Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Reddül Muhtar,İbn-i Abidin

REHİN KİTABI 1

REHİN EDİLMESİ CAİZ OLANLAR VE OLMAYANLAR BABI 1

REHİNİN ADİLE BIRAKILMASI BABI 1

REHİNDE TASARRUF VE CİNAYETLER BABI 1

ÇEŞİTLİ MESELELER FASLI 1

 

 

 

REHİN KİTABI

METİN

Rehin'in av bahsiyle münasebeti şudur: Rehin ve av, her ikisi de malın tahsiline sebep olurlar.

Rehin lügatte, bir şeyi hapsetmektir. Şeriatta ise, mal olan birşeyi hapsetmek, yani onu mahpus

kılmaktır. Onu hapseden mürtehindir. Bir hak karşılığı olarak tamamının veya, eğer rehin edilen

şeyin kıymeti borçtan az olursa bir kısmının alınması mümkün olan bir nesnenin hapsedilmesidir.

Ki bu hak da borçtur. Çünkü nesnenin (ayn'ın) rehinden alınması mümkün değildir. Ancak, hükmen

borç olursa alınır. Nitekim ileride gelecektir. Bu borcun hakikî, yani zahiren ve batınen ödenmesi

vacip olan borç olması, veya yalnız zahiren borç olması lâzımdır. Sonradan hür çıkan kölenin ve

sonradan şarap çıkan sirkenin bahası gibi. Veya hükmen borç olması lâzımdır. Bu da misli veya

kıymetiyle zamin olunacak nesnelerdir. Nitekim ileride gelecektir.

Rehin icap ve lâzım olmayan kabul ile münakit olur. Binaenaleyh râhinin onu teslim etme veya

hibede olduğu gibi ondan dönme hakkı vardır. Râhin, rehin edilecek nesneyi teslim etse, mürtehin

de onu ağacın üzerindeki meyve gibi dağınık halde değil, toplu halde, ve râhinin hakkı ile meşgul

olmayacak bir şekilde, müşaen değil, hükmen de olsa ayırdedilmiş olarak kabzetse, meselâ

merhun, merhun olmayan nesne ile hilkaten muttasıl olsa, ağaç gibi, ki bunun izahı gelecektir,

rehin gerçekleşir.

Bu ifade ediyor ki, hibede olduğu gibi: kabız rehinin lüzumunün şartındandır.

Mücteba'da şöyle denilmektedir: «Tashih edilen kavle göre kabız, rehinin cevazının şartıdır.»

Rehin ile mürtehin arasını tahliye etmek, bey gibi, zahire göre hükmen kabızdır. Tahliye bey'de de

kabız sayılır. Merhun, helak olduğu takdirde, kıymetinden veya borçtan hangisi daha az ise onunla

tazmin edilir. Şafiî'ye göre rehin edilen nesne emanettir.

Muteber olan, merhunun, «Eşbah» da vehm olunduğu gibi helâk olduğu günün kıymeti değil,

mürtehinin kabzettiği günün kıymetidir. Çünkü helak gününün kıymetinin muteber sayılması

nakillere mugayyirdir. Nitekim musannıf da öyle tahrir etmiştir.

Rahin alacağı deynin miktarını beyan etmeden önce, rehin teklifi üzerine kabzedilen nesne helak

olduğu takdirde esah kavle göre zamin olunmaz. Keza Kınye ve Eşbah, Rehin helak olursa, kıymeti

borca eşit olduğu takdirde, o zaman mürtehin rahinden borcunun tamamını hükmen almak olur.

Eğer kıymeti borçtan fazla olursa, fazlalık mürtehinin elinde emanettir. O zaman taaddi ile zamin

olur. Eğer kıymeti borçtan noksan ise rehinin kıymeti borçtan düşülür, mürtehin geri kalan

alacağını rücu ederek rahinden alır. Çünkü, alacağın tam alınması paranın miktarı kadardır.

Mürtehin rehinin burhansız olarak helakını iddia etse mutlaka zamin olur. Rehin ister zahir

mallardan, ister batın mallardan olsun. İman Mâlik bu zaminiyeti batın mallara has kılmıştır.

Mürtehin, rahinden alacağını talep edebilir. Rehin kendisinde olsa bile mürtehin, alacağını almak

için merhunu hapsedebilir. Çünkü hapis onun borcunu geç ödemesinin cezasıdır.

Mürtehin, akti feshetmiş olsalar bile, alacağını alana veya onu edene kadar, merhunu elinde

tutabilir. Çünkü rehin, yalnız aktin feshiyle batıl olmaz. Kabız ve borç kaldığı müddetçe rehin de

bakidir. Bunlardan birisi fevt olursa, rehin kalmaz. Dürer, Zeylaî ve diğerleri.

Merhundan mutlaka, ne istihdamla, ne oturmakla, ne giymekle ne icare vermek ve ne de iare

vermekle menfaatlenemez. Menfaatlenme ister rahin, ister mürtehin istesin. Ancak, birisi diğerine

izin verirse, menfaatlenmesi mümkündür. Bazı âlimler tarafından, «Mürtehinin rehinden

menfaatlenmesi helâl değildir, çünkü faizdir.» denilmiştir. Bazı âlimler tarafından da; «Eğer

mürtehin menfaatlenmeyi şart koşarsa, faiz olur, koşmazsa, faiz olmaz.» denilmiştir.

Eşbah ve Cevahir'de şöyle denilmiştir: «Rahin, mürtehine rehin verdiği bahçenin meyvelerini

yemeyi, rehin verdiği binada oturmayı veya koyunun sütünü içmeyi mubah kılarsa, yediği ve içtiği

takdirde zamin değildir. Rahin mürtehini bunlardan men de edebilir»

Sonra da Eşbah'ta şöyle denilmiştir: «Mürtehinin rehinden menfaatlenmesi mekruhtur.» Bu husus

rehin bahsinin sonunda gelecektir.

İZAH

Rehin, «Ve eğer seferde olur da yazacak birini bulamazsanız, rehinler (yeter).» (Bakara : 283) ayeti

ve Rasûlullah (S.A.V.)'in bir yahudiden yiyecek alarak karşılığında zırhını rehin bırakması rivayeti ile

meşrudur. Rehinin meşruiyeti üzerinde icma da edilmiştir.



Rehinin güzelliklerinden bir tanesi, alacaklının hakkının helakten emin olmasıdır. Borçlu açısından

da alacaklının husumetini azaltmak ve ödemekten aciz kaldığı takdirde rehin ettiği şeyle borcunu

ödeme kudretine sahip olmasıdır.

Rehinin rüknü, yalnız icap veya icap ile kabuldür. Nitekim ileride gelecektir. Şartları da ileride

gelecektir.

Rehinin hükmü ise, alacağın alınmasının sübutudur. Sebebi de, mukadder hakkının baki kalmasıdır.

Rehinin ayette seferle sınırlandırılması, seferde genellikle yazmanın ve şahit tutmanın mümkün

olmamasındandır. O yüzden rehinle onun alacağı vesikalandırılmaktadır.

«Rehin lügatte bir şeyi hapsetmektir ilh...» Hangi sebeple olursa olsun. Zira Allah-u Tealâ, «Her can

kazandığıyla rehin alınmıştır.» (Müddesir: 38) buyurmuştur. Rehin kelimesi bir mal karşılığı rehin

edilen nesneye de denilmiştir.

«Onu mahpus kılmaktır ilh...» Islah'ın izahında şöyle denilmiştir: «Rehin bir şeyi bir hak karşılığında

hapis kılmaktır. Burada bir şeyi bir hak karşılığında hapsetmektir denilmemiştir. Çünkü hapseden

ancak mürtehindir, rahin değil. Ama o şeyi hapis kılmak bunun hilafınadır.» H.

Bu, tam rehinin veya lâzım olan rehinin tarifidir. Yoksa, rehin akti hapsi ilzam etmez. Belki o,

kabızla olur. Sadi.

Kuhistanî'de şöyle denilmektedir: «Rehinin hapsinden ilk akla gelen, teberru veçhiyle

hapsedilmesidir. Eğer rahin rehini mürtehine vermeye zorlanırsa, rehin olmaz. Kübra'da da olduğu

gibi. O zaman, zannedildiği gibi iznin zikredilmesi de lâzım değildir.»

Gelecek babın sonunda gelecektir ki, eğer mürtehin borçlusunun sarığını alsa, eğer borçlu sarığın,

onun yanında kalmasına razı olursa rehin olur.

«Bir hak karşılığı ilh...» Yani mali olan bir hak sebebiyle. Velev ki o mal, meçhul olsun. Musannıf

kısas, had ve yemin gibi şeylerden kaçınmak için «hak» tabirini kullanmıştır. Ama bu kayıttan dolayı

rehin tarifine kitabet bedeli de girmektedir. Zira onunla rehin yapmak da caizdir. Kitabet bedeline

her ne kadar kefalet caiz değilse de rehin caizdir. Nitekim Hâniye'den naklen Mi'rac'da da böyledir.

«Alınması mümkün olan ilh...» Yani rehin edilen nesneden hakkın (alacağın) alınmasının mümkün

olması Musannıf bu kavliyle de kar, buz, emanet, müdebber köle, ümmül veled cariye ve

mükatebten kaçınmıştır ki, bunlar rehin edilmezler.

Şurunbulaliye'de şöyle denilir: «Şaraba gelince, şarabı rehin etse, o da yine maldır. Ondan hakkını

alması mümkündür. Eğer mürtehin müslüman ise, bir zımyi şarabın satışı ile vekil eder veya

rahin ve mürtehin, her ikisi de zimmet ehlinden olurlarsa, zaten rehin caizdir. Şu kadar var ki şarap

müslüman hakkında kıymetli bir mal değildir. Öyleyse onu birisine rehin vermek veya onu bir

müslüman veya zımmîden rehin olarak alıp kabul etmek caiz değildir. Her ne kadar (helâk ettiği

şarabın bedelini) zımmîye tazmin etse bile nitekim aşağıdaki babda da gelecektir.»

«Hür çıkan kölenin, şarap çıkan sirkenin ilh...» Ve kesilmiş hayvanın bahası veya inkâr üzerine

yapılan sulh bedeli gibi. Eğer o kesilmiş hayvanı ölü olarak bulmuş olsa, veya her ikisinin

birbirlerini, borç olmadığına dair doğrulamaları gibi. Zira burada borç zahiren vaciptir, Borcun

zahiren vacip olması da kafidir. Çünkü borcun zahiren vacip olması vadedilen borçtan daha

tekidlidir. Dürer. Yani o zaman rehin mazmundur.

Kuduri'de şöyle denilir: «Rehinin helaki ile hiçbir şey lâzım gelmez. Nasıl ki, başlangıçta hür bir

adamı veya şarabı rehin etmesi gibi.»

İmâm Muhammed de Mebsut ve Camii'de nassen söylemiştir ki, fasit bir rehin hükmüyle kabzedilen

nesne yenildiği takdirde kıymetinden ve borçtan hangisi az ise onunla mazmundur. Burada muhtar

olan da Muhammed'in kavlidir. Nitekim İhtiyâr'da da böyledir. Ebussuud, özetle.

«Misli veya kıymetiyle zamin olunacak nesneler ilh...» Misli veya kıymeti ile mazmun olunan

şeylere, kendi nefsiyle mazmundur da denilebilir. Çünkü bunların kıymeti veya misli onun yerine

kaimdir. Magsubun kıymetinin veya mislinin onun yerine kaim olması gibi.

Musannıf bununla gayrı ile mazmun olunan şeyden kaçınmıştır. Bayiin elindeki mebi gibi. Zira bu

gayyla mazmundur ki, gayr da ancak onun semenidir. Bir de asla mazmun olmayacak, emanetler

gibi, şeylerden kaçınmıştır. Zira bu iki şeyle rehin batıldır. Bunlara hükmen borç denilmesi,

bunlarda asıl mucib olanın «kıymet» veya «misil» olmasındandır. Eğer reddi mümkün ise,

fukahanın cumhuruna göre, ayn'ın reddi (geri verilmesi) borçtan kurtarır ki bu ret de bir borçtur.

Ama bazı fukahanın kavline gelince, onun reddi kıymetiyledir. Kıymetini ödemek de ancak helakten



sonra vacip olur. Şu kadar var ki bu da geçmiş bir kabızla helaki zamanında vacip olur. Bu bahsin

tamamı Hidaye ve Zeylaî'dedir.

«İcab ile ilh... Yani, «Bu şeyi senin üzerimde olan alacağın karşılığı olarak sana rehin ettim.» veya

«Şu şeyi rehin olarak al.» demesi gibi. Kuhistanî.

Rehin akdinde rehin lafzını söylemek şart değildir. Nitekim musannıf da gelecek babda bunu

zikredecektir.

«Kabul ile ilh...» Diğeri de «rehin olarak aldım» derse, kabul etmiş olur. Bu söz ister müslümandan,

ister kâfirden, ister köleden, veya çocuktan, asilden veya vekilden sadır olsun, fark etmez. O halde

kabul de icab gibi rehinin bir rüknüdür. Meşayih'in ekseri de buna meyletmiştir. Zira rehin de bey

gibidir. Bundan dolayı birisi, kabulsüz rehin vermeyeceğine yemin etse, sonra da rehin verse, hanis

olmaz.

Fukahadan bazıları da, «icabı illet kılmakla kabul rehinin şartı olur. Çünkü rehin teberruî bir akittir.

Bundan dolayı rehin edilecek nesne teslim edilene kadar rehin lazım gelmez.» denilmiştir.

Kuhistanî.

Hidaye'de ikinci görüşle yetinilmiştir. Kuhistanî de Kermanî'den şunu nakletmiştir: «Rehin, teati

yoluyla caizdir.»

«Lazım olmayan ilh...» Zira rehin teberru akdidir. Çünkü rahini rehin ettiği şeyin karşılığında

mürtehine bir şey icab ettirmemektedir.

«Kabzetse ilh...» Yani rahinin sarih izni ile veya iznin yerine cari olacak meclisteki bir sözü üzerine

kabzederse. Akit meclisinden sonra ise, bizzat kendi izni ile veya baba, vasi ve bir adil gibi naibinin

izniyle kabzetmesi gerekir. Hindiye, özetle.

Rahin sükut ettiği halde mürtehin onu kabzetse, lâyık olan, onun da rehin olmasıdır.

«Halde ilh...» Bu hallerin hepsi ya müteradif veya mütedahil hallerdir. Ayni. Musannıf bu hallerle

şunu ifade ediyor ki, rehin bu sıfatlarla akit anında lazımî bir akit değildir. Belki, rehin edilen

nesnenin kabzı zamanında lazımî bir akit olur. Öyleyse, rehin edilen nesne bir şeye muttasıl olmuş

olsa, veya başka bir şeyle meşgul olsa, meselâ rehin edilen bina kirada olsa, o zaman rehin batıl

değil, fasit olur. Yine, rahin, ortaklı bir şeyden hissesini ayırmadan onu şeyden rehin etmiş olsa,

fasit olur.

Fukahanın bazısına göre ise batıldır. Kerhi'nin ihtiyar ettiği de budur. Bu fesat, kabız anında

kalkmış olsa, o zaman fasit rehin, sahih ve lazım bir akit olur. Nitekim Kermanî'de de böyledir.

Kuhistanî.

«Ağacın üzerindeki meyve gibi ilh...» Bu dağınık olana misaldir. Veya tarlanın üzerindeki ekin gibi,

yani ağaçsız, topraksız, ağacın ve toprağın üzerindeki ekin ve meyveyi rehin etmesi gibi. Zira

meyve ile ekin mürtehinin elinde toplanmaz. Çünkü ağaçsız bir meyveyi toplamak, yersiz bir ekini

de toplamak mümkün değildir. T.

«Meşgul olmayacak ilh...» Bir şeyi meşgul edene gelince, onu rehin etmek caizdir. Nitekim

kitapların çoğunda dayledir. Musannıfın burada «rahinin hakkı» ile kayıtlaması şundan

kaçınmak içindir: başkasının mülyle meşgul olmuş olsa, o meşguliyet rehine mani olamaz.

Nitekim madiyede de olduğu gibi. Hamevi.

Ben derim ki: Mülkü meşgul eden şeyin rehin edilmesinin caiz olması, o şeyin herhangi bir şeyle

muttasıl olmamasıyla takyid edilmelidir. Zira bilindiği gibi, meyveyi veya ekini veya yalnız binayı

rehin etmek caiz değildir. Nitekim ileride de gelecektir.

«Müşaen değil ilh...» Meselâ bir kölenin veya bir binanın yarısını. İsterse bunu ortağına versin, yine

caiz değildir. Bu bahsin tamamı gelecektir. Ancak bu sözden şüyuun zarureti sabit olan kısım

istisna edilir.

«Rehinin lüzumunun şartındandır ilh...» Kabzın rehinin lüzumunun şartlarından olması kavline,

Hidaye, Mülteka ve diğer kitaplarda da uyulmuştur.

İnaye'de şöyle denilir: «Şeyhülislâmın ihtiyarı da budur. Bu da ammenin rivayetine muhaliftir.»

İmâm Muhammed diyor ki: «Rehin ancak kabzedilirse, caizdir. «Muhammed'in dediğinin misli,

Hakim'in Kafi'sinde, Tahavi'nin Muhtasar'ında ve Kerhi'de de mevcuttur.

Sadiye'de şöyle denilmiştir: «Ben diyorum ki, hibe kitabında geçti ki, Peygamber (S.A.V.); «Hibe

ancak kabzedilirse caizdir.» buyurmuştur. O zaman kabız hibede cevazın şartı değildir. Öyleyse,



rehin bahsinde de öyle olması lâzımdır. Düşünülsün.»

Bunun hasılı şudur: Burada cevazın sıhhatle değil, lüzumla, tefsir edilmesi mümkündür. Nitekim

fukaha hibe bahsinde de cevazı lüzumla tefsir etmişlerdir. Zira fukahanın kelamı ile hadis

arasındaki telif, ancak bu tefsirle mümkün olur.

Mücteba'da da, «Tashih edilen kavle göre kabız, rehinin cevazının şartıdır.» denilmiştir. Zahire'den

naklen Kuhistanî'de de böyledir.

«Tahliye ilh...» Tahliye, manilerin ortadan kaldırılması, mürtehine kabız imkânı verilmesidir.

«Hükmen kabızdır ilh...» Çünkü, tahliye teslimdir. Kabızla hüküm vermek de teslimin

zaruretlerindendir. Musannıf burada hükmün üzerine bina edilecek gayeyi zikretmiştir. Çünkü

maksut da ancak odur. İşte bununla Zeylaî'nin, «Doğrusu tahliye teslimdir.» sözü, kendiliğinden def

edilmektedir. Çünkü teslim de kabza mani olan hallerin kaldırılmasından ibarettir. Bu teslim edenin

fiilidir, teslim alanın değil. Kabız ise teslim alanın fiilidir. Bunu Minah'ta ifade etmiştir.

Burada bundan murat, hakiki kabzın üzerine ne terettüb ederse» teslimin üzerine de o terettüb eder

demektir.

«Zahire göre ilh...» Yani Zahiri rivayete göre. Esah olan da ancak budur. Ebû Yûsuf'tan kabzın

ancak, menkulde nakille sabit olduğu rivayet edilmiştir. Hidaye.

«Mazmundur ilh...» Yani maliyeti mazmundur, ama bizzat kendisine gelince, o emanettir.

İhtiyar'da şöyle denilir: «Helak olduğu takdirde rahinin mülkiyeti üzerine helak olur. Ta tekfinine

varıncaya kadar. Çünkü hakikaten onun mülküdür. O mürtehinin elinde emanettir. Hatta, mürtehin

onu satın almış olsa, rehinden dolayı kabzetmesi alma kabzının yerine kaim olmaz. Çünkü o kabız

emanet kabzıdır. Zaminiyet kabzı yerine kaim olmaz, öyleyse o madem ki rahinin mülküdür, ölse,

kefeni rahinin üzerinedir.» Eşbah üzerine Hamevi.

Musannıf burada «helak olsa» sözüyle istihlak etmeden kaçınmıştır. Zira rehin edilen nesneyi

mürtehin helak etmiş olsa. o zaman, onun hem maliyetine, hem de aynına zâmindir. Nitekim bunun

beyanı ileride gelecektir.

Musannıfın burada mutlak zikretmesi, zayi olduğu takdirde tazmin edilmemeyi şart kılmayı da içine

almaktadır. O zaman, böyle bir şartla verilen rehin, caizdir. Ama şart batıldır. Deyn ile de helâk olur.

Hülasa ve diğerlerinde olduğu gibi. Mutlak ifade etmesi, rehin edilen nesnenin bir ayıpla

noksanlanmasına da şamil olur. Camiü'l-Fusuleyn'de şöyle bir ifade vardır: «Bir köleyi rehin etmiş

olsa, köle kaçsa, rehin düşer. Eğer onu adam bulursa, rehin yine avdet eder. Deynden de kölenin

hesabı miktarınca düşülür. Eğer kölenin ilk kaçışı ise. Yoksa, hiçbir şey düşmez.»

Rehin bahsinin sonunda şu da gelecektir: Mutlak ifade fasit rehine de şamildir. Çünkü fasit rehin de

sahih rehin muamelesi görür. Bunun beyanı da rehinin sonunda gelecektir.

BİR TENBİH :

İmadiye'nin otuzuncu faslında zikredilmiştir: «Eğer bin liraya karşı iki köleyi rehin elmiş olsa,

bunlardan bir tanesi ölse, ölen kölenin kıymeti borçtan daha çok olsa, onun helaki ile deynden

hiçbir şey düşmez. Belki deyn hayatta olan kölenin kıymeti ile helak olan kölenin kıymeti üzerine

taksim edilir. Helak olan kölenin hissesine isabet eden düşer, hayatta kalan isabet eden kısım da

kalır. Yine, bir adam bin liraya karşı bir binayı rehin etmiş olsa, bina kendiliğinden yıkılsa, borç

ayakta kalan kısım ile kabız günündeki arsanın kıymeti üzerine taksim edilir. Ayakta kalan kısma

isabet eden düşer, arsaya isabet eden kısım ise kalır. Mebsut'ta da böyledir.»

