şey

istihkak etmemişse, köleliğin tümünün karşılığıdır. Eğer rakabenin bazısı kitabetten sonra azad

edilirse, kitabet bedelinden onun hissesi düşülür.

Ama bunun aksine tedbir kitabetten önce olursa, bunun aksinedir. Çünkü tedbir ile kölenin üçte biri

kendisine teslim edilmiştir. O zaman kitabet bedeli ona teslim edilmeyen kıymetinin üçte ikisinin

karşılığıdır. Zeylaî.

İmameynin görüşü daha açıktır. Nitekim Mevâhib'de de böyledir. Ebussuud Hamevî'den.

«Meccânen azad edilmiş olur ilh...» Ondan kitabet bedeli de düşer. Çünkü kitabet bedelini azad

edilmesi için borçlandırmıştır. O da iltizamsız hasıl olmuştur. Efendi kitabet bedeline onun hürriyeti

karşılığında hak kazanmıştı. Onu meccânen azad etmekle, o kitabet bedeli de yok oldu.

Gâyetü'l-Beyân'da şöyle denilir: «Hidaye sahibinin. «Onun kazançları da salimen ona teslim edilir.»

sözünden anlaşılan, yani köle meccânen azad edildikten sonra onun kazandıkları da ona azad edilir

demektir. Hidaye sahibinin bu sözünde bir görüş vardır. Çünkü bu rivayet imam Muhammed'in

kitaplarında ve ondan sonra gelen Tahavî, Kerhî ve Ebülleys gibi diğer mütekaddimîn âlimlerin

kitaplarında da mevcut değildir. O halde uygun olan, efendisi onu meccânen azad ettiği takdirde

onun kazandıklarının efendinin olmasıdır. Mükâteb, kitabet bedelini ödemekten âciz olduğunda,

onun kazandıkları nasıl efendisinin olursa.» Daha sonra Gâyetü'l-Beyân sahibi bu mesele üzerinde

uzun istidllallerde bulunmuştur. Bu meseleyi Hidaye şârihlerinden Miraç, İye ve Kifâye sahipleri

gibi kimselerin böyle anladıklarını, açıkladıklarını da görmedim. Allah daha iyisini bilir.

«İstihsanen sahihtir. ilh...»yas bunun sahih olmaması üzerinedir. Çünkü burada süre mal ile

karşılanmaktadır. İstihsanın şekli ise, vade mükateb konusunda bir yönüyle maldır. Çünkü

ödemeye ancak vade ile kâdir olabilir. Kitabet bedeli ise bir yönüyle mal değildir. Hatta kitabet

bedeline kefil olmak da geçerli değildir. O halde kitabet bedeli ile vade denk olmaktadırlar. İbni

Kemal.

Hasta bir kimse bir sene vade ile iki bin dirhem üzerinden kölesi ile kitabet yapsa, sonra ölse,

mükâtebin kıymeti de bin dirhem olsa, varisler vadeye izin vermeseler, hasta kitabet yaptığı

köleden başka bir mal da bırakmasa, mükâteb bedelin üçte ikisini öder. İmam Muhammed'e göre

ise, kıymetinin üçte ikisini peşin, geri kalan kısmını da vadesinde öder. Veyahut köle olarak kalır.



Çünkü onun kitabet bedeli rakabenin yerine geçer. O zaman onun kitabet bedeli onun üçte birinde

geçerli olur.

Bir kimse bir sene vade ile bin dirhem üzerinden kölesi ile kitabet kesse, kölenin kıymeti ise iki bin

dirhem olsa, varisler vadeye icazet vermeseler, köle kıymetinin üçte ikisini peşin öder, geri kalan

kısmı ise düşer. Veya itttifakla köle olarak kalır. Kitabeti de müsâmaha miktarı kadarıyla tehir ile

birlikte üçte birde hâfiz olur.

Bir hür, kölenin efendisine, «Bin dirhem üzerine gaib olan kölen ile kitabet kes. Eğer ben onu

ödersem, hürdür.» dese, efendisi de o şart üzerine kölesi ile kitabet yapsa ve o şartı kabul etse,

sonra da hür adam o bin dirhemi ödese, kesilen şartın hükmü ile köle azad edilir. Yine. odam «Ben

ödersem...» demese de parayı ödediğinde köle istihsanen azad edilir. Çünkü fuzulî bir kimsenin

zarar olmayan herhangi bir şeyde tasarrufu nâfizdir. Hür bundan sonra dönüp köleden bir şey

olamaz. Zira teberru etmiştir.

Fuzulî'nin kitabet istediği gaib olan köleye ulaştığında köle bunu kabul ederse mükateb olur. Zira

kitabet ancak kölenin kabulüne ihtiyaç gösterir. Kölenin kitabet bedelini üzerine olması için.

Hazır olan bir köle efendisine. «Benimle ve burada olmayan falan kölenle kitabet yap.» dese, o da

kitabet kesmiş olsa, efendinin huzurundaki köle bunu kabul etse, istihsanen akit hazır olan köle

hakkında asaleten, gaib olan köle hakkında da teban geçerlidir. Bunların herhangi birisi kitabet

bedelini öderse, rücu hakkı olmaksızın ikisi birlikte azad edilirler. Efendilerine herhangi birisinin

bedeli ödemek istemesi halinde kabul için zorlanır. Gaib olan köleden hiçbir şey talep edilemez.

Çünkü o üzerine bir şey iltizam etmemiştir. Gâibin kitabeti kabul etmesi lağvdır. Ona itibar

edilemez. Reddetmesine nasıl itibar yoksa. Efendi eğer gaib olan kölesini azad ederse, hazır olan

kölenin kestiği kitabet bedelinden gaib olanın hissesine düşen miktar düşülür. Eğer efendi

huzurdaki köleyi azad ederse, veya köle ölürse,o zaman gaib hissesine düşen kitabet bedelini

peşin öder. Eğer peşin ödemezse, yine köle olarak kalır.

Efendi, hazır olan köleyi ibra etse veya kitabet bedelini ona hibe etse.ikisi birlikte azad edilirler.

Efendi, cariyesi ve cariyesinin iki küçük çocuğu için kitabet kesse, cariye de kabul etse, yukarıda

geçtiği üzere, istihsanen geçerlidir. Bunlardan hangisi kitabet bedelini ödese; diğerinin üzerine

rücu edip bir şey alamaz. Çünkü müteberridir. Kitabet bedelini kabul etmek üzere efendiye de

zorlanır. Yukarıda geçen meselenin sonuna kadar olan hükümler. aynen bu mesele için de

geçerlidir.

PRATİK BİR MESELE: Bir kimse kölesinin yarısı üzerine kitabet kesse, köle o bedeli ödese, yarısı

azad edilir. Geriye kalan kıymeti için de ödemeye çalışır. İmameyne göre ise kölenin yarısı için

kitabet kesilmesi halinde o bedelle kölenin tamamına kitabet kesilmiş olur. Biz de İmameynin bu

görüşünü alırız. Havi el-Kutsî.

İZAH

«İki bin dirhem üzerinden ilh...» Hakâik'te şöyle denilmiştir: «Burada iki bin şeklinde takdir etmek

lazım değildir. Belki bundan maksat kitabet bedelinin kölenin kıymetinden çok olmasıdır.» İbn-i

Kemal.

Eğer kölenin kıymeti ile kitabet bedeli bir olsa, yani kölenin kıymeti de bin dirhem, kitabet bedeli de

bin dirhem olsa. o binin üçte ikisini mükâtebin peşinen vermesi âlimlerin ittifakı ile vâcibtir. Nitekim

Miftah'tan naklen Ebussuud hâşiyesinde de böyledir.

«Varisler vade ilh...» Musannıf burada vade ile kaydetmiştir. Çünkü hasta varisler hakkında tasarruf

yapmamış, ancak vade hususunda tasarrufta bulunmuştur. O zaman varisler de onu

reddedebilirler. Çünkü malı tehir etmek, varislerin hakkını tehir etmektir. Varislerin hakkını tehirde

de varislerin zararı vardır. Öyleyse, varisler icazet vermedikçe onların hakkına tasarruf etmek

geçerli değildir. Mebsut'ta da böyledir. Miraç.

«Köleden başka bir mal da bırakmasa ilh...» Ama eğer hasta öldüğünde kitabet yaptığı köleden

başka mal bırakırsa, kitabet bedeli onun malının üçte birinden hesap edilerek çıkar. Malın üçte

birinde de tecil geçerlidir. Çünkü bir şeyi ayyla vasiyet etmek sahihtir. O halde onun vadeli

vasiyeti de öncelikle sahih olur. Bana bu şekilde zahir oldu. Z. de bunu yazmıştır.

«Kıymetinin üçte ikisini ilh...» Kıymeti ise bin dirhemdir.

«Geri kalan kısmım da vadesinde ilh...» Yani iki binadan kalan kısmı. İki görüş üzerine de böyledir.

H.



«Bin dirhem üzerinden ilh...» Yani kıymetinin yarısı üzerinden kitabet kesse.

«İttifakla ilh...» Bununla birinci mesele arasındaki fark İmam Muhammed için şudur: ymetin

üzerindeki ziyadelik birinci meselede hastanın hakkı idi. Hatta hasta onu tamamen iskat da edebilir.

Yani onu kıymeti ite satabilirdi. O halde onu tehir etmek satmaktan daha uygundur. Çünkü borcu

geri bırakmak tamamen düşürmekten daha ehvendir. Bu meselede ise kitabet kölenin kıymetinin

azı üzerine yapılmıştır. Hasta ise kıymetinin üçte birinden fazla olanın düşürülmesine mâlik

değildir. Düşürülmesine malik olmadığı gibi onu ertelemeye de mâlik değildir. Çünkü varislerin

hakkı kölenin kıymetinin hepsi ile taalluk eder. Birinci ise bunun aksinedir. Zeylaî.

«Gaib ilh...» Şârihin burada gaib ile kaydetmesinin sebebi, zira musannıfın sözünde mesele onun

üzerine farzedilmiştir. Nitekim sözün öncesi ve sonrası da buna şehadet eder. Yoksa huzurda olan

köle de onun gibidir.

«Şartı kabul etse ilh...» Bu ifadenin doğrusu hür veya recül demesiydi. Nitekim Zeylaî ve Molla

Miskin şöyle yazmıştır. Molla Miskin'in hâşiyecisi Ebussuud Hamevî'den naklen; «Bu ifade işin

kitabet babında satım akdi gibi açık olmasıdır.» demiştir. Araştırılsın.

«Hür adam o bin dirhemi ödese ilh...» Bundan, «şartı kabul etse» sözünden sonra anlaşılır ki, eğer

efendi kabul etmezse, adam bin dirhemi ödediği takdirde köle azad edilmez. Halbuki Dürer'den

anlaşılan bunun aksidir. Zira Dürer sahibi mutlak olarak yabancının eda etmesiyle azad edileceğini

ylemiş, efendinin kabulü ile de kaydetmemiştir. Bundan dolayı Azmiye'de, «Eda etmekle azad

olur.» sözü «Eğer efendi kabul eder, sonra o eda ederse.» sözüyle kayıtlanmıştır. Nitekim bunu

Zeylaî de zikretmiştir. Ebussuud.

