Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Mevzu (Uydurma) Hadisler

“Lam” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler 4

« Mim » Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler 6

“Nun” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler 20

“He” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadis. 21

“Vav” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler 21

“Lam” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler 22

“Ye” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler 23

Hadis İmamlarının Bazı Uydurma Rivayetler Hakkındaki Görüşleri 26

Bazı Peygamberlere Ve Sahabeye Ait Olduğu Söylenen Ama Aslı Olmayan Kabirler 28

Dipnot Kaynakları 40

 

 

 

 


225. HADİS: "Her kap içindekini sızdırır." [1] Süfiy-yenin s özlerinde ndir.

226.  HADİS: "Her   bid'at   sapıklıktır.   İbadetteki bid'at müstesna." [2] Senedinde —hadiste— yalancı bir ravi, bir de —günlük hayatında— yalancılıkla suçlanan bir başka ravi bulunmaktadır.[3]

227. HADİS: "Her ikincinin bir üçüncüsü vardır" [4] ve şairin! "Bir şey iki defa olmuşsa mutlaka bir üçüncüsü de olacaktır", [5] sözlerinin aslı yoktur.

228.  HADİS: "Her yıl -giderek- düşüyorsunuz." [6] Hasan el-Basrî'nin sözüdür. [7] Aynı manada Buharî' nin rivayet ettiği; "Size hiçbir zaman gelmez ki daha sonrası o zamandan daha kötü olmasın. Nihayet Rabbinize kavuşursunuz", şeklinde -sahih- bir hadis bulunmaktadır.[8]

Buna benzer bir ifade, İbn Mes'ud'un sözü olarak ri­vayet edilmiştir. İbn Mes'ud şöyle demiştir: [9] "Ben bu hadisi; bir yöneticinin ondan sonraki yöneticiden daha hayırlı olacağı, ya da bir senenin ondan sonraki sene­den daha hayırlı olacağı manasında anlamıyorum. An­cak ben bu ifadeden şunu anlıyorum: Alimleriniz ve fakihleriniz -vefat edip- birer birer kaybolacaklar. [10] Sonra sizler, onların'yerini tutacak hiç kimse bulama­yacaksınız. Onların yerine kendi -şahsî— görüşleriyle fetva veren kimseler gelecektir."[11]

Bir başka rivayette; Bu kötü durum, yağmurların çokluğu veya azlığıyla değil, alimlerin vefatıyla yaşa­nacaktır denilmiştir.[12]

İbn Abbas (r.a), Cenab-ı Hakkın;   "Onlar bizim bu

dünyanın etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmü­yorlar mı?", [13] ayetini bu mana ile açıklamış; "Bu ek­siklik, âlimlerin ve fakihlerin vefatıyla yaşanacak ek­sikliktir", demiştir.[14]

Bu konuda Ebu Ca'fer'in [15] şu sözü de rivayet edil­mektedir: "Bir âlimin ölümü, Şeytan için yetmiş âbidin ölümünden daha sevimlidir."

229. HADİS: "Hepiniz kazançlısınız. Hepiniz azimli­siniz." [16] Hadis değildir.[17]

230. HADİS: "Her yasak tatlıdır." [18] Hadis değildir

231. HADİS: "Kişinin -ilim yolunda- dinlediği bir kelime, onun için bir yıl —nafile— ibadetten daha hayır­lıdır. Bir saat ilmî meseleleri müzakere meclisinde er turması, bir köleyi azad etmesinden daha hayırlı­dır." [19] Bu ifade, ZeyJ'de [20]  belirtildiği gibi; Arûs kita­bından alınmıştır.

232. HADİS: "Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bi­linmeyi istedim. Mahlûkatı yarattım. Kendimi onlara tanıttım. Onlar da beni tanıdılar." [21] İbn Teymiyye, Zerkeşî ve Sehavî gibi hadis hafızları, bunun aslının olmadığını açıkça ifade etmişlerdir.[22]

233. Hadis: "Âdem henüz su ile toprak arasında -yani çamur hâlinde- iken ben Peygamber idim." [23] Zerkeşî: Bu lafızla aslı yoktur, demiştir.[24]

234. HADİS: "Kuyruk olma, baş ol. Zira baş yok olur, kuyruk kurtulur." [25] ibrahim b. Edhem'in sözüdür.[26]

 

“Lam” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler

 

235. HADİS: Tasavvuf hırkasının giyilmesi, Hasan Basrî'nin bu hırkayı Hz. Ali (r.a) eliyle giymesi. [27] Muhad-disler, bunun aslı olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir.

236. HADİS: "Aşk yılanı ciğerimi soktu." [28] (İki be­yit) [29] İbn Teymiyye diyor ki: Ebu Mahzûra'mn Pey­gamberimiz (s.a.v) huzurunda bu iki beyti okuduğu, bunun üzerine Efendimiz (s.a.v)'in şerefli bürdesinin omuzlarından düştüğü, Suffe Ashabının da bunu elbise­lerine yama yapmak için aralarında paylaştıkları şek­lindeki hadis, hadis ehlinin ittifakıyla yalandır.

237. HADİS: "Güvercinle oynamak [30] fakirliğe sebep olur." [31] İbrahim en-Nehaî'nin sözüdür.[32]

238. HADİS: 'İçimize nesebsiz girene de, bizden se­bepsiz ayrılana da Allah lanet eylesin." [33] Bu lafızla aslı bilinmemektedir.

239. HADİS: "Mizah yoluyla bile olsa, yalan söyle­yene Allah lanet eylesin." [34] Sehavî: Bunu merfû hadis olarak bilmiyorum, demiştir.

240. HADİS: "Şarkı söyleyene de, dinleyene de Allah lanet eylesin." [35] Nevevî ve başkaları: Sahih olamaz, demişlerdir.

241.  HADİS:  "Her belânın bir yardımı vardır." [36] Hadis değildir.

242. HADİS: "Her odanın bir ücreti vardır." [37] Aslı yoktur.

243.  HADÎS:   "Her   düşük   -hatalı-   sözü   bulacak -tenkit edecek- biri vardır." [38] Selef alimlerinden birinin

sözüdür.

244.  HADİS:  "Her gayretli kişinin bir nasibi vardır." [39] Bu mânada şu ifade de vardır:

"Kam ciddî çalışırsa —aradığını— bulur. Kim bir işe sımsıkı sarılırsa yola girer ve hedefe ulaşır."[40]

245. HADİS: "BeytuUah'ı koruyan bir sahibi (RabbO vardır." [41] Bu sözü, Abdülmuttalib, fillerle —Kabe'yi yık­maya— gelen Rbrehe'ye söylemiştir.

246. HADİS: Hz. Ali (r.a) diyor ki: "Peygamberimiz (s.a.v)'i yıkadığımda göz kapaklarında damlalar birik­ti. [42] Ben de bunu içtim. Böylece öncekilerin ilmine mi­rasçı oldum." [43] Nevevî: Sahih olamaz, demiştir.

247. HADİS: "Kabe'nin taş taş sökülüp yıkılması, bir müslünıanın öldürülmesinden daha basittir." [44] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[45]

248. HADİS: "Sizden biriniz Hacer-i Esved'e hüsnü zan ederse, Allah bu hüsnü zannını ona faydalı kı­lar."[46] Sehavî: Bunun aslı yoktur demiş; İbn Teymiyye ise: Yalandır, uydurmadır demiştir.

249. HADİS: "Lûtî (homoseksüel), deniz suyu ile yr kansa bile, kıyamet günü yine cünüp olarak gelecek­tir."[47] Batıldır, aslı yoktur.

250. HADİS: "Kıyamet günü sancağı Ali taşıyacak-tır." [48] İbnü'l-Cevzî bunu Mevzuat (Uydurma Hadisler) kitabında zikretmiştir.[49]

251.  HADİS: "kardeşim Hızır hayatta olsaydı, mut­laka beni ziyaret ederdi." [50] Bunun aslı yoktur.[51]

252. HADİS: "Pirinç adam olsaydı, mutlaka yumu­şak huylu biri olurdu." [52] Uydurmadır. İbnü'l-Kayyim

böyle söylemiş, [53] Ask.alânî de ona tabi olmuştur.[54]

253. HADİS: "Dünya tamamen taze kan olsaydı, mü'minin dünyadaki rızkı yine helâl olurdu." [55] Zer-keşî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[56]

254. HADİS: "(Gizli sırlara ait) Perde açılsaydı, benim yakînî imanım daha fazla artmazdı." [57] Kuşeyrî, Risale'-sinde: [58] Bu söz, Amir b. Abdullah b. Abdi-Kays'm sözü­dür, demiştir.[59]

Müellif Aliyyü'1-Karî diyor ki) Ben de de-im ki: Meşhur olan görüşe göre, bu söz, Hz. Ali'nin kerremallahu veçhe-hu sözüdür.

255. HADİS: "Sen olmasaydın, ben bu kâinatı ya­ratmazdım." [60] Sağanı: uydurmadır, demiştir.

256. HADİS: "İnsanlara dışkıyı ufalama yasağı geti­rilseydi, onu da mutlaka ufalarlar ve: Bunda mutlaka bir şey olmalı ki bu yasaklandı, derlerdi. [61] Bunu İhya sahibi [62] zikretmiş ve Irakî: Bunu -hadis olarak- bu­lamadım, demiştir.[63]

257. HADİS: "Mü'minin korku ve ümidi tartılsaydı mutlaka birbirine eşit olurdu." [64] Bunun merfû hadis o-larak aslı yoktur. Bu söz, selef alimlerinden birinden nakledilen bir sözdür. Makasıâ'da böyle denilmiştir. Bir rivayette ise: Bu söz, Sabit elBünanî'nin sözüdür, de­nilmiştir.[65]

258. HADÎS: 'İnsanlar, sütleğende [66] neler bulunduğunu bilselerdi, onu mutlaka ağırlığınca altın vererek satın alır­lardı." [67] Süyûtî: Bu, uydurmadır, demiştir.

259. HADİS: "Benim Allah'la birlikte özel bir vaktim vardır. Bu vakitte Allah'a yakın bir melek, gönderilen bir Peygamber de benim gönlüme girmez." [68] Sûfiyye-den birinin sözü olup hadis değildir.

 

« Mim » Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler

 

260. HADİS: "Mü'min konuştuğunda doğru konuşur. Ona bir şey söylendiğinde bu sözü hemen doğru bu­lur."[69] Bu lafızla bilinmemektedir.

261. HADİS:   "Mü'min  tatlıcı, [70]   kâfir  içkicidir." [71] Askalânî: Batıldır, aslı yoktur demiştir.

262. HADİS: 'Mü'min uysal ve cömerttir; Münafık ise sahtekâr ve  alçaktır. [72]   "Mesabîh" hadislerinden olup

uydurmadır. [73] (Ebu Gudde ise: Hadis hasendir, uydur­ma değildir, demiştir.)[74]zikredilmiş; Irakî: Bunu bulamadım, demiştir.[75]

264. HADİS: "Mümin, kendi nesebi hakkında —verdiği bilgiye— güvenilen kişidir." [76] Bunun aslı yoktur.[77]

265. HADİS: "Mü'mine belâlar verilir, [78] Kâûr ise belâlardan korunmuştur." [79] Hadis değildir.

266. HADİS: "Mü'min -dünya işlerinde- kolay al­danır." [80] Saidb. Cübeyr'in sözüdür.-"[81]

267. HADİS: "Mü'min, külfeti az [82] olandır." [83] Saganî: Uydurmadır, demiştir. [84] (Ebu Gudde diyor ki: Hadis za­yıftır, uydurma değildir.)[85]

268. HADİS: "Mü'min imrenir, [86] münaûk ise kıska­nır." [87] Fudayl'in sözüdür.

269. HADİS: "Allah, hiçbir cahili dost edinmemiş-tir. [88] Böyle birini dost edinecek olsaydı, onu ilim sahi­bi kılardı." [89] Sehavî: Sabit değildir, demiştir. Fakat manası doğrudur. Yani böyle birini dost edinecek ol­saydı önce onu ilim sahibi kılar, sonra dost edinirdi.

270. HADİS: "Allah bir kulu rezil etmek istediğinde onu ilim ve edebden mahrum kılar." [90] Mizan' da: Bu batıldır, denilmiştir.

271. HABİS: "Ben bu duvarın arkasını bilemem." [91] İbn Hacer: Hadis değildir, demiştir.

272. HADİS: "Hiçbir şişman başarılı olamamıştır." [92] İmam Şafiî'nin sözüdür. Ancak İmam Şafiî: Muhammed b. Hasenfı [93] müstesna, demiştir. Kendisine:

—Niçin? denildiğinde, İmam Şafiî:

-Akıllı kimse, ya dünyası ya da ahireti için düşün­mekten uzak kalamaz. Şişmanlık ile düşünce bir ara­da bulunmaz. İnsan dünya veya ahiret düşüncesinden uzak kalırsa, dört ayaklı varlıklar seviyesine düşer dedi. [94] imam Şafii devamla: Bu konuda şişman hır kümdar ve bu hükümdarın ölüm haberiyle tedavi e-dilmesi kıssası nakledilmektedir, dedi.[95]

273. HADİS: "(Yüksek sesle Kur'an) Okuyan kişi, (yanında) namaz kılana insaflı davranmamaktadır." [96] İbn Hacer: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.[97]

274. HADİS: "Hangi topluma mantık (tartışma kabi­liyeti) verilmişse; mutlaka o kavim amelden mahrum kalmıştır." [98] Bunu ihya müellifi zikretmiştir. Irakî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.[99]

275. HADİS: "Çarşamba günü hangi işe başlanmış-sa, mutlaka tamamlanmıştır." [100] Sehavî: Bunun aslını görmedim, demiştir.

276. HADİS: "Dosta ulaştıran yol uzak değildir." [101] Zünnûn el-Mısrî'nin sözüdür.[102]

277. HADİS: "Katil, öldürdüğü kişinin üzerinde hiç­bir günah bırakmaz." [103] İbn Kesir: Bu lafızla aslı bilin­memektedir, demiştir.[104]

278. HADİS: "Hiç kimse bana karşı iki defa büyüklük taslayamamıştır." [105]  Selef  alimlerinden  birinin   sözü­dür. [106] Bunun manası "Mü'min, bir delikten iki defa r sırılmaz", [107] hadisinden alınmıştır.

279. HADİS: "Kıskançlık duymayan hiçbir kimse yok­tur." [108] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[109]

280. HADİS: "Kısa boylu hiçbir kimse, hikmetli konuşmadan mahrum kalmaz." [110] Sehavî: Bunu görme­dim, demiştir.

281. HABİS: "Bir kimseye asıl değerinden fazla de­ğer veren kimsenin; muhatabı nezdindeki değeri, daha fazla düşer." [111] Merfû (Peygamberimiz'e nisbet edilen) hadisler arasında yoktur. Fakat bunun benzeri imam

Şafiî (r.a)'nin sözü olarak gelmiştir.