Bunun beyanı Tatarhaniye'de şöyle yapılmıştır: «Kırk dirhem değerindeki bir kürkü on dirheme

rehin etse, kürkü güve yese, onun kıymeti on dirheme inmiş olsa, o zaman rahin iki buçuk dirhemle

o rehini çözer.»

Yani, helak olan rehinin dörtte üçüdür. O zaman borçtan onun miktarı kadar düşülür. Nitekim

Bezzaziye'de de böyledir. Bu hıfzedilsin. Zira, bu birçok kimseye gizlidir (çoğu bunu bilmez).

Musannıf gelecek babın sonunda şunu zikredecekti.: Rehin edilen hayvanın gözünün birisi gitmiş

olsa, borcun dörtte biri düşer. Bunun beyanı gelecektir. Yine ileride gelecektir ki, değer noksanlığı

borcun düşmesini gerektirmez. Ama aynın noksanlığı bunun hilafınadır. Yani rehinin aynı

noksanlanırsa, noksanlığı miktarınca borcun düşmesi gerekir. Yine ileride gelecektir ki, rehin

edilen nesneden üreyen bir şey, nesneye tabi olarak rehin olur, üreyen şey helak oldursa,

meccanen (karşılıksız) helak olur. Ancak aslın helakinden sonra helak olursa, o zaman o da

meccanen helak olmamış olur. İnşallah bunların hepsinin beyanı gelecektir.



«Kıymetinden veya borcundan hangisi daha az ise ilh...» Bu ibareden murad, yani eğer kıymet

borçtan az olursa, onu tazmin eder. Yok borç kıymetten az olursa, onu tazmin eder. O halde, helak

olan merhun, onlardan hangisi daha az ise, onunla tazmin ettirilir.

«Şafiî'ye göre emanettir ilh...» Yani onun hepsi mürtehinin elinde emanettir. Onun helaki ile borçtan

bir şey düşmez. Bu husustaki kelamın tamamı uzun kitaplardadır.

«Muteber olan, kabzettiği günün kıymetidir ilh...» Hülasa'da şöyle denilir: «Rehinin hükmü şudur:

Rehin edilen nesne eğer mürtehinin veya adil bir kimsenin elinde helak olursa, onu onun kabzettiği

gündeki kıymetine ve borca bakılır. Eğer onun kabız günündeki kıymeti borcun misli ise, onun

helak olmasıyla borç düşer...»

Zeylaî de şöyle der: «Onun kabız günündeki kıymetine itibar edilir. Ama eğer onu bir yabancı telef

ederse, bunun hilafınadır. Mürtehin yabancının helak ettiği günün kıymetini ona tazmin ettirir ve o

kıymet yanında rehin olarak kalır. Bu bahsin tamamı Minah'tadır.»

Mülteka şerhinde de şu ziyade vardır: «Kıymet hususunda makbul olan söz mürtehinindir. Beyyine

getirmek ise, rehinin görevidir.»

«Nitekim Eşbah helak gününün kıymetinin muteber olduğunu vehmetmiştir ilh...» Yani, üçüncü

fennin «semenü'l-misil» bahsinde.

Ben derim ki: Eşbah'ta olan ifadenin, mürtehinin istihlak etmesine hamledilmesi mümkündür.

Bundan dolayı Remlî, bu kelamdan sonra şöyle demiştir: «Sen derin baktığın zaman, sana helak ile

istihlak arasındaki fark açık olur. Bu sana açık olduğu zaman kesin olarak bilirsin ki, nesne

kendiliğinden helak olduğu zaman muteber olan, onun kabız günündeki kıymetidir. İstihlak

suretinde ise, helak olduğu günün kıymeti muteberdir. Çünkü helak o zaman vedia edilen emanete

varid olmuştur.»

«Deynin miktarını beyan etmeden ilh... Ama eğer beyan ederse, makbuz olan mazmun olur. Bunun

sureti şöyledir: Rehini şu kadar meblağ ödünç vermek şartıyla almış olsa, ödünç vermeden önce de

rehin aldığı nesne onun zilliyetinde helak olsa, o zaman helak olan nesnenin kıymeti ile mürtehinin

isimlendirdiği meblağdan hangisi daha az ise onunla zamindir. Zira onu rehindeki anlaşma fiyatıyla

kabzetmiştir. Rehin anlaşmasındaki fiyatla kabzedilen, satın alış anlaşmasındaki fiyatla kabzedilen

gibidir. Ki, nesne karşılıklı anlaşmadaki fiyatla helak olsa, kıymetiyle zamin olunur. Tahavi'nin

şerhinde de böyledir. Hamevi.

«Keza Kınye ilh... Kınye'nin ifadesi aynen şöyledir : «Rehinin fiyat anlaşması üzerine kabzedilen

nesne, rahin onun karşılığında alacağı meblağı beyan edene kadar, onda başka bir deyn de yoksa,

iki rivayetten en esahı üzerine helak olduğu takdirde adam ona zamin olmaz. Ebu Hanife, Ebû Yûsuf

ve Muhammed demişlerdir ki, mürtehin ona dilediği kadar verir. Muhammed'den, bir dirhemden

daha azını istihsan etmediği, de rivayet edilmiştir. Ebû Yûsuf'tan da helak olduğu takdirde onun

kıymetini ödemesi lazımdır hükmü rivayet edilmiştir.»

Ben derim ki: Bu mesele, söz verilen bir borç karşılığında rehin meselesidir. Musannıf bunu

gelecek babın sonunda zikredecektir.

«Helak olduğu takdirde ilh...» Evla olan, musannıfın bu kavli, «rehin anlaşması üzerine kabzedilmiş

olan...» kavlinden daha evvel zikretmesiydi. Çünkü bu kavil, ondan evvelki kavlin tamamlayıcısıdır.

T.

Bunun beyanı şöyledir: On dirhem kıymetindeki bir elbiseyi on dirheme rehin vermiş olsa; elbise

mürtehinin yanında helak olsa, borç düşer. Ama eğer on dirhem karşılığında rehin ettiği şeyin

değeri beş dirhem ise, nesne mürtehinin elinde helak olduğu takdirde mürtehin kalan beş dirhemi

almak için rahine rücu eder. Eğer nesnenin kıymeti on beş dirhem olursa, fazlası mürtehinin

yanında emanet olur. Kifaye.

Musannıf burada helaki kayıtsız olarak, mutlak zikretmiştir. O zaman, helak borcun ödenmesinden

sonra olan helake de şamil olur. O zaman helak olduğu takdirde rahin ödemiş olduğu borcu geri

alır. Çünkü helakla, mürtehinin geçmiş kabız vaktinden alacağını tam aldığı tebeyyün etmiştir.

Bezzaziye ve diğer kitaplar. Rehin bahsinin sonunda tafsilat gelecektir.

«Taaddi ile zamin olur ilh...» Eğer yirmi dirhem kıymetindeki bir elbiseyi on dirhem karşılığı rehin

vermiş olsa, mürtehin sahibinin izni ile onu giymiş olsa, giymesiyle elbisenin kıymetinden altı

dirhem noksanlanmış olsa, sonra da rahinin izni olmadan giyse, izinsiz giymesinden dolayı da

kıymeti dört dirhem daha noksanlaşsa, sonra kıymeti on dirhem olduğu halde helak olsa, mürtehin

rahinden, borcunun bir dirhemini alabilir. Dokuz dirhemi düşer. Çünkü rehin günü elbisenin yarısı



borç ile mazmundu, yarısı da emanet idi. İzinle giydiğinden dolayı elbiseye gelen altı dirhemlik

noksanlığa mürtehin zamin değildir. İzinsiz olarak giydiğinden dolayı elbiseye gelen dört dirhemlik

noksanlığa mürtehin zâmindir. O zaman dört dirhem noksanlığın karşılığında borçtan düşülür.

ymeti on dirhem iken helak olduğunda, yine onun yarısı borç ile mazmun, yarısı da emanettir.

Mazmun olunduğu miktarca mürtehin borcunu ondan alır. O zaman ona bir dirhem kalır. Bir

dirhemle de rahine rücu ederek ondan alır. Zahiriye ve Haniye, özetle.

«Burhansız olarak helakini iddia etse, zamin olur ilh...» Dürer ve Melikî'nin Mecma şerhinde de

yledir. Bu ifadenin zahiri şudur ki, rehin edilen nesne helak olduğu takdirde kıymeti neye ulaşırsa

ulaşsın, mürtehin ona zamindir. Burhansız da onun davası tasdik olunmaz. Burhan ikame ettiği

takdirde zaminiyet ortadan kalkar. Bu, İmâm Mâlik'in mezhebidir. Hanefi mezhebine gelince, helak

ister mürtehinin yemini ile, ister bürhan ile sabit olsun, arasında fark yoktur. O halde mürtehin her

iki surette de helak olduğu takdirde onun kıymeti veya borçtan hangisi daha az ise, onunla

zamindir. Nitekim Hakaik'ten naklen Şurunbulaliye'de de böyle izah edilmiştir. İbnü'l-Halebî de

bununla fetva vermiştir. Bu fetvanın misli Kazerûni'nin ve musannıfın fetvasında da mevcuttur.

Allame Remlî'nin de bu meselede musannıfa uyarak ayağı kaymış, merhunun kıymeti neye ulaşırsa

ulaşsın, mürtehinin zamin olacağına fetva vermiştir. Nitekim bu fetvası Fetava'sında mevcuttur.

Yine, Minah haşiyesinde de bu fetvasını sarahaten zikretmiştir. Fetavay-ı Rahimiye sahibi, şeyhi

Şurunbulaliye'ye uyarak Remlî'nin bu fetvasını reddetmiş ve «Bu fetva re'sen Hanefi mezhebine

muhaliftir. Hakka dönmek en doğrusudur.» demiştir.

«Zahir mallardan ilh...» Zahir mallar, hayvan, köle ve akar gibi mallardır. Batın malları ise, altın,

gümüş, ziynet eşyası ve uruzdur. Dürer.

«İmâm Malik bu zaminiyeti batın mallara has kılmıştır ilh...» Yani İmâm Malik mürtehin bürhansız

olarak merhunun helakini iddia ederse, eğer merhun batın mallardan olursa, zamindir çünkü

bunlarda töhmet vardır görüşündedir. Gurerü'l-Efkar.

«Yalnız akdin feshiyle batıl olmaz ilh...» Belki, bu fesihle beraber rehin edilen nesneyi rahinine

reddetmek de lazımdır. O zaman rehin batıl olur.

«Rehin de bakidir ilh...» Yani tazmin edilmiş olarak. Öyleyse, fesihten sonra mal onun elinde helak

olursa, borç düşer. Eğer rehin edilen nesne borcu karşılarsa. Hidaye.

«Kabız ve borç kaldığı müddetçe ilh...» Yani rehin mürtehinin elinde, borç da rahinin zimmetinde

kaldığı müddetçe. Vanî.

«Bunlardan birisi fev olursa ilh...» Yani mürtehin rehini geri verir veya rahini borçtan ibra ederse,

artık rehin diye bir şey kalmaz. O zaman da mürtehinin zaminiyeti düşer. Zira, bir şeyin illetinin iki

vasfı olursa, o iki vasıftan birisinin olmayışı ile hüküm de olmaz.

Buna şöyle itiraz edilebilir: Eğer mürtehin merhunu teslim etmeden evvel, borç ödendikten sonra

rehin helak olursa, o zaman mürtehin zamin olur. Rahin de ödemiş olduğu borcu geri ister. Nitekim

yukarıda geçti. Bunun cevabı ileride gelecektir. Bu itiraz, cevabı ile birlikte İnaye'dedir.

«Ne icare vermek ilh...» Mürtehin onu izinsiz olarak icare verirse, aldığı ücret onundur. Nitekim

Rehin bahsinin sonunda diğer ferleriyle birlikte bu bahis gelecektir.

«Ne de iare etmekle ilh...» Rehinde tasarruf babında musannıf rehinin iare ahkamını, ister rahine,

ister bir yabancıya, ister izinli, ister izinsiz olsun, zikredecektir.

«Menfaatlenmeyi ister rahin, ister mürtehin istesin ilh...» Bunun birincisi, bütün metinlerde

sarahaten zikredilmiştir. İkincisi ise, Dürerü'l-Bihar, Kerhî'nin Muhtasar'ının şerhi ve Zahidi'nin

şerhinde tasrih edilmiştir. Bu ikincisinde Şafiî'nin muhalefeti vardır. Şafiî'ye göre rahinin rehin ettiği

şeyden, vat'in haricinde menfaatlenmeşi caizdir. Birincisinde hiç ihtilaf yoktur. Nitekim

Gurerü'I-Efkar'da da böyledir.

Burada musannıfın zikretmediği şu mesele kaldı: Mürtehin rehin olan evde otursa, ücret vermesi

lâzım mıdır? Hayriye'de, buna «Mutlaka ücret vermesi lâzım değildir. Yani ister izin versin, ister izin

vermesin, ister gelir getirmesi için yapılan bir bina olsun, ister olmasın.» diye cevap verilmiştir.

Bunun misli Bezzaziye'dedir.

Yine Hayriye'de; «Eğer yetimin de olsa, ücret lâzım değildir.» diye cevap verilmiştir. Bu bahis, gasb

bahsinin sonunda geçti. Müracaat ediniz.

«Ancak izin verirse ilh...» Eğer mürtehin rahinin izni ile rehin edilen nesneden menfaatlense, rehin

onun kullanması sırasında helak olsa, o zaman emaneten helak olmuştur. Bunda da bir ihtilaf



yoktur. Ama o rehin edilen nesne kullanmadan evvel veya kullanmadan sonra helak olursa, borç

karşılığı helak olmuş olur.

Eğer rehin edilen nesne cariye ise, rahin izin de vermiş olsa, onu vat'etmek helâl değildir. Çünkü

fercin hürmeti çok şiddetli bir haramlıktır. Şu kadar var ki, mürtehin onu vat'etiği takdirde had

vurulmaz. Biz Hanefilere göre ücret vermesi lazımdır. Mirac.

«Mürtehinin rehinden menfaatlenmesi helâl değildir. ilh...» Minah'ta şöyle denilmiştir: «Semerkant

ulemasının büyüklerinden Abdullah Muhammed bin Eslemî Semerkandî'den şu rivayet edilmiştir:

Hiçbir yönüyle merhundan mürtehinin menfaatlenmesi helâl değildir. Rahin ona izin verse bile. Zira

onun izin vermesi, faize izin vermektir. Zira mürtehin borcunu kâmilen alacaktır, menfaatlenmek

ise, ona fazlalık kalacaktır. O zaman bu menfaatlenme faiz olur ki, bu dayük bir iştir. Ben

diyorum ki, bu rivayet bütün muteber kitaplara muhaliftir. Çünkü bütün muteber kitaplarda

mürtehinin rehinden menfatlenmesinin, rahinin izni ile olursa helâl olduğu zikredilmiştir. Ancak, bu

helâl olmama diyaneten helâl olmamaya yorumlanabilir. Muteber kitaplarda olan helâllik ise,

hükmen helâl olmaya yorumlanır. Sonra ben Cevahirü'l-Fetava'da şunu gördüm: «Eğer o

menfaatlenme, menfaatlenme şartı ile olursa, o zaman o rehin menfaat karşılığı olan bir karz olmuş

olur. Menfaat karşılığı karz da ribadır. Yoksa, eğer menfatlenme şart kılınmamışsa, bir beis yoktur.»

Özetle.

Minah'ta olan özetle budur, ve bunu oğlu Şeyh Salih de ikrar etmiştir. Hamevi de onu şununla takip

etmiştir: «Faiz olan bir şeyde diyanet ile hüküm arasında bir fark zahir olmaz. Şu da var ki, fetva

intifanın mubah olması kavli üzerine zahir olduktan sonra diyanet ile hükmün uzlaştırılmasına

ihtiyaç yoktur.»

Ben derim ki: Cevahir'de olan, diyanet ile hüküm arasında uzlaştırma yapmaya salihtir. Bu vecih

güzeldir de. Fukaha bunun mislini şu meselede zikretmişlerdir: Karz isteyen bir kimse, karz verene

bir şey hediye etse, eğer bu hediyesi şartlı bir hediye ise mekruhtur. Yoksa, mekruh değildir.

Şarihin Cevahir'den naklettiği. «zamin değildir» kavli de ifade ediyor ki, faiz değildir. Zira faiz,

mazmundur. O zaman «zamin değildir» kavli, şart kılınmayana hamledilir. Eşbah'ta zikredilen

kerahet de, şart kılınana hamledilir. Bunu da şarihin rehinin sonunda gelecek olan şu kavli teyid

etmektedir: Bunu faiz ile illetlendirmek ifade eder ki buradaki kerahet tahrîmî kerahettir.

Düşünülsün.

Eğer mürtehinin menfatlenmesi bir şart ile bağlı ise, zamin olur. Nitekim şu meselede Hayriye'de

bununla fetva verilmiştir: Birisi bir zeytin ağacını mürtehinin zeytinleri yemesi şartı ile rehin etse,

mürtehin zamindir. Bu mesele, bir hediye karşılık borcunu uzatmasının örneğidir.

T. diyor ki: «Ben diyorum ki, halkın halinden genellikle anlaşılan şudur: Bir şeyi rehin verdikleri

zaman, mürtehinin menfatlenmesini de irade ederler. Eğer o menfatlenme olmasa, para verilmez,

denilirse, bu şart menzilesindedir. Çünkü örf olan bir şey de şart gibidir. İşte bu da

menfaatlenmekten men etmeyi tayin eder. Allah daha iyisini bilir.»

BİR FAYDA:

Tatarhaniye'de aynen şöyle denilmiştir: «Eğer adam birisinden bir miktar dirhem istikraz etse, ikraz

eden adama da iki ay kullansın diye eşeğini verse, veya oturması için evini teslim etse, bu fasit

icare menzilesindedir. Her iki surette de kullanmış olduğu takdirde ona ecri misil vermesi lâzımdır.

Bu, rehin de olmaz.»

Biz bunu icare bahsinde de takdim ettik.

«Yediği takdirde ilh...» Rehin bahsinin sonunda musannıfın Fetava'sından şu gelecektir: Zahir

şudur ki, bu yeme, merhunenin bahasıyemeye şamil gelir.»

«Zamin değildir ilh...» Yanı borcundan bir şey düşmez. Kınye. Yani asıl helak olmadığı müddetçe.

Nitekim bunun beyanı gelecektir.

METİN

Rehin olan koyun mürtehinin zilyedinde ölse, o zaman borç koyunun kıymeti ile mürtehinin ay

koyundan içtiği süt üzerine taksim edilir. Koyunun hissesine düşen borç düşer, sütün hissesine

düşen borcu o mürtehin rahinden alır.

Eğer izin vermeden menfaatlenirse, müteaddi olmuş olur. O zaman helak olduğu takdirde ona

zamindir. Ama onunla rehin batıl olmaz.

Mürtehin alacağını istediğinde, mürtehine helak olduğu takdirde hakkını iki defa almış olmaması



için rehini hazır etmesi emredilir. Ancak, ona bir taşıma gerekiyorsa, veya rehin mürtehinin yanında

değil, rahin ondan emin olmadığından bir adilin yanında ise, o zaman merhunu hazırlaması

emredilmez. Şerh-ı Mecma.

Mürtehin rehini hazır ettiği zaman evvelâ onun alacağının hepsi ona teslim edilir, sonra da mürtehin

rehini sahibine teslim eder. Eşitlik gerçekleşsin diye.

Mürtehin alacağını, akdin yapıldığı şehirden başka bir şehirde talep ederse, hüküm yine böyledir.

Eğer rehine bir masraf gerekmiyorsa. Yok eğer onun taşınması için bir masraf gerekiyorsa,

hazırlamasa bile onun alacağı ona teslim edilir. Zira onun üzerine vacip olan bir mekandan bir

mekana nakletmek değil, tahliye manasına olan teslimdir.

Kuhistanî Zahire'den şunu nakletmiştir: «Rehin mevcut olmakla beraber mürtehin onu o an

hazırlamaya asla kadir değilse, ona merhunu hazırlaması emredilmez.»

Şu kadar var ki rahin merhunu teslim almadan borcu ödediği takdirde mürtehine rehinin helâk

olmadığına dair yemine verdirebilir. Bu hazırlama emri, rahin eğer helaki iddia ederse verilir. Eğer

helaki iddia etmezse, mürtehinin merhunu hazırlamasında bir fayda yoktur.

Aydan aya ödemek üzere aldığı borcun ödenmesi sırasında da hüküm böyledir. Eğer korkuyorsa

hazırlaması emredilir, eğer korkmuyorsa, emredilmez. Nitekim bunu İbn-i Sıhne de böyle tahrir

etmiş ve nazmen şunu söylemiştir: «Borç ona verilmez, o rehini hazırlayana kadar. Veya merhun

akit yapılan yerde değilse ve taşımak da zorsa. Aylık taksitte de hüküm böyledir. Yalnız borçlusu

helaki iddia ederse o zaman hazırlanır. Bu Nihaye'de de zikredilir.»

Borcunu talep eden mürtehine rehini hazırlaması, rehin rahinin emri ile adil bir kişinin yanına

konulmuşsa, teklif edilmez. Yine, mürtehine, rahinin izni ile sattığı rehin semenini hazırlaması da

teklif edilmez. Ta, borcunu habzedene kadar. Zira mürtehin o rehini rahinin izni ile satmıştır.

Semeni alınca, hazırlaması teklif edilir. Çünkü semen, rehinin yerine kaimdir.