«Köle azad edilir ilh...» Bu azad da memura vakî olur. Yine bunun gibi. eğer adam, «Benden bin

dirhem üzerine kölenle kitabet yap.» dese, köle yine azad edilir. Ama bunun aksine, «Köleni benden

bin dirhem üzerine azad et.» demiş olsa, o azad âmirden vaki olur. Aralarındaki fark Miraç adlı

eserde uzun uzadıya zikredilmiştir.

«İstihsanen azad edilir ilh...» Yani kıyâsen değil. Ama birinci ise, kıyâsen ve istihsanen azad edilir.

Burada kıyasın şekli akit mevkuftur. Mevkufa da hüküm yoktur. Şarta bağlama da yoktur.

«Fuzulî bir kimsenin tasarrufu geçerlidir ilh...» Kifaye'de şöyle denilir: «Fuzulînin tasarrufunun nafiz

olması, çünkü efendi azadın icabında münferiddir. Mükâtebin kabulüne ihtiyaç kitabet bedelinin

süresi içindir. Fuzulî kitabet bedelini bağışladığı takdirde kölenin yerine bu hüküm hususunda

kitabet geçerli olur. Yalnız kölenin üzerindeki o bin dirhem hakkında da tevakkuf eder.

«Hür bundan sonra dönüp köleden bir şey alamaz ilh...» Bazı âlimler tarafından da denilmiştîr ki,

mükâtebin kitabet bedelini teberru olarak ödeyen kimse efendiye döner, eğer zımanla ödemişse,

ödemiş olduğunu ondan alır. Çünkü onun zımanı bâtıldır. Zira vacib olmayan bir şeye zamin

olmuştur. Zeylaî.

«Zira teberru etmiştir. ilh...» Yanı isteği hasıl olmuştur. Onun isteği yalnız kölenin azad edilmesidir.

«Yalnız kölenin azad edilmesidir» ifadesinin metne ilavesi gerekir. Çünkü Fuzulî bedelin bir kısmını

ödese, efendiye ödediği kısmı rücu edip efendiden geri alabilir. Çünkü ödemekten kasıt olan

mükâtebin azadı hasıl olmamıştır. İster tazminatla ödesin, ister tazminatla ödemesin. Şurunbulâliye.

Ben derim ki: Bu ifadenin ilavesi gerekir sözünde bir görüş yeri vardır. Çünkü burada söz teberruen

kitabet bedelini ödeyen fuzulînin köleye dönüp alıp alamayacağı hususundadır. Düşünülsün.

«Mükâteb olur ilh...» Zira kitabet kölenin icazet ve kabulüne bağIıdır. O halde kölenin icazet vermesi

başlangıçta kabulü gibidir. Eğer köIe, «Ben kabul etmiyorum.» dese, fuzulî de kitabet bedelini

ödemiş olsa ,caiz değildir. Çünkü akit kölenin «kabul etmiyorum» sözüyle reddolunur. Eğer fuzulî

kitabet bedeline zamin olmuş olsa, ona hiçbir şey gerekmez. Zira kîtabet bedeli ile kefâlet caîz

değildir. «Ancak kölenin kabulüne ihtiyaç gösterir ilh...» Yani kitabet bedelinin kölenin üzerine

gerekli olması hususu kölenin kabulüne bağlıdır. Nitekim biz bunu yukarıda zikrettik.

«Akit istihsanen sahihtir ilh...» Kıyasta ise, yalnız kölenin kendisi için sahihtir. Zira kölenin kendi

nefsi üzerinde velâyeti vardır. Gaib hakkında da tevakkuf eder. Çünkü kölenin gaib köle üzerinde

velâyeti yoktur. Hidâye.

«Hazır olan köle hakkında asaleten ilh...» Zeylâî şöyle demiştir: istihsanın şekli şudur: Efendi hazır

olan köleye kasden muhatap olmuştur. Gaib de ona teban onun muhatabıdır. Bu yolla kitabet,

meşrûdur. Bir cariye ile kitabet yapıldığında onun kitabetine kitabet süresi içinde doğurduğu

çocuk, ve aldığı bir şey veya ona zammedilen bir şey kendisine teban akte dahil olduğu gibi. Hatta

onlar cariyenin kitabet bedelini ödemekte de azad olunurlar. Kitabet bedelinden bir şey vermeleri



de lazım değildir. Hem de, bu mesel azadı hazırın ödemesi ile bağlamaktadır. Azadın hâzırın

ödemesine bağlanmasında da efendi gaib hakkında kendi başınadır. O zaman tevakkufsuz, gaibin

kabulüne ihtiyaç kalmadan caiz olur.»

Ben derim ki: İkinci illette bir görüş vardır. Çünkü azad, gaibin edası ile de hâsıl olur. Bununla

birlikte hazır olanın ibrasıyla da azad hâsıl olur. Nitekim gelecektir. Düşünülsün.

«Rücu hakkı olmaksızın ilh...» Yani herhangi birisi ödediği takdirde diğer arkadaşının üzerine rücu

edemez. Zira hazır olan köle üzerinde olan deyni ödemiştir. Gaib ise mecbur olmadığı bir şeyi

ödemiştir ve müteberridir. Hidâye.

«Herhangi birisinin bedeli ödemek istemesi hâlinde ilh...» Hâzırın ödemesini kabul etmesine

gelince, zira kitabet bedeli onun üzerine vâcibtir. Gaibten kabulüne gelince, çünkü gaib de o

bedelle her ne kadar bedeli ödemek vacib olmasa da hürriyet şerefine nâil olmaktadır. O zaman

gaib rehin verilen eşyayı âriyet olarak veren gibi olur ki, deyni ödediği takdirde rehin çözülmüş olur.

Hidâye.

«İtibar edilemez ilh...» Yani ondan talep hususunda onun kabulüne itibar edilemez.

Dürer'de şöyle denilmiştir: «Yani gaib olan köle hiç bir şey muaheze edilemez. Çünkü kitabet akti

hâzır için geçerlidir.»

Yani tevakkufsuz ve gaibin kabul etmesine ihtiyaç olmadan geçerlidir. Nitekim yukarıda geçti.

Ben derim ki: İşte bu açıklamayla bu mesele ve geçen mesele arasındaki fark ortaya çıktı. Zira

orada zikredildi ki, yabancı bir hürün kölenin gıyabında köle namına kitabet yapma haberi köleye

ulaştığı takdirde o da kabul etse, mükâteb olur.Yani kitabetin bedelinin onun üzerine vacib olması

hususunda kitabet geçerli olur. Nitekim biz bunu yukarıda zikrettik. Düşünülsün.

Bu hususta Vanî duraksayarak bir şey söylememiş, Nuh Efendi de ikrar etmiştir. Nitekim Ebussuud

bunu zikretmiştir.

«Efendi eğer gaib olan kölesini azad ederse, hazır olan kölenin kestiği kitabet bedelinden gaib

olanın hissesine düşen miktar düşülür ilh...» Çünkü gaib olan akitte akte kasden dahildir. O zaman

kitabet bedeli ikiye taksim olunur. Her ne kadar ondan kitabet bedeli talep edilmese de. Ama

kitabette doğan çocuk bunun aksinedir. Zira onun azadı ile kitabet bedelinden bir şey düşmez. Zira

o kasden akte dahil edilmediği gibi akit günü mevcut da değildir. Ancak kitabete akitten sonra

annesine teban dahil olmuştur. Zeylaî.

«Gaib hissesine düşen kitabet bedelini peşin öder. Eğer peşin ödemezse, yine köle olarak kalır

ilh...» Zira gaib olan akte kasden dahildir. Kitabette doğan çocuk ise bunun aksinedir. Zira kitabette

doğan çocuk babası öldüğü takdirde babasının aydan aya ödemeleri üzerine kalır. Dürer'de de

yledir.

Eğer, bu zikredilenin akte teban dahil olmuştur sözüne aykırı olduğu söylenirse, ben derim ki, gaib

aktin ona izafe edilmesi itibariyle asıldır. Bizzat onun akit yapması bakımından da hazıra tabidir.

Ama kitabet süresinde doğan çocuk gaib kölenîn aksine her yönüyle annesine tâbidir. Çünkü akit

zamanı yoktur. Bu mana bu şekilde İnaye'den alınmıştır. H.

Ben derim ki: Bu, bizim Zeylaî'den naklen zikrettiğimizden de anlaşılmaktadır.

«Efendi hazır olan köleyi ibra etse veya kitabet bedelîni ona hibe etse, ikisi birlikte azad edilirler

ilh...» Musannıfın burada «hazır» ile kaydetmesi, eğer gaibi ibra etse veya ona hibe etse, sahih

olmayacağı içindir. Çünkü kitabet bedeli onun üzerine vacib değildir. Tebyîn adlı eserde de böyledir.

«Efendi câriyesi ilh...» Hüküm kölede de yledir. Ve büyük çocuklarda dayledir. Burada «cariye

ve iki küçük çocuğu» ile kayıtlanmasının faydası, Miraç isimli kitapta ayrıntılı bir şekilde

anlatılmıştır.

«İstihsanen geçerlidir. ilh...» Meşâyihten bazıları sıhhatin burada hem kıyasen hem de istihsanen

olduğunu söylemişlerdir. Zira çocuk annesine tabidir. Ama yabancı bunun aksinedir. Çünkü

yabancının köle adına kitâbet yapması kıyasa değil istihsana dayanır.

İnaye adlı eserde şöyle denilmiştir: «Bunun hem kıyas, hem istihsan olduğunu ben doğru olarak

görüyorum.» Şurunbulâliye.

«Geçtiği üzere ilh...» Yanı çocuğun anneye tabi olması hususunda. Anne asıldır, çocukları ise ona

tabidirler. Belki anneye tabi olmak yabancıya tabi olmaktan daha uygundur. Hidaye'de olduğu gibi.

Ama evlâdın anneye tabi olması velâyet yoluyla değildir. Zira hür bir kadının bile çocuğu üzerine

velâyeti yoktur. Câriyenin nasıl olur. İtkanî.



«Bunlardan hangisi kitabet bedelini ödese ilh...» İster anne olan cariye, ister büyüdükleri zaman

küçük çocuklar ödediği takdirde. İtkanî.

«Geçen meselenin sonuna kadar ilh...» Zeylaî şöyle demektedir: «Kitabet yapan bir cariyenin

çocuklarının kitabeti kabul veya reddetmelerine itibar edilemez. Öyleyse efendi kendi ve çocukları

adına kitabet yapan bir cariyeyi azad etse, onların üzerinde onların hissesi kadar kitabet bedeli kalır

ki, onların bu bedeli peşin ödemeleri gerekir. Ama kitabet süresinde doğan çocukla bu süre îçinde

alınan bir köle bunların aksinedir. Zira onlar annenin azad edilmesiyle azad olurlar. Efendi onlardan

değil, ancak anneden kitabet bedelini taleb edebilir. Eğer efendi kendisi ve çocukları namına

kitabet yapan bir cariyenin kendisini değil çocuklarını azad etse, annelerinden onların kitabet

bedelleri düşer. Annelerinin üzerine geri kalan kitabet bedelini aylarına göre ödemesi gerekir. Bir

şey kazandıkları takdirde efendinin onları almaya hakkı yoktur. Ve onları satma hakkına da sahip

değildir. Eğer onları deynden ibra etse, veya kitabet bedelini onlara hibe etse, sahih olmaz. Ama

eğer; annelerini ibra etse veya hibe etse, sahihtir. Anneleri de onlar da azad olurlar. Çünkü biz

hâzırın gaib ile birlikte kitabet yapma meselesini zikretmiştik.»