282. HADİS: "Allah'a, gönül almaktan daha muaz­zam bir şeyle kulluk yapılmamıştır." [112] Sehavî: Bunu merfû hadisler arasında bilmiyorum, demiştir.[113]

283.  HADİS: "Evlâdından yüz çeviren kimse, insaflı davranmamıştır." [114] Sehavî'nin dediği gibi, aslı yoktur.[115]

284. HADİS: "Hadis öğrenimi yolundaki niyet, sade­ce hadisin şerefli olması sebebiyle değer kazanmış­tır."[116] Hatib: Merfu hadis olarak tesbit edilememiştir. Bu söz, İbn Harun'un [117] sözüdür, demiştir.

285. HADİS: "Ebubekir; ne nafile oruç, ne de nafile namaz sebebiyle sizden üstün bir derece kazanmış de­ğildir. O, sadece kalbinde kökleşen bir şeyle (imanla) fazilet kazanmıştır." [118] Irakî; Bunu merfû hadis olarak bulamadım, demiştir.[119]

286. HADİS: "Testi, -kırılmaktan- her defasında kur­tulmaz." [120] Hadis değildir.

287. HADİS: "Kalbden gelmeyen şeye önem vermek zordur."[121]  Hadis değildir.

288. HADİS: "Bir araya gelen hiçbir topluluk yoktur ki, içlerinde bir Allah dostu olmasın. Ne onlar, bu Al­lah dostunu bilirler. Ne de o Allah dostu, kendisini bilir." [122] Bunun aslı yoktur. Bu, bâtıl bir sözdür. Zira bir topluluk; küfür ve fücur üzerine ölen kâfirler toplu­luğu da, fâcirler topluluğu da olabilir.

289. HADİS: "Hiçbir gece yoktur ki, o gece bir melek:

-Ey kabir halkı!.. Kime imreniyorsunuz? diye so­runca, onlar da;

-Mescidlerde    bulunanlara    (imreniyoruz),    demiş olmasınlar." [123] Bunun aslı bulunamamıştır.

290. HADİS: "Ezanı çok olan şehrin soğukluğu az olur." [124] Uydurmadır. LeâJî'de [125] böyledir.

291. HADİS: "Hiç bir Peygamber yoktur ki, ken­disine Peygamberlik kırk yaşından sonra verilmiş ol­masın."[126] İbnüTCevzî: Bu, uydurmadır demiştir.[127]

292. HADİS: "Ateş, kuru (odun ve benzeri) şeyleri yakma konusunda, kulun güzel amellerini yiyip biti­ren gıybetten daha hızlı değildir." [128] Irakî: Bunun aslı­nı bulamadım, demiştir.[129]

293. HADİS: "Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım." [130] Bunun merfû

hadis olarak senedi bilinmemektedir. İbn Teymiyye: Bu, uydurmadır, demiştir. ZeyV de [131]: Onun dediği gibidir, denilmiştir. Bu sözün manası: Mü'min kulumun bana i-man etmesi ve beni sevmesi, onun kalbine sığdı, demek­tir. Aksi takdirde hulul (Allah'ın insan vücuduna girme­si) inancı küfürdür." Zerkeşî: Bunu mülhidler (inançsız­lar) uydurdu, demiştir.

294. HADİS; "Müslüman olarak öl ve hiçbir şeye aldı­rış etme." [132] Sehavî: Bu lafızla bilmiyorum, demiştir.[133]

295. HADİS: "Babaları sevmek, çocuklar için sıla-i rahimdir." [134] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[135]

296. HADİS: "Sevgi, kusurları örter." [136] Sehavî: Bu­nu görmedim, demiştir.[137]

297. HADİS: "Hased edilen kişinin rızkı bollanır." [138] Bilinmemektedir.[139]

298. HADİS: "Kişi ameliyle bilinir; babasıyla ve de-desiyle değil." [140] Hadis değildir.

299. HADİS: "Hastanın inlemesi teşbih, bağırması tek­bir, nefesi sadaka, uykusu ibadet, bir taraftan diğer tara­fa dönmesi Allah yolunda cihaddır." [141] Askalânî: Sabit değildir, demiştir.[142]

300. HADİS: Müezzin'in; "Eşhedü enne Muhammede'r-Rasûlullah" sözünü işittiğinde; Ben de şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Peygamber olarak Muhammed (s.a.v)'i seçtim; diyerek [143] ve şehadet parmaklarının uçlarının iç­lerini öperek gözlere sürmek. [144] Sehavî'nin dediğine göre, merfû olarak nakledilmesi sahih olamaz.[145]

301. HADİS: "Müşteriye yardım olunur." [146] Bunun aslı yoktur. İbnü'd-Deyba' [147] bu şekilde zikretmiştir.[148]

302. HADİS: "Musibetler, rızıkların anahtarıdır. [149] Bilinme m ekte dir.

303. HADİS: "AHah Rasûlü (s.a.v)'nün Ebu Cehille gü­reşmesi. [150] Bunun aslı yoktur. [151] Bu hükmü Halebî, [152] Şi­fa Haşiyesi'nde zikretmiştir.[153]

304. HADİS: "(Gusül yaparken) Ağza ve burna üç defa su vermek, cünüp için farzdır." [154] Uydurmadır.

305 HADİS: "Masıyetler nimetleri giderir." [155] Sehavî: Bunu görmedim, demiştir. [156] İbnü'd-Deyba' bunun üze­rine diyor ki: Yani merfû olarak görmedim, demek iste­mektedir. Yoksa bu ifade, selef âlimlerinin sözlerinde yer almaktadır. Şair [157] diyor ki:

"Bir nimet içerisinde isen, bil değerini; Gidermektedir masıyetler nimetleri. "[158]

Derim ki: Bu mânâda Kur'ân'da âyetler de vardır. Al­lah Teâlâ buyuruyor ki: "Bir toplum kendisini değiştir­medikçe Allah o toplumun durumunu değiştirmez.'[159]

Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Allah bir kasabayı örnek vermektedir ki, o kasaba önceden güven içerisinde hu­zurlu bir kasaba idi. Her taraftan oraya bol bol rızık ge­liyordu. Fakat o kasaba Allah in nimetlerine nankörlük etti. Allah da işlemekte ısrar ettikleri kötülükler sebebiy­le o kasabaya açlık ve korku elbisesini tattırdı. '[160]

Ayrıca Muhaddis, sadece lafzı dikkate almaktadır.

Aksi takdirde; hadis alimlerinin "aslı yoktur" veya "uydurmadır", diye zikrettikleri her hadis için Kitab ve Sünnette (kendisini destekleyen) her hangi bir mana­nın bulunmamasına pek az rastlanmaktadır.[161]

306. HADİS: "Mide dert yuvası, perhiz ise devanın başıdır." [162] Tabiblerden birinin sözüdür.[163]

307. HADİS: "Çocukların hocası, onların aralarında adaletle davranmazsa kıyamet günü ismi zâlimlerle be­raber yazılır." [164] Mekhûl'ün sözüdür.[165]

308. HADİS: "Gıybet edenle bunu dinleyen kişi, gü­nahta ortaktırlar." [166] Bu lafızla aslı bilinmemektedir.[167]

309. HADÎS: "Satın almayacağı halde fiyatı artıran kişi, lanetlenmiştir." [168] Sehavî: Bunu merfû hadis ola­rak bilmiyorum, demiştir.[169]

310. HADİS: "Razı olması istendiği halde razı olma­yan kimse, o şeytandır." [170] İmam Şafiî'nin sözüdür. Bu sözün devamı: "Kızması istendiği halde kızmayan kim -se, merkeptir", şeklindedir.[171]

311. HADİS: "İki günü birbirine eşit olan aldanmış­tır. Bugünü dününden daha kötü olan kimse, lanetlen­miştir." [172] Bu söz, sadece Abdülaziz b. Ebî Ravvad'-m [173] rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir. Abdülaziz b. Ebî Ravvad: Bunu bana Allah Rasûlü (s.a.v) rüyada tavsiye etmişti, demiştir. Bu sözün devamı da vardır. [174] Bunu Beyhakî rivayet etmiştir.[175]

 (Ebu Gudde diyor ki: Bu hadisi Deylemî, merfû hadis olarak rivayet etmiştir. Deylemî'nin senedi zayıftır. Deylemî'nin bu rivayeti, müellifin; Bu söz, sadece Abdü-laziz b. Ebî Ravvad'ın rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir, ifadesini geçersiz kılmaktadır.)[176]

312. HADİS: "Cünüplükten helâl yolla yıkanan kim­seye, Allah Teâlâ ona beyaz inciden yüz köşk verir. Allah ona dökülen her damla suya karşılık bin şehid sevabı verir." [177] Batıldır, bunu Dinar uydurmuştur.[178]

313. HADİS: "Muharrem ayının onuncu (Âşûra) günü Ismid [179] ile kirpiklerine sürme çeken kimse, asla göz ağrısı [180]  çekmez." [181]  Uydurmadır.   Bunu  Hz.   Hüseyn (r.a)'in katilleri uydurmuştur.

314. HADİS: "Allah, bid'atçiyi azarlayan kimsenin kalbini güven ve imanla doldurur." [182] Uydurmadır.

315. HADİS: "İki değerli azasını (yani gözlerini) se­ven kimse, ikindiden sonra yazı yazmasın." [183] Bunun aslı yoktur.

316. HADİS: "Seni bir şey karşılığında seven kimse, bu (menfaat) sona erince seni usandırır." [184] Hadis değildir.

317. HADİS: "Haksız yere bir âlimi zillete düşüren kimseyi, Allah kıyamet günü bütün yaratılmışların huzurunda zelil kılar." [185] Sem'an b. Mehdî'nin uydur­ma nüshasmdandır. ZeyJ'de böyledir.[186]

318. HADİS: "Allah'ın Kendisine herhangi bir tahsil görmeden ilim vermesini, herhangi bir önder olmaksrzın hidayet vermesini isteyen kimse; dünya sevgisin­den uzaklaşsın." [187] Muhtasar' da belirtildiği gibi; Bu­nun aslı bulunamamıştır.

319. HADİS: "Birinin İslâm'a girmesine vesile olan kimseye Cennet vacip olur." [188] Saganî: Uydurmadır, de­miştir.

320. HADİS: "Balık yiyen kimse, [189] ardından hurma yesin." [190] Askalânî: Bu batıldır, demiştir.[191]

316. HADÎS: "Seni bir şey karşılığında seven kimse, bu (menfaat) sona erince seni usandırır." [192] Hadis değildir.

317. HADİS: "Haksız yere bir âlimi zillete düşüren kimseyi, Allah kıyamet günü bütün yaratılmışların huzurunda zelîl kılar." [193] Sem'an b. Mehdi'nin uydur­ma nüshasmdandır. ZeyF&e böyledir.[194]

318. HADİS: "Allah'ın kendisine herhangi bir tahsil görmeden ilim vermesini, herhangi bir önder olmaksrzın hidayet vermesini isteyen kimse; dünya sevgisin­den uzaklaşsm." [195] Muhtasar' da belirtildiği gibi; Bu­nun aslı bulunamamıştır.

319. HADİS: "Birinin İslâm'a girmesine vesile olan kimseye Cennet vacip olur." [196] Saganî: Uydurmadır, de­miştir.

320. HADİS: "Balık yiyen kimse, [197] ardından hurma yesin." [198] Askalânî: Bu batıldır, demiştir.[199]

321. HADİS: "Namazı terk eden kişiye bir lokma ile yardımcı olan kimse, sanki bütün Peygamberleri öl­dürmüş gibi olur." [200] Raten'in uydurmasıdır. [201] Zeyl'de böyledir.[202]

322. HADİS: "Kameti tek tek okuyan kimse bizden değildir." [203] Uydurmadır. Leâlî' de böyledir. [204] Müezzi­nin sevabı hakkındaki uzunca Cabir hadisi de böyle­dir. Uydurmadır.[205]

323. HADİS: "Din kardeşini memnun etmek için onun yemeğini yiyen kimseye, bu yemek zarar vermez."  [206] Ebu Süleyman ed-Dârânî'nin sözlerindendir.[207]

324. HADİS:  "Günahları  affedilmiş  biriyle  beraber yemek yiyen kimsenin günahları affolunur." [208] Yalandır, uydurmadır, aslı yoktur.

325. HADİS: "Kimin mazereti ortaya çıkarsa, ona sa­daka vermesi vacip olur." [209] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[210]

326. HADİS: "Bir kadınla malı için evlenen kimseye, Allah o kadının malını ve güzelliğim haram kılar. [211] Zerkeşî: (Hadis olarak) bilinmemektedir, demiştir.

327. HADİS: "Normal kıyafetinden başka bir kıyafe­te bürünen kimsenin kanını dökmek hederdir (cezayı

gerektirmez). [212] "Bunun güvenilecek aslı yoktur." Bu konuda [213] Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet edilen Cin hikâyelerinden hiçbir şey sabit olmamıştır.

328. HADİS: "Mescidde dünya kelâmı konuşan kim­senin, Allah krrk yıl amellerini boşa çıkarır." [214] Saganî: Uydurmadır, demiştir.[215]

329. HADİS: "Bir âlimle oturan kimse, sanki bir Peygamberle oturmuş  gibi olur." [216]  Sehavî:  Bunu merfû olarak bilmiyorum, demiştir.[217]

330. HADİS: "Bir şey hakkında bilgisi olmayan, ona düşman olur." [218] Hadis değildir. Şair diyor ki: "Kişi düşmanıdır bilmediğinin."[219]

331. HADİS: "Allah, kardeşine kuyu kazan kimseyi yakında o kuyu içine düşürür." [220] Askalânî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.[221]

332. HADİS: "Allah'a sâdık olarak yemin eden kimse, sanki Allah'ı teşbih ve takdis etmiş gibi olur." [222] Bu­nun aslı bilinmemektedir.