Mürtehine, rahinin borcunu ödemesi için rehini satış imkânı vermesi teklif edilemez. Çünkü rehinin

hükmü, mürtehin alacağını alıncaya kadar, daima yanında hapsetmektir. Kendisine alacağının bir

kısmı ödenmiş veya bazısını ibra etmiş mürtehine rehinin bazısını teslim etmesi de teklif edilmez.

Geri kalan alacağını alana veya ibra edinceye kadar. Bu hüküm de, mebiin hapsine itibar edilir.

Mürtehine, rehini bizzat kendisinin veya ailesinin hıfzetmesi vaciptir. Vediada olduğu gibi. Eğer

kendisinin veya ailesinin gayrisi merhunu korursa, zamindir. Nitekim vedia bahsinde geçti.

Mürtehin, rehini îda', iâre, icâre, istihdam etmesiyle ve taaddi ile kıymetinin hepsine zamin olur. O

zaman borç onun miktarınca düşer. Yine mürtehin, rehin edilen yüzüğü sol serçe parmağına veya

Radi'nin ihtiyarına göre sağ serçe parmağına takmakla da bütün kıymetine zamin olur. İster kaşını

avucunun içine getirsin, ister getirmesin. Bercendi bununla fetva vermiştir.

Şu kadar var ki, biz yasaklar bahsinde Bercendi'nin rehin kitabından naklen takdim ettik ki, s

parmağa takmak rafizilerin şiarındandır. Ondan kaçınmak da vaciptir.

Ben derim ki: Şu kadar var ki, zamanımızın adeti, sol parmağa da takmaktır. O zaman lâyık olan,

gelecek kılıç meselesine kıyasla, mürtehinin zamin olmasının lüzumudur. Tahrir edilsin ki, başka

bir parmağına takmakla zamin olmaz. Ancak mürtehin kadın olursa, hangi parmağına takarsa taksın

zamin olur. Çünkü kadınlar yüzüğü başka parmaklarına da takarlar. O zaman onun takması rehini

korumak değil kullanmak olur. İbn-i Kemal, Zeylaî'ye isnatla.

Murtehin, kendisine rehin edilen üç kılıcı değil, iki kılıcı beline bağlarsa, zamin olur. Zira yiğitler

adeten iki kılıç kuşanırlar. Ama kimse üç kılıç kuşanmaz.

Rehin edilen yüzüğü diğer bir yüzüğün üzerine taksa, o adamın adetine bakılır. Eğer o adam üst

üste iki yüzük takarak süsleniyorsa, o zaman helâk olduğu takdirde zamin olur. Yok eğer iki yüzüğü

üst üste takma adeti yoksa, o zaman korumuş olur, helak olduğu takdirde zamin olmaz.

İZAH

«İçtiği süt üzerine ilh...» Yani rahinin izni ile içtiği süte. Nitekim bu rahin kelimesi Velvaliciye'de

sarahaten zikredilmiştir.

«Sütün hissesine düşen borcu alır ilh...» Yani mürtehin rahinden sütün hissesine düşen parayı alır.

Zira ileride gelecektir ki, rehinin artışı, asıl rehinle birlikte o da rehindir. O artışı rahinin izni ile

mürtehin telef ettiği zaman, onu sanki rahin telef etmiş olmaktadır. O zaman o, rahinin üzerine

mazmundur. O zaman buna da borçtan bir hisse düşer. İşte bizim az önce geçen kavlimizin mana

da, budur. Bu bahsin tamamının beyanı rehin bahsinin sonunda gelecektir.



«Müteaddi olmuş olur ilh...» O zaman, gasıb gibi onu zamin olur. Eğer sonra muvafakate dönerse,

yine onun elindeki nesne rehin olur. Bu bahsin tamamı gelecektir.

«Hakkını iki defa almış olmaması için ilh...» Yani, rehin edilen nesnenin helaki takdir edilirse iki

kere almış olur.

Gurerü'l-Efkâr'da şöyle denilir: «Mürtehin merhunu hazırlamazdan önce rahine borcu ödemesi

emredilirse, çoğu kez rehin helâk olur ve o zaman da borçlu borcunu iki defa ödemiş olur.»

«Ancak ona bir taşıma gerekiyorsa ilh...» Çünkü onu taşımaktan acizdir. Şerh-i Mecma.

Yani, hükmen onu taşımaktan acizdir. Çünkü mürtehine masraf lazım gelir.

Şilbi şunu nakletmiştir: «Eğer merhun rehin edildiği şehirde ise, borçlu borcunu ödediği sırada

mürtehine mutlaka merhunu da hazırlaması emredilir. Eğer merhun rehin edildiği şehirde değilse, o

zaman bakılır. Eğer onun hazırlanması için taşıma ve masraf yoksa, hüküm yine böyledir. Eğer o

taşınacaksa, o zaman mürtehine onu hazırlaması emredilmez.»

T. Mecma şerhinde olan «acizdir» sözünü buna hamletmiştir.

Ben derim ki: Fukahanın kelamından ilk akla gelen de budur. Fakat burada düşünmek gerekir. Zira

mürtehin üzerine vacip olan tahliyedir, nakil değil. Nitekim ileride gelecektir. Bu da Bezzazîye'de

olana muhaliftir.

Zira Bezzaziye sahibi şöyle demiştir: «Mürtehinin rehini hazırlamasında eğer bir meşakkat ve

masraf yoksa hazırlaması emredilir. Eğer varsa, yani başka bir yerde ise, o zaman hazırlaması

emredilmez.»

Zahire'de de şöyle denilmiştir: «Rehinde asıl kaide şudur: Eğer mürtehin mihnetsiz, meşakkatsiz

merhunu hazırlamaya kadir ise, hazırlayana kadar rahin borcu ödemekten imtina edebilir. Merhun

olan nesne mevcut olmakla birlikte eğer onu hazır etmeye asla kadir değilse, veya ancak mihnet ve

meşakkatle kadir ise, o zaman hazırlaması emredilmez.»

Bu kelamdan sonra da Zahire sahibi şöyle demiştir: «Rahin mürtehine rehin akdi yapılan şehirde

rast gelirse, rehin de cariye ise borcunu ödeyeceği zaman cariyesinin de hazır olmasını emreder.

Çünkü mihnetsiz olarak onu hazırlamaya kadirdir. İşte biz mihnet ve meşakkatin bulunduğu yerde

kıyası terk etti, geri kalan yine kıyasın aslı üzerine kaldı.» Özetle.

«Mürtehin rehini sahibine teslim eder ilh...» Öyleyse, mürtehin alacağını aldıktan sonra, rehini

teslim etmeden önce, rehin helak olursa, rahin ödemiş olduğu borcu geri alır. Çünkü rahin geçen

kabızla malın helak olduğunda hakkını tam vermiş olur. Borcu ikinci defa ödemesi, hakkını tam

ödedikten sonra ikinci bir ödeme olur. O zaman ikinci ödemenin reddi vacip olur. Hidaye. Bu bahis

rehinin sonunda gelecektir.

«Eşitliğin tahkiki için ilh » Yani her birinin hakkını tayinde eşitliğin gerçekleştirilmesi için.

Zahire'de şöyle denilir: «Zira mürtehin rahinin hakkını tayin etmiştir. Rahinin de, mürtehinin hakkını

tayin etmesi üzerine vaciptir. Ancak şu kadar var ki, dirhem ve dinarların tayini, tayinin hasıl olması

için ancak teslimle vaki olur.»

Bu kavil, evvelâ borcun teslim edilmesinin vacip olmasının illetidir. Hazırlamanın illetine gelince, o

şarihin «iki defa ödememesi için» sözünün izahında geçti.

«Kaim olmakla beraber ilh...» Musannıf bu kavliyle şundan kaçınmıştır: Helak olduğu için rehini

hazırlamaya kadir olmadığı takdirde.

«Hazırlaması emredilmez ilh...» Bir mihnet ve meşakkatten dolayı kadir olmadığında nasıl

hazırlaması emredilmezse, burada da hazırlaması emredilmez. Bu kavil de yine Zahire'de

zikredilmiştir.

«Şu kadar var ki rahin ilh...» Musannıf'ın bu kavli «eğer hazırlamasa» sözü üzerine istidraktir. Yani

eğer mürtehin rehini hazırlamazsa, rahin onu rehinin helak olmadığına dair yemine verdirir.

Musannıfın «hazırlaması emredilmez» kavli de makablinin kaydıdır. Metnin ibaresi de bunu ifade

eder. Musannıf burada, Zahire, Kifaye ve diğer kitapların ibaresine uyarak «şu kadar var ki» sözünü

zikretmiştir.

«Ona Yemin verdirir ilh...» Yani katiyet üzere yemin verdirir. Çünkü bu yemin verdirme mürtehinin

elindeki helaki üzerine yemin verdirmedir. Zahire.

«Aydan aya ödenmek üzere aldığı borcun ödenmesi sırasında da hüküm yledir ilh...» Yani eğer

borç taksitle ödenecekse, taksidin birinin ödenmesi vakti geldiğinde yine rahin ondan rehinin



hazırlanmasını ister.

Nihaye'de şöyle denilir: «Mürtehine borcun tamamını almak için rehini hazırlaması nasıl teklif

edilirse, aylık ödenecek taksidin alınmasında da ona rehini hazırlaması emredilir. Rehini

hazırlamasının emredilmesi; rahinin, rehinin helâkini iddia ettiği. Kadı'dan da mürtehinin rehini

hazırlaması için emretmesini talep ettiği takdirdedir. Ki, onun hali zahir olsun. O zaman, rehin

edilen nesne, rehin akdi yapılan şehirde ise, Kadı ona merhunu hazırlamasını emreder. Ama eğer

rahin merhunun helâkini iddia etmezse, mürtehinin rehin edilen nesneyi hazır etmesine ihtiy

yoktur. Çünkü onun hazır etmesinde bir fayda yoktur.» Özetle.

Bunun misli Zeylaî'de de mevcuttur. Tarsusî, Nihaye'nin ifadesine şu şekilde itiraz etmiştir: «Bu

yledir, eğer rahin rehinin helakini iddia ederse...» kaydının kendi indinden yapmıştır. Ki bunu da

hiçbir alime isnat etmemiştir. Nihaye'nin bu takyidi fasittir. Zira Nihaye'nin bu takyidinde hükümde

ihtiyatı terk etmek vardır. Rahin her ne kadar helaki iddia etmese bile, rahinin iki defa para

ödememesi için kadı mürtehine rehini hazırlamasını emreder. Ancak, Kadı mürtehine, eğer rahin

mürtehinin yanında baki olduğunu tasdik ederse, rehini hazırlamasını emretmez.»

Tarsusî'nin bu itirazını İbn-i Vehban ikrar ederek; «Ben yanımdaki kitapları tetebbu ettim. Nihaye

sahibinin bu yapmış olduğu takyidi bulamadım. Fukahanın ibaresi de Tarsusî'nin zikrettiğinin sahih

olduğunu ifade etmektedir. yas ise, Nihaye'de olanın sahih olmasını gerektirir. Zira asıl,

merhunun helak olmamasıdır. Merhunu talep etmek de rahinin hakkıdır. O talep etmediği takdirde

hakimin üzerine mürtehini rehini hazırlamaya cebretmesi vacip değildir. Helak olmadığı üzerine

yemin verdirmek de, rehinin hazırlanmasında taşıma ve zorluk varsa. Bu iki kavil üzerine merhunu

hazırlama emri gibi olur.» demiştir. İbn-i Şıhne'nin Vehbaniye şerhinden özetle.

Sonra İbn-i Şıhne meseleyi tahrir ederek, orada bir tafsilat ihtiyar etmiştir. Tafsilat şudur: «Deynin

tamamının ödenmesi meselesinde mutlaka rehinin hazırlanması lâzımdır. Çünkü geçen illet bunu

gerektirmektedir. Ama deynin bir taksidini ödemeye gelince, onda rehinin hazırlanması lâzım

değildir. Ancak rahin merhunun helâk olduğunu iddia ederse, hazırlanması lâzımdır. Çünkü ondan

bir taksit ödemekle hakkını tam ödemiş olmaz. O zaman mürtehin de rehinin hepsini hazırlamaya

cebredilmez. Şu kadar var ki, helak davası varsa, o zaman hazır etme talebi teveccüh eder.

Mürtehinin rehini hazır etmesi de lâzım olur. Sonra, yemin verdirmek de bu tafsilat üzeredir.» Özetle.

İbn-i Şıhne bu tafsilatı gelecek nazmında da irad etmiştir.

Şurunbulali şöyle demiştir: «Şarih, müddainin talebinin yalnız bir taksidi ödeme ile mukayyet

olduğunu anlamıştır. Şu kadar var ki, şarihin böyle anlaması, müsellem değildir. Zira sen Zeylaî'nin

Nihaye'nin kelamına muvafık olan kelamından bunu bildin.».

Ben derim ki: Bana zahir olan şudur: Hak Nihaye sahibinin sözüdür. Bu kayıt da, Şurunbulali'nin

anladığı gibi, her iki meselenin kaydıdır. Yani borcun tam ödenmesi meselesi ile bir taksidin

ödenmesi meselelerinin. O zaman Kadı'ya mürtehine rehini hazırlaması için emretmesi lâzım

değildir. Ancak, rahin hazır olmasını talep eder ve merhunun helakini iddia ederse. o zaman

mürtehine hazırlamasını emreder, çünkü bu talep rahinin hakkıdır. Buna da Zahire'de olan şu ibare

delalet eder: «Helak olmadığı üzerine yemin verdirme rahinin talep etmesiyle kayıtlıdır. Kuhistanî de

buna tabi olmuştur. Bunun misli Gurerü'l-Efkâr'da da mevcuttur.»

Bezzaziye'de şöyle denilir: «Eğer rahin helakini iddia ederse, mürtehin merhunun mevcut olduğuna

yemin eder. Mürtehin yemin ettiği zaman rahine borcu ödemesi emredilir.» Görülüyor ki bu

meselede fukaha «deynin tam ödenmesi» ile, «bir taksidin ödenmesi» şeklinde kayıt

yapmamışlardır.

Geçenden rehini hazırlamakla emretmek ve yemin verdirmenin eşit olduğunu ve bu konudaki

ihtilâfları sen bildin. Merhun menkul ise Kadı'nın üzerine mürtehine, helak olmadığına dair, yemin

verdirmek vacib değildir. Ancak hak sahibi olan rahin mürtehinin yemin etmesini talep ederse, o

zaman Kadı'nın ona yemin verdirmesi vacip olur. Nasıl Kadı'nın üzerine mürtehine yemin verdirmek

vacip değilse, rehini hazırlaması için Kadı'nın mürtehine emretmesi de vacip değildir. Ancak, hak

sahibi olan rahinin talebi ile emreder. İşte benim kısa fehmime zahir olan budur. Allah-u a'lem.

«İbni Şıhne de yle tahrir etmiş ilh...» İbni Şıhne'nin tahrir ettiği yukarıdaki yapmış olduğu

tafsilattır. Nitekim sen bildin. Bunu T. ifade etmiştir.

«Borç ona verilmez ilh...» Yani mürtehin rehini hazırlamadığı müddetçe rahin borcu tamamen

ödemez. Her ne kadar rahin merhunun helakini iddia etmese de. Ancak, merhun rehin akdi yapılan

şehirden başka bir şehirde olursa, onu akit yapılan şehre getirmek için masraf gerekiyorsa o zaman

borcu tamamen verir. Ama kendisi de mürtehine rehinin helak olmadığına dair yemin verdirebilir.



Musannıf'ın: «aylık taksitte deyledir» sözü, yani rahin vadesi gelmiş takdirini mürtehin rehini

hazırlamadığı müddetçe vermez. Her ne kadar rahin merhunun helakini iddia etmese de. O zaman

taksit ödemekle deyni tam ödemenin hükmü eşit olur. Bu da Nihaye'de olan hükmün gayrıdır.

Nihaye'de olan ifadeye gelince; borcu tam ödemekle taksit ödemek arasında fark vardır. Şöyle ki,

aylık ödemede borçlu helaki iddia edene kadar mürtehine rehini hazırlaması emredilemez. İbn-i

Şıhne buna da «ister talep etsin, ister etmesin» sözüyle işaret etmiştir. Zira İbn-i Şıhne'nin «Rehini

hazırlamadıkça» sözü ifade ediyor ki, mürtehine rehini hazırlaması emredilir, taksit ödeme

suretinde rehini hazırlamakla emredilmez. Ancak rahin helaki dava ederse emredilir. İşte bu,

nazmın İbn-i Şıhne'nin anladığı şekildeki takriridir. İbn-i Şıhne şöyle anlamıştır: Merhunun

hazırlanması, taksit meselesinde Nihaye'nin kelamında rahinin helak davası ile kayıtlıdır.

Aralarındaki fark da budur.

«Akit yapılan yerde değilse ilh...» Bu kavil, Şilbi'den naklen geçen tafsilatı teyit etmektedir.

Sâyihânî diyor ki: «Buradaki «veya», «ancak» manasınadır. Veya kelimesinden sonra gelen fiilin

mensub olması lâzımdır. Ancak, şiirde meczum olarak gelmiştir. O zaman onun «hazırlamadıkça»

üzerine atfı sahih olur. Yani akit yapılan şehirde olduğu müddetçe, para verilmez. Akit yerinde

olmadığı müddetçe para verilir. Şu kadar var ki, o zamanda, «taşımak da zordur» sözü uzak olur.

Çünkü merhun akdin yapıldığı yerde olursa, taşınması gerekmez. Ancak şöyle denilebilir ki,

mürtehinin rehini evine götürmesi mümkündür. O zaman da beytin manası şöyle olur: «Yani rehin

akit yerinde olursa, mürtehine para verilmez. Ancak onun hazır olması için meşakkat ve taşıma

yoksa, mürtehin hazırlarsa, ödenir.» Bu şekilde tevil edilse, Şilbi'den geçen ifadeye muhalif olur.

Ama bizim Bezzaziye ve Zahire'den naklen takdim ettiğimizi de teyit eder. Şu kadar var ki bu şeklide

yorumlamak da çok uzaktır.

«Teklif edilmez ilh...» Çünkü ona emanet edilmemiştir. Zira ondan başka bir adama verilmiştir. Onu

teslim etmek de mürtehinin kudretinde değildir.

«Adil bir kişinin ilh...» Adil, rehinin yanına konulduğu kimsedir. Buna hususi bir bab gelecektir.

«Rahinin izni ile satmıştır ilh...» Yani onun izni ile satmıştır. O zaman sanki mürtehin ile rahin, her

ikisi rehini feshetmişler, satılan merhunun semeni de rehin olmuş, semeni de ona teslim etmemiş,

belki adil bir kişinin yanına bırakmıştır. Bu bahsin tamamı Hidaye ve şerhlerindedir.

«Satış imkânı vermesi teklif edilemez ilh...» Yani deynin karşılığında satılması için rehini rahine

teslim etmesi teklif edilemez. Zira mürtehinin onların bey akdi yapmalarına mani olma gücü yoktur.

Şurunbulaliye.

Evet, öyle ama, bey'in nafiz olabilmesi mürtehinin icazetine veya borcun ödenmesine tevakkuf eder.

Onun feshi ile de rehin esah kavle göre fesih olmaz. Bunun beyanı gelecektir.

«Mebiin hapsine itibar edilir ilh...» Yani bayiin yanında hapsedilmesine. Zira bayie, semenin bir

kısmını almakla mebinin bir kısmını teslim etmesi lâzım gelmez. Şu kadar var ki, adam iki köleyi

rehin etse, her bir köle için belirli bir para alsa, bunlardan birisinin parasını ödediği takdirde onu

alabilir. Ama bey' böyle değildir. Nitekim gelecek babda musannıf bunu zikredecektir.

«İyalinin hıfzetmesi ilh...» Şahsın iyalinden sayılmak için beraber oturmaları gerekir. Ama beraber

oturan kimse ister mürtehinin nafakasında olsun, ister olmasın. Karısı, kızı, oğlu, hizmetçisi gibi.

Koca, yevmiyeli değil, aylık veya senelik çalışan işçi iyaldendir. Mufaveze ve inan şirketi

ortaklarının hükmü de kişinin iyalinden olan kimseler gibidir. Karısı ve çoğunda, iyalinde olması

şart değildir. Gurerü'l-Efkar.

«Hepsi ile zamindir ilh...» Yani kıymetinin hepsi ile zamindir. Bu zaminiyet, rehindeki zaminiyet

değil, gasptaki zaminiyettir. Bundan murat şudur ki, eğer bu şeyler sebebiyle helak olursa zamindir.

Herhangi bir şey ki, o fiille mûda' (kendisine emanet bırakılan) zamin olur, o fiil ile mürtehin de

zamin olur. Mûdaa zamin etmeyen fiiller mürtehini de zamin etmez. Ancak şu kadar var ki, vedia

kendiliğinden telef olursa, tazmin edilmez. Nitekim Camiü'l-Fusuleyn'de olduğu gibi.

Camiü'l-Fusuleyn'de şöyle denilir: «Eğer mürtehin rahine muhalefet eder, sonra muhalefetinden

dönerse, yine o nesne kendi hali üzere rehindir. Öyleyse eğer mürtehin muvafakati iddia eder, rahin

onu yalanlarsa. rahinin sözü tasdik edilir. Çünkü o tazminatın sebebini ikrar etmiştir.»

BİR TEMBİH:

Mürtehin rehini bildirmeden ölse, zamin olur. Nitekim Hayriye ve diğer kitaplarda olduğu gibi.

«Taaddi ile ilh...» Bu geneli özel üzerine atıftır. Yani izinsiz olarak okuma, bey, giymek, binek

hayvanı ise binmek, oturmak gibi. Kuhistanî.



«Kıymetinin hepsine ilh...» Yani kıymeti neye ulaşırsa ulaşsın, kıymetine zamindir. Çünkü mürtehin

bu fiilleri yapmakla gasıb olmuştur. İtkanî.