PRATİK BIR MESELE: Kitabın baş tarafında bu her iki yerde de diğerine fazlalıkla bu mesele geçti.

H.

«Kalan kıymeti için de ödemeye çalışır ilh...» Ödemeden önce kazandığının yarısı onun yarısı da

efendisinindir. Çünkü Ebû Hanife'ye göre onun yarısı mükâteb, yarısı köledir. Zira Ebû Hanife'ye

göre kitabet parçalanmayı kabul eder. Bedâyî.

Hindiye'de şöyle denilir: «Eğer efendi ondan bir şey satın alırsa,, tamamında değil, yarısında caiz

olur. Ama eğer o efendisinden bir şey satın alırsa yabancıdan alışında olduğu gibi istihsanen

hepsinde caizdir.»

KIYASIN ÖNE ALINMASI

yasa göre, efendinin kölesinden alması caiz değildir. Ancak aldığı şeyin yarısında caiz olur. Bu

meselede kıyas alınır. Mebsut'ta da böyledir.

 

 

MÜŞTEREK KÖLENİN KİTABETİ BABI

METİN

Bir köleleri olan iki ortaktan birisi arkadaşına kölenin kendi hisse-sine düşen kısmı için bin dirhem

kitabet yapması ve bedelini kabzetmesi için izin verse, o ortak da kitabet kesse, Ebû Hanife'ye göre

kitabet akti yalnız izinli ortağın hissesinde geçerli olur. Zira Ebû Hanîfe'ye göre kitabet bölünme

kabul eder. Ortağın feshetme yetkisi de yoktur. Çünkü izin vermiştir. Kitabet bedeli olan bin

dirhemin bir kısmını kabzetse, köle tamamını ödemekten âciz olsa, kabzedilen meblağın hepsi,

kabzeden içindir. Çünkü diğeri kabzı için izin vermiştir. Öteki ortak ise müteberridir. Eğer bin

dirhemin hepsini kabzederse, kabzeden kişinin hissesinde köle azad edilmiş olur.

İki kişi arasında müşterek bir cariyeye iki ortak birlikte kitabet kesseler, ortaklardan birisi onunla

münasebette bulunsa, onun münasebetinden cariye bir çocuk doğursa, münasebette bulunan

kimse çocuğun kendisinin olduğunu iddia etse, sonra da diğer ortak münasebette bulunsa, onun

münasebetinden de cariye bir çocuk doğursa, ikinci defa münasebette bulunan kimse doğan

çocuğu iddia etse, onun iddiası geçerlidir. Zira dış görünüş bakımından onun mülkü mevcuttur.

İmameyn bu meseleye muhalefet etmişterdir.

Cariye, ikinci doğumundan sonra kitabet bedelinden aciz olsa, yapılan kitabet sanki yapılmamış

gibi olur. O zaman o cariye birinci ortağa ümmü'l-veled olur. Çünkü ümmü'l-veledliğe intikaline

engel olan hal ortadan kalkmıştır. Onun münasebeti de öncedir.

Birinci defa münasebette bulunan ortak. diğer ortağa cariyenin kıymetinin yarısı kadar ve ukrunun

yarısı kadar zamindir. Ortağı ise, ukunun hepsine diğer ortağına zamindir. Çünkü hakikaten

başkasının üm-mü'l-veledi ile münasebette bulunmuştur. Oğlu olduğu halde o çocuğun kıymetine

de zamindir. Çünkü o çocuk aldatılmışın çocuğu mesabesindedir.

Ortaklardan herhangi birisi mükâtebeye kitabet bedelini ödemekten aciz olmasından önce ukrunu

vermiş olsa, sahihtir. Çünkü cariye kitabet yaptığından menfaatleri kendisine hastır. Aciz olduğu

takdirde ukrunu efendisine geri verir.

Ortak cariyeyi ikinci ortak münasebette bulunmadığı halde tedbir yaparsa, mesele yukarıda

zikredilen hali ile kaldığı takdirde, mükatebe de kitabet bedelini ödemekten âciz olursa, onun

tedbiri bâtıl olur. Birinci ortak (münasebette bulunan) cariyenin kıymetinin ve ukrunun yarısı kadar

diğer ortağa zamin olur. Çocuk birinci adamın olur, mükatebe de onun ümmü'l-veledi olur.

İki ortak birlikte cariye ile kitabet kesseler, ortaklardan birisi zengin olduğu halde onu azad etse,

cariye de geri kalan yarısını ödemekten âciz olsa, azad eden ortağına kıymetinin yarısı kadar zamin

olur. Zamin olan ortak, ödemiş olduğu yarı kıymeti rücu ederek cariyeden geri alır. Zira sabit

olduğu üzere susan kimse azad edene bir şey ödediği zaman Ebû Hanîfe'ye göre rücu edip alabilir.

İmameyne göre ise alamaz.

PRATİK BIR MESELE: İki kişinin bir kölesi olsa, birisi onu tedbir etse, sonra diğeri zengin olduğu

halde onu azad etse, veya bunun ak-sine, birisi azad etse sonra diğeri tedbir etse her iki şekilde de

tedbir yapan adam dilerse onu azad eder veya köleden geri kalan kısmı için çalışma taleb eder.

Dilerse de yalnız birinci şekilde ortağına tazmin ettirir. Allah daha iyisini bilir.

İZAH

Musannıf bu babı sonra zikretmiştir. Çünkü asıl olan ortaklığın olmamasıdır. İtkanî. İtkanî'nin gayri

de «Çünkü iki birden sonra gelir.» demişlerdir.

«Arkadaşına ilh...» Yani diğer ortağa.

«Kendi hissesine ilh...» Yani kitabetle izinli olan kimsenin hissesine. Kifaye.

«Kabzetmesi ilh...» Zeylaî şöyle demektedir: «Kitabetle iznin faydası izin veren kimsenin artık

kitabeti feshetme hakkının olmamasıdır. İzin vermediği takdirde fesih hakkı olduğu gibi. Kabızla

iznin faydası ise. kabzettiği meblağda izin veren kimsenin hakkının kesilmesidir.»

Şârih de buna ileride işaret edecektir.

«Ebû Hanife'ye göre ilh...» İmameyne göre ise, kitabet bölünme kabul etmez. O zaman ortağına

hissesi için izin vermek, kölenin tümüne kitabet için izin vermektir. O halde kölenin kitabeti için

izinli olan ortak bir kısmında asil, bir kısmında da vekil olur. Alınan da ikisinin arasında ortak olur.

Köle kitabet bedelini ödemekten aciz olduktan sonra da alınan ikisi arasında ortaklı olarak kalır.

Hidaye'de olduğu gibi.

«Çünkü izin vermıştir ilh...» Ama ortağından izin almadan kölesine yarısı için kitabet kesmiş olsa,



Ebû Hanîfe'ye göre onun hissesinde köle mükâteb olur. İmameyne göre ise yukarıda geçtiği gibi

köle tamamen mükateb olur.

Kölenin kitabetinde susan ortak köle kitabet bedelini ödemezden önce İmamların ittifakıyla

kendinden zararı red için kitabeti feshedebilir. Ama ortağın birisi, bunun aksine ortağından izinsiz

hissesini satmış olsa, ortağının bir zararı olmadığından ortağının satışını feshetme hakkına sahip

değildir.

Yine, ortaklardan birisinin azadı veya azadı şarta bağlaması da kitabet yapmanın aksinedir. Bunlar

da feshi kabul etmez.

Köle, izinsiz olarak kitabet kesen efendiye (ortağa) kitabet bedelini ödese. kitabet yapanın

hissesinde, Ebû Hanîfe'ye göre özellikle azad edilmiş olur. Zira yukarıda geçtiği gibi azad ona göre

bölünme kabul eder. Ama kitabette susan ortak, diğer ortağın aldığı kitabet bedelinin yarısını

alabilir. Bu meselenin tamamı Tebyin adlı eserdedir.

«Diğeri kabzı için izin vermiştir ilh...» Zeylaî şöyle demektedir: «Çünkü ona kabızda izni, kölenin

ona ödemesine izindir. O zaman kendi payı ile mükatebe teberru etmiş olur. O zaman kitabet yapan

ortak, kitabet yapmayandan daha özel olur. Kitabet yapan adam aldığı kitabet bedeli ile borcunu

ödese, kabız ona özeldir, hepsi kabızla teslim edilir.»

«Öteki ortak ise müteberridir ilh...» Yani kitabet yapılan köleye teberru etmiştir. Nitekim Zeylaî'nin

ifadesinden de bu anlaşılmaktadır. Islah ve Dürer'de ise, «Diğer ortak kitabet bedelini kabzeden

ortağa teberru etmiştir.» denilmiştir. Azmiye'de ise bunun doğru olmadığı iddia edilmiştir.

Ben derim ki: Dürer ile Islah ve Zeylaî'nin ifadeleri arasında bir zıtlık yoktur. Zira Kifaye sahibi şöyle

demiştir: «İzin veren kişi, kölenin kazancının kendi payına düşenini köleye teberru etmiş olur.

Sonra da ortağına teberru etmiş olur. Ortağının kitabet bedelini kabzetmesiyle teberruu

tamamlandığı takdirde rücu edemez...»

«Kabzeden kişinin hissesinde köle azad edilmiş olur ilh...» Ortağına da zamin olmaz. Çünkü

ortağının izni ile kabzetmiştir. Şu kadar var ki, yarısı azad edilmiş köle, diğer ortağın hissesini

ödemek üzere çalışır. Azmiye. Kâfi'den naklen.

«İmameyn bu meseleye muhalefet etmişlerdir ilh...» Zira imameyne göre ikinci defa münasebette

bulunan ortağın davası geçerli değildir.

Bilinsin ki, fakihlerin hepsi mesele tamamlandıktan sonra imameynin muhalefetini zikretmişlerdir.

Yani, «O onun çocuğudur.» sözünden sonra. Şârih ise. bu muhalefeti daha önce zikretmiştir. İşte

şarihin bu öne alışı ihtilafın yalnız ikinci münasebette bulunan odama nesebin sübutu hakkında

olduğu zannını uyandırıyor. Halbuki hiç de öyle değildir. Aynî ve diğerleri, «Zikredilenin hepsi E

Hanife'ye göredir.» demişlerdir.

İmameyne göre ise, adı ve vasfı geçen cariye birinci münasebette bulunanın ümmü'l-veledidir. Ve

tamamıyla mükâtebtir. Birinci münasebette bulunan kimse İmam Ebû Yusuf'a göre o mükâteb

cariyenin kıymetinin yarısını verir. İmam Muhammed'e göre ise kıymetinin yarısından kalan kitabet

bedelinin yarısından hangisi daha az ise onu diğer ortağına öder. Son çocuğun nesebi ise,

sonradan münasebette bulunan için sabit olmaz. Bununla birlikte çocuk kıymetiyle de onun olmaz.