333. HADİS: "Bir zâlime uzun ömürlü olması için dua eden kimse, Allah'a isyan edilmesini sevmiş o-lur." [223] Selef âlimlerinden birinin sözüdür.[224]

334. HADİS: "Namaz içinde (tekbirlerde) ellerini kal­dıran [225] kimsenin namazı olmaz." [226] Uydurmadır.

335. HADİS: "Alimleri ziyaret eden kimse, sanki be­ni ziyaret etmiş gibi olur. Alimlerle musafaha eden kimse sanki benimle musafaha etmiş gibi olur. Alim­lerle oturan kimse sanki benimle oturmuş gibi olur. Dünyada benimle beraber oturan kimse, Kıyamet gü­nünde benim yanıma oturtulur." [227] Senedinde yalancı Hafs [228] bulunmaktadır. Zeyl'Ae böyledir.[229]

336.  HADİS: "Aynı yıl içerisinde hem beni hem de babam Hz. ibrahim'i ziyaret eden kimse, Cennet'e gi­rer."[230] Ibn Teynıiyye: "Bu uydurmadır", demiştir. Ne-vevî de; "Bâtıldır, aslı yoktur"; demiştir.[231]

337. HADİS: "Eken kimse (ektiğini) biçer." [232] Hadis değildir.

338. HADİS: "Bir şeye sevinen kimse; yemek ziyafeti versin." [233] Hadis değildir.[234]

339. HADİS: "Bir mü'nıini sevindiren Allah'ı sevin­dirmiş olur. Bir mü'mine saygı gösteren Allah'a ta'zim etmiş olur. Bir mü'mine ikram eden Allah'a ikram etmiş olur." [235] Bu apaçık bir yalandır. Zeyl'de böyledir.[236]

340. HADİS: "Mü'mini sevindiren beni sevindirmiş olur. Beni sevindiren de Allah'ı sevindirmiş olur."[237]

Ibn Hıbban anlatıyor: (Yalancı râvilerden) Cafer b. Eban'ı işittim. Bu hadisi yazdırıyor, şöyle diyordu: Bize Muhammed b. Rumh nakletti, dedi ki: Bize Leys, Nafi'den; Nafi' de İbn Ömer'den şu hadisi rivayet etti: "Mü'mini sevindiren beni sevindirmiş olur. Beni sevin­diren Allah 2 sevindirmiş olur."

Bunun üzerine ben ona:

-Ey Şeyh!.. Allah'dan kork. Allah Rasûlü (s.a.v)'ne iftira etme, dedim. Bana:

-Sen bana haramsın. Siz, benim hadis isnadında bulunmam sebebiyle beni kıskanıyorsunuz, dedi. Ben onu sultana şikâyet etmekle korkuttum. Nihayet Mekke'de hadis nakletmeyeceğine dair yemin etti.

341. HADİS: "Müezzin'in namaza davetim (ezam) i-şiten kimse, "Doğruyu söyleyenlere merhaba, Namaza merhaba!.." derse; Allah ona iki milyon hasene yazar, Onun iki milyon günahını siler. Onun iki milyon dere­cesini yükseltir." [238] Bunun aslı yoktur.[239]

342. HADİS: "Kim abdest alırken besmele çekerse o kimse bu abdestini bozuncaya kadar iki melek [240] onun hasenelerini yazar." [241] Bu hadisin isnadında Hadis uy­durmakla meşhur olan (ibn Ulvan) bulunmaktadır.![242]

343. HADİS: "Zarurî ihtiyacından şikâyet eden kim­seye yardımcı olmak vacip olur." [243] Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

344. HADİS: "Takva sahibi birinin arkasında namaz kılan, sanki bir Peygamber arkasında namaz kılan kimse gibidir." [244] Bunun aslı yoktur.[245]

345. HADİS: "Beytullah'ı yedi defa tavaf eden, Ma-kam-ı İbrahim arkasında iki rekat (Tavaf Namazı) kılan ve Zemzem suyundan içen kimsenin günahları, nereye ulaşırsa ulaşsın, affolunur."[246]

Sehavî: [247] "Bu hadis sahih (yani sabit) değildir. Ço­ğunlukla halk özellikle Mekke'lıler bu hadise çok önem vermişlerdir. Mekke'de Zemzem duvarlarına bu hadis yazılmıştır. Mekke'lüer bunun sabit olduğuna dair rüya ve benzeri birtakım delillere sarılmışlarsa da nebevi ha­disler bu gibi delillerle sabit olmamaktadır", demiştir.

346. HADİS: "Kim, Beytullah etra&nda çok sıcak bu-yaz gününde başı açık bir şekilde yedi defa tavaf eder, adımlarını yavaş atar, sağa sola fazla bakınmaz, hara­ma bakmaz, Allah Teâlâ'yı zikretme dışında çok konu­şmaz, kimseyi rahatsız etmeden her şavtta Hacer-i Esved'i selâmlarsa; Allah yerden kaldırdığı ve yere koy­duğu her adım sebebiyle ona yetmiş bin hasene yazar, yetmiş bin günahını siler, o kimsenin yetmiş bin derece­sini yükseltir, Ailah onun adına her birinin bedeli on bin dirhem olan yetmiş köle azad eder, Allah ona yetmiş şefaat hakkı verir. Bu hakkı dilerse müslüman aile halkı için, dilerse halk için verir. Dilerse bu hakkı dünyada acilen verilir, dilerse ahirete ertelenir."[248]

Bunu Cenedî, Tarihli Mekke'de İbn Abbas'dan mer-fû olarak rivayet etmiştir. Ayrıca Hasen el-Basrî'ye nisbet edilen Risale' de ve Ibnül-Hacc'm (İbn Emiri'l-Haccın) Menasik' inde buna benzer bir rivayet nakle­dilmiştir. Bu, bâtıldır.

"Bu batıldır," ifadesi, Sehavî'riin ifadesidir. Menûfî de bu görüşe katılmaktadır. Gerçek olan şudur ki; Bu ha-diste uydurma alâmetleri gayet açıktır. İyi düşün!.

347.  HADİS: "Selâmeti isteyen selâmete erer." [249] Ha­dis değildir.

348.  HADİS: "Rabbini bilen kimsenin dili susar." [250] Nevevî: Sabit değildir, demiştir.[251]

349. HADİS: "Nefsini büen, Rabbini bilir." [252] İbn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir.[253]

350. HADİS: "Gurbette Allah'a isyan edeni Allah eli boş döndürür." [254] Bunun aslı bilinmemektedir.

351. HADİS: "Kardeşine Allah'ın Kitabı'ndan bir âyet öğreten kimse onun efendisi olur." [255] ibn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir. ZeyJ'de ise, Hüküm aynen onun dediği gibidir, denilmiştir.[256]

352. HADİS: "Dinimiz hakkında (Kur'ân ve Sünnete aykırı) kendi (şahsî) görüşünü söyleyen kimseyi öldü­rün." [257] Veciz' de; Bunu İsnat el-Malatî uydurdu, de­nilmiştir.[258]

353. HADİS: "Kardeşine abdest alması için bir ibrik sunan kimse sanki cihad için bir at vermiş  gibi olur." [259] ibn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir.   Zeyf de ise; Hüküm onun dediği gibidir, denilmiştir.

354. HADİS: "Bakara ve ÂH Imran Sûrelerini oku­yan kimse "Şeyh/Üstad" diye çağırılmazsa, o kimseye haksızlık yapılmış olur." [260] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

355. HADİS: "Sabah Namazında "Elem neşrah" ve "Elem tera keyfe" sûrelerini okuyan kimse göz ağrısı çekmez." [261] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

356. HADİS: "Ziyaret etme maksadıyla bize gelen kimsenin (misafirlik) hakkı üzerimize vâcib olur." [262] Sehavî: Bunu hadis olarak bilmiyorum, demiştir.[263]

357. HADİS: "Tırnaklarını (sırasıyla değil de) bir par­mak atlayarak kesen kimse, gözlerinde ağrı görmez."

Sehavî: Bunu bulamadım, demiştir.[264]

358. HADİS: "Ramazan ayının son Cuma günü farz namazlardan birini kılan kimseye bu namazı, yetmiş yıla kadar ömründe geçirdiği her namaz için keffaret olur." [265] Kesinlikle bâtıldır. Zira bu söz, "ibadetlerden her hangi birinin, yıllarca ihmal edilen bir namaz ye­rine geçmesi mümkün değildir", şeklindeki icma'a ay­kırıdır. Ayrıca Nihaydyi ve Hidayeti şerh eden diğer alimlerin —hadis— nakline itibar edilemez. Çünkü bun­lar muhaddis değildirler. Hadisi, hadisleri senedle-riyle tahric eden imamlardan birine isnad etmiş de de­ğildirler.[266]

359. HADİS: "Sırrını gizleyen kimse işine sahip o-lur." [267] Sehavî: Merfû hadisler arasında yer almamak­tadır, demiştir.

360. HADİS: "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur." [268] Bunun aslı yoktur. Bu, kasıt ol­maksızın uydurulan hadislerden biridir. Bu sözün, Hocasının huzuruna giren Sabit'e [269] onu takdir için hocası Şerik'in [270] söylediği bir söz olduğu hususunda hadis hafızları ittifak etmişlerdir.[271]

361. HADİS: "Sözü yumuşak olanı sevmek vacip o-lur." [272] Hz. Ali (r.a)'nin sözlerindendir. Bunu Hatib (Bağdadî) ifade etmiştir.

362.  HADİS:  "Satranç oynayan,  lanetlenmiştir." [273] Nevevî: Sahih değildir, bilâkis bu yalandır, demiştir.[274]

363. HADİS: "Kork, Aîlah'dan korkmayandan." [275] Ha­dis değildir.

364. HADİS: "Öğle Namazından (farzından) önce dört rekat namaza devam etmeyen kimseye şefaatim erişmez." [276] Askalânî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

365.  HADİS: "İyiliğin düzeltmediği kişiyi kötülük düzeltir." [277] Selefden birinin sözüdür.[278]

366. HADİS: "Verecek sadakası olmayan, yahudilere lanet etsin." [279] Sahih değildir.[280]

367. HADİS: "Cahile nasihat eden onun düşmanlığını kazanır." [281] Selef âlimlerinden birinden nakledilmiş olup müsned hadisler arasında yer almamaktadır. Makasıd'da: Şu an bunu -hadis olarak- hatırlamıyorum, denilmiştir.

368. HADİS: "Güzel hanıma talip olan, onun mehrini verecektir." [282] Hadis değildir.

369. HADİS: "Devecinin dövülmesi Haccın kemalin-dendir." [283] A'meş'in sözlerindendir. [284] Bunu İbnü'd-Deyba' [285] söylemiştir.[286]

(Müellif AliyyiT Kari diyor ki:Ben de derim ki: Hz. Ebubekir Sıddık (r.a)'m hacda Hz. Peygamber (s.a.v)'in huzurunda devecisini dövdüğü hakkındaki hadisi sa­hihtir. [287] Dolayısıyla bu ifade ile murad edilen mana,masdarın mefûlüne izafe edilmesi (devecilerin dövül­mesi) dir. Bir başka görüşe göre masdarın failine izafe edilmesi (devecilerin develeri dövmesidirMir.[288]

370. HADİS: "Uyumluluk, arkadaşlığın güzelliğinin alâmetlerindendir." [289] Hadis değildir.

371. HADİS: "Kıyamet alâmetlerinden biri, imam­lıktan kaçınmaktır." [290] Hadis değildir.[291]

372. HADİS: "Âlimin fitnesi, konuşmanın kendisine dinlemekten daha  sevimli olmasıdır." [292] İhya sahibi hadisi uzun haliyle zikretmiş, [293] Iraki bu hadis hak­kında şöyle demiştir: Bunu Ebu Nuaym İHılye' de) ve İbnü'l'Cevzî Mevzuat''da rivayet etmiştir. [294] Muhtasar' da bu şekilde zikredilmiştir.

373. HADİS: "Ölmeden önce ölünüz." [295] Askalânî: Bu sabit değildir, demiştir.

 

“Nun” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler

 

374. HADİS: "İnsanlar babalarıyla değil, zamanlarıyla  § uyumlu olmalıdırlar." [296] Hz.  Ali  (r.a)'nin  sözlerinden-dir.[297]

375.  HADİS: "İnsanlar insanlarla muhatab olur." [298] Hadis değildir.

376. HADİS: "İnsanlar hükümdarlarının  [299] dini üzerinedirler." [300] Sehavî: Bunu hadis olarak bilmiyorum,

demiştir.[301]

377. HADİS: "İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanır­lar." [302] Hz. Ali (r.a)'nin sözlerindendir.

378. HADİS: "Elle istimna (mastürbasyon) yapan lanetlenmiştir." [303] Aslı yoktur. Ruhâvî bunu açıkça ifa­de etmiştir.[304]

379. HADİS: "Peygamber yer altında bin yılı tamam-lamaz."(Yani Hz. Peygamberin (s.a.v) vefatından sonra bin yıl geçmeden kıyamet kopar) [305] Bâtıldır. Aslı yoktur.

380. HADİS:   "Kadınlar birbirlerine  yardım   eder­ler." [306] İkrime'nin sözüdür.[307]

381. HADİS: 'Unutkanlık, insanın tabiatıdır." [308] Se-havî: Bu lafızla bilmiyorum, demiştir.

382. HADİS: "Allah'ın kuluna yardımı, kulun kendi­sine yardımından daha hayırlıdır." [309] Vüheyb bin Verd'-in sözler/indendir.[310]

383. HADİS: "Güzel yüze bakmak ibadettir." [311] İbn Teymiyye: Batıldır, aslı yoktur, demiştir.

384. HADİS: "Kabir, ne güzel hısımdır!." [312] Bu lafız­la aslı yoktur.

385. HADİS: "Suheyb ne güzel kuldur!.. Allah'dan kork-masaydı bile [313] yine O'na isyan etmezdi." [314] Hadis hafızla­rının açıkça ifade ettikleri gibi, bunun aslı yoktur.[315]

386. HADİS: "Alimin mürekkebinin bir damlası, Al­lah'a yüz şehidin kefeninin terinden daha sevimli­dir."[316] Raten'in [317] uydurma hadislerindendir. ZeyJ'de böyledir.[318]

 

“He” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadis

 

387. HADİS: "Ümmetimin helaki, günahkâr âlim ve câhil ibadet ehli iledir." [319] Bulunamamıştır. Muhtasar' da böyledir.

 

“Vav” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler

 

388. HADİS: "Beyaz gül Peygamberimiz (s.a.v)'in te­rinden, kırmızı gül Cebrail'in terinden, sarı gül Bu­rak'ın terinden yaratılmıştır." [320] Miisnedui-Firdevs [321] ve başka eserlerde zikredilmiştir. Nevevî: Sahih değil­dir, demiştir. Başkaları ise; Uydurmadır, demişler­dir.[322]

389. HADİS: "Benim vasıyyetim, sırdaşım, ailemde benden sonra vekilim ve benden sonra geriye bıraktı­ğım kişilerin en hayırlısı: Ebu Talib oğlu Ali'dir." [323] Saganî'nin   ed-Dürrü'î-Mültekat'ta  dediğine  göre  uy­durmadır.[324]

390. HADİS:   "Adaletli  hükümdarın [325]   zamanında dünyaya geldim." [326] Hadis hafızları: Bunun aslı yok­tur, demişlerdir.