Hidaye'de şöyle denilmektedir: «Zira rehinin deynin miktarından fazlası emanettir. Emanetler de

taaddi ile tazmin olunurlar.»

«Borç onun miktarınca düşer ilh...» Yani deynin hepsi düşer. Eğer deyn tazmin ettiği miktar kadar

ise. Yok eğer deyn fazla ise. mürtehin, rahinden, rehinin kıymeti daha fazla ise, rahin mürtehinden

fazlayı alır. Evla olan bu kavli hazfetmekti. Çünkü yakında metinde gelecek tafsilat vardır.

«Radi'nin ihtiyarına göre ilh...» Ben diyorum ki, Bezzaziye ve diğer kitaplarda olan şudur ki, bu kavli

Radi değil, Serahsi ihtiyar etmiştir, öyle sanıyorum ki, buradaki «Radi'nin ihtiyarına göre» ifadesi,

yazanların tahrifidir. Zira bu isimde benim bildiğim kadarıyla, Hanefi İmâmları arasında meşhur olan

kimse yoktur

Radi ile Serahsi ayrı ayrı üç âlim değil, H. 571 de vefat eden Radıyyuddin Muhammed es-Serahsi

adlı hanefî fakihidir. H. 490 da vefat eden Mebsut sahibi Şemsüleimme Serahsi, Radıyyuddin

es-Serahsi ile karıştırılmamalıdır (bkz. Taşköprüzâde, Tabakatülfukaha, s. 75, 104)

«Bercendi'nin rehin kitabında ilh...» Yani Bercendî'nin şerhinden, rehin kitabından. Sarih yasaklar

bahsinde takdim ettiğini de Bercendî'ye nispet etmemiştir. Evet, bu bahsi Bercendî'ye

Dürrü'l-Munteka'da isnat etmiştir. Zira musannıf orada; «Bu şekilde Bercendî, rehin kitabında

Keş-fü'l-Pezdevi'den nakletmiştir.» demiştir. Bazı nüshalarda da «burada» kelimesinin yerine

«orada» kelimesi kullanılmıştır. Bunun şerhinde T. diyor ki: «Yani sağ el bahsinde.»

«Ben derim ki: şu kader var ki ilh...» İşte bu, yasaklar bahsinde şarihin zikrettiğinin manasıdır ki, o

şiar olmuştur. Biz yasaklar bahsinde şunu takdim ettik: Hak şudur ki, sağ parmak ile sol parmak

arasında eşitlik vardır. Çünkü yüzüğün her ikisine takılması da Seyyidü'l-Ahyâr olan Peygamber

(S.A.V.)'den sabit olmuştur. Sonra bu istidrak, istidrak üzerine istidraktir. Bu, metinde olan s

parmak ile sol parmak arasındaki eşitliği teyit etmektedir. Şöyle ki, hangisine takılırsa takılsın, o

rehini hıfzetmek değil, kullanmaktır. Bundan ötürü onu serçe parmağına takmakla zamin olur. Bu

izah üzerine şarih'in «layıktır» sözüne de ihtiyaç yoktur. Çünkü o metinde olanın aynıdır. Hidaye ve

diğer kitaplarda da sarahaten zikredilmiştir. Onun ispatı için araştırmaya ve ehli olmadığımız için de

kıyas yapmaya ihtiyaç yoktur.

«Başka bir parmağına takmakla zamin olmaz ilh...» Yani serçe parmağı dışındaki bir parmağa

yüzüğü takmakla, helak olduğu takdirde zamin olmaz. Bu meselede asıl şudur: Mürtehin rehini

kullanmakla korumakla izinlidir. Öyleyse rehin olan bir yüzüğü serçe parmağına takmak, o yüzüğü

kullanmak demektir ve zımaniyeti icap ettirir. Başka bir parmağa takmak ise onu takmak değil,

korumaktır. Çünkü adette serçe parmağın dışında başka bir parmağa yüzük takılmaz. O zaman

serçe parmak dışındaki parmaklara takmakla zamin olmaz.

Yine, kendisine rehin edilen bir taylasanı (baş ve boyun şalı) giyinse, ona zamin olur. Çünkü

giyinmek kullanmaktır. Ama taylasanların mutat giyilişi gibi giyinmese, meselâ omzuna atmış olsa,

zamin olmaz, çünkü o korumaktır.

Sonra burada zamin olmamaktan murat, kullanmak değil, korumak sayıldığı yerde gasp zaminiyeti

gibi zamin olmaz demektir. Yoksa asla zamin olmaz demek değildir. Çünkü rehin olan bir şey

kıymeti veya borçtan hangisi daha az ise onunla mazmundur. Nitekim bu, Tahavi şerhinde de tasrih

edilmiştir. İtkanî, özetle.

«Yiğitler ilh...» Hidaye ve Tebyin'de de böyledir. Bunun zahiri şudur ki mürtehin eğer yiğitlerden

değilse zamin olur. Halbuki fakihler, yüzüğün takılmasında mürtehinin kendi haline itibar

etmişlerdi. Zahir şudur ki burada; «eğer kılıcı rehin alan kimse yiğitlerden ise» manası

kastedilmiştir. Zira, Kadıhan ve diğerlerinin sözü buna delalet eder. Çünkü onlar, iki kılıç rehin

edildiği takdirde mürtehin her ikisini de takarsa, o da kullanma olur, demişlerdir. Görülüyor ki

burada da yüzük meselesinde olduğu gibi mürtehinin haline bakılır. O zaman metinde olan ifade de

Kadıhan ve diğerlerinin ifadelerine göre yorumlanır. O zaman kılıcı takanın hali ile yüzüğü takanın

hali arasındaki münâfat kalkar. Sen anla.

«Üç kılıcı değil ilh...» Yani o zaman üç kılıcı takarsa kullanmak değil, korumak olur. Zamin de olmaz.

«Tüzüğü diğer bir yüzüğün üzerine taksa ilh...» Yani ona iki yüzük rehin edilmiş olsa, oda ikisini

birbiri üzerine aynı parmağa taksa, o zaman adete bakılır. Zeylaî.

Yani mürtehinin adetine bakılır. Eğer başkasının adetine muhalifse, zamin olur. Yoksa, korumaktır,

zamin olmaz. Nitekim mabadinden de bö-le anlaşılmaktadır.



METİN

Eğer borcun cinsinden mezkur kıymetle hükmedilirse, o zaman, rahin ile mürtehin yalnız kıymeti

ödemekle ödeşmiş olurlar. Eğer borcun ödeme vakti gelir, mürtehin de rahinden fazlalık isterse,

arada bir fazlalık varsa, o zaman fazlalığı alır. Ama eğer borç vadeli ise, o zaman mürtehin helak

olan rehinin kıymetini zamindir ve o kıymet onun yanında rehin olur. Borcun ödeme vadesi geldiği

zaman onu borç karşılığında alır.

Eğer cinsinin hilafına olan bir kıymetle hükmedilirse, o zaman o rehinin cinsinin hilafına olan

kıymet, rahin borcunu ödeyene kadar olan yanında rehin olur. Çünkü rehin bedelidir, ve rehin

hükmünü almış olmaktadır.

Rehin edilen nesneyi korumak için icarlanan evin, bekçinin ve koyunların yatak yerinin ücreti

mürtehinin üzerinedir. Ama merhum hayvan ise, onu otlatan çobanın ücreti, köle ise nafakası, arazi

ise ondaki öşür ve haraç da rahinin üzerinedir.

Bunda asıl kaide şudur: Rehinin maslahatı ve baki kalması için yapılan masraflar rahinedir. Çünkü

rehin onun mülküdür. Korunması için gereken masrafların hepsi ise mürtehin üzerine vaciptir.

Çünkü onu mürtehin hapsetmiştir.

Muhakkak bilinsin ki, eğer bunlardan rahine bir şey şart kılınmış olsa, rahinin ödenmesi lazım

değildir. Kuhistanî, Zahire'den.

Rehinin tamamının mürtehinin eline geri getirilmesi masrafı, kaçan köleyi yakalayıp getirene verilen

ücret gibi, veya ondan bir parçasının eski haline reddi, meselâ yarasının tedavisi gibi ücretler iki

kısma ayrılır: Mazmun ve Emanet. Mazmun olan kısım mürtehinedir, emanet olan kısmın ücreti de

rahinindir. Eğer kıymeti borçtan fazla ise. Yok eğer borçtan fazla değilse, o zaman mürtehinin

üzerinedir.

Yine rehinin hastalık ve yaraların tedavisi ve işlediği cinayetin fidyesi de, eğer rehin edilen

nesnenin kıymeti borçtan fazla ise, ikiye taksim edilir. Rehin karşılığında olan kısmın masrafı

mürtehinin, borçtan fazla olan kısmın karşılığı olan masraf da rahinin üzerinedir.

Rahin veya mürtehinden birisi üzerine vacip olan şeyi diğeri öderse, müteberri olur. Ancak,

Kadı'nın emri ve onu diğerinin üzerine borç bulması ile öderse, o zaman diğerine rücu ederek

ondan alır. Ama Kadı'nın sarahatsiz, mücerret emri ile ve üzerine borç kılması ile rücu edemez.

Mültekit'te olduğu gibi.

İmâmdan, eğer diğer arkadaşı hazır ise, hazır olan adamın üzerine vacip olan şeyi yaparsa, mutlaka

rücu edemeyeceği rivayet edilmiştir. Ama ikinci İmâm buna muhalefet etmiştir. Bu mesele de hacr

meselesinin fer'idir. Zeylaî.

Rahin, «Rehin ettiğim nesne bu değildir.» dese. mürtehin de «Hayır, senin bana rehin verdiğin

nesne budur.» dese, makbul olan söz mürtehinindir. Çünkü onu mürtehin kabzetmiştir. Ama bunun

hilafına, eğer mürtehin rehin edilen nesneyi kendisi kabzettikten sonra rahine geri verdiğini iddia

etse, rahin de inkâr etse, o zaman makbul olan söz rahinindir. Çünkü o inkâr etmektedir. Eğer ikisi

de burhan getirseler, yine makbul olan burhan rahinindir. Borçta fazlalığı ispat ettiğinden borç da

düşer.

Mürtehin eğer kabızdan evvel bunu iddia ederse, o zaman makbul olan söz, mürtehinindir. Çünkü

mürtehin rehinin kendi zımaniyetine girmesini inkâr etmektedir. Eğer her ikisi de burhan

getirirlerse, o zaman makbul olan burhan rahinindir. Çünkü o zımaniyeti ispat etmektedir.

Bezzaziye.

Mürtehinin, yol emin olduğu takdirde yola gitmesi caizdir. Vediada olduğu gibi. Her ne kadar rehini

beraberinde sefere götürmesinde bir taşıma ve masraf olsa da.

Mürtehin, rehini rehin verildiği şehirden başka bir şehre de götürebilir. Rehinin yanına bırakıldığı

adil de bu bahiste mürtehin gibidir. İmadiye'de, İddet'e isnatla olduğu gibi. Ama bu Kadiyeyn'de

olanın hilafınadır. Belki, İddet'te olan İmâmın, Feteva'da olan da İmameyn'in kavlidir. Nitekim

Kınye'nin kelamı da bunu ifade etmektedir.

BİR FAYDA:

Hadiste şöyle denilmiştir: «Rehinin durumu gizli olur (kıymeti bilinmezse) neyle rehin olmuşsa,

onunla mazmundur.» Fukaha bu hadisin manasında şöyle demişlerdir: Helakinden sonra kıymeti

bilinmese, yani rahin ve mürtehin nesnenin kıymetini bilmediklerini söyleseler, o zaman rehin

borcun karşılığıdır. Musannıf da babın evvelinde böyle zikretmiştir.



İZAH

«Mezkur kıymetle hükmedilirse ilh...» Yani kıymetinin hepsiyle.

«Borcun cinsinden ilh...» Dirhemle dinar iki muhtelif cinstirler. Nitekim Hamevi'nin şerhinden de

yle anlaşılır. Ebussuud.

T. diyor ki: «Dirhemle dinarın muhtelif cins olmaları Maden'de de tasrih edilmiştir. Mekki.»

«Mürtehin de rahinden fazlalık istese ilh ..» Yani mürtehin rahinden borç kalan fazlayı talep eder.

Eğer borç rehin olan nesneden az olursa, o zaman da rahin mürtehinden fazlasını talep eder.

Eğer musannıf burada Zeylaî'de olduğu gibi «Rahin ve mürtehinden her biri diğerinden fazlasını

talep eder.» deseydi, daha şümullü olurdu.

«Nafakası ilh...» Mesela yemesi, içmesi, giymesi ve rehin eğer bir cariye ise, çocuğunun süt ücreti,

merhun bostan ise sulaması, kanal açması, erkek hurmaların tohumlarının dişi hurmalara

taşınması ve toplanması ve bahçe için yapılan bütün masraflar rahine aittir. Hidaye.

Birisi belirli bir ekmekle bir köleyi satsa, köleyi alan köleyi, satan da ekmeği kabzetmeden satılan

köle ekmeği yese, bayi kölenin semenini tam almış olur. Ama bunun hilafına, adam bir ölçek arpa

karşılığı bir hayvan rehin etse, hayvan o arpayı yese, mürtehin borcunu tam almış sayılmaz.

Bunlar arasındaki fark nedir? Zira birincide kölenin nafakası bayiin üzerinedir. İkincisinde ise

hayvanın nafakası rahinin üzerinedir. Cevhere, özetle.

«Öşür ve haraç ilh...» Bezzaziye'de şöyle denilir: «Eğer sultan mürtehinden öşür ve haraç alırsa,

mürtehin rücu edip onu rahinden alamaz. Çünkü onu eğer gönüllü olarak vermişse, teberru etmiş

olur. Eğer zorla vermişse, sultan ona zulmetmiş olur. Mazlum da ancak zalime rücu edebilir.»

«Rahinedir ilh...» İster rehin borçtan fazla olsun, ister olmasın. Hidaye.

«Çünkü onun mülküdür ilh...» Öyleyse o zaman onun mihnet ve meşakkati de onun üzerinedir.

«Bunlardan bir şey ilh...» Yani mürtehine vacip olan şeylerden herhangi bir şey rahine şart kılınmış

olsa, rahinin ödemesi lazım değildir.

Cevhere'de şöyle denilmektedir: «Eğer rahin mürtehine rehinin korunması ücretini şart kılmış olsa,

mürtehin hiçbir şey istihkak etmez. Çünkü rehinin korunması mürtehinin üzerine vaciptir. Ama

vedia bunun hilafınadır. Vediada korumak mûda'nın (emanet bırakılan kişi) üzerine vacip değildir.»

«Yarasının tedavisi gibi ilh...» Yani rehinden yaralı olan bir azanın tedavisi veya katarakt inen bir

gözün tedavisi ve bunlara benzer, ileride musannıfın zikredeceklerinden.

«Mazmun ilh...» Yani mürtehinin zaminiyetine giren kısım. Emanet bunun hilafınadır. (O, rahinin

zaminiyetine girer.)

«Borçtan fazla değilse ilh...» Yani yalnız mürtehinin üzerinedir. Çünkü mürtehinin elinde olan rehini

tam olarak iade etmesi lâzımdır.

«Yine ilh...» Yani o ücret «Mazmûn» ve «Emanet» kısımları üzerine taksim edilir. Nitekim Hidaye ve

diğer kitaplarda da böyledir.

Bezzaziye'de şöyle denilmiştir: «İlâcın ve doktorun ücreti mürtehinin üzerinedir. Kuduri de şunu

zikretmiştir: «Emanet olan kısmın ücreti rahinin üzerinedir.» Meşayihten bazıları da, «İlâcın parası

mürtehinin üzerinedir, eğer hastalık veya yara mürtehinin elinde iken olmuşsa. Yok eğer rahinin

yanında iken olmuşsa, o zaman ilâç ve doktorun parası rahinin üzerinedir.» demişlerdir.

Meşayihten bazıları da her hâlükârda ilâc parası mürtehine aittir demişlerdir. Muhammed'in mutlak

ifadesi de buna delalet etmektedir.»

«Müteberri olur ilh...» Çünkü, o onu yapmak zorunda değildi. Zira onu Kadı'ya götürebilirdi.

«Rücu ederek diğerinden alır ilh...» Eğer kaçınan, rahin ise, Kadı'nın emri ile onu ödeyen mürtehin

rücu ederek onu rahinden alır. İster merhun kaim olsun, ister olmasın. Nafaka ile de rehin olmaz.

Öyleyse nafaka için mürtehinin hapsetmesi de lazım değildir. Bu da İmâmın kavlidir. Bezzaziye.

«Rücu edemez ilh...» Meşayihin ekseri bu görüştedir. Çünkü Kadı'nın bu emri ilzam için değil, nazar

düşünme, dikkat etme) içindir. Öyleyse Kadı'nın o emri, hasbeten yapma ile diğerine borç kılarak

yapması arasında mütereddittir. Âlâ üzerine nass olmadıkça, ednayı yapmak daha evladır. Meselâ,

bu meselede borç olması için Kadı'nın sarih emri olmadığından evla olan ona hasbeten yapması

için emir vermiş olmasıdır. Nitekim Zahire'de de yledir.

Şu mesele kaldı ki, eğer memlekette Kadı olmasa, veya olsa ama zalim olsa, durum ne olur Allame



Makdisî bu hususta şöyle der: «Mürtehinin rehine masraf yaptığı yolundaki iddiası tasdik edilmez.

Ancak beyyine ile tasdik edilir.» Yani, rücu edip rahinden alması için infak ettiğine dair iddiası

tasdik olunmaz, ancak beyyine ile tasdik edilir. Sayıhani.

«İmamdan ilh...» Şarihin burada hazırdaki hilafı hikâye etmesi ifade ediyor ki, metinde olan bahis

gaib meselesinde farzedilmiştir.

«Mutlaka ilh...» Yani Kadı'nın emri ile de olsa. Çünkü onun Kadı'ya müracaat etmesi Kadı'nın da

diğer adama emir vermesi mümkündür. O yüzden kendiliğinden yaptığı masrafı kendisi öder, rücu

edemez. H.

«İkinci İmâm buna muhalefet etmiştir ilh...» Zira ikinci İmâma göre, rahin veya mürtehinden

herhangi birisi Kadı'nın emri ile infak ederse, öteki ister hazır olsun, ister gaib olsun, yaptığı

masrafı, müracaat ederek diğerinden alır. Nitekim Zahire'de de böyledir.

Şu kadar var ki Haniye'de şöyle denilmiştir: «Rahin veya mürtehinden birisi hazır olsa, rehine infak

etmekten kaçınsa, Kadı da diğerine infak etmesini emretse, o da infak etse, infak eden adam infak

ettiğini, müracaat ederek, diğerinden alır. Fetva da bu kaville verilir.» Kuhistanî.

Öyleyse müftabih olan kavil, ikinci İmâmın kavlidir. Bunun üzerine masraftan kaçınan adamın hazır

veya gaib olması arasında fark yoktur. Metindeki mutlak ifadenin zahiri de ancak budur.

«Hacr meselesinin fer'idir ilh...» Zira Kadı hazır olan kimseye velayet edemez. Onun emri onun

üzerine geçerli de değildir. Zira eğer emri nafiz olsa, hazır olduğu halde masraftan kaçınan kimse

hacredilmiş olur. Halbuki İmâma göre Kadı hazır olan kimsenin hacrine malik değildir. Ebû Yûsuf'a

göre ise, Kadı hazır olan kimsenin hacrine maliktir. O zaman Kadı'nın emri hazır olan üzerine

geçerlidir. Zeylaî.

«Bunun hilafına mürtehin rehini geri verdiğini iddia etse ilh...» Geri verdikten sonra da helakini

iddia etse, rahin de rehinin mürtehinin yanında helak olduğunu iddia etse, yine söz rahinindir.

«Çünkü o inkâr etmektedir ilh...» Zira onların her ikisi de rehinin mürtehinin zımanına girdiğine

ittifak etmişlerdir. Burada mürtehin zimmetten beraat ettiğini iddia ederken, rahin beraat etmediğini

iddia etmektedir. O zaman makbul olan söz rahinindir. Bedâyi.

«Borç da düşer ilh...» Yani onun helak olmasıyla rahinden borç düşer. Zira kelam onun helak

olması bahsindedir. T.

«Fazlalığı ispat ettiğinden ilh...» Bu kavil, «Makbul olan söz rahinindir.» sözünün gerekçesidir. T.

Bedayi'nin ibaresi de şöyledir: «Rahin ve mürtehinin her ikisi de beyyine ikame etseler, yine

makbul olan beyyine rahinin beyyinesidir. Çünkü rahinin beyyinesi rehinin helaki ile borcun tam

ödendiğini ispat etmektedir. Mürtehinin beyyinesi ise, borcun ödenmesini nefyetmektedir. ispat

edici beyyine, nefyedici beyyineden evladır.»

Bedayi'nin bu ibaresi ifade ediyor ki, merhunun helakinin rahinin yanında olduğuna yalnız

mürtehinin beyyinesi olursa, beyyinesi kabul edilir. Şurunbulali.

«Kabızdan evvel bunu iddia ederse ilh...» Evla olan, musannıfın burada, «Mürtehinin kabzından

evvel helakinde ihtilaf ederlerse...» demesiydi. Yani, rehinin helakinin ihtilaf etseler, mürtehin

merhunun kabızdan önce, rahinin elinde helak olduğunu iddia etse, rahinde, kabızdan sonra helak

olduğunu söylese, o zaman makbul olan söz ve iddia mürtehinindir. T.