İkinci münasebette bulunan adam mükâtebeye ukrunu da borçludur.

İşte imamlar arasındaki ihtilaf, mükâtebe bir cariyenin ümmü'l-veled olmasında bölünme kabul eder

mı, etmez mi meselesindedir. Ebû Hanîfe'ye göre bölünme kabul eder. İmameyne göre ise bölünme

kabul etmez. Sırf cariyenin ümmü'l-veled olması bölünme kabul etmez. Bu konuda İmamların icmaı

vardır. Müdebbere olan bir cariyenin ümmü'l-veled olması ise, yine imamların icmaı ile bölünme

kabul eder.

«İkinci doğumundan sonra kitabet bedelinden âciz olsa ilh...» Yani her iki iddia ve her iki

doğumdan sonra.

«Mani olan hal ortadan kalkmıştır ilh...» Yani kitabette ümmü'l-veled olmaya intikaline engel olan

kitabet ortadan kalkmıştır. Ümmü'l-veledliği tamamen istiladı isteyen şeyin kaim olmasıyla birlikte

birinci münasebette bulunan adama intikal eder. O halde ümmü'l-veledliği gerektiren şey çocuğun

doğumundan itibaren amelini yapar. Muhayyerlik şartıyla yapılan satışla satıcı muhayyerlik şartını

düşürdüğü takdirde. o vakitten mülkiyetin kendisine sabit olması gibi. Zeylaî.

«Onun münasebeti de öncedir ilh...» Bu görüş, sorulacak bir sorunun cevabıdır. Şöyle ki, her

ikisinin de o cariyede mülkiyet hakkı var ve her ikisi de onunla münasebette bulunmuşlardır. Her

ikisi de aynı zamanda doğan çocuğun kendi çocuğu olduğunu iddia etmiştir. Artık bu cariyenin ilk



olarak münasebette bulunana has ve ona ümmü'l-veled olmasının tercihinin sebebi nedir? İşte

bunun cevabı, onun münasebetinin önce olmasıdır. T.

«Kıymetinin yarısı kadar ilh...» Yani cariyenin mükâtebe hâlindeki kıymetinin yarısını. Zira o kimse

cariyeden çocuk sahibi olmakla kendi hissesine malik olmuştur. Dürer.

Şurunbulâliye'de Fetih'ten naklen şöyle denilmiştir: «Mükâteb bir kölenin kıymeti kölelik hâlindeki

kıymetinin yarısıdır. Çünkü mükâteb tasarruflarında hürdür. Yalnız rakabesi köledir

«Ukrunun yarısı kadar ilh...» Zira o. müşterek olan bir cariye ite münasebette bulunmuştur. O halde

onun ukrunun hepsi kendisine vacibtir. Cariye kitabet bedelini ödemekten acze düştüğü zaman,

birinci ortağın ukurdan hissesi düşmüş ve geriye diğer ortağın hissesi olan yarısı kalmıştır. İtkani.

«Başkasının ümmü'l-veledl ile münasebette bulunmuştur ilh...» Geçen. «İkinci doğumundan sonra

kîtabet bedelinden aciz olsa, yapılan kitabet akti sanki yapılmamış gibi olur. O zaman o cariye

birinci ortağa ümmü'l-veled olur. Çünkü ümmü'l-veledliğe engel olan hal ortadan kalkmıştır.»

sözüne binaen başkasının ümmü'l-veledi ile münasebette bulun-muştur.

«Çünkü o çocuk aldatılmışın çocuğu mesabesindedir ilh...» Çünkü cariyeyi kendi mülkünün hükmü

üzerine ilave ederek onunla münasebette bulunmuştu. Onun kitabet bedelini ödemekten aczi ortaya

çıkınca kitabet bâtıl olmuş ve diğer ortağın ümmü'l-veledi olduğundan da kendisinin mülkiyet hakkı

olmadığı ortaya çıkmıştır. Aldatılmış kimsenin çocuğunun nesebi aldatılmış kimseye sabittir,

kıymeti ile de hürdür. Zeylaî.

Şârihlerden bâzıları da, «İkinci ortağın çocuğun kıymetine zamin olması. İmameynin görüşüdür.»

diye iddia etmişlerdir. Çünkü ümmü'l-veledin çocuğu da annesi gibi Ebû Hanîfe'ye göre

kıymetlendirilemez.

Hamevî de «O iddia memnudur. Çünkü şârihler ittifak etmişlerdir ki. o ikinci adamın kıymete zamin

olması İmamAzâmın görüşüdür. Bundaki gaye de İmam Azâmın görüşü üzerine mesele kapalı

hale gelmektedir. Bu kapalılığa da şöyle cevap verilmiştir: Ümmü'l-veledin kıymetlendirilmesi

hakkında İmaAzâmdan iki rivayet vardır.» demiştir.

Bunda en güzel olan Mebsut'ta verilen şu cevaptır ki bazı âlimler Mebsut'tan nakletmişlerdir:

«İmam-ı Azâma göre ümmü'l-veledin çocuğu hakkında kıymet takdir edilmemesi ümmü'l-veledin

sûbutundan sonradır. Bu da çocukta sabit değildir. Çünkü o aslen hürdür. İşte bundan dolayı da

kıymetiyle tazmin edilmiştir.»

«Aciz olduğu takdirde ukrunu efendisine geri verir ilh...» Yani ukru reddeder. Çünkü aciz olduğu

zaman onun efendisinin cariyesi olduğu ortaya çıkar. Zeylaî.

«Mesele yukarıda zikredilen hâli ile kaldığı takdirde ilh...» Yani iki ortak birlikte cariyeleri ile kitabet

yapsalar birisi onunla münasebette bulunsa ve cariye bir çocuk doğursa, onunla münasebette

bulunan kimsede çocuğu iddia etse.

«Tedbiri bâtıl olur ilh...» Çünkü tedbir mülke isâbet etmemiştir. İmameyne göre ise tedbirin bâtıl

olması açıktır. Zira ümmü'l-veled olmasını isteyen adam onun kitabet bedelinden aciz olduğunu

ylemesinden önce zaten onu kendisine mülk edinmişti. Ebû Hanîf'ye göre ise, cariyenin kitabet

bedelini ödemekten aczi ile onunla münasebette bulunan adamın kendi mülküne sahip olduğu

ortaya çıkmaktadır. O zaman ikinci adamın tedbiri bir başkasının mülküne isabet etmektedir.

Halbuki tedbir mülkiyete dayanır. Ama neseb bunun aksinedir. Çünkü neseb aldatılmaya da

dayanır. Nitekim yukarıda da geçti. Hîdâye.

«Birinci ortak kıymetinin yarısı iIh...» Çünkü birinci adam beyan ettiğimiz üzere onu ümmü'l-veled

etmekle o cariyenin yarısına mâlik ol-maktadır. Ukrun yarısını vermeye gelince, çünkü müşterek bir

cariye ile münasebette bulunmuştur. Zeylaî.

«Çocuk birinci adamın olur. ilh...» Çünkü onun davası, geçtiği üzere, geçerlidir. Yazılan hükümlerin

hepsi tama iledir. Musannıfın, «çocuk birinci adamın olur.» sözüne itiraz edilmektedir. Çünkü bu

görüş ikinci ortağın münasebette bulunmuş ve çocuğu iddia etmiş olduğunu düşündürmektedir.

Halbuki meselenin faraziyesi bunun aksinedir. Öyleyse musannıf «Çocuk birinci adamın olur.»

sözünün yerine «istilad birinci için tamamlanır» deseydi daha uygun olurdu.

«Kalan yarısını ödemekten aciz olsa ilh...» Musannıfın burada «acz» ile kaydetmesi sebebi şudur:

Çünkü onun aczi ile azadın eseri ortaya çıkar ve azad haddi aşar. Onu azad eden kişi diğerini

borçlandırır. Ama aczden önce ise Ebû Hanîfe'ye göre hiç birisi zamin değildir. Çünkü azad edilen

köle ortağının hissesinden yine köledir. Azad edilmezden önce olduğu gibi. Çünkü İmamAzâma

göre azad, bölünmeyi kabul eder. O halde sahibinin payından hiçbir şey telef olmaz. Çünkü yansı



azad edilmiş köle mükâteb gibi yarısı için yine çalışır. Burada da o yarısı azaddan önce yine

mükâtebtir. O yarısında da azad ortaya çıkar.

İmameynin görüşüne göre ise onu azad eden kimse peşinen ortağına onun kıymetinin yarısına

borçlu olur. Çünkü bunlara göre azad bölünmeyi kabul etmez. Bunun tamamı Gâyetü'l-Beyân'dadır.

«Fer-i bir mesele ilh...» Bu, metinlerin meselelerindendir.

«Yalnız birinci şekilde ortağına tazmin ettirir ilh...» Ortağına bir müdebber kölenin kıymeti kadar

tazmin ettirir. Müdebber kölenin kıymeti ise, kölelik halindeki kıymetinin üçte ikisidir. Zira o köleliği

müdebber olduğu için telef etmiştir. Ama tedbir sonra yapılırsa. bunun aksine tazmin ettiremez.

Çünkü o tedbiri yapmakla köle bir manâda azad edilen miras olmaktadır. O mana şudur: Onun payı,

diğeri köleyi azad ettiğinde köle idi. Bu durumda kölenin kıymetinin yarısını tazmin ettirmesi malın

temellüküne bağlıdır. Halbuki bu, tedbir ile fevt olmuştur. İnaye'de olduğu gibi.

 

 

 

MÜKÂTEBİN ÖLÜMÜ-ACZİ VEYA EFENDİNİN ÖLÜMÜ BABI

METİN

Mükâteb kitabet bedeli taksitlerinden birisini aczinden dolayı ödemezse bakılır: Eğer ona gelecek

bir malı varsa. hâkim üç güne kadar onun aciz olduğuna hükmetmez. Zira üç gün özür sahiplerinin

tecrübesi için verilen bir süredir. Eğer böyle bir malı yoksa. hâkim hâlen onun acizliğine hüküm

verir. Kitabeti de efendisinin talebi ile veya efendisi kölenin rızası ile fesheder.

Eğer kitabet fasit ise, efendi ondan izin almaksızın da akti feshedebilir. Mükâteb, kitabetin feshine

caiz kitabette de, fasit kitabette de mutlaka mâliktir. Bu feshe efendisi razı olmasa dahi. Onun

kitabet aktini feshetmesiyle de onun köleliği avdet eder. Kazandığı mal da efendisinindir.

Mükâteb ölse, elinde de kitab6t bedelini karşılayacak kadar mal olsa, kitabet fesholmaz. Onun

kitabet bedeli malından ödenerek kayatının en son parçasında onun azâd olduğuna hükmedilir.

Kitabet süresinden önce değil, kitabet süresi içinde doğan çocuklarının azadına hüküm verildiği

gibi. Kitabet bedelinden geri kalan malı da varislerine miras olarak kalır.

Mükâteb ölse, ama geriye mal bırakmasa, yalnız kitabet süresinde

doğan bir oğlu olsa. bu oğlu kitabet bedelini karşılayamazsa, onun kitabeti devam eder. Oğlu

babasının kitabeti için çalışır ve taksitlerini öder. Babasının taksitlerini ödediği takdirde ölümünden

önce babasının ve teban kendisinin azad edildiğine hükmedilir.