391. HADİS: "Zinadan doğan çocuk Cennete gire­mez." [327] Bunun aslı yoktur.

 

“Lam” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler

 

392. HADİS: "Bilmiyorum" sözü, [328] ilmin yarısıdır." [329] Şa'bî'nin sözlerinde ndir.[330]

393. HADİS: 'Merkebin ve eti yenen her hayvanın id­rarında sakınca yoktur." [331] Uydurmadır. LeâJî' de [332] bu şekildedir.

394. HADİS: "Küçük su döktüğünüz tuvalette abdest almayın. Zira mü'minin abdest suyu, sevaplarıyla birlik­te tartılır." [333] Bunu Yahya b. Anbese uydurmuştur.[334]

395. HADİS: "Beni namazda "Seyyid" kelimesiyle an­mayın." [335] Sehavî: [336] Bunun aslı yoktur, demiştir.[337]

396. HADİS:  "Yılandan  ancak yılan  dünyaya  ge­lir." [338] Hadis değildir.[339]

397. HADİS: "Söyleyene değil, söylediği şeye bak."  [340] Hz. AH (r.a)'nin sözlerindendir.

398. HADİS: "Aklı olmayanın dini yoktur." Nesaî: Batıldır, Münkerdir (güvenilir ravilere aykırı çok zayıf bir hadisdir), demiştir.

399. HADİS: "İtiraf edenin mazereti olamaz." [341] As-kalânî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[342]

400. HADİS: "Utangaç ve kibirli olan, ilim Öğrene­mez." [343] Buharınin Sahih' inde [344] Mücahid'in [345] sözü olarak zikredilmiştir.

401. HADİS: "Müslümanm farzları ve sünnetleri bil­memesi helâl/caiz değildir. Bunun dışındakileri bilme­mesi ise caizdir." [346] Uydurmadır. Zeyf&e [347] böyledir.

402. HADİS: "Hoca, ekmek yemekten utanmadığı gi­bi, ilim öğrenmekten de utanmasın." [348] Sahih değildir.

403. HADİS: "İlki Mikâil olmak üzere üç yüz altmış meslek erbabı emek vermedikçe, pide yuvarlanıp (sof­rada) senin önüne konmaz." [349] Irakî: Bunun asimi bu­lamadım, demiştir.[350]

404. HADÎS: "(Alimler arasında) İhtilaf edilen bir mesele sebebiyle Allah azab etmez." [351] Sehavî: [352] Zan­nederim ki bu selef âlimlerinden birinin sözüdür, de­miştir.

Ben de derim ki: Üstadlarımdan birinin şöyle söyle­diğini duymuştum: Bir âlime uyan kimse, Allah'a sa­limen kavuşur.

 

“Ye” Harfiyle Başlayan Uydurma Hadisler

 

405. HADİS: "Bir cemaate içlerinde yüzü en güzel o-lan kişi imam olur." [353] Uydurmadır. Leâlî'de [354] bu şe­kildedir.

406. HADİS: "Ey Ebu HureyreL Abdest aldığında "Bismillah ve'l'hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin, bu abdestin bozuluncaya kadar hiç dinlen­meden senin hasenelerini yazmaya devam ederler."[355]

Münkerdir. [356]  (Ebu Gudde:  Bu hadisin bu metniyle uydurma hadisler arasında zikredilmesi imkânsızdır.

Zira Heysemî: Bunu Taberanî Sagir'&e rivayet etmiş, isnadı hasendir, demiştir....(Yine Ebu Gudde; Ancak bu hadisin bir başka senedle ve bu metne yapılan ilâ­velerle rivayet edilen şekli, "hiç şüphesiz uydurmadır" demiştir.)[357]

407. HADİS: "Ey Humeyra!.." [358] Mızzi: İçinde (Ey Hır meyra!..) [359] ifadesi geçen her hadis uydurmadır. Sadece İ\fesa/hin rivayet ettiği bir hadis müstesnadır, demiştir. [360] (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: Bu isabetli değildir. Zira bu hadisten başka ayrıca iki sahih hadiste de "Humeyra" ifadesi sabit olmuştur.)[361]

408. HADİS: "Ey Şeyh!.. Selâmette kalmayı arzu e-diyorsan, bunu başkalarının senden selâmette olma­sında ara." [362] Bu sözü, Ebu İshak eş-Şirazî'nin Hz. Peygamber (s.a.v)'den rüyada duyduğu rivayet edil­mektedir.[363]

409. HADİS: "Ey Ali!. Demirden iki ayakkabı edin. Bunları ilim yolunda eskit." [364] Ibn Teymiyye: Bu hadis uydurmadır, demiş, ZeyV de [365]: Aynen onun dediği gi­bidir, denilmiştir.

410. HADİS: "Ey Ali!.. Bir sayfa ve mürekkep getir", dedi. Allah Rasûlü (s.a.v) yazdırdı. Ali yazdı ve Cebrail şâhid oldu. [366] Ravi diyor ki: Size bu sayfayı yazdıran, yazan ve bu duruma şâhid olandan başkası bu sayfada olanları bildiğini söyleyen kimseyi tasdik etmeyin, de­miştir. Bu olay Hz. Peygamber (s.a.v)'in vefat ettiği son hastalığında idi. Saganî ed-DürrüTMültekat'ta: Bu uy­durmadır, demiştir.

"Ey Ali!.. Sen bana göre Musa'nın yanında Harun gi­bisin. Ancak benden sonra Peygamber yoktur", sahih hadisi [367] müstesna! (Ey Ali!..) kelimesiyle başlayan "Hz. Ali'ye Vasiyetler" nüshasının tamamının uydurma ol­duğu ileride gelecektir.[368]

411. HADİS: "Ey Ali!.. Azık edindiğinde soğanı unutma." [369] Sehavî: Bu açık yalandır, demiştir.[370]

412. HADİS: "Düşmanının elini bükemediğin tak­dirde öp." [371] (Abbasî Halifesi)Mansur'un sözüdür.[372]

413. HADİS: "Maymunun devletinde onun için oyna­nır." [373] Hadis değildir.

414. HADİS: "Yasin, hangi niyetle okunursa o niyet gerçekleşir." [374] Sehavî: Bunun bu lafızla aslı yoktur, demiştir.[375]

415. HADİS: "Soğuktan sakınan, sıcaktan da sakı­nır." [376] Hadis değildir.

416. HADİS: "Yakîn, imanın tamamıdır." [377] Uydur­madır.  Bu hükmü  Saganî vermiştir. [378]  (Hafız Irakî:

Bilinen ve sahih olan, bu sözün İbn Mes'udun sözü olduğu şeklindedir, demiştir.)[379]

417. HADİS: "Oruca başladığınız gün ile, kurban bayramının ilk günü [380] aynı gündür." [381] İmam Ahmed ve başkalarının dediği gibi; Bunun aslı yoktur.

 

Hadis İmamlarının Bazı Uydurma Rivayetler Hakkındaki Görüşleri [382]

 

418. Üstadlarımızm üstadı Şemseddin es'Sehavî diyor ki: [383] İbn Teymiyye şöyle demiştir: imam Şafiî ile İmam Ahmed'in Şeyban er-Raî ile bir araya gelip ona sorular sormalarıyla ilgili meşhur olan rivayet: ilim ehlinin itti­fakıyla  bâtıldır/asılsızdır.  Zira bu iki  zat  Şeyban  er-Raî'ye erişememişlerdir.

419. Sehavî devamla şöyle demiştir: İmam Şafiî'nin, İmam Ebu Yusuf la Harun er-Reşid'in huzurunda gö­rüşmeleri rivayeti de aynı şekilde batıldır. İmam Şafiî, Reşid'le ancak Ebu Yusuf un vefatından sonra görüşe" bilmiştir.[384]

420. Hafız İbn Hacer diyor ki: [385] İmam Şafiî'nin Ha­life Harun Reşid'e gittiği ve Muhammed b. Hasen'in Halife Harun Reşid'i Şafiî'yi öldürmeye teşvik ettiği rivayetini Menakıbü'ş-Şafiî' sahibi Beyhakî ve başka­ları nakletseler de bu rivayet yalanlanan, uydurulmuş bir rivayettir.

421. Meymûnî diyor ki: Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini işittim: "Üç çeşit kitap vardır ki bunların asıl­ları yoktur: Megazî, Melahım, Tefsir.[386]

Hatib Cami' inde şöyle diyor: Bu ifade, bu üç ilim dalında yazılmış olan ama bunları nakleden ravilerin âdil olmamaları ve kıssacıların birtakım ilâvelerde bu­lunmaları sebebiyle itimad edilemiyecek bazı belirli kitaplara ait olmalıdır.

(Sehavi diyor ki:) Melahım kitaplarına gelince hepsi bu özelliktedir. Gelecekte yaşanacak kanlı olaylar ve beklenen fitneler hakkında birkaç hadis dışında sahih hadis yoktur.[387]

422. (Sehavi diyor ki:) Tefsir kitaplarına gelince; bunların en meşhurları arasında Kelbî Tefsiri  [388] ile Mukatilb. Süleyman'ın Tefsiri [389] gelmektedir.

İmam Ahmed Kelbî'nin Tefsiri hakkında: Başından sonuna kadar yalandır, demiştir. İmam Ahmed'e:

-O Tefsir'e bakmak helâl midir? diye soruldu. O da: -Hayır, diye cevap verdi.[390]

Ben de derim ki: [391] Zerkeşi: MukatiFin Tefsiri ona yakındır, demiştir. Hocalarımızın hocası Celâl Süyûtî ise: Tefsirler arasında sahih kitaplar ve muteber nüs­halar da bulunmaktadır. Bunların durumunu et'Itkan fî Ulûmi'l'Kur'an kitabının sonunda açıkladım. Hepsi­ni et-Tefsiru'î-Müsned''de belirttim, demiştir.[392]

423. Megazî kitaplarına gelince; bu dalda en meş­hur kitap Muhammed b. İshak'ın  (Megazî) kitabıdır.

fbn İshak, ehH kitaptan nakiller yapıyordu.[393]

424. İmam Şafiî diyor ki: Vakıdî'nin kitapları ya­landır. [394] Megazî konusunda Musa b. Ukbe'nin Megazî kitabından daha sahih olanı yoktur."[395]

 

Bazı Peygamberlere Ve Sahabeye Ait Olduğu Söylenen Ama Aslı Olmayan Kabirler

 

425. (el-Bika)  vadisinde ki Lübnan Dağı'nda  Hz. Nuh (aleyhisselâm)'ın kabri diye zikredilen kabir, hicrî yedinci asırda ortaya çıkarılmıştır.

426. Übeyy b. Ka'b (r.a)'m Şam'a defnedilmesi şöyle dursun; âlimlerin ittifakıyla Şam'a ayak basmamasına rağmen; Şam'ın doğu kıyısında Übeyy b. Kâ'b'a nisbet edilen ziyaretgâh (sahih değildir.)

427. Abdullah b. Ömer (r.a)'in Mekke'de vefat ettiği konusunda âlimler ittifak etseler de; Ma'lâ [396] kabris­tanının yanı başındaki tepede Abdullah b. Ömer'e nis­bet edilen mezar yeri: hiçbir şekilde sahih değildir.

428. Mısır'da Karafe [397] denilen yerde Ukbe b. Âmir (r.a)'e nisbet edilen mezar yeri:   Bir zatın vefatından rok uzun bir müddet sonra gördüğü rüya ile tesbit e-dilmiştir.

429. Askalân'da Ebu Hureyre (r.a)'ye nisbet edilen mezar yeri: Şam'h hadis hafızlarından birinin kesin ola­rak ifade ettiği gibi Cendere b. Hayşene (r.a)'ye [398] aittir. Fakat  İbn Hıbban -ve  ona  tabi olan üstadımız  İbn Hacer— kesin ifade ile birinci görüşü [399] desteklemişlerdir.

430. Kahire'de   eî-MeşhedüT-Hüseynî diye  bilinen yere gelince: Hz. Hüseyin Cr.a), ittifakla orada medfun değildir. Mısırlı bazı âlimlerin zikrettikleri ve bazıla­rının da reddettiği rivayete  göre;  orada  sadece  Hz. Hüseyn'in başı bulunmaktadır.

Üstadımız [400] diyor ki: "İbn Teymiyye de bunu red­deden alimler arasındadır. Onun bu rivayeti şiddetle reddettiği uzun cevabî risalesini okudum."[401]

431. Bazı marifet ehlinin zikrettiklerine göre; Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasen'in oğlu Zeyd'in oğlu Hasen'in kızı Seyyide Nefise diye meşhur olan ve ziyaret edil­mekte olan mezar yeri bizzat onun kabir yeri değildir. Fakat ittifakla bu civarda gömülmüştür.[402]

432. Ben de  derim ki:  Muhammed IbnüTCezerî: "Peygamberimiz (s.a.v)'in kabrinden başka hiçbir Pey­gamberin kabrinin kesin ifade ile belirlenmesi sahih değildir. Evet Hz. İbrahim (a.s), el-Halü diye adlandı­rılan bölgededir. Ancak bizzat ziyaret edilen yerde de­ğildir, demiştir."

Bu ifade ile sanki güneşin ışığından sonra ay ve yıl­dızların nurunun bulunamayacağına işaret edilmekte; İslâm'dan önceki diğer bütün dinlerin ondan sonraki her zaman ve her yerde mensûh (hükümsüz ve geçer­siz) olduğuna ima edilmektedir.

Rivayetlerinin Tamamı uydurma Hadislerden iba­ret olan kitaplar.

433.  Hulâsa'da [403] şöyle denilmektedir: Şeyh -Saga-nî- diyor ki: Hadiste telif edilen bazı kitaplar vardır kitapların ihtiva ettiği hadislerin tamamı durmadır.

434. Meselâ: "Kudaî'nin Mevzu Hadisler kitabı; [404] (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: imam  Saganî'nin Keşfü'I-Hıcab an Ehadîsi'ş-Şihab kitabında beyan ettiği gibi; Şihab'da sahih hadisler de bulunmaktadır. Ama ŞiJıab'ddiki hadislerin çoğu uydurma ve zayıftır.)[405]

435. "Bu uydurma hadis kitaplarından biri: el-Erbaûn eh Vedaniyye/Ibn Ved'an 'm Kırk Hadis Kitabı 'dır .[406]

436. Bu uydurma hadis kitaplarından bir diğeri: Hz. Ali'ye Tavsiyeler' dir. (Vasayâ Ali) Bu hadislerin hepsi uydurulmuştur. Fakat "Sen bana göre Harun'un Musa yanındaki mertebesindesin. Ancak benden sonra Pey­gamber yoktur", [407] şeklindeki sahih hadis bundan müs­tesnadır.