«Bezzaziye ilh...» Bezzaziye'nin ibaresi şöyledir: «Rahin merhunun mürtehinin yanında helak

olduğunu ve borcun düştüğünü zannederse, mürtehin de merhunu kabızdan sonra rahine iade

ettiğini ve onun yanında iken helak olduğunu söylerse, o zaman makbul olan söz, rahinindir. Çünkü

mürtehin arız olan bir reddi iddia etmektedir. Rahin ise, bunu inkâr etmektedir. Eğer iddiaları

hususunda burhan getirseler, gene makbul olan burhan, rahinindir. Borç da düşer. Çünkü rahin

ziyadeyi ispat etmektedir. Ama eğer mürtehin kabızdan evvel rahinin elinde helak olduğunu

ylerse, o zaman makbul olan söz mürtehinindir. Çünkü mürtehin rehinin zimmetine girdiğini

inkâr etmektedir. Eğer bu hususta burhan getirirlerse, rahinin burhanı makbuldür. Çünkü o zımanı

ispat etmektedir.»

Bezzaziye'nin ibaresi vazıh bir ibaredir. Bunun üzerinde bir söz yoktur. T.

BİR TEMBİH:

Bundan zahir olmaktadır ki, bu mesele, helak davasında farzedilmiştir. Veya helakin zamanı

ihtilafında farzedilmiştir. Evet, o helak mürtehinin reddinden evvel midir, sonra mıdır? Bütün

kitaplarda da zikredilen bu meseledir. Ama helaki zikretmeden ret davasında rahin ile mürtehin



ihtilaf etseler, bu hususta Şurunbulalî bir risale telif ederek o risaleye «Rehinin reddi hususunda

rahin ile mürtehinin ihtilaflarını ikna» adını vermiştir. Bu risalede helaki de zikretmemiştir. Bu

meselede hükmün cevabında da tereddüt ederek şöyle demiştir: «Bazen cevap verilir ki, söz

yeminiyle birlikte rahinindir. Çünkü Miracü'd-Diraye'de, «Eğer rahin ile mürtehin rehinin reddi

hususunda ihtilaf ederlerse, ihtilafsız olarak, makbul olan söz rahinindir. Çünkü rahin münkirdir.»

kavliyle nassedilmiştir.»

Şurunbulali şöyle de demiştir: «Şu kadar var ki, Miracü'd-Diraye'nin ifadesi, ret ile helakte ihtilaf

etmeleri üzerine yorumlanır» Zira Miracü'd-Diraye'nin kelamının akışı, merhunun helaki

hususundaki ihtilaf hakkındadır. Fukaha sarahaten, rehinin mürtehinin elinde vedia menzilesinde

olduğunu söylemiştir. Onun elinde emanettir. Fukaha şunu da tasrih etmiştir ki, herhangi bir emin

kimse, emaneti müstahakkına verdiğini iddia ederse, onun sözü kabul edilir. Bu iddiası ister

müstahakkı) ölümünden evvel, ister sonra olsun. Öyleyse her kim ki mürtehinin bu külli kaideden

istisna olduğunu iddia ederse, onun beyan etmesi lâzımdır. Mirac'ın kelamına şu da muarız olabilir:

Mürtehin merhunun rahinin yanında helak olduğunu iddia etse, rahin de onu inkâr etse, gene

makbul olan söz yemini ile birlikte mürtehinindir. Çünkü mürtehin de mûda' ve müstair gibi emindir.

Bununla birlikte rahin münkirdir.»

Sonra da şöyle demiştir: «Mirac'da olan ifadeye göre, borç düşer mi? Fazlaya zamin olur mu, yoksa

asla zamin olmaz mı? Emanete ve bir de rahinin borcu ödemediğine dair ikrarına nazaran. Veya

kıymetin hepsine mi zamindir? işte bu hususta hakim ve müftü Allah'tan çok sakınmalı ve bunu

ifade edecek bir nassa bakmalıdırlar.» Özetle.

Ben derim ki: Şu kadar var ki rehinle diğer emanetler arasındaki fark açıktır. Çünkü rehin borçla

mazmundur. Artık reddi hususunda mürtehin nasıl tasdik edilir. Mirac'ın kelamına muarız olan

meseleye gelince, Mirac'ın kelamına bu itirazın varit olmaması aşikârdır. Zira «yanında»

kelimesindeki zamir, eğer mürtehine irca edilirse, artık «söz rahinindir» kavlinin manası kalmaz.

Çünkü borç rehinin mürtehinin yanında helak olması ile düşer. O zaman artık bu bahisle Mirac'ın

kelamı arasında muareze kalmaz. Çünkü mürtehin kendi nefsinden zaminiyeti nefyetmemiştir. Ama

onun ret davasında ise, zımanı nefsinden nefyetmektedir. Eğer o zamir rahine raci olursa, o zaman

da kabzından evvel helak olduğunu iddia ederse makbul olan söz yemini ile birlikte mürtehinindir.

Nitekim Bezzaziye'den naklen de geçti. O zaman bu bahisle kabızdan sonraki mücerret ret davası

arasında fark gizlenmeyecek kadar açıktır.

Ben, Kariü'l-Hldaye'nin Feteva'sında şu nassı gördüm: «Mürtehin rehin edilen nesnenin reddini

iddia ederse, rahin de onu tekzip ederse, söz onun mudur diye sorulduğunda şöyle cevap verildi:

Söz yemini ile birlikte mürtehinin sözü olmaz. Çünkü söz, yemini ile birlikte onun sözüdür, eğer

emanetçi olursa. Çünkü bu hal emanetlerin halidir. Bir borç karşılığı mazmunatların değil. Bilakis

makbul olan söz, yemini ile birlikte mürtehinin reddetmediğine dair rahinin sözüdür,»

Kariü'l-Hidaye'nin Feteva'sında olanın misli İbn-i Şilbi'nin Feteva'sı ile İbn-i Nüceym'in Feteva'sında

da mevcuttur. Bu da Mirac'da olan ifade ve hükmün aynıdır. O zaman menkule uymak lâzımdır.

Menkul makul olduğu halde artık nasıl ona uyulmaz. Onun sözünün kabul edilmemesinin muktezası

da zaminiyetin hepsini kabul etmemesidir. Şu kadar var ki, lâyık olan şöyle denilmesiydi: Bu bahsin

hepsi şundadır ki, rehin eğer borçtan fazla olmazsa. Rehin eğer borçtan fazla olursa, ziyadeyi

zamin olmaz. Çünkü o ziyade sırf emanettir, mazmun değildir. O zaman söz de onun sözüdür. İster

sırf reddi iddia etsin, ister ret ile helaki beraber iddia etsin. İşte bana zahir olan budur. Allah daha

iyisini bilir. Bu tahrir bizim şu kitabımızın hususiyetlerindendir. AIIah'a hamd olsun.

«Yol emin olduğu takdirde ilh...» Bir de rahin rehinin aynı şehirde kalmasını kaydetmezse. Ama

rehinin o şehirde kalmasını kaybederse, mürtehin rehinle birlikte sefere gitmeye malik değildir. Bu

bahsin tamamı T.'dedir.

«Kadıyeyn'de olanın hilafınadır ilh...» Yeni Kadıhan ile Kadı Zahirüddin. Zira onların her ikisi de

mürtehin rehinle birlikte sefere gidemez demişlerdir. Yalnız Kadıhan, şunu da ilâve etmiştir ki,

mürtehin rehinle sefere gidemez sözü, İmameyne göredir.

«Udde'de olan ilh...» Udde'de olanla Kadıyeynin fetevalarında olanın telifine Camiü'l-Fusuleyn

sahibi gitmiştir. Remlî, «Bu telife ihtiyaç yoktur.» sözüyle itiraz ederek, «Çünkü Kadıhan'da olan

ifade sarahaten onun İmameynin kavli olduğunu söylemektedir.» demiştir.

«Gizli olursa ilh...» Yani haber gizli olursa. Burada maksat, yani onun durumu gizli olur, her ikisi de

onun helakinde ittifak ettikleri halde kıymeti de bilinmiyorsa, demektir.

«Rehin borcun karşılığıdır ilh...» O zaman borç rahinden düşer. Bu da eğer borcun az olduğu



bilinmiyorsa böyledir. Yok eğer az olduğu biliniyorsa, kıymeti de şüpheli ise, o zaman onun hükmü

araştırılır. T.

«Musannıf da böyle zikretmiştir ilh...» Hidaye ve İnaye'de de böyledir. Nihaye'de de şöyle

denilmektedir: «Mebsut'ta da bu tevil Ebu Cafer'den hikâye edilerek böyledir.»

 

 

 

 

 

REHİN EDİLMESİ CAİZ OLANLAR VE OLMAYANLAR BABI

METİN

Mutlaka müşa (ortak) olan bir şeyin rehin edilmesi sahih değildir. Rehinin başında da geçtiği gibi

rehin edilen nesnenin ayırdedilmesi lâzımdır. Müşa ise ayırdedilmiş değildir. Bu müşaiyet ister

mukarin olsun, ister arız olsun. Rehini de ister ortağına versin, ister başkasına. İster o müşa taksim

edilsin, ister edilmesin.

Sonra sahih olan kavil şudur ki, müşanın rehin akdi fasittir. Kabızla da mürtehin zamin olur. İmam

Şafiî ile müşanın rehinini caiz görmüştür.

Eşbah'ta şöyle denilmektedir: «Satışı kabul eden her nesne rehini de kabul eder. Ancak dört şeyde

değil: Müşa olan, meşgul olan, bir diğeri ile muttasıl olan ve azadı bir şarta bağlanan müdebberin

dışındaki köle o şartın vücudundan evvel rehin edilemezler. Halbuki bunların rehin edilmesi değil,

bey'i caizdir.»

Yine Eşbah'ta şöyle denilir: «Müşanın rehin edilmesinin cevazının hilesi şudur: Evvelâ rahin müşa

olan nesnenin yarısını mürtehine muhayyerlikle satar, sonra da diğer yarısını rehin eder. Sonra

yapmış olduğu bey'i fesheder.»

Musannıf diyor ki: Bunun üzerinde düşünmek gerekir. Belki, Eşbah'ta olan bu hile, «sonra arız olan

şüyudaki rehin caizdir» zayıf kavli üzerine tefridir.

Ben derim ki: Zayıf kavil üzerine de tefri edilemez. Çünkü onu muhayyerlikle satmıştır.

Muhayyerlikle satılması da şu iki şeyden hali değildir: Ya bayiin mülkünde kalır veya muhayyerlik

müşteride ise, müşteri feshettiği zaman yine bayiin mülküne döner. Bu her iki durumda da onun

rehin edilmesi ibtidaen müşanın rehini gibi olur. Nitekim bu Tenvirü'l-Besair'de genişçe

açıklanmıştır.

Ben derim ki: Bu hususta en sahih hile Minyetü'l-Müfti'nin hileler bahsinde olandır. O da şöyledir:

Adam binasının yarısını müşaen rehin etmek istese, yarısını ondan rehin talep eden mürtehine,

onun muhayyer olması şartı ile satar, semeni de ondan alır. O da binayı kabzeder. Sonra

muhayyerlik hükmü ile müşteri bey'i nakzeder. O zaman o bina onun elinde rehin menzilesinde

semenin karşılığı ile kalır. Bu hileye musannıfın oğlu da Zevahirü'l-Cevahir'de itimat etmiştir.

Zevahîrâ'l-Cevahir'de şöyle denilmektedir. «Zarureten sabit olan şüyu rehine zarar vermemektedir.

Zira Valvalciye'de şöyle bir şey vardır: «Adam birisinin yanına iki elbise götürse, ona birisini rehin

olarak al, bana para ver, diğeri de yanında emaneten kalsın dese, caizdir. Zira bunlardan her

birisinin yarısı deynin karşılığında rehin olur. Çünkü bunlardan her bir elbise diğerinden daha evla

değildir. O zaman rehin her ikisinde de zarureten şayi olur, bu da zarar vermez.»

Ağacı değil, üzerindeki meyveyi veya tarlayı değil, üzerindeki ekini veya ağaç veya binayı yersiz

olarak rehin etmek veya bunların aksi, caiz değildir. Meselâ, meyvenin değil ağacın üzerindeki

ağacın değil yerin rehin edilmesi gibi.

Bu meselede asıl kaide şudur: Merhun, hilkaten merhun olmayan bir şeye muttasıl olduğu zaman

onun rehini caiz değildir. Zira yalnız merhunu kabzetmek mümkün değildir. Dürer.

İmâmdan üzerinde ağaç olan bir tarlayı ağaçsız olarak rehin vermenin caiz olduğu rivayet edilmiştir.

Ağacı, ağaçların yeri ile birlikte veya binayı içindeki eşya ile birlikte rehin etse, caizdir. Mülteka.

Çünkü bunların ittisali mücavereten ittisaldir.

Kınye'de şöyle denilmiştir: «Bir binayı rehin verse, onun duvarları rahin ile komşular arasında

müşterek olsa, arsada sahihtir. Tavanın müşterek duvarlarla muttasıl olması da bir zarar vermez.

Çünkü o tebean muttasıldır.»

Hürün, müdebberin, mükatebin, ümmüveledin ve vakfın rehini caiz değildir.

Sonra musannıf, rehin verilmesi caiz olmayan şeyleri zikrettiği gibi, kendisiyle rehin verilmesi caiz

olmayan şeyleri de zikredecektir.

Musannıf şöyle der: Emanetlerle rehin caiz değildir. Vedia ve emanet gibi. Derekle de rehin caiz

değildir. Çünkü mebiin başkasının istihkakı çıkmasından korkulduğu için alınmıştır. O zaman onda

rehin batıldır. Ama derekle kefalet bunun hilafına caizdir. Nitekim kefalet bahsinde geçti.

Başka bir şeyle mazmun olan bir nesne rehin edilemez. Yani misli ve kıymeti olmayan bir şeyle

mazmun olan bir şey rehin edilmez. Bayiin elindeki mebi gibi. Çünkü o semenle mazmundur. O

helak olduğu takdirde semeni ile birlikte helak olur. Nefis kefaleti ile, mutlak kısasla, ister bu kısas



nefiste olsun, ister azalarda olsun, rehin caiz değildir. Ama, hataen işlenen cinayet bunun

hilafınadır. Çünkü cinayet diyetinin rehinden alınması mümkündür.

Şufa ile, ölü üzerine ağlayan kadının ve türkü söyleyen kadının ücreti ile rehin ve cinayet işleyen

köleyi veya borçlu köleyi rehin etmek de caiz değildir. Bu suretlerde rehin sahih olmadığı takdirde

rahin o rehini geri alabilir. Eğer bunlar talepten önce mürtehinin yanında helak olurlarsa, karşılıksız

helak olmuş olurlar. Çünkü batıla hüküm yoktur. Kabız da malikin izni ile kalır. Sadr-ı Şeria ve İbn-i

Kemal.

Müslüman şarabı ne rehin verebilir, ne de bir müslümandan rehin olarak kabul edebilir. Ne de bir

zımmî şarabı müslümana rehin olarak verebilir. Yani müslüman için şarabı rehin etmesi veya rehin

olarak kendi yanına alması, ister zımniden olsun, ister müslümandan, caiz değildir. O şarabın

mürtehini zımmî olduğu takdirde onun müslüman rahine zamin olmaz. Bunun aksine, rahin zımmî,

mürtehin müslüman ise, zaminiyet vardır. Çünkü şarap müslümanlarda değil, zımmîlerde bir

kıymettir.

Rehin, kendi nefsi yani misli ve kıymeti ile mazmun olan bir şeyde sahihtir. Gasp edilen nesne, hulu

bedeli, amden cinayetin sulh bedeli gibi şeylerin rehin edilmesi sahihtir.

Ayan üç türlüdür: Biri emanetler gibi asla mazmun olmayan ayan. Birisi, bayiin elindeki mebi gibi

mazmun olmamakla beraber mazmuna benzer ayan. Birisi de kendi nefsile mazmun olan şeydir.

Magsub ve benzerleri gibi olan şeyler. Bu bahsin tamamı Dürer'dedir.

İZAH

«Müşa oLAn bir şeyin rehin edimesi sahih değildir ilh...» Ancak, iki kişi arasında müşterek bir köle

olur, onu, onlardan her birisinde alacağı olan bir adama tek rehin olarak rehin verirlerse, sahih olur.

Ama bunlardan her birisi kendi hissesini rehin ederse, caiz değildir. Zahire'den naklen Kuhistanî'de

olduğu gibi. Ancak, rehin edilen nesnede şüyu zarureten sabit olursa, Müsvedde'nin sonunda

geleceği gibi, caiz olur.

«Mutlaka ilh...» Mutlaka'yı mabadi tefsir etmektedir. Ancak, müşanın rehini niçin caiz değildir? Zira

rehin, merhunun daima mürtehinin yanında hapsedilmesini gerektirir. Müşada ise, müşanın bir

kısmının rehin edilmesi devamlılığı fevt eder. Zira müşaen rehin edildiği takdirde mürtehin ile diğer

ortaklar arasında nöbetleşme lâzım gelir. O zaman rehin eden sanki: «Sana bir gün rehin ettim, bir

gün etmedim» demiş olacaktır. O zaman daimi hapis fevt olur. Bunun için de rehin caiz olmaz. Bu

bahsin tamamı Hidaye'dedir.

«İster mukarin olsun ith...» Belirtmeden bir binanın veya bir kölenin yarısını rehin vermek gibi.

«Arız olsun ilh...» Mesela nesnenin hepsini rehin verdikten sonra rehini o nesnenin bir kısmında

feshetmek gibi. Veya rahinin, nesneyi yanında bulunduran adile rehini dilediği gibi satması için izin

vermesi, onun da nesnenin yarısını satması gibi. Bu suretle de rehin caiz olmaz. Minah.

Ebû Yûsuf'tan bir rivayete göre, sonra arız olan şüyu rehine zarar vermez. Ama sahih olan birinci

görüştür. Nihaye ve Dürer'de de olduğu gibi.

Şarih rehin bahsinin sonunda, rehinin tamamı başkasının istihkakı çıkarsa, mürtehinin o rehinin

yerine rehin olarak başka bir nesneyi talep edemeyeceğini ve rehinin bir kısmı başkasının istihkakı

çıkarsa, istihkak olunan kısım şayi ise, rehinin geri kalan kısımda da batıl olacağını zikredecektir.

«İster ortağına versin, ister başkasına ilh...» zira ortak o nesneyi bir gün yanında rehin olarak tutar,

bir gün de istihdam eder. O zaman, sanki o nesne bir gün rehin, bir gün değilmiş gibi olur ki, bu da

sahih değildir. Ama müşanın icara verilmesine gelince, o da ancak İmâma göre ortağa verilebilir,

yabancıya verilemez. Çünkü müstecir akdin gerektirdiği kadar ondan istifade etmeye ancak nöbetle

malik olabilir. İşte bu da, ortakta bulunmaz. Bunu İtkânı ifade etmiştir. Zira ortak onunla icare

müddetinin hepsinde akdin ve mülkiyetin hükmüyle nöbetsiz olarak menfaatlenmektedir. Ortak

olmayan bir adam ise bunun hilafınadır.

«İster taksim edilsin, ister edilmesin ilh...» Hibe bunun hilafınadır. Çünkü hibede intifaa mani olan

şey taksim edicinin ücretidir. Bu ücret de kısmeti kabul eden şeyde yardır. Kısmeti kabul etmeyen

şeyde yoktur. O zaman müşanın hibesi sahihtir, fakat rehini sahih değildir. Mirac.

«Sahih olan, müşanın rehin akdi fasittir ilh...» Bazı alimler tarafından da, müşanın rehininin batıl

olduğu ve ona tazmin taalluk etmediği ylenmiştir. Ama bu kavil sahih değildir. Çünkü rehinde

batıl olan, mal olmayan nesnenin veya onun karşılığında çekilmiş bir borç olmayan nesnenin rehin

edilmesidir. Bizim mevzumuz ise, öyle değildir. Bu sebebe rehinde kabız akdin tamamının

şartlarındandır, akdin cevazının şartlarından değildir. İnaye.



Rehin bahsinin sonunda gelecektir. Yine rehinin sonunda şu külli kaide de gelecektir: Sahih

rehinde bilinen her hüküm fasit rehinde de hükümdür. Yalnız fasit rehinde rehinin borçtan evvel

olmasıyla kayıtlıdır. Bunun beyanı ileride gelecektir.

«Satışı kabul eden her nesne rehini de kabul eder ilh...» Yani satışı sahih olan her şeyin rehin

edilmesi de sahihtir.

«Meşgul olan ilh...» Yani rahinin hakkı ile meşgul olan bir şey. Nitekim şarih de rehin bahsinin

başlarında bunu, rahinin mülkünün gayrı ile meşgul olmasından ihtiraz olarak kaydetmiştir. Meselâ,

içinde başka birisinin emtiası bulunan binayı rehin verirse, bu mani değildir. Nitekim İmadiye'den

naklen Hamevi haşiyesinde de böyledir.

Ben derim ki: Rehin edilen nesne bizzat rahinin kendisiyle meşgul olursa, o da yine rehine manidir.

Zira Hidaye'de şöyle bir ibare vardır: «Rehin edilen nesnenin teslim edilmesine, rahinin veya

metaının rehin edilen binada bulunması da mani olur.»

Mirac'ta da şöyle denilmektedir: «Rahinin kendisi veya metaı o binadan çıktığı zaman rehin edilen

nesne yeni bir teslime muhtaçtır. Çünkü bina nasıl metaı ile meşgul ise, rahin de o binayı meşgul

etmektedir. Rahinin metaının rehin edilen kapta bulunması da nesnenin teslimine manidir. Bunun

hilesi şudur: Evvelâ kabın içinde olan metaı mürtehinin yanına ida eder, sonra da rehin ettiği ka

ona teslim eder.»

«Bir diğeri ile muttasıl olan ilh...» Yani gayrı ile muttasıl olan bir şeyin, meselâ bir binadan bir

odanın veya topraksız olarak bir bağın veya ağacın değil, üzerindeki meyvenin rehin edilmesi gibi.