Mükâteb ölse, kitabet sırasında köle olan oğlunu satın alsa. köle olan oğlu babasının kitabet

bedelini peşinen öder. Ödemezse, köleliğine avdet eder.

İmameyn, kitabet süresinde doğan oğlu ile satın almış olduğu oğlunun eşit olduğuna hükmederek,

kitabet süresinde aldığı oğlu da kitabet süresinde doğan oğlu gibi babasının kitabet bedelini

yapılan taksitlere göre öder demişlerdir. Ama eğer mükâteb, kita'bet süresinde anne ve babasını

satın alırsa, kitabet bedelini ödemeden öldüğü takdirde anne ve babası yine köleliğe reddolunurlar.

İmameyn ise, «eğer anne ve baba oğullarının kitabet bedelini peşin olarak öderlerse azad olunurlar,

yok eğer peşin ödemezlerse, azad olmazlar» demişlerdir.

Mükâteb oğlunu satın alsa ve borcunu ödedikten sonra ölse, oğlu ona varis olur. Çünkü babası hür

olarak ölmüştür ve geriye de hür bir oğul bırakmıştır. Nitekim yukarıda da geçti. Babası ile büyük

oğlu ikisi aynı akitle kitabet akti yapsalar, babası bedeli ödedikten sonra ölse, oğlu ona varis olur.

Çünkü onlar bir akitle kitabet yaptıklarından ikisi bir şahıs gibi olmuşlardır. Zira aktin ittihadı bunu

zaruri kılmıştır.

Mükâteb ölse, geride hür bir kadınla yani azad edilmiş bir kadınla bir oğlan çocuğu bıraksa ve

kitabet bedelini ödeyecek kadar da alacak bıraksa, sonra cinayet işlese. çocuğun işlemiş olduğu

cinayetin erşini annesinin akilesinin ödemesine hükmedilir. Çünkü babası henüz azad edilmemiştir.

Babasının aciz olduğuna da hükmedilemez. Zira annesinin âkilesi üzerine hüküm vermekte

babasının taciz edilmesi arasında zıtlık yoktur. Onlar rûcu edip çocuğun babasının malından da

alamazlar.

Musannıfın burada alacakla kayıtlamasının sebebi, geriye kitabet bedelini ödeyecek mal bırakmış

olsa idi, çocuğu annesine ilhaka hükmedilemezdi. Çünkü hâlen babasının kitabet bedelini

karşılamak mümkündür.

Bu çocuğun velâsının annesinin kavmine hükmü, anne tarafı ile baba tarafının davalaşmasından

sonra verilmişse. zikredilen şekilde verilen hüküm, babasının aczine verilmiş hükümdür. Çünkü bu.

hakkında ictihad yapılan bir konudur.

Mükâteb efendisine zekât ve sadakalardan tahsil ettiği malı kitabet bedeli olarak ödese, sonra

kalanı ödemekten acze düşse, efendi her ne kadar sadakaya ehil değilse de o mal efendisine

helâldir. Çünkü mülkiyet değişmiştir. Bu hüküm as!ı, Resulullah (s.a.v.)ın Berîre ismindeki sahabiye

kadına söylediği, «O senin için sadaka, bizim için de hediyedir» hadisidir. Fakir bir kimse toplamış

olduğu zekâtı yemeden ölse, onun zengin olan varisinin onu alması ve ona helâl olması gibi. Bir

yolcu zekât alsa, onu yemeden malına ulaşsa, onun o malı yemesinin helâl olduğu gibi. Yine. bir

fakir elinde zekât malı olduğu halde zengin olsa, o sadaka ona helâldir.

Ama bunun aksine bir fakir almış olduğu zekâtı bir zengine veya bir Hâşimîye vermiş olsa, zengin

veya Hâşimî'nin o malı alması helâl olmaz. Çünkü mülkiyet değişmiştir.

İZAH

Bu konuyugeri bırakmanın manâsı açıktır. Zira ölüm veya ödemekten aciz olmakakitten sonradır.



«Ona gelecek bir malı varsa ilh...» Alacağı bir borç veya gelecek bir mal gibi. Hidâye.

«Hâkim ilh...» Bu fıkıh lisanında tarafların kendi aralarında tayın edecekleri hakemi de kapsamına

alır. Zira. onun vereceği hüküm ve kısas ve hadler hâricinde, eğer hüküm vermeye ehliyetli ise,

sahihtir. İtkanî.

«Özür sahiplerinin tecrübesi için ilh...» Hidâye'de şöyle denilmektedir: «Hasma savunma, borçluya

da ödeme için mühlet vermek gibi.»

«Bir malı yoksa ilh...» Hâkimin onu âciz kabul etmesi, Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göredir.

Sahih olan da ancak budur. Kuhistanî, Muzmarat'tan.

Ebû Yusuf'a göre, ancak iki taksit ödemediği zaman onun acizliğine hükmedilir. Zira Hazreti Ali

«Mükâteb köle kitabet bedelinden iki taksidi peşpeşe ödemezse, köleliğe döner» demiştir. İmameyn

ise Hazreti Ali'nin bu sözünü nedb üzerine yorumlamışlardır. Yani iki taksit geçmeden köleliğe

döndürülmesi mendubtur. Zira bu konudaki eserler. birbirlerine muârızdırlar.

«Kitabeti de fesheder ilh...» Yani fesheder. Aczine hükümden sonra feshi zikretmesi, yalnız aczine

vermenin yeterli olmamasındandır. T. Hamevî'den.

«Efendi akti feshedebilir ilh...» Belki akti feshetmek günahı ortadan kaldırmak için yani, günahın

sebebinden dönmek için ona vacibtir. T.

«Onun köleliği avdet eder ilh...» Yani köleliğin hükmü döner. Burada uygun olan, Hidâye ve Kenz'in,

«Kölelik hükümleri döner» görüşüdür. Çünkü onun köleliği zaten devam ediyordu. Bunu Kuhistanî

ifade etmiştir.

«Kazandığı mal da efendisinindir ilh...» Velev ki kazandığı sadaka da olsa, efendisi de zengin olsa,

sahih kavilde, yine efendisinindir. Nitekim ileride gelecektir.

«EIinde kitabet bedelini karşılayacak kadar mal olsa ilh...» Çünkü kitabet. ivazlı bir akitdir. İvazlı

akitlerde de aktin karşılığı olduğu takdirde akit feshedilemez: Bu görüş, eğer kitabet bedelini

karşılayacak kadar malı yoksa, kitabetin münfesih olduğuna işaret etmektedir. Hatta birisi, kitabet

bedelini ölen mükâteb namına teberru etmiş olsa. ondan o teberru kabul edilmez. Bu da Ebûbekir

el-İskâf'ın sözüdür. Ebülleys de «hâkime müracaat edilmeksizin onun akti kendiliğinden infisah

etmez» demiştir. Suğrâ'da olduğu gibi. Kuhistanî.

«Kitabet bedeli malından ödenerek ilh...» Ama eğer mükâtebin üzerinde hem efendinin, hem de bir

yabancının alacağı varsa, -Bedâyî'de «önce yabancının alacağı ödenir. Sonra bakılır Eğer terekede

efendisinin alacağını kitabet bedelini karşılayacak mal varsa, efendisinin alacağı verilir. Yoksa,

kitabet bedeli verilir. Efendi de borcunu ona mal ortaya çıktığı takdirde alır. Ama terekede her ikisini

karşılayacak malı yoksa, önce efendisinin alacağı verilirse, mükâteb âciz olmuş olur. Efendinin de

kölesi üzerinde vacib olarak alacağı bir borcu olmaz» denilmiştir.

«Kitabet süresi içinde doğan çocuklarının azadına hüküm verildiği gibi ilh...» Bu görüş gerektirir ki,

onun usulü olan anne ve babasının ve kitabet süresinde satın almış olduğu feri olan çocuklarının

azadlarına hükmedilmez. Halbuki kitabet süresinde almış olduğu çocukları azad edebilir. O halde

doğru olan tâbir, «Nasıl ki onun kitabetine dahil olanların azadına da hüküm verilirse» sözüdür. H.

Gurer'de şöyle denilmektedir: «Onun erkek çocuklarının azadına da hüküm verilir. İster bu çocuklar

onun kitabet süresinde doğsunlar, ister onları kitabet süresinde satın alsın, isterse de mükâteb

küçük veya büyük oğlu ile beraber bir akitte kitabet kessin. Zira onun çocuklarının hepsi kitabette

babalarına tâbidirler. Babalarının azadı ile de azad edilirler.» T.

«Kitabet süresi içinde doğan çocuklar ilh...» Yani almış olduğu cariyeden. Kitabet süresinde cariye

alması her ne kadar haram ise de. Çünkü onun cariye alması nesebin sübutuna aykırı değildir.

Nitekim biz bunu Şurunbulâliye'de naklen zikrettik. Bu şekilden başka, gelecekte Bedâyî'den naklen

iki şekil daha zikredeceğiz.

«Malı da varislerine miras olarak kalır ilh...» Yani onun hür olan çocuklarınındır. Eğer hür bir

kadından doğmuşlarsa. Yine kitabet süresinde doğan çocukları ile kitabet süresinde satın aldığı

çocuklarına ve bir de anne ve babasına miras kalır. Çünkü onlar onun azadıyla azad olurlar. Yine,

mükâteb olan ve kitabet akti babası ile birlikte tek akitle yapılan çocuğuna da miras kalır. Ama

kitabet akti müstakil bir akitle yapılan mükâteb çocuğu onun malından miras alamaz. Çünkü o hür

olarak ölür, çocuğu ise mükâtebtir. Mükâteb Ise babasından miras alamaz. Bedâyî.

Ölen kimsenin akrabalarından bir varisi olsa, velâ ile efendisine kalır. «Geriye mal bırakmasa ilh...»

İleride metinde gelecek «Kitabet bedelini ödemeye yeterli mal bırakmazsa» sözü ile bu takdire



ihtiyaç yok tur. H.

«Kitabet süresinde doğan bir oğlu olsa ilh...» Yani adam efendisinin izni ile bir cariye ite evlense.

cariye de ondan bir çocuk doğursa, sonra da mükâteb o cariyeyi çocuğu ile birlikte satın alsa veya

mükâtebe efendisinin dışında başka bir erkekten bir çocuk doğursa. Bedâyî.

«Oğlu çalışır ilh...» Bu görüşün açık anlamına göre, çocuk çalışmaya kadir olmalıdır. Halbuki hiç de

öyle değildir.

Kâri adlı eserde şöyle denilmektedir; «Bir kimse cariyesi ile üç gün muhayyeriik şartı ile kitabet

yapsa. muhayyerlik süresinde mükâtebe çocuk doğursa ve ölse çocuk kalsa, onun muhayyerliği de

ve kitabet bedeli de İmaAzâm ile Ebû Yusuf'a göre devam eder. İzin verdiği takdirde çocuk

annesinin taksitleri üzerine ödemeye çalışır. Ödediği takdirde annesi hayatının en son parçasında

azad olmuş sayılır. Bu da istihsana dayanır. İmam Muhammed'e göre ise, kitabet akti bâtıl olur.