Saganî diyor ki: [408] Bu nüshalardan biri: Başında "Ey Ali!.. Falanın üç alâmeti vardır", diye başlayan ve sonunda belirli vakitlerde cinsî birleşmeyi yasaklayan Hz. Ali'ye Tavsiyeler'dir. Bunların hepsi uydurulmuştur.

Bu tavsiyelerin sonunda; "Ey Ali!.. Bu tavsiyede sa­na ilklerin ve sonların ilmini verdim", ifadesi yer al­maktadır. Bunu (Hammad b. Amr en-Nasıbî) uydur­muştur.[409]

Süyûtî Leâlf&e [410] şöyle demiştir: Hz. Ali'ye Tavsi­yeler uydurmadır. Bunu uydurmakla suçlanan (Ham-madb.Amr)'dır.

Aynı şekilde Abdullah b. Ziyad b. Sem'an'm [411] veya hocasının [412] uydurduğu Hz. Ali'ye Tavsiyeler de böyledir.

437. Saganî diyor ki: Bu  Ved'aniyyat (İbn Ved'an hadisleri)'nin ilki:

"Sanki ölüm başkasına yazılmıştır", [413] şeklindedir. Bu hadisi Şihab'm uydurma hadisleriyle birlikte zik­rettik.

Ved'aniyyat'in son uydurma hadisi ise; "Hiçbir ev yoktur ki, bir melek, o evin kapısında beş defa durup da rızkı tükenmiş, eceli sona ermiş bir in­san bulduğunda o kişiye ölüm üzüntüsü vermesin. Bunun üzerine o kişiyi ölüm endişesi kuşatır, ölüm sarhoşluğu kaplar", hadisidir.

438.  Süyûtî, ZeyV de [414] diyor ki:  ebErheûn el-Ved'-aniyye (İbn Ved'an'm Kırk Hadisi) kitabında bu isnadlar-la bu şekilde hiçbir merfû hadis sahih değildir. Buradaki sözler güzel ve öğüt dolu olsa da, bunlardan pek azı sa­hih olabilir. Zira her doğru söz hadis değildir, Bilakis bunun tersi doğrudur. Bu nüshadaki hadisler çalıntı ha­dislerdir. (İbn Ved'an), bunları uyduran (Zeyd b. Rifaa)'-dan çalmıştır. Ihvan-ı Safa Risaleleri'ni de uyduran kişi­nin aynı kişi olduğu söylenmektedir. Bu kişi, hadis ko* nusunda Allah'ın en bilgisiz, en hayasız ve yalan konu­sunda en cür'etli mahluklarından biridir.

439. Saganî diyor ki: Bu -tamamen uydurma hadis ihtiva eden— kitaplardan biri: Muhaddis Şerafeddin el" Belhî'nin Fadlü'l-Ulemâ [415] (Alimlerin Fazileti) kitabı­dır.[416]

Bu kitaptaki ilk —uydurma- hadis:

"Kim fıkıhtan bir mesele öğrenirse şu kadar ecre em rişir", hadisidir.

440. Tek bir sened ile nakledilen uydurma hadis ki­taplarından biri: "İbn Ebi'd-Dünya ismiyle bilinen Zâ­tın Hadisleri" dir. [417] Bu zat, Hz. Ali'ye erişmiş, uzun süre yaşamış, Hz. Ali'nin atının üzengisini tutup atına binmiş, atın üzengisinden yaralanmış, ve Hz. Ali de kendisine; "Allah senin ömrünü uzun eylesin", diyerek dua etmiştir, diye iddia ettikleri zattır.

441. İbn Nüstûr er-Rûmî'nin hadisleri [418] (uydurma­dır)

442. Yüsr  [419] ve Yağnem bin Salim [420] ile Hıraş [421] Enes'den ayrı ayrı rivayet ettikleri hadisler.

443. Dinar'ın Enes'den rivayet ettiği hadisler uy­durmadır.[422]

444. Ebu Hudbe İbrahim b. Hüdbe el-Kaysî'nin ha­disleri uydurmadır.[423]

445. Tamamı uydurma hadis ihtiva eden kitaplar­dan biri: Enes el-Basrî Müsnedi diye bilinen kitaptır. Bu kitapta üçyüz hadis yer almaktadır. Bu kitabı Sem'an b. Mehdî, Enes'den rivayet etmektedir.[424]

"Diğer ümmetlere göre benim ümmetim, yıldızlar arasındaki ay gibidir", hadisidir.

ZeyV de [425] şöyle denilmiştir: "Enes b. Malik'den ri­vayet eden Sem'an b. Mehdî: Neredeyse hiç tanınma­maktadır. Ona yalan bir nüsha yamanmıştır. Allah bunu uyduranı çirkinleştirsin."

Lisan'da [426] şöyle denilmiştir: "Bu uydurma nüshayı Muhammed b. Mukatil er-Razî, Ca'fer b. Harun'dan; o da Sem'an'dan rivayet etmektedir."

Lisan müellifi, daha sonra bu nüshayı zikretmiş; "Bu nüshada üç yüzden fazla hadis bulunmaktadır. Bu hadislerin metinlerinin çoğu uydurmadır, demiştir.[427]

446. Sağanı şöyle diyor: Tamamı uydurma olan ha­dis nüshalarından biri: Ahmed ismini alma konusunda rivayet edilen hadislerdir. Bu hadislerden hiçbir şey sabit olmamıştır.[428]

447. Tamamı uydurma olan hadis nüshalarından biri: Ebu'd-Derdâ'dan merfû olarak rivayet edilen Ve­da Hutbesidir. Bunun başında:

"Dikkat edin. Sakın sizden biriniz, deniz iyice dal­galandığında gemiye binmesin", uydurma hadisi yer almaktadır.

448. Leâli' de [429] şöyle denilmektedir: Ebu Hureyre ve Enes'den uzun uzun rivayet edilen "Veda Hutbe­si":[430] uydurmadır. Bunu uydurmakla —Bereketsiz ka-lasıca— Meysere b. Abdi Rabbih itham edilmiştir.

449. Veciz' de [431]   şöyle   denilmektedir:   İbn  Adiyy diyor ki: Muhammed b. Muhammed el-Eş'as [432], Musa

b. İsmail b. Musa b. Ca'fer'den; onun Hz. Ali'ye kadar dedelerinden; merfû olarak rivayet ettiği hadisleri yazdım. Zira Muhammed b. Muhammed el-Eş'as, bize bu sözü geçen Musa'nın dedelerinden henüz daha yeni bir yazıyla yazılmış yaklaşık bin hadisi ihtiva eden bir nüsha göstermişti. Bunların büyük çoğunluğu münker hadislerdir.

Darakutnî, Aleviyyat adı verilen bu eser hakkında: Bu kitabın uydurulmuş olması, Allah'ın açık mucizele­rinden biridir, demiştir.

Askalanî ise: İbnü'l-Eş'as, buna "Sünen"ismini ver­miştir. Tamamı aynı senedle rivayet edilmiştir. Bu ki­taptaki uydurma hadislerden biri şudur:

"Yağız attan daha uzun yaşayan bir at yoktur. Am­ca kızı gibi bir hanım da yoktur. '[433]

450. Abdullah b. Ahmed (bin Amir) [434], babasından; o Ali erRıza'dan; o da dedelerinden uydurma, bâtıl bir nüsha rivayet etmektedir. Onu ya kendisi ya da babası uydurmuş olmalıdır.

451. İshak el-Malatî'ninde bâtıl rivayetleri vardır. Onlardan bir kaçı şunlardır:

1. "Allah'a iman eden bir hanımın fercini, eğer üze­rine koyması helâl değildir."

2. "Kim ikramda bulunmazsa, ona bir parça cimrilik bulaşır."                                      '

3. "Allah, (Başkasının dizkapağı ile göbek arasına) bakana da bakılana da lanet etmiştir."

4. "Küçükmescid, küçükmushafdemeyin."

5. Allah Rasûlü (s.a.v), -Muhammed, Ahmed, ve benzeri muazzam- isimleri küçültme sigasıyla kul­lanmaktan, ayrıca Hamdûn, Ulvan veya Ya'mûş [435] ve benzeri— mübalağa anlamı taşıyan- isimlerin verilme­sinden nehy etmiştir.

452. İshak el-Malatî; İbn Cüreyc'den; o Atâ'dan; o Ebu Said'den:  Hz. Ali'ye cima (cinsî münasebet) ile ilgili ve nasıl cimada bulunacağı ile ilgili tavsiyeleri de rivayet etmektedir. İshak denilen şu deccale bakın!. Ne kadar da cür'etkâr davranıyor!.

453. Deylemî  diyor  ki:   Ebu'1-Fadl   Ca'fer  b.   Mu-hammed b. Ca'fer b. Muhammed b. Ali el-Huseynî'nin Arûs kitabındaki hadislerin isnadları: çürüktür, güve-nilemez. Hadisleri ise cidden münkerdir.[436]

454. Süyûtî'nin [437],  İbnü'l-Cevzî'den [438]  naklettiğine göre; Hadisinde uydurma, yalan veya maklûb (hadis ters yüz etme) [439] bulunan kimseler birkaç kısımdır:

1. Kendini zühde (ibadet ve tâate) veren, hadis ez­berlemeyi veya hadisleri temyiz  etmeyi ihmal eden kimselerdir.

2.  Kitapları kaybolan, bu sebeple ezberinden hadis nakledip hataya düşen kimseler.

3. Sika/güvenilir kimseler olduğu halde hayatları­nın   sonlarında   akılları   karışan,   hadisleri   birbirine karıştırmaya başlayan kimseler.[440]

4. Farkında olmadan hatalı rivayeti nakleden, daha sonra doğruyu görüp de bunun doğru olduğuna inandığı halde, kendisine hata nisbet edilmesini yakıştıramayıp gururlanarak hatasından dönmeyen kimseler.

5. İslâm Şeriati'ni bozma, dinde kuşku uyandırma ve dinle oynama amacıyla bilerek kasıtlı olarak hadis uyduran zındıklar. Bazı zındıklar da hadis üstadının dalgınlığından  yararlanarak  onun   kitabına   ona   ait olmayan hadisleri ilâve ediyorlardı.[441]

6. Mezhebini desteklemek için hadis uyduranlar.[442]

7.  Hayrı özendirme ve kötülüklerden sakındırma amacıyla Allah rızası için hadis uyduranlar.

8. Güzel bir söz için hadis uydurmayı caiz görenler.

9.  Sultana yakın olmak maksadıyla hadis uyduran­lar.[443]

10. Kıssacılar. Zira bunlar gönülleri duygulandıra­cak ve halk içerisinde geçerli olacak hadisleri naklet­me amacı taşımaktadırlar.

455. Uydurma rivayetlerden biri: imam Malik'den rivayet edilen şu ifadedir: Me'mûn'un huzuruna gir­dim. Meclis dopdolu idi. Halife ile vezirinin arasında bir boşluk vardı. Aralarına oturdum. Halifeye şu mer-fû hadisi naklettim:

"Bir mecliste, katılanların çokluğu sebebiyle yer darlığı olduğunda, iki efendinin arası âlimin oturacağı yerdir." ZeyF de [444]; "Bu münkerdir", [445] denilmiştir. (İbn Asakir şöyle diyor:) İmam Malik, Halife Me'mûn za­manına kadar yaşamamıştır.[446]

456. Yine ZeyF de [447] şöyle denilmektedir: Haris b. Üsame, Müsnedln&e Davud b. Muhabber'den; Aska-lânî'nin "Hepsi uydurmadır", dediği otuz küsur hadis tahric etmektedir. Bunlardan biri şudur:

"Ahmak kimseye ahmaklığı sebebiyle facirin fücu­rundan daha büyük azab isabet eder. Kullar yarın yüksek derecelere, Rablerine yakın makamlara akılla­rı mikdarınca nail olurlar,"

Bir diğer uydurma hadis:

"İnsanların en değerlisi, en akıllı olanıdır."

Bir diğer uydurma hadis: "Ya Rasûlallah!.. Bu Hris-tiyan ne kadar akıllıdır!., denildi. Allah Rasûlü (s.a.v) bunu reddetti ve şöyle buyurdu:

"Sus! Akıllı Allah 'a itaatle amel eden kişidir."

457. Süleyman b. İsa yirmi küsur hadis uydurmuş­tur.[448]

1. Bu uydurma hadislerden biri şudur: Alkame'ye:

-  Hristiyanlar, dünyalarında ne kadar da akıllıdır­lar?! denildi. Alkame:

-  Sus. Zira İbn Mes'ud, kâfiri "akıllı" diye isimlen­dirmemizi yasaklıyordu, dedi.

2.  Süleyman'ın uydurduğu bir başka hadis şudur:

"Akıllının iki rekat namazı, cahilin yetmiş rekatından daha faziletlidir. Ben: (Bu iki rekat, cahilin yedi yüz re­katından daha faziletlidir) deseydim, öyle olurdu."

3. Süleyman'ın bir diğer uydurma hadisi şudur: Adiyy b. Hatim -Peygamberimiz (s.a.v)'in yamnda-babasını methetmiş, onun itibarlı ve şerefli biri oldu­ğunu ve aklî olgunluğunu zikretmişti. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):

-"Gerçek şeref, itibar ve aklî olgunluk; dünya ve ahirette Allah'a itaatle amel eden kişiye aittir", bu­yurdu. Adiyy:

-Ya Rasûlallah!. Babam misafir ağırlıyordu, yemek yediriyordu. yakınları gözetiyordu, musibete uğrayan­lara yardım ediyordu, şunu şunu yapıyordu. Bunlar­dan her hangi bir şeyin ona faydası olacak mı? dedi. Efendimiz (s.a.v):

-"Hayır/. Zira senin baban hiçbir zaman: (Ey Rab-bim!.. Din günü benim günahımı bağışla), demedi" diye cevap verdi.

458. Yine ZeyF de [449] şöyle denilmektedir: Bilâl'ın (Şam'da yerleşmek için) yolculuğu, sonra Peygambe­rimiz (s.a.v)'i rüyada gördükten sonra Medine'ye dönü­şü, Medine'de ezan okuması ve onun ezanıyla Medi­ne'nin titremesi haberinin aslı yoktur. Bunun uydur ma olduğu açıktır. Her halde İbn Hacer ebMekkî bu­nun uydurma olduğunu bilmiyor ki, (Medine'yi) ziya­ret konulu kitabında [450] bu haberi zikretmektedir.