Şarih bunu ileride zikredecektir. Şarih burada bu kavliyle munfasıl olan şeyden kaçınmıştır. Meselâ,

binada veya kapta olan bir şeyi kapsız ve binasız olarak rehin etmesi ve beraber teslim etmesi gibi.

Zira bu caizdir. Nitekim Hidaye ve Hanlye'de de böyledir. Şarihin burada muttasıldan muradı, gayre

tabi olandır.

Zira Hidaye'de şöyle bir ifade vardır: «Meselâ adam, atın üzerindeki eyeri veya başındaki gemi rehin

etse, atı eyer ve gemle beraber teslim etse, eyeri veya gemi attan çıkarıp teslim edene kadar rehin

olmaz. Zira eyer veya gem hayvanın tabilerindendir. Meyvenin bahçeye tabi olması gibi. Hatta

fukaha, eyer veya gem zikredilmese, atın müştemilatına dahil olurlar, demişlerdir.»

Yani, üzerinde eyer ve gem olan bir atı rehin verse, o eyer ve gem de rehine dahil olur. Mirac.

Mirac'dan yapılan nakille zahir olmaktadır ki, şarihin «muttasıl»ı geçmişte ve gelecekte «hilkaten»

sözüyle kaydetmesi zahir değildir. Düşünülsün.

«Azadı bir şarta bağlanan müdebberin dışındaki köle, o şartın vücudundan evvel rehin edilemez

ilh...» Mesela adam kölesine, «Şu binaya girersen hürsün.» dese, o köle satışı sahihtir, ama rehini

sahih değildir. Belki bu rehinin sahih olmaması şundandır: Rehinin hükmü alacağını tam alıncaya

kadar daima yanında hapsetmesidir. Böyle bir kölenin mürtehin tarafından daimi olarak

hapsedilmesi mümkün değildir. Zira o binaya girdiği takdirde, azat edilmiş olur. O zaman borç

ödenmediği takdirde mürtehinin alacağını tam olarak alması mümkün olmaz. T.

Ben derim ki: Şarihin zikrettiğini Birî, el-Akta şerhinden nakletmiştir. Birî daha sonra da

Ravzatü'l-Kuzzat'tan şunu nakletmiştir: «Adam azadını bir sıfatla bağladığı kölesini rehin etse

caizdir. Şafiî'ye burada hilaf vardır.»

«Müdebberin dışında ilh...» Bu müdebber, mutlak müdebere de, mukayyet müdebbere de şamildir.

Hamevi. Yani müdebber ister mutlak, ister mukayyet müdebber olsun, her ikisinin de rehin edilmesi

caiz değildir. Burada da düşünmek gerekir: Şarih tedbir (Müdebber kölelik) babında şunu

zikretmiştir: Mukayyet müdebber satılır, hibe edilir ve rehin edilir. Yine Bâkânî de Mülteka şerhinde

mukayyet müdebber babında bunu sarahatle söylemiştir. Mukayyet müdebber şudur: Azadı

efendisinin mutlak ölümüne değil, hususi bir sıfat üzere ölümüne bağlanan köledir. Meselâ,

efendisinin, «Eğer bu hastalığımda ölürsem veya bu seferimde ölürsem hürsün.» demesi gibi.

Mukayyet müdebber ile azadı ölüm dışındaki herhangi bir şarta bağlanan köle arasındaki fark

araştırılsın. Çünkü şarihin zikrettiğine göre mukayyet müdebberin rehin edilmesi caiz olduğu halde,

azadı ölümden başka bir şeye bağlanan kölenin rehin edilmesi caiz değildir.

«Bunların rehin edilmesi değil, bey'i caizdir ilh...» Yani müdebberin dışındaki dört şeyin. Zira

mutlak müdebberin ne bey'i, ne de rehini caizdir. Mukayyet müdebberin ise hem bey'i, hem de

rehini caizdir.

«Eşbah'ta ilh...» Yani Eşbah'ın hileler bölümünün beşinci fenninde, bu mesele, Valvalciye'nin de

Rehin kitabının sonunda hileler bahsinde zikredilmiştir.



«Müşa olan nesnenin yarısını mürtehine muhayyerlikte satar ilh...» Yani rehin karşılığı istediği borç

miktarı bir semenle mürtehine satar.

«Sonra yapmış olduğu bey'i fesheder ilh...» Yani muhayyerlik hükmüyle bey'i fesheder.

«Musannıf diyor ki ilh...» Yani, Minah'ta bu babın sonunda. Musannıfın Minah'taki ibaresinin nassı

şöyledir: «Ben derim ki, bana göre bu hilenin sıhhati hakkında düşünmek gerekir. Zira geçmişte

takarrür etti ki, sahih kavle göre sonradan arız olan şüyu, mükarin olan şüyu gibi rehini jfsad eder.

Mümkündür ki, bu hile sahih kavlin karşısındaki kavil üzere tefri edilmiş olsun. Sahihin karşısındaki

kavil şudur: Sonradan arız olan şüyu rehini ifsad etmez. Bunda da düşünmek gerekir.»

Zahir olan şudur ki, musannıfın bu ikinci «bunda da düşünmek gerekir» sözünden muradı, şarihin

henüz yukarıda zikrettiği görüşüdür. Sen anla.

«Bayiin mülkünde kalır ilh...» Yani eğer muhayyerlik bayiin ise bayiin mülkünde kalır. Zira bayiin

muhayyerliği mebiin onun mülkünden çıkmasına mani olur. O zaman bayiin o yarıyı muhayyerlik

müddetinde rehin alması kendi mülkünün bazısını rehin almasıdır. Bu da ibtidaen müşanın

rehinidir. O da sahih değildir.

«Bayiin mülküne döner ilh...» Muhayyerlik eğer müşterinin ise. Çünkü mebi bey ile bayiin

mülkünden çıkmış olur. İmâma göre müşteri de ona malik olamaz. Ama İmameyn'e göre müşteri

ona malik olabilir. O zaman İmâmeyn'in kavline göre ortağın mülkünden ibtidaen müşaen rehin

olmuş olur. İster müşteri bey'i feshetsin, ister bey'e icazet versin, İmâmın kavli üzerine ise, eğer

müşteri bey'e icazet verirse, mebi onun mülküne girer. Yoksa, bayiin mülküne döner. O zaman her

iki kavil üzerine de muhayyerlik müddetinde o yarıyı rehin vermesi ibtidaen bir yabancıdan müşaın

rehini olmuş olur.

yık olan, şarihin «bayiin mülküne döner»den sonra; «Veya müşterinin mülküne girer» kavlini

ilâve etmesiydi.

«Tenvirü'l Besair de genişçe açıklamıştır ilh...» Tenvirü'I-Besair, Eşbah muhaşşisi Şeref Gazzînin

eseridir. Tenvirü'l-Besair'de izah edilenin özeti açıklamasıyla birlikte yukarıda takdim ettiğimizdir.

«Onun elinde rehin menzilesinde semenin karşılığı ile kalır ilh...» Eğer merhuna bir zarar isabet

ederse, borçtan onun kadarı düşer. Minah, Hassaf'ın hileler bahsinden.

Bunun hasılı şudur: Bu hakikaten ne sahih, ne de fasit bir rehindir. Zira rehin akdi mevcut değildir.

Ancak rehin menzilesindedir. Zira o, semeni kabzedene kadar rehini elinde hapseder. Müstecir

icareyi feshetse, vermiş olduğu ücreti alıncaya kadar müsteciri elinde hapsetmesinde olduğu gibi.

Mürtehinin bu binayı elinde tutmakta bir menfaati oldukça, elinde tuttuğu bina helak olduğu

takdirde kıymetiyle tazmin edilir. Ama emanetler bunun hilafınadır. Onlar ancak, helak etmekle

tazmin olunurlar. Bu hakiki rehinin de hilafınadır. Çünkü hakiki rehinde merhun helak olduğu

takdirde kıymetinden veya borçtan hangisi daha az olursa; onunla tazmin edilir. İşte bu takrir

ettiğimizle şarihin, «rehin menzilesindedir» sözünün vechi zahir olmaktadır. Yani yalnız mürtehine

nesneyi hapsetme hakkı bulunması açısından rehin menzilesindedir. Yoksa rehin zımaniyeti gibi

zamin olunma haysiyetiyle değil. Bunun ve diğer emanetler gibi olmadığının delili de

Camiü'l-Fusuleyn'in muhayyerlikler bahsinde olan şu ifadedir: «Adam muhayyerlikle bir arsa satsa,

her ikisi de haklarını kabzetseler, sonra satan muhayyerlik müddetinde satışı bozsa, orsa

kıymetiyle mazmun olarak müşterinin elinde kalır. Müşteri onu bayiine verdiği semeni alıncaya

kadar elinde tutabilir.»

Camiü'l-Fusuteyn'in ifadesine göre, arsa helak olsa, onun kıymeti bayiin kabzettiği semenin misli

kadar olsa, bayiin kabzettiği semen düşer. Eğer arsanın kıymeti bayiin kabzettiği semenden az

olursa, kıymeti kadarı semenden düşülür. İşte bana zahir olan da budur.

«Zevahirü'I-Cevahir'de ilh...» Bu bahisle bu babın sonunda metinde gelecek mesele üzerinde düşün.

«Evla değildir ilh...» Yani rehin olmak bakımından.

«Binayı yersiz olarak ilh...» Meselâ vakıf bir arsa üzerindeki imareti. Nitekim Hamidiye'de de

bununla fetva verilmiştir. Veya devlet arazisi üzerinde yapılan bir binayı rehin verse. Nitekim

Tatarhaniye'de olduğu gibi. Bu her iki surette de o binanın rehin edilmesi caiz değildir.

«Meyvenin değil ağacın ilh...» Meselâ, yeriyle beraber veya toprağa tabi olarak ağacı rehin verse,

fakat ağaçlardaki meyveyi vermeyeceğini söyleyerek verse rehin bu cihetle fasit olur. Eğer kesin

olarak meyveyi dahil etmediğini ylemezse, meyve ağaca tabi olarak akdin sıhhati için rehine

girer. Ama bu şekildeki rehin bey'in hilafınadır. Çünkü ağacı, üzerinde meyve varken, meyveyi



katmadan satmak caizdir. Zikretmeden meyvenin satışa girmesi için bir zaruret de yoktur. Yine,

rehin edilecek bir binanın içindeki metaın da hilafınadır. Çünkü rehin edilen binanın içindeki emtia,

zikredilmeksizin, binanın rehinine girmez. Çünkü meta hiçbir vecihle binaya tabi değildir. Ekin, y

hurma, bina, fidan, tarlanın, binanın ve köyün rehinine girerler. Bizim zikrettığimiz gibi. Nitekim

Hidaye'de de böyledir.

«Hilkaten ilh...» Uygun olan, musannıfın bu kelimeyi hazfetmesiydi. Nitekim Hidaye ve diğer

kitaplarda da hazfedilmiştir. Zira hazfedildiği zaman, genel kaideye bina, eyer ve gem de dahil olur.

Nitekim biz bunu takdim ettik.

«İmâmdan ilh...» Çünkü ağaç, yetişen bir bitkinin ismidir. O zaman yeri ile birlikte ağaçların rehin

edilmesinden istisna edilmiş olur. Ama odayı değil, binayı rehin etmek bunun hilafınadır. Çünkü

bina bina edilenin adıdır. O zaman odayı değil, binayı rehin etmekte yerin hepsi rehin edilmiş

olmaktadır. O zaman o da, rahinin mülkü ile meşgul olmuş olur. Hidaye.

«Mücavereten ittisaldir ilh...» Bu kavil yeriyle birlikte ağaçların rehin edilmesinin cevazının illetidir.

Zira ağaçların üzerinde yetiştikleri toprakla birlikte diğer arazi ile muttasıl olması, mücavereten olan

bir ittisaldir. Bina ve atın eyeri gibi tebaî bir ittisal değildir. Meyve gibi hilkaten bir ittisal de değildir.

O zaman ağacın yeri ile birlikte rehin edilmesi bir metaın bir kabın içinde rehin edilmesi gibidir ki,

bu da rehine zarar vermez.

«Arsada sahihtir ilh...» Tavanında ve şahsa ait olan duvarlarında da rehin sahihtir. Kınye'de olduğu

gibi.

«Teb'an muttasıldır ilh...» Musannıfın bu kavil, bizim Hidaye'den hayvanın üzerindeki eyerin rehini

bahsinde naklen takdim ettiğimiz kavle muhaliftir. Atın üzerindeki eyer meselesi şöyledir: Eyeri atın

üzerinden kaldırana kadar rehin caiz değildir. Çünkü o eyer ata tabi olan şeylerdendir. Sen düşün.

«Hürün ilh...» Çünkü bu şeylerden mürtehin istifade edemez. Zira hürde maliyet yoktur.

Diğerlerinde ise, mani vardır. Hidaye.

«Müdebberin ilh...» Yani mutlak müdebberin. Nitekim biz yukarıda bunu takdim ettik. Bunun mutlak

müdebber olması da zikredilen illetten anlaşılmaktadır.

«Emanetle rehin caiz değildir ilh...» Yani emanetler ile rehin almak sahih değildir. Zira zaminiyet,

helak olan eğer misli bir şey ise, onun mislini, kıyemî ise, onun kıymetini geri almaktadır. Emanet

olan bir şey eğer kendiliğinden helak olursa, o zaman onun karşılığında bir şey yoktur. Vedia ve

ariye gibi şeyler kimin elinde ise, o helak ettiği takdirde, o zaman emenet değil, magsub olmuş olur.

Hamevi.

«Vedia ve emanet gibi ilh...» En doğrusu emanet yerine ariye demesiydi. Yine mudarebe ve şirket

malı ile de rehin caiz değildir. Hidaye'de olduğu gibi. Geçmişte, «Tedbir» babında da geçti ki,

kitapları vakfeden adam, kitapların binadan ancak rehin karşılığı çıkabileceği şartını koyarsa, bu

şart batıldır. Çünkü emanettir. Helak olduğu takdirde de hiçbir şey ödemek vacip değildir.

Eşbah'ın borç bahsinde de şu zikredilmiştir: «Onun şartına uymanın vacip olması ve rehini lügavi

manaya hamletmek uzak bir şey değildir.»

«Çünkü mebiin başkasının istihkakı çıkmasından korkulduğu için alınmıştır. ilh...» Şarihin bu kavli

ibareden hasıl olan mananın tefsiridir. Zira burada rehin ancak mebiin semeni iledir. Şöyle ki,

müşteri mebiin istihkakından korktuğu için bayiden semenle bir rehin almaktadır. Bu rehin de

batıldır. Çünkü emanettir. Nitekim ileride gelecektir.

«Kefalet bunun hilafına caizdir ilh...» Yani «derek»le kefalet caizdir. Rehini caiz olmadığı halde

kefaleti caiz olduğuna göre aradaki fark nedir? Fark şudur: Bir şeyi rehin almak verdiğini tam

olarak almak içindir. Alacağını tam almak da, günü gelip alınması vacip olmadan, olmaz. Ama

«derek»in zımaniyeti ise mebiin istihkakı zamanındaki bir zımaniyettir. O zaman onu borcun

ödenmesinin vacip olduğu zamana izafe etmek sahih değildir. Çünkü istifa, bir muvazenedir. Bir

şeyin temlikini istikbale izafe etmek caiz değildir. Kefalet ise, mutalebenin iltizamı içindir. Yoksa

asıl borcun iltizamı için değildir. Bundan dolayı, birisinin üzerinde olan bir borca eriyecek bir şeyle

kefil olmak caizdir. Ama eriyecek bir şeyi rehin vermek caiz değildir. Kifaye, özetle.

«Mislî veya kıyemî olmayan bir şeyle mazmun olan ilh...» Çünkü mislî ve kıyemî olan şeyler bir

nesne menzilesindedirler. Nitekim bunun beyanı gelecektir.

«Bayiin elindeki mebi gibi ilh...» Meselâ, birisi bir nesne alsa, ama aldığı şeyi kabzetmese, sonra

aldığı nesne ile bayiden rehin olarak bir şey alsa, o rehin batıldır. Çünkü mebiin helaki ile bayiin

üzerinde bir şey vacip değildir ki onu rehinle tamamlasın. Mebin helak! ile bey batıl olur. Semen de



düşer. Bu bahsin tamamı Kifaye, Gayetü'l-Beyan, Cevhere ve Zeylaî'dedir.

Kuhistanî'de şöyle denilmektedir: «Şeyhülislâm diyor ki: «O rehin fasittir. Çünkü rehin maldır. Mebi

de mütekavvimdir. Fasit de hükümlerde sahihe katılır. Nitekim Kermani'de olduğu gibi.» Mebsut'ta

da şöyle denilmiştir: «O rehin caizdir. O rehin kendi kıymetinden ve aynın kıymetinden hangisi daha

az ise onunla mazmundur. Bu kavli fakih Ebû Said el-Berdaî ve Ebül Leys kabul etmişlerdir. Fetva

da bu kavil üzerinedir. Kermani ve diğerlerinde olduğu gibi.»

«Nefis kefaleti ile rehin caiz değildir ilh...» Yani, Zeyd Amr'ın ödemesi gereken bin dirhemi bir

seneye kadar ödemediği takdirde kendisinin ödeyeceğini söylese, sonra Amr, kefalete rağmen

alacaklısına bin dirhem karşılığında bir malı bir sene müddetle rehin olarak verse, batıldır. Çünkü

Amr'ın üzerine henüz mal vacip olmamıştır. Yine, Zeyd, «Amr paranı ödemeden ölürse ben öderim.»

dese, sonra Amr borcu karşılığı bir rehin verse caiz değildir. Bu bahsin tamamı Haniye'den naklen

Minah'tadır.

«Kısasla ilh...» Çünkü kısasın merhundan tam olarak alınması daha, zordur.

«Hataen işlenen cinayet bunun hilafınadır ilh...» Diyet ve kısasın cari olmadığı yaralama da yine

kısasın hilafınadır. Çünkü kısasın cari olmadığı yaralamada erş (diyet) ile hükmedilir. O halde onun

yerine rehin olsa, caizdir. Dürrü'l-Münteka.

«Şuf'a ile ilh...» Yani şuf'adan dolayı mebiin teslimi kendisine vacip olan müşteriden rehin almak

caiz değildir. Çünkü mebi müşteri üzerine mazmun değildir. T.

«Ağlayan kadının ve türkü söyleyen kadının ücreti ile ilh...» Çünkü bu her ikisinin icare edilmesi de

batıldır. Dolayısıyla, rehin karşılığında mazmun bir şey olmayınca rehin de mazmun olmaz.

«Cinayet işleyen veya borçlu köleyi ilh...» Çünkü köle efendisi üzerinde mazmun değildir. Ve eğer

köle helak olursa, efendisinin üzerine hiçbir şey vacip değildir. Minah.

«Talepten önce ilh...» Bundan anlaşılan, zımaniyet talepten sonradır. Yani eğer talepten sonra helak

olursa, karşılıksız helak olmamış olur. Bu Camiü'l-Fusuleyn'de sarahaten zikredilmiştir.

Camiü'l-Fusuleyn sahibi şöyle demiştir: «Vedia gibi emanet bir şeyle rehin batıldır. Eğer mürtehinin

onu hapsinden evvel helak olursa, emaneten helak olmuş olur. Eğer hapsinden sonra helak olursa,

o zaman zamin olur.»

«Ne rehin verebilir ilh...» Zira müslüman rahin olduğu takdirde şarapla borcunu ödeme hakkına

sahip değildir. Mürtehin müslüman olduğu takdirde de ondan hakkını şarap olarak alamaz. O

zaman şarabı rehin etmek veya rehin almaz caiz değildir. Domuzda da hüküm böyledir. İtkanî.

Ben derim ki : Şimdi sözümüz kendisiyle rehin caiz olmayan mesele hakkındadır. Musannıfın

burada zikrettiği ise hamrın rehinin caiz olmamasıdır. O zaman musannıfın burada zikrettiği şu

andaki konumuzla ilgili değildir. O zaman lâyık olan musannıfın bu bahsi daha önce takdim

etmesiydi. Sen düşün.

Şarabı rehin etmek meselesi Camiü'l-Fusuleyn'de zikredilerek şöyle denilmiştir: «Şarabı rehin

vermek batıldır. Verildiği takdirde o emanettir. Bu da müslümanlar hakkındadır. Mürtehinin

müslüman, rahin kafir olursa hüküm yine böyledir. Ama her ikisi de kafir olursa, onlar arasında

şarabın rehin edilmesi sahihtir.»

Şu kadarı var ki Cevhere'de şöyle denilmektedir: «Şarap ve domuzla yapılan rehin fasit bir rehindir

ve ona zıman taalluk eder.»

Bizim İnaye'den naklen takdim ettiğimiz gibi, batıl mal sayılmayan veya karşılığında bir mazmun

olmayandır. O zaman şarapla domuzun karşılığında bir mazmun vardır. Veya müslümanlara göre

mal olmasa bile zımmilere göre mal olduğundan, onlarla yapılan rahin batıl değil fasit olur.

«Müslüman rahine zamin olmaz ilh...» Şarap müslüman hakkında mal olmadığı için, ondan

gasbettiğinde zımmî olan mürtehin zamin olmadığı gibi, rehin olarak aldığında da zamin olmaz.

Minah.

«Mürtehin müslüman ise zaminiyet vardır ilh...» Yani eğer rahin zımmi, mürtehin müslüman olursa

mürtehin zımmiye şarap için zamin olur. Zımminin bir malını gasbettiğinde müslüman nasıl zamin

olursa. Minah.

Minah'ın ifadesinin zahirinden şu anlaşılmaktadır: Müslüman mürtehin, taaddisiz rehine zamin olur.

Zira burada rehin (şarap) zımmiye göre maldır. Onun karşılığı da mazmundur. O zaman bu rehin ne

fasit, ne de batıldır, sahih bir rehindir. Düşünülsün.