Efendinin icazeti de geçerli değildir. Kıyas da ancak budur.» Turî.

İmam Muhammed'in sözünün açık anlamı şudur ki, o çocuğun çalışmaya kadir olması beklenir. Bu

meselede Şurunbulâliye duraklamıştır. Ancak Şurunbulâliye'den hâşiyesinîn hâmisinde aşağıda

görüleceği üzere cevap verdiği nakledilmiştir: «Hâkim böyle bir çocuğa bir vasi tayin eder. Vasi de

ona mal toplar ve toplanan malla çocuk azad edilmiş olur. Yürüyemeyen. topal ve akıl hastası

çocuk da küçük çocuk gibidirAllah daha iyisini bilir.

«Taksitlerini öder ilh...» Yani o çocuk kölelik hükümlerine döndürülmez. Ancak gecen ihtilaf üzerine

bir veya iki taksidi ödemez ise, o zaman kölelik hükümlerine döner. Bedâyî.

«Ölümünden önce babasının ve babasına teban kendisinin azad edildiğine hükmedilir ilh...» Hidâye

ve Kenz adlı eserlerin sahipleri ile diğer âlimler de buradaki azadı ölümden önceki azada istinad

ettirmişlerdir. Şurunbulâliye'de şöyle denilir: «Zahiriye'de olan. «İstinad edilemez belki ödeme

vaktine ihtisar edilir» ifadesine aykırıdır.»

«Peşin olarak öder, ödemezse, köleliğine döner ilh...» Bu da Ebû Hanife'nin görüşüdür. Çünkü

ödeme süresi akitteki şartla sabittir. Öyleyse o süre kitabete dahil olan kimseler hakkında sabittir.

Sonra satın alınan kişi ise kitabete dahil değildir. Zira akit ona izafe edilmemiştir. Öyleyse, aktin

hükmü ona kadar yayılmaz. Çünkü o kitabet vaktinde ayrı idi.

İmamı Azamın görüşüne şu şekilde itiraz varid olur: Mükâtebin tasarrufları faslında geçtiği gibi,

mükâteb babasını veya oğlunu satın aldığı takdirde satın alınan kişi onun kitabetine dahil olur.

Yine, eğer kitabet aktinin hükmü kitabet süresinde satın aldığı oğluna geçmeseydi, kitabet bedelini

peşin ödemekle, Ebû Hanîfe'ye göre de azad edilmezdi.

Bu itiraza İmamı Azâm tarafından şöyle cevap verilebilir: Satın alınanın akte dahil olmasından

maksat, câri olan aktin hükmünün mükâteb ile mevlâ arasında satın alınana geçmesi değildir. Belki

mükâteb de çocuğunu almakla sılayı tahkik için çocuğuna kitabet kesmiş olmaktadır. Bir de, satın

alınan çocuğun, kitabet bedelinin peşin ödenmesiyle Ebû Hanîfe'ye göre azad edilmesi yine

babasının aktinin hükmünün ona geçmesiyle değildir. Belki, mükâteb babasının sanki öldüğünde

kitabet bedelini karşılayacak bir mal bırakmasıyla azad edilmiş gibi olmaktadır. Nitekim Kâfi adlı

eserde bu şekilde Ebû Hanîfe'nin yerine açtklanmıştır. Turî. Özetle.

«İmameyn, kitabet süresinde doğan oğlu ile satın almış olduğu oğlunun eşit olduğuna ilh...» Yani

satın alınan çocuk da imameyne göre babasının taksitleri üzerine kitabet bedelini ödemeye çalışır.

Keza, mükâtebin satın almış olduğu zîrahm olan bütün yakınlarının hükmü de böyledir. İtkanî.

«Anne ve babası yine köleliğe döndürülürler ilh...» Bu hüküm, Asl Kitabının rivâyeti üzerinedir. İmlâ

adlı kitabın naklettiği Ebî Süleyman'ın rivayetine göre ise anne veya babası da kitabet süresinde

satın almış olduğu çocuğu gibidir. O halde Ebû Hanife'den naklen Tatarhâniye'de olduğu gibi iki

rivayet vardır.

Gâyetü'l-Beyân'da ikinci rivâyet Pezdevî'nin Kâfi şerhinden nakledilmiştir. Bu ikinci rivâyet üzerine

de Bedâyî'de özet bilgi verilmiştir. Sonra bu mükâtebin anne ve babasındaki hüküm mükâtebin hiç

çocuğu olmaması hâlindedir.

Cevhere'de, «Eğer kitabette doğan çocuğu ile birlikte anne ve babasını ve bir de kitabet süresinde

satın almış olduğu çocuğunu geri bırakırsa, anne ve babası ite kitabet süresinde almış olduğu

çocuğu kitabette doğan çocuğun kitabet bedelini ödemesinden haklarını alırlar. Efendi onları

satamadığı gibi onlardan çalışma talebinde de bulunamaz. Kitabet süresinde doğan çocuk kitabet

bedelini öderse, o da azad edilir. Ötekiler de azad olunurlar. Eğer ödemekten aciz olursa, o da

kölelik hükümlerine döndürülür, diğerleri de döndürülürler. Yok eğer diğerleri, «Biz malı şu anda



öderiz derlerse, hâkim henüz kitabette doğan çocuğun kitabet bedelini ödemekten aciz olduğuna

hüküm vermezden önce sözleri kabul edilir.» denilmiştir.

«Öldüğü takdirde ilh...» Yani yalnız onun ölümü ile. Ebû Hanîfe'ye göre anne ve babasından ne

peşin, ne vadeli kitabet bedeli kabul edilmez. H.

«İmameyne ise eğer anne ve baba oğullarını kitabet bedelini peşin olarak öderlerse azad olurlar,

yok eğer peşin ödemezlerse azad olmazlar, demişlerdir ilh...» Mecma şerhi ile Şurunbulâliye'de

açıkça ifade edilen imameyne göre, ölen mükâtebin taksitlerini ödemekte çalışmakta usulü olan

anne ve babası ferî olan evlâtları gibidir. O zaman şârihin bu sözü nereden aldığına bakılsın. H.

Ben diyorum ki: şârihi bu hataya düşüren. Şurunbulâliye'dir. Zira Şurunbulâliye, mükâtebin

tasarrufları faslında, «Mükâtebin anne ve babası köle hemen öldüğü zaman kölelik hükmüne

dönerler.» demiştir. Bunu da Tebyîn ve İnâye adlı eserlere nisbet etmiştir. Sonra da, «Bedâyî'de

olan buna aykırıdır» demiştir.

Bedâyî'de olan şudur: «Mükâteb mal bırakmadan ölürse, onun kitabet süresinde almış olduğu

çocuğuna, anne ve babasına «Siz ya kitabet ücretini peşin olarak ödersiniz, ya da biz sizi kölelik

hükmüne döndürürüz» denilir. Ama kitabet süresinde doğan çocuk buna aykırıdır.»

Şu kadar var ki, Bedâyî'de olan imameynin görüşü üzerine hamledilirse, muhâlefet defedilmiş olur.

Bedâyî'de olan görüşten başkası da Ebû Hahife'nin görüşü üzerine hamledilir. Nitekim bu

Zahiriye'nin muhtasarında da belirtilmiştir.

Şurunbulâlî, sonra da Zahiriye'nin Muhtasarından şunu nakletmiştir: «Anne ve baba çocuk gibi

değillerdir. O halde mükâtebin diğer kazançları satıldığı gibi anne ve babası da satılır. Bu

zikrettiğimiz. Ebû Hanife'ye göredir. İmameyn'e göre ise, mükâteb öldüğünde kitabet süresinde

almış olduğu çocuğunu veya babası ve annesini geride bırakırsa, bıraktığı herhangi birisi kitabet

süresinde doğan çocuğu gibi, onun taksitleri üzere çalışırlar.»

Buna göre Şurunbulâlî Bedâyî'deki, «Anne ve baba kitabet süresinde alınan çocuk gibidirler.»

sözünü İmameyn'in görüşü üzere hamletmiştir. Şurunbulâlî'nin bu görüşü şârihin dediğinin aynıdır.

Bu da geçerli değildir. Belki Bedâyî'de olan ifade ancak İmlâ adlı eserin Ebû Hanife'den rivayet

ettiğidir. Nitekim biz bunu Tatarhâniye'den naklen zikrettik.

Zikredilen yorumda istinad etiği Zahiriye'nin Muhtasar'ınin sözü şekillerden hiçbir şekille yapmış

olduğu hamlı ifade etmez. Çünkü Zâhiriye' nin Muhtasır'ı açıkça anne ve babanın imameyne göre

kitabet süresinde alınan çocuk gibi değil, kitabet müddetinde doğan çocuk gibi olduğunu

zikretmiştir.

Velhasıl, anne ve baba, kitabet süresinde alınan çocuk, muhrimi olan her yakını ki onları kitabet

müddetinde almıştır, mükâtebin taksitleri üzere imameyne göre hepsinin arasında fark olmaksızın

kitabet müddetinde doğan çocuk gibidir. Ebû Hanîfe'ye göre ise, her birisinin kendine has bir

hükmü vardır. Ki bunları musannıf ve şarih beyan etmişlerdir. Mahremlerden başkasında. Çünkü

bunlar Ebû Hanîfe'ye göre kitabete dahil olmazlar. Nitekim yerinde geçmiştir. Ebû Hanîfe'den

yapılan bu rivayet. Asl'ın rivayetidir. İmlânın yapmış olduğu rivayet üzere de anne ve baba Ebû

Hanîfe'ye göre kitabet süresinde alınan evlât gibidirler. İşte Bedâyî'nin üzerinde yürüdüğü rivayet,

İmlânın rivayetidir. Sen bu tahlili ganimet bil. Kâdir olan Malik'in yardımıyla.

«Büyük oğlu ilh...» Burada büyük kaydı hatadır. Gurer'in açık sarih ifadesine de muhaliftir. Zira

Gurer sahibi, «Adam ve oğluyla bir defada kitabet yapılsa, oğlu ister büyük olsun, ister küçük»

demiştir. H.

Ben derim ki: İbni Kemal bu büyüklükle takyidi «Küçük. babasına tâbidir. Mükâteb büyük oğluyla

beraber bir şahıs gibi kabul edilir.» sözüyle açıklamıştır. O halde küçük babasına tabidir. Faydanın

açık olması için şarih de burada büyükle takyid etmiştir.»

«Aynı akitle ilh...» Zira eğer baba ve oğuldan her biri kendi başına kitabet yapsa, mükâteb baba

ölürse, oğlu ondan miras almaz. Çünkü baba ölüyor. oğulda mükâteb olarak kayor. Nitekim biz

bunu Bedâyî'den naklen zikrettik.

«Azâd edilmiş ilh...» Şarihin bu hürrü azad edilmişlikle tefsiri musannıfın, «annesinin akilesinin

ödemesine hükmedilir» sözünden almıştır. Zira aslı hür olan bir kadının çocuğu üzerinde hiç

kimsenin velâyeti yoktur. Nitekim şârih de mevlâları velâyeti fasılından hemen önce zikredecektir.