459. Yine ZeyF de [451] şöyle denilmektedir: Peygam­berimiz (s.a.v), Medine Mescidi'ni bina etmek istedi­ğinde Cebrail (a.s) ona gelmiş ve "Bu mescidi gök yü­züne doğru yedi zira' uzunluğunda, süslü ve nakışlı olmamak üzere bina et", demiştir. Bu hadis buluna­mamıştır.

460. Yine ZeyF de [452] şöyle denilmektedir: Peygam­berimiz (s.a.v) namaz kılarken, bazıları O'nun ruhu olmayan bir cesedinin bulunduğunu zannederdi.

461. Muhtasar'da [453] şöyle denilmektedir:

"Ümmetimden iki adam namaza kalkarlar. Rükûîa-rı ve secdeleri aynıdır. Ama ikisinin namazı arasında yerle gök arası kadar fark vardır." Uydurmadır.

462. Yine  Muhtasarda  şöyle  denilmektedir:  Pey­gamberimiz (s.a.v), namaz kılarken biri yanına otursa, namazını uzatmaz ve namazdan sonra o kişiye yönelir ve: "Bir ihtiyacın var mı?" diye sorardı. O kişinin ihti­yacı ile ilgilenmesi sona erdiğinde tekrar namazına dönerdi. Bu hadis bulunamamıştır.

463. Yine Muhtasar' && şöyle denilmektedir: "Cuma günü her rekatta on ihlas okunarak kılınacak on iki rekatlı nafile namaz ile hafta içinde her gün kılınacak nafile namazlar hakkında hiçbir şey sahih değildir, batıldır, aslı yoktur.

Aynı şekilde her rekatında on beş defa -bir rivayet­te elli defa— (İza Zülzilet) okunarak kılınacak iki re­katlı nafile namaz; Cuma günleri kılınacak iki, dört, sekiz ve on iki rekatlı nafile namaz ile; Cuma nama­zından önce her rekatında elli defa ihlas okunarak kılınacak dört rekat nafile namazın da aslı yoktur.

464. Aynı şekilde Aşûra Namazı, Regaib Namazı da ittifakla uydurmadır. Yine Receb Geceleri Namazı, Receb ayının yirmi yedinci gecesi namazı, Şabanın on beşinci gecesinde her rekatta on ihlas okunarak kılı­nacak yüz rekatlı namazın da aslı yoktur.

Bu namazların Kutü'l-Kulûb ve İhya' da  [454] ya da Sa'lebî'nin Tefsir'inde [455] zikredilmesine aldanma."

465. Ibn Hacer'in [456] Şemail Şerhi'nde zikrettiğine gö­re; Taberanî Evsat kitabında Peygamberimiz (s.a.v)'in;

"Gece namazı için sırtımı güçlendirmek üzere, Ceb­rail bana herîse (kavrulmuş un helvası) yedirdi", bu­yurduğunu rivayet etmektedir. Bu hadis, uydurmadır diye reddedilmiştir.[457]

466. Mevahib' de [458] şöyle denilmektedir: Kıssacüa-rın; Ay,  (iki yarılıp parçaya ayrıldıktan sonra) Pey­gamberimiz (s.a.v)'in cebine girip çıkmıştır, şeklinde zikrettikleri rivayetin aslı yoktur. Nitekim Üstad Bed-reddin ez-Zerkeşî, hadis hakkındaki bu hükmü hocası İmad İbn Kesîr'den nakletmektedir.[459]

467. Demîrî'nin Hayatüı-Hayvan kitabında şöyle de­nilmiştir: Hadiste zikredilen "aşk yılanı" haberine gelin­ce; bunu ^razif müellifi [460] ile İbn Tahir el-Makdisî Enes hadisi olarak rivayet etmektedir. Bu rivayete göre Pey­gamberimiz (s.a.v)'in huzurunda bir zat şu şiiri okudu:

"Zehirledi ciğerimi aşk yılanı. Ne doktoru vardır bunun, ne okuyanı. Deli gibi âşık olduğum sevgili müstesna. Odur benim ilacım, odur benim çarem."

Şair bunu okuyunca Peygamberimiz (s.a.v) vecde geldi. Ashabı da vecde geldiler. Hatta Allah Rasülü'nün ridası omuzlarından yere düştü. Bu durum geçti­ğinde herkes yerine döndü. [461] Bundan sonra Peygam­berimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

"Semâ' (musikî) anında titremeyen değerli biri de­ğildir." Peygamberimiz (s.a.v) daha sonra ridasmı ora­da bulunanlar için dört yüz parçaya ayırdı. Bu uydur­ma bir hadistir.                        

Zehebî'nin [462] ve başkalarının ifade ettiği gibi; Bu hadisi uyduran (Ammar b. İshak) olmalıdır. Zira sene­dindeki diğer raviler sika/güvenilir ravilerdir. Bu ya­lan olduğu kesin olan rivayetlerdendir.[463]

468. Sehavî'nin ebMakasıdü'l-Hasene kitabında [464] şöyle denilmiştir: İbn Teymiyye diyor ki: Ebû Mahzu-ra'nm; Allah Rasûlü'nün huzurunda iki beyit okuduğu, bunun üzerine Peygamberimiz'in coştuğu, hatta şerefli hırkasının omuzlarından düştüğü, bu hırkayı Suffe [465] ashabının fakirlerinin kendi aralarında parça parça paylaştıkları ve elbiselerine yama yaptıkları şeklinde naklettiği meşhur rivayet, hadis alimlerinin ittifakıyla yalandır. Bu konuda rivayet edilen hadis uydurmadır, ibn Teymiyye'nm bu konuda buna benzer görüşü daha önce de geçmişti.[466]

469. Yine    Hayattı hHayvan    kitabında  [467]   şöyle denilmiştir: Kurtubî diyor ki: Surad -göçeğen- kuşuna

çok oruç tutan anlamında "Savvam" denilir.[468]

Abdülbaki İbn Kani'in Mu 'cem 'inde [469] Ebu Galiz b. Ümeyye b. Halef el-Cümahî'nin şöyle  dediği rivayet edilmektedir: Surad —göçeğen- kuşu elimde iken Allah Rasûlü (s.a.v) beni gördü ve:

"Bu kuş, Aşûra orucu tutan ilk kuştur", buyurdu. Bu hadis, ravisinin ismi gibi galîz/kaba bir hadistir. Hakim diyor ki: Bu, Hz. Hüseyn'in katillerinin uydur­duğu hadislerdendir. Bu, batıl bir hadistir. Ravileri meçhuldür. Allah en doğrusunu bilendir.

470. "Vahiy günlerinde rüya zamanı altı ay idi", şeklinde alimler arasında meşhur olan rivayet hak­kında Türbiştî; bunun aslı yoktur, demiştir. [470] Nevevî de Müslim Şerhi' nde [471] ona muvafakat etmiştir. Doğ­rusunu Allah bilir.

471. Dülâbî'nin [472] Hüseyin b. Ali'den rivayetine gö­re; Allah Rasûlü (s.a.v)'nün başı Hz. Ali'nin kucağında idi. O sırada Allah Rasûlüne vahiy geliyordu. (Güneş batmak üzere idi.)  Vahiy  sona  erip  Peygamberimiz (s.a.v) açılınca Hz. Ali'ye;

-ikindi namazını kıldın mı? diye. sordu. Hz. Ali (r.a): -Hayır, dedi. Peygamberimiz (s.a.v):

-Allahıml. Sen gayet iyi biliyorsun ki, O senin tâatinde ve Rasûlünün tâatinde idi. Onun için güneşi iade et, buyurdu. Allah da onun için güneşi iade etti. Bunun üzerine Hz. Ali (r.a) ikindi namazını kıldı. Son­ra da güneş battı.

Alimler: Bu hadis uydurmadır. Güneş hiç kimse için tekrar iade edilmemiştir. Sadece Yûşa' b. Nûn için gü­neşin batması bir süre ertelenmiştir, demişlerdir, er-Riyadu'n-Nadıra fî Menâkıbi'l-Aşera kitabında böyle denilmiştir.[473]

Ancak bu hadis, Şifa'da Tahavî rivayetiyle (sahih­tir, denilerek) nakledilmiştir. [474] Biz bunun yorumunu Şifa Serhih.de [475] geniş bir şekilde açıkladık.[476]

472. İmam Muhammed el-Cezerî Şerhu'l-Mesabih7-de şöyle demiştir: Namazlardan sonra okunması tav­siye edilen; duasına ilâve edilen; "Selâm sadece sana döner. Ey Rabbimizl. Bizi selâ­mınla selâmla. Bizi Selâm Yurdu Cennete koy"; şek­lindeki ilâvenin aslı yoktur. Bilâkis bu ilâve, bazı kıs-sacılarm uydurmasıdır..

473. Hafız Zeyneddm eHrakî anlatıyor: [477] Halk ara­sında kuşluk namazını bazen kılıp bazen terk eden kim -senin kör olacağı haberi meşhurdur. Bu sebeple pek çok kimse kuşluk namazım tamamen terk eder olmuştur. Bu söylediklerinin aslı yoktur. Hatta anlaşılan odur ki, bu ifade, halkı pek çok hayırdan mahrum kılmak için şey­tanın onların dillerine doladığı ifadelerdendir.

474. Alimlerden bir gurup şöyle demişlerdir: Hasan el-Basrî, Hz. Ali (r.a) den hadis duymadığı halde; bazı­larının; Hasan el-Basrî'nin Hz. Ali (r.a) eliyle hırka giy­diği şeklinde zikrettikleri rivayet batıldır, asılsızdır.

Herhangi bir zayıf rivayette  bile  Peygamberimiz (s.a.v)'in tasavvuf erbabı arasında âdet olduğu şekliyle hırka giydiği veya her hangi birine hırka giymeyi em­rettiği nakle dilme mistir. Bu konuda sarih olarak riva­yet edilen her hadis batıldır, asılsızdır. Bu hükmü bu şekilde son dönem hadis alimleri zikretmişlerdir.

Evet.. Onlardan [478] bir gurup tasavvuf erbabına ben­zemek ve onların yolundan bereket elde etmek arzu­suyla hırka giymiş ve giydirmişlerdir. Zira hırka giy­me haberi Kemîl b. Ziyad'dan kesintisiz (muttasıl) sa­hih senedle rivayet edilmiştir. Kemîl, alimlerin ittifa­kıyla Hz. Ali (r.a) ile birlikte bulunmuştur. Bazı riva­yetlerde bu Üveys el-Karanî'den kesintisiz olarak ri­vayet edilmektedir. Üveys ise Hz Ömer (r.a) ve Hz. Ali (r.a) ile görüşmüştür.

475. Yine Peygamberimiz (s.a.v)'in Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Ali (r.a)'ye hırkasını Üveys'e [479] vermelerini vasiyet ettiği, bu iki zatın hırkayı Üveys'e verdikleri ve bu hırkanın Üveys'den sonra gelecek nesle, sonra da nesilden nesle intikal ettiği haberinin de aslı yoktur.

476. Aynı şekilde Peygamberimiz (s.a.v) ile musafa- etme hadisi kesinlikle sabit olmamıştır.[480]

477. İbn  Emiri'1-Hâcc  şöyle   demiştir:   Zü'1-Huley-fe'de [481] halkın Hz. Ali'nin Kuyuları (Abâru Ali) adım verdikleri bazı kuyular bulunmaktadır. Hz. Ali'nin bu kuyularda cinlerle çarpıştığı haberi yalandır.

478. Uydurma hadislerden biri; Ibn Adiyy'in (Hasen b. Ali b. Zekeriyya b. Salih el-Adevî ez-Zi'b)in [482] biyog­rafisinde   zikrettiği;   Hz   Hüseyin'den   rivayet   edilen Peygamberimiz   (s.a.v)'e   nisbet  edilen   şu   uydurma hadisdir:

"Miraca çıkarıldığım gece, benim terimden yeryü­züne bir damla düştü. Ondan gül yeşerdi. Kim benim kokumu koklamak isterse gülü koklasın."

 

Dipnot Kaynakları

 

Abdurrahman el-Cezîrî, el-Fıkh ale'l-Mezahibi'l-Erbaa, Mısır Ev­kaf Bakanlığı baskısından ayrı özel baskı.

Abdülaziz el-Gumarî, el-Bahıs an lleli't-Ta'n fi'l-Haris, Şark Mat­baası, tarihsiz.

Abdülhayy el-Kettanî, et-Teratibü'l-îdariyye, Ribat 1347 H.

Abdülhayy el-Leknevî, el-Ecvibetü'l-Fâdıla, Haleb, Asîl Matb., 1384 H.

-----------, İmamü'l-Kelâm fi-ma Yeteallaku bi'l-Kırâe Halfe'l-îmam_

Leknev, 1304 H.

-----------, Rad'u'l-İhvan an Mufıdesâtı Âhiri Cüm'ati Ramazan,

Leknev.

-------, er-Rafu ve't-Tekmîl, II. bsk. Dar Lübnan, Beyrut, 1389 H.

-------, Tuhfetü'l-Kemele Haşiyetü Tuhfeti't-Talebe, Leknev, 1337

-------, Tuhfetu-Talebe fi Tahkik Meshı'r-Rakabe, Yusufî Matba-

ası, Leknev, 1337 H. Aclûnî, Keşfü'l-Hafa ve Müzîlü'l-Ilbas, Müessesetü'r-Risale, Beyrut,

1403 H.

Ahmedb. Hanbel,Müsned, Meymeniyye, 1313 H. Alâeddin el-Buharî, Keşfü'l-Esrar Şerhu Usûli'l-Pezdevî, İstanbul

1304 H. Aliyyü'1-Karî, el-Mevzûâtü'l-Kübrâ, Şeriketü's-Sıhafeti'l-Usmaniy-

ye, 1308'den sonra.

----------, el-Mirkat Şerhu'l-Mişkât, el-Meymeniyye 1309 H.

----------, Şerhu Şerhi'n-Nuhbe, İstanbul, 1327 H.

, Şerhu ş-Şifa, İstanbul, 1315 H.

Aynî, Umdetü'l-Karî Şerhu'l-Buharî, el-Müniriyye, 1348 H. Azizi, Şerhu'l-Câmi'ı's-Sagîr, Mustafa el-Babî el-Halebî, 1357 H. Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, el-Meclisü'1-A'lâ li'ş-Şuûni'1-İslâmiy-

ye, 1389 H.

-----——, el-Esma ve's-Sıfat, es-Seadeh, 1358 H.

----------, es-Sünenü'l-Kübra, Haydar-Abad ed-Deken, 1344 H.

----------, Menakıbü'l-îmami'ş-Şafiî, Daru'n-Nasr li't-Tıbâah, 1391

Buharı, el-Edebul-Müfred, es-Selefiyye Il.bsk. 1379 H.