«Misli ve kıymeti ilh...» Şarih burada nefis kelimesini misli ve kıymet ile tefsir etmiştir. Çünkü onlar

mazmun olunan nesnenin yerine kaimdirler. O zaman bu ifadeden maksat şudur: «eğer nesne

misliyattan ise, misli ile kıyemiyattan ise, kıymetiyle tazmin edilir.

«Gasp edilen nesnenin ilh...» Yani gasp edilen, veya hulu, mehir ve sulh bedeli olarak tayin edilen

şeyler eğer misli ise misli ile, kiyemî ise kıymeti ile tazmin edilir. O zaman bunları rehin etmek

sahihtir. Çünkü bunlarda zımaniye takarrür etmiştir ve eğer bunlar kaim ise, aynını teslim etmek,

eğer helak olmuşsa, onun kıymetini veya mislini teslim etmek vaciptir. Dolayısıyla bunları rehin

vermek mazmun olan bir şeyi rehin yapmaktır ki bu da sahihtir. Nitekim Hidaye'de olduğu gibi.

«Emanetler gibi ilh...» Yani ariye ve vedia gibi emanet şeyleri rehin etmek sahih değildir. Bunun

sahih olmamasının sebebini de Hamevi'den naklen takdim ettik.

«Mazmun olmayan ayn ilh...» Yani hakikaten kendisi mazmun olmayan fakat mazmuna benzeyen

nesne. Bunların rehini de sahih değildir. Çünkü helak olduğu takdirde, bayiin elindeki mebi gibi

bayiin mülkü helâk olmuş olur. müşteriye hiçbir şey vacip değildir. Vedia helâk olduğu takdirde

mudiin hiçbir şey vermesi lâzım gelmediği gibi.

Şarihin, «mazmuna benzer» ifadesi, müşteri kabzetmedikçe semenin düşeceğini ifade eder.

Kabzettiği takdirde de reddetmesi itibariyledir. İşte bundan dolayı yukarıda bayiin elindeki mebiye

gayri ile mazmun olan adı verildi. Biz de takdim ettik ki, onunla rehin ya batıldır, ya fasittir, ya

caizdir.

METİN

Vadedilen karz için rehin verilmesi sahihtir. Şöyle ki, adamın kendisine bin dirhem borç vermesi

için ona bir rehin vermesi gibi. Eğer mürtehin vadettiği paranın bir kısmını vererek kalanından

imtina etse, cebredilmez. Eşbah.

Rehin edilen nesne, vadettiği, karzı vermeden önce mürtehinin elinde helak olsa, söz verdiği miktar

kadar tazmin eder. O zaman meselâ bin dirhem söz vermişse, rahine bin dirhemi teslim etmesi için

cebredilir. Bu da eğer rehinin kıymeti verilecek paraya eşit ise veya ondan az iseyledir. Ama

eğer söz verilen para alınan rehinden daha fazla ise, o zaman yalnız rehinin kıymetini tazmin eder.

Eğer verilecek para önceden tayin edilmişse. Eğer tayin edilmemişse, yani birisi diğerine,

kendisine bir miktar karz vermesi için bir rehin verse, rehin de onun elinde helak olsa, mürtehin

zamin olur mu? İmameyn arasında bu hususta ihtilaf vardır ki bu ihtilaf Bezzaziye ve diğer

kitaplarda zikredilmiştir. Esah olan kavle göre mürtehin tazmin etmez. Çünkü yukarıda da geçtiği

gibi, karşılığında alınacak para tayin edilmeyen rehin esah kavle göre tazmin edilmez.

Selemin sermayesi ile üzerinde selem yapılan nesnenin rehin edilmesi sahihtir. Sarfın bahasını

rehin etmek de sahihtir. Eğer rehin mecliste helak olursa, sarf ve selem tamam olur. Mürtehin de

hükmen hakkını tam almış olur. Yalnız diğer üç mezhebin İmâmı buna muhaliftir.

Mürtehin parayı ödemeden, rehin de helak olmadan birbirinden ayrılsalar, selem ve sarf batıl olur.

Ama üzerinde selem yapılan nesne de mutlaka sahihtir. Eğer rehin helak olursa, akit tamam olur ve

helak olan nesne üzerinde selem yapılan nesnenin karşılığı olur. Eğer helak olmamışsa, fakat,

selemi feshetmişseler, ve üzerine selem yapılan şey rehin ise, o zaman istihsanen sermaye ile

rehindir. Çünkü o sermayenin yerine kaimdir.

Eğer rehin fesihten sonra helak olursa, o zaman selem yapılan şeyle beraber helak olmuş olur. O

takdirde selem sahibine, selem yapılan şeyin mislini vermek lâzım olur. Çünkü o helâk oluncaya

kadar hükmen rehin bakidir.

Babanın, kendisine verilecek bir borç karşılığında küçük oğlunun rehin vermesi sahihtir. Çünkü

babanın oğlunun kölesini ida etme (emanet verme) hakkı vardır. Öyleyse rehin etmesi daha evlâdır.

Çünkü helâk olduğu takdirde tazmin edilir. Vedia ise emanettir. Vasi de baba gibidir.

Ebû Yûsuf diyor ki: «Ne baba, ne de vasi bu hakka sahip değildirler. Helâk olduğu takdirde aldığı

borç miktarı kadar çocuğa zamindirler. Fazlasına değil. Çünkü fazlası emanettir.»

Timurtaşi diyor ki: «Vasi, helak olan rehinin kıymetini zamindir. Çünkü baba oğlunun malı ile

menfaatlenir fakat vasi menfaatlenemez.»

Şu kadar var ki Zahire ve başka kitaplarda baba ile vasinin eşit olduğu kesin şekilde ifade edilmiştir.

Baba, alacağı bir borç karşılığında bir malını küçük oğluna rehin olarak bırakabilir. Rehin ettiği

nesneyi de küçük oğlu adına kendisi hapseder. Ama vasi bunun hilafınadır. Zira vasi bu hakka

sahip değildir. Siraciye.



Bunun aksinde de hüküm yine böyledir. Yani baba, kendisine borçlu olan küçük çocuğunun bir

malını rehin olarak yanında tutabilir. Çünkü babanın oğluna karşı şefkati çok olduğundan adam iki

şahıs ve iki taraf gibi kabul edilir. Babanın küçük çocuğunun malını alması nasıl caiz ise. Ama vasi

bunun hilafınadır. Çünkü vasi sırf vekildir. Ve bey'de, ne rehinde akdin her iki tarafına temsil

edemez. Bu bahsin tamamı Zeylaî'dedir.

Kölenin, sirkenin ve kesilmiş bir hayvanın semeni ile rehin sahihtir. Her ne kadar sonradan kölenin

hür, sirkenin şarap, ve kesilen hayvanın murdar olduğu ortaya çıksa da.

İnkâr üzerine yapılan sulh bedelinin rehin edilmesi de sahihtir. Her ne kadar daha sonra alacağı

olmadığını ikrar etse bile. Çünkü bunda asıl kaide şu geçendir: Rehin ve kefaletin sıhhati için

deynin zahiren vacip olması kâfidir.

Altın ve gümüşü, ölçülecek, tartılacak bir şeyi rehin etmek de sahihtir. Bu zikredilenleri cinsinin

hilafına rehin etse, helâk olduğu takdirde kıymetiyle helâk olmuş olur. Ki bu da zahirdir. Eğer

cinsiyle rehin ederse, helâk olduğu takdirde ağırlık ve ölçü olarak misliyle helâk olmuştur,

kıymetiyle değil. İmâmeyn buna muhalefet etmiştir. Burada aynı cinsin iyiliğine itibar edilmez. Eğer

eşit olurlarsa, zaten açıktır. Eğer rehin edilen nesneden borç daha fazla ise, helâk olduğu takdirde

fazlası rahinin zimmetindedir. Eğer rehin edilen nesne daha fazla ise, o zaman fazlası mürtehinin

elinde emanettir. Dürer ve Sadrı Şeria.

İZAH

«Bir kısmını vererek İlh...» Yani vadettiğinin bir kısmını verse, geri kalanını vermekten imtina etse,

vermesi için cebredilmez. Bu aşikârdır ki, eğer rehin baki ise mürtehine cebredilmez. Yok eğer baki

değilse, hükmü metinde olandır.

«Helâk olsa ilh...» Yani mürtehin vadettiği parayı ödünç vermeden önce merhun onun elinde helâk

olursa. Bezzaziye.

«Kıymeti ilh...» Yani rehinin kabzedildiği günün kıymeti ile borç eşit ise.

«Tayin edilmemişse ilh...» Bazı nüshalarda böyledir. Bazı nüshalarda da, «Esah kavilde eğer

mürtehin vereceği borcun miktarını belirtmemişse, merhun helâk olduğu takdirde mazmun değildir.

Nitekim, yukarıda, rehin talebi üzerine kabzedilen merhun, borç beyan edilmemişse yani, kendisine

bir şey vermesi için ona bir rehin verse...» şeklindedir. İşte bu nüshada, şarihin «zamin olur mu?»

kavlini, tekrarı kullandırmak için düşürmek gerekirdi.

«İmâmeyn arasında bu hususta ihtilaf vardır ilh...» Yani zamin olup olmama hususunda İmâmeyn

arasındâ ihtilaf vardır. Biz de rehin kitabının başında Kınye'den naklen şunu takdim ettik: İmâmla iki

öğrencisi demişlerdir ki, mürtehin rahine, rahinin dilediğini verir.» Zeylaî de, «helâk ile mürtehin bir

şeyi tamamen almıştır» sözüyle talil ederek bu görüşe varmıştır. O zaman Zeylaî'nin beyanı da

yukarıdaki söze rücu etmiş olur. Velhasıl bu bahiste rivayet muhteliftir.

«Esah olan kavle göre mürtehin tazmin etmez ilh...» Yani iki rivayetten en sahihine göre helâk olan

merhun mazmun değildir. Nitekim biz de bunu Kınye'den naklen takdim ettik.

«Yukarıda geçtiği gibi ilh...» Yani rehinin başlarında metinde geçti. O zaman bu bahis makablinden

bilinmektedir. Şu kadar var ki şarih burada tekrar etmekle geçenden maksadın da ancak bu

olduğuna dikkat çekmek istemiştir. Yani rehin talebi üzerine kabzedilenden maksat, vadedilen

borçla rehin manasıdır. Bunlar aynı şeyi ifade etmekte birlikte tabirleri değişiktir. Bundan ötürü

Bezzaziye'de. «Vadedilen borçla alınan rehin rehin talebi üzerine kabzedilendir.» denilmiştir.

BİR TEMBİH:

Rehin karşılığı söz verilen borcu yerine getirmek lâzım değildir. Nitekim yakında musannıfın,

«Birisi, müşterinin semen karşılığı bir şey rehin etmesi şartıyla bir köle satsa...» sözünde de

gelecektir.

«Selemin sermayesi ile rehin edilmesl sahihtir ilh...» Bu meselelerin izah şekli şöyledir: Birisi

yiyecek karşılığı yüz dirhem selem etse, veya dinarı dirhemle satmış olsa, sonra kabızdan önce

selem ettiği kimseye yüz lira karşılığı bir şeyi rehin verse, veya dirhem veya yiyecekle bir rehin

almış olsa, o zaman o rehin mecilsle helâk olursa, sarf da, selem de tamam olur.

Bazı âlimler de birinci meseleyi şöyle izah etmişlerdir: Selem yapan kimse selem yaptığı kimseden

vermiş olduğu selem sermayesi karşılığı bir rehin alsa, o rehin helâk olmuş olsa, yine selem de sarf

da tamam olur.

Bana zahir olan, doğrusu, benim açıkladığım şeklidir. Çünkü eğer akit meclisinde rehin helâk



olursa selem yapan kimse selem sermayesini geri almış olabilir. Artık nasıl, bununla akdin

tamamlandığı söylenebilir. Eğer rehinin helâk olmasından evvel birbirinden ayrılırlarsa, rehin batıl

olur.

«Rehin helâk olursa ilh...» Bu kavil, zikredilen şeylerle rehin yapmanın faydasını beyan etmektedir.

Aynî.

Kuhistanî de: «Bundan murat rehinin sermaye ile veya sarfın bahası ile helâk olduğu» dur demiştir.

Üzerinde selem yapılan malın helaki değil. Çünkü o, musannıfın gelecek olan, «eğer ayrılsalar»

sözüne münafidir, ve ileride geleceği gibi selem yapılan mal mutlaka sahihtir.

Ben derim ki: İşte bundan dolayı Dürer'de üzerine selem yapılan mal meselesi yalnız tehir edilerek

zikredilmiştir.

«Mürtehin de hükmen hakkını tam almış olur ilh...» Yani sermaye veya sarfın semeni veya üzerine

selem yapılan nesnenin semenini mürtehin tam almış olur. T., Şümnî'den. Bu ifadenin misli

Hamevi'den naklen Ebussuud'un bir kavlidir.

Mürtehinden murat, birincisinde vereceği mal karşılığında para alan kimsedir. İkincisinde ise, sarf

yapan akitlerden birisidir. Üçüncüsünde ise, selem yapılan malın sahibidir.

Ben derim ki: Burada senin de bildiğin gibi üçüncüsü için, yani selem yapılan malın sahibinin ilgisi

yoktur. Sonra mürtehini birincisinde vereceği mal karşılığı para alan kimse ile tefsir etmek,

geçmişte bizim meseleyi tasvir etmemizi teyit etmektedir. Kuhistanî de şunu ifade etmiştir:

«Mürtehin hakkını tam almış olur, ancak, eğer rehinin kıymeti selem sermayesine ve sarfın

semenine eşit ise. Eğer rehinin kıymeti selem sermayesinden veya sarfın semeninden az olursa

ancak onun kıymeti kadar sahih olur.

«Parayı ödemeden, rehin de helâk olmadan ilh...» Yani rehin karşılığı verilecek paranın

verilmesinden ve rehin de helâk olmazdan önce, ayrılırlarsa.

«Selem ve sarf batıl olur ilh...» Çünkü ne hakikaten, ne de hükmen kabız yoktur. Cevhere'de şöyle

denilir: «Mürtehinin rehini geri vermesi lâzımdır. Eğer geri vermeden önce elinde helâk olursa,

sermaye karşılığı helâk olmuş olur. Çünkü mürtehin selem akdinin butlanından sonra rehinin helâk

olmasıyla selem sermayesini tam almış olur. Bu durumda selem akdi de caiz bir akde inkılap

etmez.»

«Mutlaka sahihtir ilh...» Yani isterse rahin ile mürtehin birbirinden ayrıldıktan sonra da olsun.

Çünkü üzerinde selem yapılan nesneyi, selem akdi yapılan mecliste kabzetmek vacip değildir.

Zeylaî.

«Üzerinde selem yapılan nesnenin karşılığı olur iIh...» Yani, selem yapılan nesneyi tam almış olur.

Fazlasında da yed-i emin olmuş olur. Eğer helâk olan rehinin kıymeti daha az ise, o zaman onun

kıymeti kadar almış olur. Cevhere.

«Sermayenin yerine kaimdir ilh...» Yani magsub gibi olur ki, gasp edilen şeyin karşılığında bir rehin

olursa, o zaman o kıymeti ile rehin olmuş olur. Hidaye.

«Fesihten sonra helâk olursa ilh...» Çünkü üzerine selem yapılan nesne ile rehin olmuştu. Rehin

adamın yanında selemin gayrıyla mahpus ise, bunun örneği de şöyledir: Meselâ birisi bir köle

satarak onu teslim etse, ancak kölenin semeni karşılığında bir rehin alsa, sonra da bayi ile müşteri

ikale yaparak bey'i feshetseler, köleyi satan kimse köleyi almak için rehin aldığı şeyi hapsedebilir.

Çünkü o kölenin fiyatının karşılığıdır. Eğer rehin edilen nesne helâk olursa, kölenin fiyatının

karşılığında helâk olmuş olur. Çünkü o kölenin fiyatı ile rehin edilmiştir. Zeylaî.

«Lâzım olur ilh...» Yani üzerine selem yapılan nesne karşılığında rehin helâk olsa, selem sahibinin

selem yapılan mal kadar selem yaptığı kişiye vermesi lâzımdır. Ve selem sermayesini alır. Çünkü

rehin selem sermayesi ile mazmundur. Rehinin hükmü de helâk oluncaya kadar bâkidir. O zaman

selem sahibi rehinin helâki ile, rehin yapılan malı tam almış olur. Eğer selem yapılan nesneyi tam

olarak almış olsa, sonra ikale yapsalar, veya ikaleden sonra tam almış olsa, o zaman tam aldığı şeyi

selem sahibine geri vermesi sermayeyi de geri alması gerekir. Rehin bahsinde de hüküm aynen

yledir. Zeylaî.

«Çünkü helâk olduğu takdirde tazmin edilir ilh...» Bu kavil, rehinin idadan (emanet vermeden) daha

evlâ olduğunu beyan etmektedir. Zira Mürtehin, rehini, ödeme korkusundan dolayı, mûda'dan daha

dikkatli hıfzeder. Hidaye.

«Vedia ise emanettir ilh...» Vedia bahsinde de geçtiği gibi emanet olan bir şey helâk olduğu



takdirde mazmun değildir.

«Ebû Yûsuf diyor ki ilh...» Züfer de böyle demektedir. İmâm Ebû Yûsuf ile Züfar'in kavli, kıyasa

göredir. Birincisi ise, zahiri rivayet ve istihsana göredir. Hidaye ve Zeylaî.

«Fazlasına değil ilh...» Yani borç miktarı kadar zamindirler, rehinin kıymeti fazla olduğu takdirde

borç miktarından fazlasına zamin değildirler.

«Vasi kıymetine zamindir ilh...» Yani kıymetin, hepsine, Rehinin kıymeti borçtan fazla olsa bile.

Şarih de, ileride gelecek olan rehinde tasarruflar babında Timurtaşi'nin kavliyle yetinmiştir.

«Başka kitaplarda ilh...» Muğni, İnaye ve Mülteka gibi kitaplarda.

«Baba ile vasinin eşit olduğu ilh...» Zahire, Muğni, İnaye ve Mülteka'da olan kavil, metinde geçen

birinci kavildir.

«Küçük oğlu adına kendisi hapseder ilh...» Yani baba çocuğuna rehin ettiği malı çocuğun namına

kendi yanında hapseder.

«Bunun aksinde de ilh...» Yani babanın çocuğu üzerinde alacağı olmuş olsa, küçük çocuğunun

malını rehin olarak alabilir. Borç diğer bir küçük oğluna olursa, veya babasının tacir bir kölesine

olursa, baba borçlu olan çocuğunun metaını alacaklı olan diğer çocuğunun veya tacir kölesinin

yanına rehin olarak koyabilir. Nitekim Hidaye ve Mülteka'da da böyledir.

«Ama vasi bunun hilâfınadır ilh...» Yani vasinin vesayeti altındaki çocukta alacağı olsa, onun

metaını rehin olarak kendi yanında tutamaz.

«Ne bey'de ilh...» Bu söz, Kadı'nın tayin ettiği vasiye hamledilir. Musannıf vasi babında şöyle

demektedir: «Eğer çocuğun vasisi çocuğun malını kendine alır veya kendine satarsa, bakılır: Eğer

Kadı'nın tayin ettiği vasi ise, mutlaka caiz değildir. Eğer çocuğun babasının vasisi ise, çocuğa açık

bir menfaat bulunması şartı ile caizdir. Ama babanın çocuğun malını çocuğun namına kıymetinin

misli ile ve halkın aldanabileceği miktarla satması caizdir. T.

«Bu bahsin tamamı Zeylaî'dedir ilh...» Zeylaî de Hidaye ve Minah sahipleri gibi bu bahsin talil ve

meselelerin tefriini uzun uzadıya yazmıştır.

Mülteka'da şöyle denilmiştir: «Vasi, vesayetindeki yetim çocuğun yemesi ve giymesi için bir

yabancı adamdan borç para alsa, onun karşılığında da çocuğun metaını rehin verse, sahihtir.

Çocuk baliğ olduğu zaman vasisinin yapmış olduğu borcu ödemedikçe, rehini bozamaz.»

«Kölenin ilh...» Yani rehinin zımaniyeti ile zamindir. Yani helak olmuş olsa, kölenin kıymeti borç

kadar veya daha fazla ise, rahine borç miktarı kadar öder. Eğer onun kıymeti borçtan az ise, kölenin

kıymetini rahine öder. Çünkü mürtehin köleyi zahiren vacip olan bir borç karşılığı rehin almıştır.

İbni Kemal.

«İkrar etse ilh...» Yani mürtehin rehinden sonra alacağı olmadığını ikrar etse. Bu meselenin izahı

şöyledir: Birisi diğer adamın üzerinde bin dirhem alacağı olduğunu iddia etse, borçlu görülen

kimse de inkâr etse, beş yüz dirhem üzerine sulh yapılsa, borçlu kimse, beş yüz dirhem karşılığı bir

malı alacaklıya rehin verse, o mal da mürtehinin yanında helâk olsa, sonra bir borç olmadığında

birbirlerini doğrulamış olsalar, mürtehinin rehinin kıymetini rahine ödemesi lâzımdır. Mirac.

«Rehin ve kefâletin sıhhati için kâfidir ilh...» Minah'ta dayledir. Ben bu bahsi Minah'tan başka bir

yerde de görmedim. Nihaye ve diğer kitapların ibaresi ise şöyledir: «Rehinin sıhhati ve mazmun

olması için borcun zahir olması kafidir.» Belki musannıfın, buradaki kefilden muradı ödenmesi

vacip olan şeylerle kefil olandır. Zira musannıfın kefalet kitabında ifade ettiğine binaen

tazminatlarla kefil olmak sahihtir. Ama buradaki kefili kölenin semeni ve mabadindekine hamletmek

ise zahir değildir. Çünkü Münteka'dan naklen Zahire'nin kefalet bahsinde şöyle bir ifade vardır:

«Eğer kefil talibin ikrarı üzerine, bu malın şarap veya fasit satışın semeni olduğuna dair beyyine

ikame etse, beyyinesi kabul edilir ve o mal batıl olur.»