«Çünkü babası ilh...» Bu söz, annenin âkîlesi üzerine hüküm vermenin illetidir. H.

«Azâd edilmemiştir ilh...» Zira eğer babası mal bırakmış olsa, bu da başkasının.üzerindeki bir



alacak olsa. babasının azad edilmesine ancak edâ ile hükmedilir.

«Münafat yoktur ilh...» Zira annenin âkîlesi üzerine hüküm vermek kitabete aykırı değildir.

Hidâye'de de şöyle denilmiştir: «Bu hüküm, kitabet hükmünü sabit kılar Çünkü kitabetin

kaziyesindendir. Çocuğun annesinin. mevalisine ilhak edilmesi âkileyi de onlar üzerine

gerektirmektedir. Şu kadar var ki, öyle bir şekille hükmü kararlaştırır ki, babanın azâd edilme

ihtimalini taşır. Baba azad edildiği takdirde çocuğun velâsı babanın mevalisine müncer olur, O

zaman kitabet hükmünü kararlaştıracak bir hüküm hiç bir zaman babanın aciz olması demek

değildir.

«Rücu edip alamazlar ilh...» Bu ifadede bir dürülme vardır. Gâyetü'l-Beyân da olduğu gibi ifadenin

takdiri şöyle olur: Mükâteb baba öldükten sonra onun olacağı olduğu ortaya çıksa. çocuğun velâsı

babasının mevâlisine döner. Annenin mevâlisi de çocuğun mükâteb olan babasının ölümünden

sonra ödemiş oldukları âkileyi rücu edip alamazlar.

Şu kadar var ki Gâyetu'l-Beyân'da olan bu ifade, Turî'nin görüşüne aykırıdır. Çünkü Turî şöyle

demiştir: «Annenin mevâlisi âkîle olarak ödediklerini mecburen ödemişlerdir, O zaman onlar

babanın mevâlisine rücu edip ödediklerini alma hakkına sahiptirler.»

Nihâye ve Miraç'ta bu iki görüşün birbirine aykırılığını kaldıracak açıklama zikredilmiştir. Açıklama

şöyledir: Annenin mevâlisi mükâteb babanın hayatında çocuğun cinayetine ödemiş oldukları âkîleyi

babanın mevâlisine rücu edip alamazlar. Çünkü babanın azadına hayatının en son parçasında

hüküm verilmiştir. O zaman o azad kitabet aktinin öncesine dayanmaz. Ama eğer kitabet bedeli

ödenmezden önce, babanın ölümünden sonra çocuğun cinayetinin âkilesini ödemişler ise, ona

rücu edebilirler. Çünkü babanın azayine hayatı haline isnad edilir. O halde tebeyyün eder ki, o

çocuğun velâsı ödeme vaktinden itibaren babanın mevâlisidir. Ancak annenin mevâlisi de ödemeye

mecbur olduklarından ödemişlerdir.

Bunun misli Ebussuud hâşiyesmde, Allâme Birî'nin Fethü'l-Kadîri'nin tekmilesinden naklen

zikredilmiştir. İşte bu açıklamadan anlaşılmaktadır ki, şarihîn rücu edemezler sözü yerinde değildir.

Çünkü meselenin farâziyesi Kenz gibi musannıfın sözünde de mükâtebin ölümünden sonra

mükâtebin çocuğunun cinâyet işlemesi şeklindedir.

«Alacakla kayıtlaması ilh...» Zeylâî şöyle demektedir: «Şunların hepsi mükâteb kitabet bedelini

karşılayacak kadar tereke bırakarak ölse, kitâbet bedeli de ödense veya geriye bir çocuk bıraksa, o

çocuk onu ödese... bahsindedir. Ama eğer kitabet bedelini ödeyecek mal veya ödeyecek çocuk

bırakmadan ölse, onun kitabetinin devamı konusunda ihtilaf edilmiştir.»

İskâf, «Kitabet münfesih olur. Hatta bir insan kitabet bedelini ödemeyi teberru etse. ondan kabul

olunmaz» demiştir.

Fakîh Ebülleys de şöyle der: «Hâkim onun kitabet bedelini ödemekten aciz olduğuna

hükmedinceye kadar akti münfesih olmaz.»

Ebülleys'in sözünün muktezası, alacak bir kayıt değildir. Kitabet süresinde doğan çocukta kitabet

süresinde aldığı çocuğun ödemesi de onun birisinde alacağının olduğu ortaya çıkması gibidir.

«Mal bırakmış olsa ilh...» Yani kitabet bedelini tam karşılayacak bir mal bırakmış olsa. Zira, bu

görüş o sırada ödeme imkânı ile açıklanmıştır. Şurunbulâliye.

T. de der ki: «Burada maldan maksat. terekede mevcut olan nakti de içine alır

«Hâlen babasının kitabet bedelini karşılamak mümkündür ilh...» Eğer denilse ki, onun haldeki

alacağı ile de ödeme imkânı vardır. çünkü borçlusu onun ölümünde hazır olduğunda alacağı ondan

taleb edilir, onun verdiği ile de kitabet bedeli ödenir. Buna karşılık derim ki: Buradaki imkândan

maksat, yakın imkândır. Senin dediğin ise uzak imkândır. T.

«Velâsının annesinin kavmine hükmü ilh...» Yani çocuğun ölümünden sonra kitabet bedelini

ödemezden önce, çocuğun velayeti hususunda irs için husumet etseler, hâkim de velâyı annenin

tarafına hükmetse, o hüküm mükâtebin âciz olduğuna ve köle olarak öldüğüne hüküm olur. Zira

velânın annenin kavmi üzerine olmasının zaruretindendir ki, mükâtebi köle olarak ölmüş sayılır.

Zira velânın anne kavmine verilmesinin zarureti mükâtebin köle olarak ölümüdür. Çünkü eğer hür

olarak ölseydi, çocuğun velâsı anne kavminden baba kaymine müncer olurdu. Kifâye.

«Çünkü bu ictihad edilen bir fasıldandır ilh...» Bu görüş, onun âciz sayılmasının illetidir.

Hidâye'de şöyle denilmiştir «Velânın anne tarafına verilmesi mükâteb olan babasının kitabet

bedelini ödemekten aciz olduğuna hükümdür. Zira bu kasdi olarak velâdaki bir ihtilaftır ki, kitâbetin



devamı ve nakzolması üzerine bina edilir. Zira eğer ölümüyle kitabet fesholunmuş olsa, köle olarak

ölür, çocuğun velâsı da anne tarafının üzerine sabit olur. «itabet devam etse, bedel edâ edilirse o

zaman da hür olarak ölür. Çocuğun velâsı da babasının yakınlarına intikal eder. İşte bu ictihâd

konusu olan bir fâsıldır. O halde ona mülâkî olan geçerli olur.»

Hidâye'nin ifadesinin sonucu şudur: Mükâtebin kitabet bedelinden şüphesiz aciz olmasının sübutu,

çocuğun velâsının annesinin yakınlarına hükmedilmesi içindir. Öyleyse, mükâtebin kitabet

bedelinden aczine hüküm vermek zımnen sabittir. İşte bu zımnen verilen hüküm geçerlidir. Çünkü

sahabîlerin bazısına göre mükâteb öldüğünde kitabet bedelini tamamen karşılayacak bir mal da

bırakmış olsa, madem ki ödememiştir, yine köle olarak ölmüştür. O zaman hakkında ictihad edilen

bir konuda hüküm olur ki, bu hüküm de icma ile geçerlidir. O halde bu hüküm geçerliliğinde her ne

kadar kitabetin butlanı da lâzım gelse, riâyet edilmesi vâcibtir. Çünkü bu kitâbet, ihtilaf konusu bir

kitabettir. O ihtilâfa siyanet etmek daha uygundur.

«Ödemekten acze düşse ilh...» Yine. sadakadan elinde biriktirmiş olduğu malı efendisine

ödemeden önce acze düşse. biriktirdiği sadaka efendisinindir ve helâldir. Bu hüküm İmam

Muhammed'e göre açıktır. Çünkü mükâtebin aczi ile elindeki malın mülkiyeti değişmiştir. İmam Ebû

Yusuf'a göre de böyledir. Her ne kadar İmam Ebû Yusuf'a göre mükâtebin aczi ile mevlânın

mülkiyeti mükâtebin kazancı üzerinde sabit olmuşsa da. Zira bizzat sadakada necaset yoktur.

Ancak necaset, sadakayı alma fiilindedir. Çünkü sadakayı vermekle verdiğin kimseyi zelîl

ediyorsun. Bu da ihtiyacı olmayan zengin için caiz değildir. Hâşimî'ye de câiz değildir. Zira ona da

fazla hürmet etmek gerekir. Zekâtın alınması ise, mükâtebin efendisine ait bir fiil değildir. O fiil

mükâtebe aittir. Hidâye.

«Mülkiyet değişmiştir ilh...» Zira köle kendisine verilen malı sadaka olarak temellük etmiştir. Efendi

ise mükâtebin hürriyetinin karşılığı olarak temellük etmektedir. Kısmen temellük ettikten sonra,

köle geri kalan kısmı ödemekten aciz olduğu takdirde temellük ettiğini sadaka olarak değil, kölenin

hürriyeti karşılığı temellük etmiştir. Bu da ona helâldir.

«Bu hükmün aslı, hâdisidir ilh...» Bu görüş düşündürmektedir ki Berire ismindeki kadın kitabet

bedelini ödemekten acze düştükten sonra Rasûlullâh (s.a.v.)'a hediye etmiştir. Halbuki kadın

Rasûlullâh'a hediye ettiğinde mükâtebti. İnaye'de olduğu gibi.

«O sadaka ona helâldir ilh...» Zira yukarıdageçtiği gibi. Çirkinlik zekâtı alma fiilindedir, yemekte

değil. O adam daaldığı zaman fakirdi. Fakirin sadakayı alması da çirkin ve pis değildir.

«Çünkü mülkiyet değişmemiştir ilh...» Zira ona mübah kılan fakirin mülkiyeti olarak verildiğinden

helâl değildir. Bunun benzeri şudur: Fasit bir alışla alınan mal başka birisine yedirilse, yine o mal

diğer adama mübah değildir. Her ne kadar o adam gönül hoşluğu ile vermiş olsa da.

METİN

Bir köle cinâyet işlese, efendisi onun cinayetini bilmediği halde onunla kitabet yapsa, veya mükâteb

köle cinayet işlese, cinayeti işlediğine dair hüküm verilmese, bu her iki surette de kitabet bedelini

ödemekten aciz olsa, o zaman efendi dilerse köleyi cinayetin velisine teslim eder, dilerse de onun

cinayeti karşılığında bir miktar malı feda eder. Çünkü kölenin aczine hükmedildikten sonra köleyi

vermesine dair en-gel ortadan kalkmıştır.

yle bir mükâteb cinayet işlese ve cinayetle aleyhinde hüküm verilse, o da kitabet bedelini

ödemekten aciz olsa, o cinayet için o köle satılır. Çünkü hak, onun aczine hükümle rakabesinden

kıymetine intikal etmiştir.

Musannıfın burada kölenin aczi ile kaydetmesinin sebebi, zira efendisinin mükâtebin cinayetlerini

onun kazancından ödemesi vacibtir. O halde mükâtebin kıymetinden ve işlemiş olduğu cinayetin

erşinden hangisi daha az ise, onu ödemesi gerekir.