——------, et'Tarihu'î-Kebîr, Haydarâbad ed-Deken, Hindistan, 1375

----------—, Sahihu'l-Buharî (Fethu'l-Barî şerhi ile) Bulak, 1300 H.

Cemaleddin el-Kasımî, Kavaidü't-Tahdis, İbn Zeydûn Matbaası, Dimaşk, 1353 H.

Darimî, Sünen, Şeriketut-Tıbaati'l-Fenniyyeti'l-Müttehıde,1386 H.

Ebu Davud, Sünen, Mustafa Muhammed Matbaası, 1354 H.

Ebû Hilâl el-Askerî, Cemheratü'l-Emsal, el-Hayriyye, 1310 H.

Ebu Mansur el-Bağdadî, el-Fark Beyne'l-Firak, Maarif Matb., 1910.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Delâilü'n-Nübüvve, Haydarâbad ed-De­ken, II. bsk. 1369 H.

----------, Hılyetul-Evliyâ, es-Seâdeh, 1351 H.

Ebu Ubeyd b. Sellâm, Garibü'l-Hadis, Haydarâbad ed-Deken, 1344

Ebu Zür'a el-Irakî, Tarhu't-Tesrîb, Cem'ıyyetü'n-Neşri'l-Ezheriyye, 1352 H.

Fettenî el-Hindî, Tezkiretü'l-Mevzûât, el-Müniriyye 1343 H.

Feyyûmî, eUMisbahu'l-Münlr, Mustafa el-Babî el-Halebî Matb., 1369 H.

Firûzâbadî, el-Kamusü'l-Muhît, el-Huseyniyye el-Mısriyye 1344 H.

...........—, Sifru's-Seâdeh, Münîriyye, 1346 H.

Gazzalî, el-İhya, Lecnetü's-Sekafeti'l-İslâmiyye, 1356 H. ■ ■  , el-Mustasfâ min Ilmi'l-Usûl, Bulak 1322 H.

Hacı Halife, Keşfü'z-Zunûn an Esâmi'l-Kütüb ue'l-Fünûn, İstanbul, 1360 H.

Hafacî, Şerhu'ş-Şifa, (bkz. Nesimü'r-Riyaz)

Hafacî, Nesimü'r-Riyaz Şerhu'ş-Şifa li'l-Kadı îyaz, İst. 1312 H.

Hakim, el-Müstedrek ale's-Sahihayn, Haydarâbad ed-Deken, 1333 ......., Ma'rifetü Ulûmi'l-Hadis, Daru'l-Kütübi'l-Mısriyye, 1356

Hakim et-Tirmizî, Nevadiru'l-Usûl, İstanbul 1293.

Hatib Bağdadî, İktizau'lllmi'l-Amel,

--------—, Mûdıhu Evhâmi'l-Cem' ve't-Tefrîk, Haydarâbad ed-De­ken, 1378 H.

----------, Şerefu Ashabi'l-Hadis, A. Ü., Ankara, 1971 M.

———, Tarihu Bağdad, es-Seâdeh, 1349 H.

Hattabî, el-Uzle, İzzet Attar bsk. 1356 H.

Haydar-Âbadî, el-Kavlü'l-Müstahsen fi Fahri'l-Hasen,   Haydar­âbad, 1312 H. Hazmî, Şurûtu'l-Eimmeti'l-Hamse, Mektebetü'l-Kudsî, 1357 H.

Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, Mektebetü'l-Kudsî, 1352 H.

Husameddin el-Kudsî, İntikadü'l-Muğnî ani'l-Hıfz ue'l-Kitab,  Di-maşk, 1343 H.

Hüseynî, Zeyl Tezkireti'l-Huffaz, Tevfık Matbaası, Dımaşk, 1347 H.

Irakî, Elfıyetü Mustalahı'l-Hadis, Fas, 1345.

-----------, Tahricü Ehadisi'l-İhyâ, (Gazzalî'nin İhya kitabının dip­notunda) Lecnetü's-Sekafeti'l-İslâmiyye, 1356 H.

Illîş,  Fethu'l-Aliyyi'l'Malik, et-Tekaddüm el-Ilmiyye Matbaası, 1319 H.

İbn Abdi'1-Berr, Behcetü'l-Mecalis (Nüzhetü'l-Mecalis), Daru'1-Cîl, tz.

-----------, Camiu Beyani 'l-Ilm ve Fazlihi, el-Müniriyye, tarihsiz.

-----------, el-Intika fi Fedâili's-Selâseti'l-Eimmeti'l'Fukahâ, el-Maa-

hid, 1350 H.

-, el-İstîâb fî Ma'rifeti'l-Ashab, et-Ticariyye el-Kübrâ, 1358

İbn Abidîn, Raddü'l-Muhtar ale'd-Dürri'l-Muhtar, Bulak,

İbn Arrak, Tenzîhü'ş-Şerîati'l-Mutahhera, Atıf Matbaası, 1378 H.

İbn Bedr el-Mavsılî, el-Muğnî ani'l-Hıfz ve'l-Kitab, Selefiyye 1342

İbn Cerir et-Taberi, Tefsir, Bulak bsk. 1323 H.

İbn Ebî Hatim, el-Cerh ve't-Ta'dil, Haydarâbad ed-Deken, 1371 H.

İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, Haydarâbad ed-Deken, 1386 H.

ibn  Hacer, Ecvibetü'bni Hacer ala Ehadîsi'l-Mesabîh,   Dimaşk

(Mişkât kitabının sonunda)

-----------, el-Isabe fî Temyizi 's-Sahabe, et-Ticariyye el-Kübrâ, 1358

-----------, el-Metalibü'l-Âliyye, Asriyye Matbaası, Kuveyt, 1390 H.

-----------, et-Telhisu'l-Habîr, Şeriketü't-Tıbaati'1-Fenniyyeti'l-Müt-

tehıde,1384H.

-----------, Fethu'l-Barî bi-şerh Sahihı'l-Buharî, Bulak 1300 H.

-----------, Hedyü's-Sarî Mukaddimem Fethı'l-Barl, Münîriyye, 1347

-----------, Lisanü'l-Mizan, Haydarâbad ed-Deken, 1329 H.

-----------, Tevâli't-Te'nîs bi-Meâlî İbn îdris, Bulak 1301 H.

—------ Tehzibut-Tehzib, Haydarâbad ed-Deken, 1325 H.

İbn Hacer el-Heytemî, el-Cevheru'l-Munazzam fi Ziyareti'l-Kabri'n-

Nebeviyyi'l-Mükerram, Bulak 1279 H. îbn Hazm, el-Muhallâ, Müniriyye, 1347 H. İbn Kesîr, el-Bidaye ve'n-Nihaye, Saadeh 1351 H. İbn Kudâme, el-Muğnî fi'l-Fıkhı'l-Hanbelî, Menar, 1342 H. İbn Kuteybe, UyûnüVAhbar, Daru'l-Kütübi'l-Mısriyye, 1348 H. VonNl&ce, Sünen, İsa el-Babî el-Halebî Matbaası, 1382 H.

İbn Melek, Şerhu'l-Menar, Daru's-Seâdeh, İstanbul, 1315 H.

İbn Müflih el-Hanbelî, el-Fürû', Dar Mısr li't-Tıbâah, 1379 H.

İbn Receb,Letâifü'l-Maarif Dar İhyai'î-Kütübi'l-Arabiyye, 1343 H.

İbn Seyyidi'n-Nâs, Uyûnü'l-Eser, Mektebetü'l-Kudsî, 1356 H.

İbn Teymiyye, Minhacü's-Sünneti'n-Nebeviyye, Bulak 1321 H.

İbn Teymiyye, Mecmûu'l-Fetavâ, Riyad Matbaası, Riyad, 1381 H.

İbnü'd-Deyba', Temyîzü't-Tayyib mine'l-Habîs, Muhammed Ali Sabîh bsk. 1347 H. 

İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, İsa el-Babî el-Halebî Matb., 1387.

----------, Ândatü'l-Ahvezt, Mısriyye Matbaası, 1350 H.

İbnü'l-Cevzî, el-Mevzûât, Mecd Matbaası, 1386 H.

-----------, Kitabü'l-Kussas ve'l-Müzekkirîn, Daru'l-Maşrık, Beyrut,

tz.

İbnü'1-Esîr, en-Nihaye fi Garibi'l-Hadis ve'l-Eser, Osmaniyye 1311

İbnü'1-Esîr, Üsdü'l-Gabe fi Teracimi's-Sahabe, el-Vehbiyye Matba­ası, 1386 H.

İbnü'l-Hümam, Eethu'l-Kadir, Bulak 1315 H.

İbnü'l-Kayyim, el-Fürûsiyye, el-Envar, 1360 H.

-----------, Miftahu DaH's-Seâdeh, Mahmud Rabî' baskısı, 1358 H.

-----------, el-Menaru'l-Münîf fi's-Sahih ve'd-Daîf Daru'l-Kalem,

Beyrut, 1390 H.

----------, İ'lâmü'l-Muvakkıîn an Rabbi'l-Alemîn, Saadeh, 1374 H.

İbrahim el-Halebî, Gunyetü'l-Mütemellî Şerh Münyetü'l-Musallî, İstanbul 1325 H.

İsferâyînî, et-Tabsîr fî'd-Din, İzzet el-Attarbsk. Kahire.

Kadı Iyaz, eş-Şifa fî Hukuki l-Mustafa, (Şerhi ile birlikte)

-----------, Tertibü'l-Medarik, Fas Evkaf Bakanlığı bsk. 1384 H.

Kalkaşendî, Subhu'l-A'şâ fi Sınaati'l-İnşâ, el-Emîriyye, 1332 H.

Kastallânî, el-Meuahibü'l-Ledünniyye, Şarkıyye Matbaası, 1326 H.

-----------, İrşadü's-Sarî, Bulak, V.bsk. 1293 H.

Kavukçî, el-Lü'lüü'l'Marsû' fî-ma Lâ Asle lehu ve bi-aslihi Mevzu', Mısır, tz.

Kevserî, el-îmtâ' bi-Sirateyni'l-İmameyn el-Hasen b. Ziyad ve Mu­hammed b. Suca', el-Envar, 1368 H.

—----—, Tekmiletü'r-Redd ala Nûniyyeti Ibni'l-Kayyim., es-Seâdeh,

1356 H.

Makarrî, Nefku't-Tıyb, thk. İhsan Abbas, Beyrut 1388 H.

Malik b. Enes, el-Muvatta, İsa el-Babî el-Halebî, tarihsiz.

Meydanî, Mecmau'l-Emsal, el-Hayriyye 1310 H.

Muhammed el-Hut el-Beyrutî, Esne'l-Metalib fi Ehâdis Muhtelife-ti'l-Meratib, Mustafa Muhammed Matbaası, 1355 H.

Muhıbb et-Taberî, er-Riyadu'n-Nadıra, Daru't-Te'lif, 1372 H.

Murginâni, el-Hidaye, (Fethu'l-Kadir'le birlikte) Bulak, 1315 H.

Mutarrizî, el-Muğrib fı'l-Lügah, Haydar-Âbad ed-Deken, 1328 H.

Mübarek-Fûrî, Tuhfetü'l-Ahvezî bi-Şerh Süneni't-Tirmizî, Dihlî Hindistan, 1346 H.

Münavî, Feyzu'l-Kadîr bi Şerhı'l-Camiı's-Sagîr, Mustafa Muham­med, 1356 H.

Münzirî, et-Tergîb ve't-Terhîb, Mustafa el-Babî el-Halebî Matbaası, 1353 H.

Müslim, Sahih Müslim (Nevevî Şerhi ile birlikte) Mısriyye Matba­ası, 1347 H.

Nablusî, Zehâiru'l-Mevârîs, Cem'ıyyetun-Neşri'l-Ezheriyye, 1352.

Nevevî, Şerh Sahih-i Müslim, Mısriyye Matbaası, 1347 H.

Ruhavî, Hasiyeti'r-Ruhavî alâ Şerhı'l-Menar li'bn Melek, Daru's-Seâdeh, İstanbul, 1315 H.

Saganî, Risaletü'l-Mevzûât, el-Barûniyye, tarihsiz.

Saidb. Mansûr, Sünen, el-Meclisul-Ilmî, Karaçi, 1387 H.

Salihî, Sübülü'l-Hüda ve'r-Reşâd, el-Meclisü'1-A'lâ li'ş-Şuûni'l-İslâmiyye, 1392 H.

Sehavî, el-Makasıdü'l-Hasene, Daru'l-Edebi'l-Arabî, 1375 H.

Sübkî, Taceddin, Tabakatü'ş-Şafiıyyeti'l-Kübra, İsa el-Babî el-Halebî, 1382 H

Sübkî, Takıyyüddin, es-Seyfü's-Sakıl, es-Seâdeh, 1356 H.

Süyûtî, ed-Dürratü'n-Naciye (bkz Süyûtî'nin el-Hâvî li'l-Fetâvî ki­tabı içinde) Seâdeh 1378 H

-----------, ed-Dürru'l-Mensûr fi Tefsiri'l-Kur'ân bi'l-Me'sûr, el-Mey-

meniyye, 1314 H.

----------, el'Hasâisu'l-Kübra, Haydarâbad ed-Deken, I.bsk. 1371 H.

----------, el-Hâvî li'l-Fetâvî, Seâdeh, 1378 H.

———, el-îtkan fi Ulumi'l-Kur'ân, el-Meşhedü'1-Huseynî Matbaa-

sı, 1387 H. -------( el-Leâli'l-Masnûa fî'l'Ehadisi'l-Mevzûa, el-Huseyniyye,

1352 H.

-------, Tarihul-Hulefa, Münîriyye, 1351 H.

----—-, Tedribü'r-Ravî Şerh Takribi'n-Nevavî, el-Mektebetü'l-İl-

miyye 1379 H. __-----Vusulü'l-Emanî bi-Usûli't-Tehânl   (Süyûtî'nin el-Havîli'l-Fetâvî kitabı içinde)

-----------, Zeylü'l-Mevzûât, el-Alevî Matbaası, Leknev, 1303 H.

■ Zeyl Tezkireti'l-Huffaz, Tevfik Matbaası, Dımaşk, 1347 H. Sühreverdî, Avarıfü'l-Maarif, (Gazzalî'nin İhya kitabı ile birlikte) Sefarînî, Gızâü'l-Elbab, Nil Matbaası, 1325 H. Sem'ânî, Edebü'l-Imlâ ve'l-îstimlâ, Liden bsk. 1952 M. Semhudî, el-Gammaz ale'l-Lemmaz, Daru'1-Liva, Riyad 1401 H. Şafiî, İhtilafü'l-Hadis_

----------, er-Risale, Mustafa el-Babî el-Halebî Matbaası, 1358 H.