«Cinsinin hilâfına ilh...» Mesele elbise gibi bir şeyle rehin edilmiş olsa.

«Kıymetiyle helak olmuş olur ilh...» Yani altın veya gümüş veya onların benzeri şeylerden rehin

edilen nesne helâk olsa, ölçü ve tartı ile değil, kıymeti ile helâk olmuş olur. Bu sebeple altın ve

gümüşün saf olması muteberdir. Çünkü, elbise gibi cinsinin hilafı ile rehin edilmiştir. Ama cinsinin

karşılığında rehin edilmiş olsa, onda saf olmaya itibar edilmez. Nitekim ileride gelecektir.

«Cinsiyle rehin ederse ilh...» Yani gümüşü gümüşle, altını altınla, buğdayı buğdayla, arpayı arpa ile

rehin etmiş olsa, rehin helâk olduğu takdirde ölçü ve tartı bakımından ister kıymeti çok olsun, ister



az olsun, misliyle helâk olur. Zeylaî.

«Kıymetiyle değil, İmâmeyn buna muhalefet etmiştir ilh...» Yani İmâmeyn'e göre, helâk olduğu

takdirde, mürtehin, cinsin hilâfına rehin edilen nesnenin kıymetine zamindir. O zaman o kıymet

helâk olan rehinin yerine rehin olmuş olur. Mürtehin de tazminatına helâk olana mâlik olur. Aynî.

Eğer rehinin kıymeti borçtan az olursa, İmâmlar arasındaki ihtilafın semeresi zahir olur. Ama eğer

helâk olan rehinin kıymeti borç kadar veya daha fazla olursa, o zaman her iki bahiste cevap

ittifakladır. Çünkü İmâma göre mürtehinin alacağını alması tartı iledir, İmâmeyne göre ise, kıymeti

iledir. Kıymet birincisinde borcun mislidir, ikincisinde ise, borçtan fazladır. O zaman mürtehin borç

miktarı kadar hakkını tam almış olur, borçtan fazla olan kısımda yanında emanet olur. Nitekim

Hidaye'de de böyledir.

«Aynı cinsin iyiliğine itibar edilmez ilh...» Çünkü cinsi cinsi ile karşılaştırıldığında faiz olmaması

için iyi olmasının kıymeti yoktur.

«Eşit olurlarsa ilh...» Yani rehinle karşılığında alınan mal ölçü ve tartı bakımından eşit olursa, o

zaman onun hükmü zahirdir. Yani kıymetine bakılmaksızın ve İmâma göre iyi olmasına

bakılmaksızın rehin helâk olduğu takdirde borç düşer. Bunların hepsi, rehinin helâk olması

halindedir. Ama eğer helâk değil, rehinden bir şey noksanlaşsa, meselâ, gümüş bir ibrik olan rehin

kırılsa, o ayrı bir konudur. Bu meselelerin suretleri helâk ve noksan konusunda yirmi altı surete

ulaşır. Bunlar da uzun kitaplarda açıklanmıştır. Tebyîn ve Gayetü'l-Beyan da bunları izah etmiştir.

METİN

Birisi, müşterinin semen karşılığında kendisine belirli bir rehin bırakması veya belirli bir kimseyi

kefil etmesi şartıyla bir köle satsa, sahihtir. Müşteriye o rehini vermesi veya o kefili göstermesi için

cebredilemez. Zira, rehin kitabının başlarında geçtiği gibi, müşterinin bunu yerine getirmesi lâzım

değildir. Bu satışta bayi taleb ettiği vasıf fevt olduğundan satışı feshedebilir. Ancak müşteri semeni

peşin öderse, veya şart kılınan rehinin kıymetini verirse, o zaman satıcı satışı feshedemez. Çünkü

burada maksut hasıl olmuştur.

Müşteri, satıcıya mebiin dışında başka bir şey vererek onun semeni kadar yanında kalmasını

ylese, verdiği şey rehin olur. Çünkü müşteri rehini ifade eden bir şey telaffuz etmiştir. Akitlerde

muteber olan, manadır. Ama ikinci İmâm ile diğer üç mezhebin İmâmları buna muhalefet

etmişlerdir. Müşterinin, satıcıya: «onu tut!» diye söylediği şey, satın aldığı mebi olsa bile, eğer

kabızdan sonra vermişse, o zaman o şey semeni ile rehin olmaya salihtir. Eğer mebiyi kabzetmeden

evvel böyle derse, rehin olmaz. Çünkü o sırada mebi semeni ile satıcının yanında hapsedilmiştir.

Nitekim geçti. Yalnız şu kaldı: Eğer mebi et veya buz gibi beklemekle bozulan bir şey ise, müşteri

de parayı geciktirir, ve telef olacağından korkarsa, o zaman o mebinin ikinci defa satılması ye

alınması caizdir. Eğer eski sattığı fiyattan daha fazlasına satsa, fazlasını tasadduk eder. Zira onda

şüphe vardır.

Bir adam iki kişinin yanına, her ikisinden aldığı bir borca karşılık bir nesneyi rehin etse, sahihtir.

Onun hepsi, her iki adamın yanında rehindir. Velev ki bu adamlar iki ortak da olmasınlar. Bunlar

rehini nöbetle ellerinde tutsalar, bunların her biri kendi nöbetinde diğer adam hakkında adil gibi

olur. Bu hüküm, eğer rehin edilen nesne tecezzi etmeyen cinsten iseyledir. Eğer rehin

parçalanabilen cinsten ise, bunlardan her biri yarısını kendi yanında hapsedebilir.

Rahin nesnenin tamamını birisine vermiş olsa, İmâma göre zamin olur. İmâmeyn buna muhalefet

etmiştir. Bunun aslı, vedia meselesidir. Zeylaî.

İki kişiye rehin edilen nesne helâk olursa, bunlardan her birisi kendi hisselerine zamindir. Çünkü

alacakları hak parçalanabilmektedir.

Rahin bunlardan birisinin alacağını öderse, o malın hepsi, diğerinin yanında rehin olur. Zira

yukarıda geçtiği gibi, nesnenin hepsi onların her birinin elinde parçalanmadan rehindir.

Eğer iki kişi üzerlerindeki bir borç karşılığı bir adama bir şeyi bir rehinle rehin etseler, o nesnenin

borcun hepsine karşılık rehin edilmesi sahihtir. Mürtehin o nesneyi alacağının tamamını alıncaya

kadar yanında tutar. Çünkü şüyu (ortaklık) yoktur.

Adam iki kölesini bin lira karşılığı rehin etse, birisinin hissesini ödese bile onu geri alamaz. Çünkü

iki köle borcun hepsi karşılığı rehin edilmiştir. Mebiin, semenin tamamı karşılığında satıcının elinde

hapsedildiği gibi.

Eğer her köleyi, karşılığında rehin ettiği miktarı ayrı ayrı tayin ederek rehin ederse, o zaman



hangisinin karşılığında aldığı miktarı öderse, onu geri alabilir. Ama bey bunun hilafınadır. Çünkü

akit rehinde semenin ayrılmasıyla, birden çok olmaktadır, ama satışta değil. Esah olan da ancak

budur.

İki adam, bir nesnenin bir adam tarafından kendisine rehin bırakıldığına ve onu teslim aldığına dair

ayrı ayrı beyyine getirseler, her ikisinin beyyinesi de batıldır. Çünkü meselâ bir köle gibi aynı

nesnenin hepsinin, «buna karşılık» ve «şuna karşılık» olmak üzere aynı zamanda iki adama rehin

edilmesi muhaldir. Ortaklık söz konusu olduğu için onu yarıya bölmek mümkün değildir. Karşılıklı

beyyine getirirlerse, beyyineleri düşer. O zaman helâk olduğu takdirde emaneten helâk olmuştur.

Çünkü batıla hüküm yoktur. Bu hüküm eğer tarih atmamışlarsa böyledir. Eğer tarihini yazmışlarsa,

hangisinin tarihi daha eski ise, o daha evladır. Yine rehin bunların birisinin elinde ise, elinde olan

(zilyed) daha haklıdır. Çünkü elinde olması, onun daha evvel parayı verdiğine karinedir.

Kölenin rahini ölmüş olsa, köle de onların ikisinin yanında olsa, veya olmasa hüküm birdir. Zeylaî.

Eğer vasfettiğimiz gibi bunların her birisi delil getirse, bunların her birisinin elinde onun yarısı

istihsanen hakkının karşılığında rehin olur. Çünkü rahinin ölümü ile o köle borcun karşılığına

inkılap etmiştir. Şayi de bunu kabul eder.

Adam borçlusunun başındaki sarığını yanında rehin olması için almış olsa, rehin olmaz. Ama o

sarık helâk olduğu takdirde rehin hükmüyle helak olur. Diyor ki: «Eğer borçlu onun yanında rehin

olarak kalmasına razı olursa rehin olacağı açıktır.» İmadiye.

Bu şunu ifade ediyor ki, eğer borçlu onun yanında rehin olarak kalmasına razı ise rehin olur,

değilse rehin olmaz. Bunun üzerine musannıfın da ifade ettiği gibi Siraciye ve diğer kitapların

mutlak ifadeleri de hamledilir.

Mücteba'da şöyle denilmektedir: «Mal sahibi borçlunun malını ondan izinsiz yanında rehin olarak

tutabilir.»

Bazı âlimler tarafından da, «Para sahibi borçlusunun ödemesinden ümidini keserse, o zaman

hakkının yerine onun herhangi bir malını alabilir.» demişlerdir. Musannıf da bunu ikrar etmiştir.

Birisi diğerine iki elbise vererek, «Bunlardan hangisini istersen şu kadar para karşılığı rehin olarak

al.» dese, o da her iki elbiseyi de alsa, onların birisini seçmezden önce hiçbiri rehin olmaz. Siraciye.

FER'İ MESELELER:

Rehinin gasp edilmesi helâk olması gibidir. Ancak mürtehin rahinin izni ile ondan intifa ederken

gasp edilirse, rahin nesneyi dellala vermesi için emretse, o da verirken helâk olsa, zamin olmaz.

Hamamcı rehin edilen Kur'anı sandığına koysa, sandığın üzerine de bir bardak içme suyu bıraksa,

su dökülse ve Kur'an helâk olsa, rehin zaminiyeti lie zamin olur, fazlasına değil. Mûda ise hiçbir

şeye zamin olmaz. Kınye.

Rehinde müddet kesmek rehini ifsat eder.

Rahin rehinin satılması için birisine yetki verse ve ölse, mürtehin onu varisleri hazır olmadan da

satabilir.

Rahin kısa bir müddet ortadan kaybolsa, mürtehin anacağı karşılığında rehinin satılması işini

Kadı'ya götürse, Kadı satış emri verse, lâyık olan onun satışının caiz olmasıdır.

Eğer adam ölse, bir varisi olduğu bilinmese, Kadı da onun binasını satsa, caizdir. Nehir'in bey

bahsinin çeşitli meseleler babında da yledir.

Zahire'de şöyle denilmektedir: «Mürtehin kendisine rehin edilen ağaçların meyvesini, telef

olmasından korksa bile satamaz. Çünkü mürtehin hapsetme velayetine sahiptir, satma velayetine

değil. Ama onu Kadı'ya götürmesi mümkündür. Kadı'ya götürmesi mümkün olmayan bir yerde olsa,

veya Kadı'ya götürmeden evvel bozulacak bir halde olsa, o zaman mürtehinin onu satması caiz

olur.» Allah daha iyisini bilir.

İZAH

«Belirli bir kimseyi kefil etmesi ilh...» Yani akit meclisinde hazır olan bir şahsı kefil etmesi ve onun

da kefaleti kabul etmesi halinde sahih olur. Eğer rehin ile kefil belirsiz olsalar, veya onlar akit

meclisinden ayrılıncaya kadar kefil orada olmasa, akit fasit olur. Eğer kefil hazır olur, kefaleti kabul

eder veya rehinin tayin edilmesi üzerinde ittifak ederlerse yeya müşteri semeni nakden peşin

öderse, bey caiz olur. Ama yapılan işlemler akit meclisinden sonra olursa, bu satış caiz olmaz.

Zeylaî, özetle.



«Müşteriye cebredilemez ilh...» Yani müşteriye rehin vermesi için cebredilmez. Kefile gelince,

yukarıda bildin ki, kefilde şart olan onun akit meclisinde hazır olması ve aynı mecliste kefaleti kabul

etmesidir. Kefalette kaçınmak veya icbar etmek yoktur. Düşünülsün.

«Rehinin başlarında geçtiği gibi ilh...» Yani rehin kitabının başında geçti ki, kabızdan önce yalnız

icap ve kabulle rehini yerine getirmek lâzım değildir. Hatta rehin akdi yapmış olsa, rahin rehini

teslim etmeye cebredilemez. O zaman mürtehin de mücerret söz vermekle sözünü yerine getirmeye

cebredilemez.

«Talep ettiği vasıf fevt olduğundan ilh...» Çünkü karşılığında rehin bulunan semen, karşılığında

rehin olmayan semenden daha sağlamdır. O zaman rehin semenin bir sıfatı olmaktadır. Bu da

mergub bir vasıftır. Bunun fevti ile satıcıya muhayyerlik vardır. Bu bahsin tama

Gayetü'l-Beyan'dadır.

«Maksut hasıl olmuştur ilh...» Çünkü rehinden kastedilen kıymetidir, aynı değil.

«Rehini ifade eden bir şey telaffuz etmiştir ilh...» Rehin semeni ödeyinceye kadar hapsetmektir.

Akitlerde de manalara itibar edilir. Bundan dolayı asilin beraatı şartıyla kefalet havaledir. Asilin

beraat etmemesi şartı ile yapılan havale de kefalettir. İtkanî.

«İkinci İmâm ile diğer üç mezhebin İmâmları ilh...» Zira o lafzın rehine de idâya da ihtimali vardır.En

az idâyı ihtimal eder. O zaman idanın sübutu ile hükmedilir. Ama bunun hilafına müşteri, «Şunu

alacağın veya malın karşılığında tut» dese, bu rehin olur. Çünkü o nesneyi borcun karşılığı olarak

ifade ettiği zaman, rehin olduğunu tayin etmiştir.

Biz deriz ki, «Şunu, ben sona parasını verinceye kadar tut.» sözünde müşteri tutmayı verme vaktine

kadar uzattığı zaman, anlaşılır ki onun bu sözden muradı rehindir. Bundan ötürü rehin olmaktadır.

Hidaye.

«O şey semeni ile rehin olmaya salihtir ilh...» Çünkü müşterinin mülkiyeti onda taayyün etmiştir.

Hatta helâk otmuş olsa, müşterinin hesabına helâk olmuş olur, akit de infisah etmez. T.

«Semeni ile satıcının yanında hapsedilmiştir ilh...» Bunun zaminiyeti de rehin zaminiyetine

muhaliftir. O zaman iki muhtelif zaminiyetle mazmun değildir. Çünkü iki muhtelif tazminatın içtiması

muhaldir. Hatta müşteri satıcıya, mebiyi kabzetmeden önce, «Ben sana semeni verinceye kadar

mebii elinde tut» dese, o da elinde tutsa, fakat elinde helâk olsa, satış kendiliğinden infisah eder,

müşterinin de para ödemesi lâzım değildir. Zeylaî.

«Nitekim geçti ilh...» Yani musannıfın bayiin elindeki mebi de rehin edilmez sözünde geçti.

«Beklemekle bozulan bir şey ise ilh...» Yani eğer müşterinin kabzetmesinden önce rehin ettiği şey

beklemekle bozulan cinsten ise... T. Bunun zahiri şudur ki, kabızdan sonra hüküm yle değildir.

Ben derim ki: Bey'in müteferrikat bahsinin başlarında şu geçti: «Adam bir şey almış olsa, mebii

kabzetmeden ve semeni ödemeden önce bilinen bir şekilde kaybolsa, satıcı da ona peşin olarak

sattığına dair beyyine getirse, eğer adamın yeri bilinmiyorsa o mebi satılır. Yani Kadı onu satar.»

Nehir'de de yine bey bahsinin müteferrikat kısmında şöyle denilmektedir: «Adam bir şey satsa,

kabzetmeden ve semeni ödemeden önce kaybolsa, uygun olan, denilmelidir ki, eğer o satılan şeyin

telef edilmesinden korkulursa. onu satmak caizdir. İster alan adamın yeri bilinsin, ister bilinmesin.»

Nehir sahibi burada müşterinin onu rehin kılmasıyla da kaydetmemiştir.

«Satılması caizdir ilh...» Bizim yukarıda takdim ettiğimizin zahirine göre bu cevazdan maksat,

Kadı'nın satabileceğidir. Bu babın sonunda sarahaten bunu bildiren ifade gelecektir.

«Alınması ilh...» Yani müşterinin daha evvel onun satıldığını bildiği halde alması caizdir.

«Fazlasını tasadduk eder ilh...» Yani birinci satışın semeninden fazla olan kısmı tasadduk eder.

«Zira onda şüphe vardır ilh...» Yani, gayrın malı olması şüphesi vardır ki o da birinci müşteridir.

«İki kişinin yanına ilh...» O iki kişi de kabul etseler, o zaman sahih olur. Ama adam borcu

karşılığında bir şeyi iki kişiye rehin ettiğinde birisi kabul etse, diğeri kabul etmese, sahih olmaz.

Meselâ, «Ben yarısını şuna, yarısını da şuna rehin ettim.» demesi gibi. Sayıhanî, Makdisi'den.

«Onun hepsi o iki adamın yanında rehindir ilh...» Yani o nesnenin hepsi, onların herbirinin alacağı

karşılığında hapsedilir. Yoksa, yarısı birisine rehin, yarısı da diğerine rehin değildir. İbn-i Kemal.

Bir nesnenin iki kişiye rehin edilmesi, hibenin hilafınadır. Çünkü hibe, hibe edilen nesnenin hibe

edilen kişiye mülkiyetinin sübutunu icabettirir. Bir nesne de ayrı ayrı iki kişiye, aynı zamanda mülk

edilemez. Bir nesne iki adama rehin edildiği zaman ona zarureten şüyu (ortaklık) girer. Rehinin



hükmü ise, borç ödeninceye kadar daimi hapistir. Bu sebeple tek nesnenin iki kişinin hak

karşılığında tam olarak hapsedilmesi caizdir. Bu bahsin tamamı Kifaye'dedir.

«Velev ki, bu adamlar iki ortak da olmasınlar ilh...» Yani borçta da ortak olmasalar bile. Yine ikisinin

alacaklarının cinsleri ayrı olsa bile. Meselâ birisinin alacağı dirhem iken, diğerinin alacağı dinar

olsa, yine de onların karşılığında bir nesneyi rehin olmaları sahihtir. İnaye.

«İmâma göre zamin olur ilh...» yani rehini diğerine veren adam gasp zaminiyeti ile zamin olur. T.

«Bunun aslı vedia meselesidir ilh...» Yani bir adam taksimi kabil olan bir nesneyi iki kişinin yanına

îda etmiş olsa, bunlardan birisi de o nesnenin hepsini diğerine verse, veren adam İmâma göre gasp

zaminiyeti ile zamin olur. İmâmeyn buna muhalefet etmiştir. Zeylaî.

«Herbirisi kendi hisselerine zamindir ilh...» T. Mekki'den naklen şöyle demektedir: «Bu bahsin

sureti Binaye'de olduğu gibi şöyledir: Mürtehinlerden birisinin rahinden on dirhem, diğerinin de

beş dirhem alacağı olsa, rehin edilen nesnenin kıymeti de otuz dirhem olsa, otuz dirhemlik

rehinden yirmi dirhemi helak olsa, kalan on dirhemlik kısım iki mürtehinin elinde üçe taksim

edilmek üzere rehin kalmış olur. O zaman onun helaki ile on dirhem alacaklı mürtehinden, üçte ikisi

düşer. Beş dirhem alacaklı mürtehinin hakkından da üçte biri düşer. O zaman rahinin on dirhem

alacaklı olan mürtehine 3.33 dirhem vermesi gerekir. Beş dirhem alacaklı olan mürtehine de 1.66

dirhem verir.»

«İstiyfa edecekleri parçalanabilmekedir ilh...» Çünkü alacakları parçalanmayı kabul eder.

«Birisinin olacağını ödese ilh...» En doğrusu, musannıfın bu kavli «eğer helâk olursa» sözünden

evvel zikretmesiydi. Nitekim İbn-i Kemal böyle yapmıştır. Eğer böyle yapsaydı, onların her birisinin

kendi hissesine zamin olduğunu ifade ederdi.

«Bunlardan birisinin alacağını ödese ilh...» Zira Nihaye'de Mebsut'tan naklen şöyle bir ifade vardır:

«Eğer rehin ikinci adamın elinde helâk olsa, rahin birinci mürtehine ödediği borcu geri alır. Çünkü

rehin rahine ulaşana kadar onların her ikisinin de mürtehinlikleri bakidir. Çünkü yukarıda geçtiği

gibi, bunların her birisi kendi nöbetinde diğeri için adil gibidir.»

«Yukarıda geçtiği gibi ilh...» Yani yakında musannıfın «Bir adam iki kişinin yanına, her ikisinden

aldığı bir borca karşılık bir nesneyi rehin etse, sahihtir. Onun hepsi, her iki adamın yanında

rehindir.» sözünde geçti.

«Parçalanmadan rehindir ilh...» O zaman, borçtan bir şey kaldığı müddetçe rahin rehin ettiği

nesneden hiçbir şeyi geri alamaz. Mürtehin bir olduğunda, borcunu ödemeden rehinden bir şey

alamadığı gibi.