Eğer mükâteb hüküm verilmezden önce birkaç cinayet tekrâr ederse, yine efendinin üzerine kölenin

bir kıymetini vermek gerekir. Eğer hükümden sonra tekrar ederse, o zaman efendisinin birkaç

kıymet vermesi gerekir.

Eğer mükâteb hataen cinayet işlediğini ikrar ederse, efendisine, onun kazancından, cinayetle

hükümden sonra, ödemesi gerekir. Eğer kitabet bedelinden aczine kadar onun hakkında hüküm

verilmese, bâtıl olur.

Kitabet yaptıktan sonra efendi ölse, kitabet münfesih olmaz. Tedbir ve ümmü'l-veledlik gibi. Vadeli

bir borcun vadesinin alacaklının ölümü ile münfesih olmadığı gibi. Efendi öldüğü takdirde, kitabet

bedeli, taksitlerine göre onun varislerine ödenir. Ama borçlu ölürse, bunun aksinedir. O zaman



vade bâtıl olur. Çünkü onun zimmeti harab olmuştur. Bu mesele, eğer kitabet kestiği zaman efendi

sağlam ise böyledir. Ama eğer hastalığında kitabet kesmişse, kitabet bedelinin tecil edilmesi ancak

adamın malının üçte birinde geçerlidir.

Vârisleri, efendisi ölen mükâtebi bir mecliste azad ederlerse, istihsanen meccanen azad edilmiş

olur. Bu da iktizaen ibra kılınır.

Eğer varislerin bir kısmı bir mecliste, diğer kısmı da başka bir mecliste mükâtebi azad ederlerse.

sahih görüş üzere onun azadı geçerli olmaz. Çünkü henüz mâlik olmamışlardır.

Mükâteb, efendisinin ölümünden sonra kitabet bedelini ödemekten âciz olursa, kölelik hükümleri

ona döner.

Mükâtebin nikâhlı bir câriyesi olsa, o cariyeyi iki talâkla boşasa, sonra onu mülk olarak alsa, cariye

eski kocasından başkası ile evlenip boşanana kadar. onunla münasebette bulunması kendisine

helâl olmaz. Hür de bunun gîbidir. Nitekim yerinde geçmiştir.

İki kimse bir köle ile tek akitle kitabet yapsalar, mükâteb bedelini ödemekten aciz olsa, onların ikisi

bir araya gelene kadar hâkim onun aczine hüküm vermez. Çünkü onların ikisi bir adam

hükmündedir. Ama vârisler bunun aksinedir ki, mükâteb kitabet bedelinden âciz olsa, vârislerinin

birisinin kitabet bedelini taleb etmesi üzerine hâkim kölenin aczine hüküm verir. Müctebâ.

Müctebâ'da şöyle denilmiştir: «Bir kimse iki kölesine bir akitle kitabet kesse. bunlardan bir tanesi

kitabet bedelini ödemekten âciz olsa, onun efendisi veya hâkim onu kölelik hükümlerine

döndürseler, fakat hâkim hükmü verirken efendinin aynı akitle diğer köle ile kitabet yaptığını

bilmese, sahih değildir.

Köleliğe döndürülen mükâteb ortadan kaybolsa, diğeri gelse, sonra o da âciz olsa gelen için de

köleliğe döndürme hükyoktur.»

PRATİK MESELELER:

Efendi ile mükâteb, kitabet bedelinin miktarında ihtilaf etseler, bize göre makbul olan söz,

mükâtebin sözüdür.

Mükâteb, efendisine olan kitabet bedeli borcundan dolayı hapsedilemez. Ama kitabet bedelinin

dışındaki borçlarından dolayı hapsedilip edilmeyeceği hususunda iki görüş vardır. Sirâciye.

Ben derim ki: Vehbâniye'nin azad bahsinde nâzım şeklinde şöyle denilmiştir: «Kitabet bedelinin

cinsinden olmayan mal hususunda efendi mükâtebin malına el koyarsa, mükâteb efendisine engel

olur. Mükâteb kitabet bedelinde muyayyerdir. Anne ve babası azad edilen çocukların velâsı

babalarının efendisidir. Annelerinin efendisinin velâ hakkı yoktur. Mükâteb kitabet bedelini

ödemeden ölse, ama onun çocuğu ölmüş bir ümmü'l-veledi olsa, satılır. Eğer çocuğu hayatta

olursa, o ümmü'l-veled mükâtebin kitabet bedelini ödemek için çalışır ve hazırlar.»

Yani o ümmü'l-veledle birlikte çocuğu olmasa, ümmü'l-veled satılır. Eğer çocuğu olursa, çocuk

ister büyük, ister küçük olsun. çocuğun babasının kitabet bedeli taksitleri üzerine çalışır.

İmameyne göre ise, ister çocuk hayatta olsun, ister olmasın, ümmü'l-veled satılmaz, çalışır. Allah

daha iyisini bilir.

İZAH

«Cinâyetini bilmediği halde ilh...» Zira eğer kitabet sırasında cinayetini bilse idi, o zaman efendi

feda etme yolunu tercih edebilirdi. Hidâye'de olduğu gibi.

«Cinâyeti ilh...» Yani cinayetin gereğince hüküm verilmese. Miraç.

«Engel ortadan kalkmıştır ilh...» Yani köleyi teslim etmesine engel olan kitabet onun acziyle

ortadan kalkmıştır. O zaman hak onun rakabesinden intikal etmeden önce köle olmuştur. Böyle

olunca da esas hüküm avdet eder. Asıl hüküm ya köleyi cinayetin velisine teslim etmek veya o

cinayet karşılığında bir miktar malı feda etmektir.

«Köle satılır. Çünkü hak onun aczine hükümle rakabesinden kıymetine intikal etmiştir ilh...»

Musannıfın bu sözü, vacib olanın ancak kıymet olduğuna işaret etmektedir. Yoksa. kıymet veya

cinayet erşinden daha az olanının vacib olduğuna değil. Halbuki bu da bizim Kerhî ve Mebsut'tan

naklen zikrettiğimiz ifadeye aykırıdır. İşte bu işaret üzerine musannıfın sözünün tevili şöyle olur:

ymet. cinayetin erşinden az olduğu takdirde, satılır. İnaye'de de böyledir. H.

«Hangisi daha az ise onu ödemesi gerekir ilh...» Yani eğer cinayetin erşi az ise, onu öder. Eğer

kıymet az ise, kıymeti ödemesi gerekir. Çünkü cinayetin hükmü onun rakabesine taalluk etmektedir.



«Hüküm verilmezden önce birkaç cinayet tekrar ederse ilh. » Yani birinci cinayetin gerektirdiği ile

hüküm verilmezden önce.

«Bir kıymetini vermek gerekir ilh...» Yani kıymeti cinayet erşinden az olduğu takdirde. Yoksa, vacib

olan kıymet veya cinayet erşinden daha az olandır. Nitekim Mecma Şerhi ve Şurunbulâliye'de de

yle açıklanmıştır.

Bu meselede üç şey kaldı: Birincisi, bu meselede erşten maksat, kölenin işlediği cinayetlerin

tümünün erşleridir. O halde ifadenin manâ-sı, bir kıymetten ve erşin hepsinden daha az olanı

vacibtir, olur. İkincisi ise, o en az olan cinayet erbabının hisselerine göre aralarında taksim edilir.

Üçüncüsü, cinayetlerin erşinden, geri kalanı da azad edildikten sonra mükâtebten taleb edilir. İşte

bu üç şeyden her biri mezhebin kitaplarında derinliğine araştırılmalıdır. H.

Ben derim ki: Dürerü'l Bihâr şerhînin metni birinci ve ikinciyi ifade eder. Zira Dürerü'l Bihâr'ın

şârihi, «Kıymetinden ve cinayetlerin erşinden daha azı için cinayetin velilerine çalışması mükâtebe

emredilir. Zira kitabet aktinden dolayı onlara köle teslim edilmez» demiştir.

«Hükümden sonra tekrar ederse, o zaman efendisinin birkaç kıymet vermesi gerekir ilh...» Hatta

şayet mükâteb iki cinayet işlerse efendisi mükâtebin kıymetinden ve birinci cinayetin erşinden

daha azını ödemesi gerekir. Yine onun kıymetinden ve ikinci cinayetin erşinden daha az olanı da

ödemesi gerekir. H.

«Bâtıl olur ilh...» Yanî efendisi hakkında derhal bâtıl olur. Düre-rü'l-Bihâr'ın şerhinde «Hatâen

cinayet işlediğini ikrar ettikten sonra onun kıymetiyle ödemesi hususunda hüküm verilmezden

önce kitabet bedelinden âciz olursa, ikrar etmiş olduğu hataen cinayetin diyeti alimlerin ittifakı ile

azad edildikten sonra ondan taleb edilir» denilmiştir. Ama Mecma Şerhl'nden naklen

Şurunbulâliye'de olan, «Hataen adam mekle ikrar etse, onun aleyhine hüküm veriimiş olsa, sonra

kitabet bedelini ödemekten âciz olsa, Ebû Hanlfe'ye göre azad edildikten sonra işlediği cinayetin

diyeti ondan alınır. İmameyne göre ise, mutlaka, yani hem peşin, hem de azad edildikten sonra

ondan taleb edilir. Sözüne gelince, bu bizim bahsettiğimiz mevzudan değildir. Zira burada şârihin

sözü. cinayetle hüküm verilmezden önce mukâtebin kitabet bedelini ödemekten aciz olması

hususundadır. Sen anla.

«Onun varislerine ödenir ilh...» Çünkü varisler kitabet yapan efendinin yerine geçmişlerdir.

Cevhere'de, «Eğer mükâteb efendisi öldükten sonra kitabet bedelini efendisinin vasisine verirse,

azad edilir. İster öleni efendinin üzerine alacak olsun ister olmasın. Çünkü vasi, ölenin yerine

geçmiştir. O halde onun vasisine vermesi kendisine yermesi gibidir. Ama eğer efendisi öldükten

sonra kitabet bedelini onun vasisine vermesi kendisine vermesi gibidir. Ama eğer efendisi öldükten

sonra kitabet bedelini onun varislerine verirse. bakılır: Eğer efendisi borçlu ise, azad edilmez.

Çünkü o andaki kabza müstahık olmayan birisine vermiştir. Onun varise vermesi bir yabancıya

vermesi gibidir. Ama varise verdiğinde ölen efendinin üzerinde borç yoksa, yine azad olmaz. Ta ki

varislerden her birisine hissesi kadar ödeyinceye kadar. Mükâteb küçük çocukların hissesini de

onların vasisine öder. Çünkü böyle bir şekille ödemediği takdirde hak sahibine ödememiştir»

denilmiştir.

Cevhere sahibinin sözünün açık anlamı şudur: Eğer vasiye ödemez, varise öderse ölen üzerinde de

borç olursa, borç her ne kadar onun alacaklarını aşmasa dahi yine azad edilmez. Bu açık anla

Zeylâî açıklıkla ifade etmiştir.

Ebussuud şöyle der: «Bunda bir görüş vardır.