Şevkânî, İrşadü'l-Fuhûl ilâ Ilmi'l-Usûl, es-Seadeh, 1327 H. Şevkânî, el-Fevaidü'l-Mecmua, es-Sünnetü'1-Muhammediyye Mat­baası, 1380 H.

Şürunbilâlî, Merakı'l-Felâh bi-Haşiyeti't-Tahtâvî, Bulak 1269 H. Tahavî, Müşkilü'l-Âsâr, Haydarâbad ed-Deken, 1333 H. Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesabîh, el-Mektebü'1-İslâmî, Dimaşk, 1380 H. Tirmizî, Sünen, (İbnü'l-Arabî Şerhiyle) Mısriyye Matbaası, 1382 H. Tıybî, el-Hulâsa fi Ma'rifeti'l-Hadis, Daru'l-İrşad, Bağdat 1391 H. Tüveycerî, Faslü'l-Hıtab fi'r-Raddi alâ Ebî Türab, Nasr Matbaası,

Riyad, 1388 H.

Yusuf en-Nebhanî, Erbain el-Erbaîn, Beyrut 1329 H. Zafir el-Ezherî, Tahziru'l-Müslimîn mine'l-Ehadîsi'l-Mevzûa alâ

Seyyidi'l-Murselln,   Ceridetü'r-Ravi  Matbaası,   el-Yevmiyye,

1321 H. Zebîdî, Tacü'l-Arûs inin Cevahiri'l-Kamus, el-Hayriyye 1306 H.

----------, Şerhu'l-Ihyâ, el-Meymeniyye, 1311 H.

Zehebî, el-Iber ft haberi Men Gaber, Kuveyt, 1380 H.

..............   , el-Muğnî fi'd-Duafâ, Belâga Matbaası, Haleb, 1391 H.

----------, et-Tecrid li-Esmâi's-Sahabe, Haydarâbad ed-Deken, 1315.

----------, Mizanü'l-İ'tidal, İsa el-Babî el-Halebî, 1382 H.

—--------, Tarihu'l-Islâm, Hüsameddin el-Kudsî, Kahire.

-----------, Tezkiretü'l-Huffaz, III. bsk. Haydarâbad ed-Deken, Hin-

.     distan, 1375 H.

Zemahşerî, el-Fâık fi Garibi'I-Hadis, İsa el-Babî el-Halebî, 1364 H.

—--------, Keşşaf, Mustafa Muhammed, I. bsk.

Zerkeşî, el-Ecvibe li-îrad Me'stedrakathu Aişe ale's-Sahabe, Dimaşk

1358 H. Zeylaî, Nasbu'r-Raye, el-Meclisü'l-Hmî el-Hindî, Daru'l-Me'mun,

Kahire, 1357 H. Zürkanî, Şerhu'l-Mevahibi'l-Ledünniyye, Ezheriyye Matb., 1325 H.



[1] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.322; Semhudî,   Gammaz: s.102; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s. 139; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.265; Acr lunî, Keşf 2/157.

[2] bkz. İbn Arrak, Tenzih: 1/320; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.268; Aclunî, Keşf:: 2/158.

[3] Senedindeki yalancı ravi,  (Heysem b. Adiyy et-Tâî'  el-Menbicî el-KûfO'dir.  Günlük hayatında yalancılıkla suçlanan diğer ravi ise kıraat âlimi ve müfessir (Ebu Bekir Muhammed b.  Hasen ekBağdadî en-Nakkaş)'dır.  Her ikisinin biyografisi Zehebî'nin Mizanü'l-Ftidal kitabında  mevcuttur,   (bkz.   4/324; 3/520) İbn Arrak'm Tenzihü'ş'ŞeriatiTMerfûa kitabında (1/320) belirtildiği   gibi;   bu   uydurma   hadisi   Deylemî   Müsnedü'î-Firdevs'de rivayet etmiştir.

[4] bkz. Sehavî, Makasıd: s.323; Semhudî,   Gammaz: s. 102; İbnü'd-Deyba1,    Temyiz   s.139;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.265; Aclunî, Keşf : 2/158; Hut, Esne'l-Metalib: s.240.

[5] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.265; Aclunî, Keşf 2/158.

[6] Yani her yıl giderek daha fazla kötülüklerle ve seviye dü-şüklüğüyle    karşılaşacaksınız,    demektir.    el-MisbahuTMünîr, Kamus ve Kamus şerhi Tacü'l-Arûs'&& belirtildiği gibi; (Rezüle-Yerzülü Razaleten ve Ruzaleten): değeri düştü, analammdadır. Müellif el-Mevzûaûü'1-Kübraü.SL bu ifadedeki fiili "türzelûn- meç­hul siga ile" diyerek harekelemiştir. Lügat kitaplarında bu hare­keyi destekleyen bir ifade görmedim. Ancak bu şekilde rivayet edilmişse, rivayet aynen korunur.

[7] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.323; Semhudî,   Gammaz: s.102; İbnü'd-Deyba', Temyiz- s.140; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.266; Aclu­nî, Keşf: 2/160; Hut, EsneTMetalib: s.240.

[8] Buharı, Sahih'inde Kitabü'l-Fiten'de, "Hiç bir gün gelmez ki, daha sonrası o günden daha kötü olmasın", başlıklı (6 noîu) babdaki senediyle (13/19 Hadis No: 7068) Zübeyr b. Adiyy'den rivayet ediyor:

Enes b. Malik'e gittik. İnsanların Haccac'dan çektikleri sıkıntılar hakkında şikâyette bulunduk. Enes: Sabredin. Zira "Rabbinize kavuşuncaya kadar hiçbir zaman gelmez ki, bu zaman bir önceki zamandan daha kötü olmasın " buyuruldu. Ben bunu bizzat Peygamberiniz (s.a.v)'dcn işittim, dedi.

Hafız İbn Hacer Fethu'1-Barî'de (13/21) diyor ki: "Sadece Ömer b. Abdülaziz zamanı bile olsa; bazı zamanların önceki zaman­dan daha az kötü olduğu gerçeği dikkate alınarak, bu mutlak ifadenin problemli olduğu görülmektedir. Zira Ömer b. Abdüla-ziz'in zamanı, Haccac'm zamanından az sonra olup Ömer b. Abdülaziz zamanının hayırlı oluşu meşhurdur. Ömer b. Abdü­laziz zamanının, kendisinden önceki zamandan daha kötü ol­ması şöyle dursun; "Onun zamanında şer tamamen sönmüştü", denilse; bu söz gerçekten uzak bir ifade sayılmaz. Hasan el'Basrî, yukarıda geçen hadiste genel durumun ve çoğun­luğun dikkate alındığını ifade etmiştir. Kendisine Haccac'dan sonra Ömer b. Abdülaziz'in zamanı geldiği söylendiğinde; İnsanla­rın arada biraz nefes almaya ihtiyacı vardır, demiştir. Yine Deccal'in zamanından sonra Hz. İsa (a.s) ile birlikte hayır­lı yılların yaşanacağı konusu da bir problem olarak görülmüş­tür. Kirmanı bu soruya; hadisteki ifade ile Hz. İsa (a.s)'dan sonra yaşanacak zaman murad edilmiş olmalıdır, diye cevap vermiştir. Zira günahlardan korunan (masum) Peygamber'in zamanında şer olmayacağı gerçeği, dinen zarurî olarak bilin­mesi gereken hususlardandır." Hafız İbn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

[9] İbn Mes'udun sözünün tamamı şöyledir:  "Hadiste;  Size hiçbir yıl gelmez ki, daha sonrası o yıldan daha kötü olmasın'] buyurulmuştur. Ben bu hadisi; bir yöneticinin ondan sonraki

yöneticiden daha hayırlı olacağı, ya da bir senenin ondan son­raki seneden daha hayırlı olacağı manasında anlamıyorum. Ben bu ifadeden şunu anlıyorum: Âlimleriniz, hayırlılarınız ve fakihle-riniz -vefat, edip- birer birer kaybolacaklar. Sonra siz­ler, onların yerini tutacak hiç kimse bulamayacaksınız. Onların yerine dinî meseleleri kendi -şahsî- görüşleriyle kıyas eden kimseler gelecektir." İbn Mesud'un bu sözünü Yakub b. Şeybe Müs-ned' inde ve Darimî Sünen' inde (Mukaddime Bab 22) Zamanın değişmesi ve zamanda meydana gelecek şeyler babın­da (1/58) rivayet etmiştir, senedi hasendir. (bkz. Fethu'1-Barî: 13/21)

[10] Darimî'nin rivayeti şöyledir: "Zira âlimleriniz, hayırlıları­nız ve fakihleriniz vefat edip birer birer kayboluyorlar."

[11] Bu ifade, Darimî'nin rivayetindeki şu lafızla aynı mana­dadır:  "Sonra  dini meseleleri kendi şahsî görüşleriyle kıyas eden insanlar gelirler."

[12] Bu  rivayetin, devamı  şöyledir:  "Sonra  dinî meselelerde kendi -şahsî görüşleriyle fetva veren kimseler ortaya çıkar. Bunlar İslâm'ı zedeler ve yıkarlar." Bu hadisi Yakub b. Şeybe Müsned'in&e tahric etmiştir, (bkz. Fethu'1-Barî: 13/21)

Taberanî, sahih bir senedle Hayseme'den naklediyor: Abdullah b. Mes'ud (r.a) hanımına:

-Bugün mü daha hayırlı, yoksa dün mü? diye sordu. Hanımı: -Bilmiyorum, dedi. İbn Mes'ud (r.a):

-Ama ben biliyorum. Dün bugünden daha hayırlı idi. Bugün de yarından daha hayırlıdır. Kıyamet kopuncaya kadar böyle ola­caktır, dedi. Bu rivayeti Hafız Heysemî, Mecmau'z-Zevaid' de (7/286) zikretmiştir.

[13] Ra'd: 41  

[14] İbn Cerir,  Tefsir1 inte (13/117) diyor ki: İbn Abbas (r.a): Bu,  âlimlerin, fakihlerin ve halkın en hayırlılarının gitmesi demektir, demiştir.

[15] Bu  zat  muhtemelen  tabiînden  değerli fıkıh  âlimi  Ebu Ca'fer (el-Bakır) Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Ta-lib  el-Hâşimî el-Alevî el-Medenî'dir.   56 yılında  doğmuş,   114 yılında  vefat  etmiştir.  Allah rahmet eylesin.  Muhammed b. Münkedir şöyle denilmiştir:  Muhammed b. Alı b.  Hüseyin'den daha faziletli kabul edilen birini görmedim. Nihayet oğlu JVhr hammed'i gördüm. Ona bir gün nasihatte bulunmak istedim. O bana nasihatte bulundu. Zübeyr b. Bekkâr diyor ki: Muham­med b. Ali Hüseyn'e: "Bakıru'Mlm," deniyordu. O, bu lakapla meşhur oldu. Bu lakap; ilmi yardı, ilmin aslını ve gizli yönlerini bildi, anlamındaki (Bakarabılme bakran) fiilinden alınmıştır.

[16] bkz.  İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.138; Aclunî,   Keşi:  2/150; Hut, Esne'tMetalib: s.242.

[17] Bu konuda bu söze ihtiyaç bırakmayacak şu hadis bulun­maktadır:   İmam   Ahmed   Müsned' inde   (4/345);   Buharı   et EdebüTMüfred' de Allah Teâlâ'ya en sevimli olan isimler ba­bında (s.384); Ebu Davud'un Sünen'infe (Edeb, 61 No.lu) İsim­lerin değiştirilmesi babında (4/287-288) ve Nesaî'nin Sünen' inde Kitabü'l-Hayl'de (6/218) sahabîliği bulunan Ebu Vehb el-Cüşemî (r.a)'den rivayete göre; Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle bu­yurmaktadır: "Peygamberlerin isimlerini isim olarak alın. İsimlerin Allah'a en sevimli olanı: Abdullah ve Abdurrah-man'dır. Gerçeğe on uygun isimler Haris (kazançlı) ve Hem-mam (azimli) isimleridir. En kötü olan isimier ise: Harb (savaş) ve Murre (acı) isimleridir."

Münavî Feyzu'î-Kadîr'de (3/246) diyor ki: "Hadiste; çocuklara Peygamber isimlerim vermek tavsiye edilmektedir. Zira Pey­gamberler, Ademogullarmm efendileridir. Peygamberlerin ah­lâkı ahlâkın en şereflisidir, amelleri amellerin en salibidir, isimleri de isimlerin en şereflisidir. Onların isimlerini almak bu isimlerin sahipleri için şereftir. Bu isimlerin verilmesinde hiçbir fayda olmasa, Peygamber isminin o ismin ilk sahibini hatırlatması ve o mana ile irtibatlı olması bile fayda olarak yeterlidir. Ayrıca yeni doğan çocuklara bu isimlerin verilme­sinde Peygamberlerin isimlerinin korunması, anılması ve unu­tulmaması gibi faydalar da bulunmaktadır. Dolayısıyla Pey­gamberlerin isimlerini vermek mekruh değil, edebe riayet et­mek şartıyla bu isimleri vermek müstehaptır. Talha b. Ubeydullah (r.a)'m on evladı vardı. Hor birinin ismi bir Peygamber'in ismi idi. Zübeyr b. Avvam'm da on evladı vardı. Her biri bir şehidin ismini taşıyordu. Talha Zübeyr'e: -Ben çocuklarıma Peygamber isimlerini veriyorum. Sen ise onları şehitlerin isimleriyle adlandırıyorsun, dedi. Zübeyr: -Ben onların şehit olmalarını arzu ediyorum. Sen onların Peygam­ber olmalarım arzu edemezsin, dedi." Münavî'nin sözü burada sona ermektedir.

Ayrıca Abdullah ve Abdurrahnıan isimleri ile Abdülkerim, Abdülgani, Abdülfettah gibi benzeri isimler Allah Teâlâya en sevimli olan isimlerdir. Zira bu isimler Allah Teâlaya karşı vacip olan, insan için şart olan ve insanın hakiki vasfı olan "Kulluk" sıfatını ihtiva etmektedir. Bu isimlerde (Abd) kelimesi hakiki bir nisbetle (Rabb)'e nisbet edilmiş olmaktadır. Bu isim­lerin sahipleri bizzat bunların manalarım taşıyarak tam anla­mıyla gerçeğe uygun olanı seçmiş olmakta, bu isimleri taşımak­ta şereflenmiş ve bu fazileti elde etmiş olmaktadırlar.

İmam Kadı İyaz merhum diyor ki: "Son derece mutlu oldum, uçtum sevinçten; Süreyya yıldızına dokunuyorum Neredeyse: Senin (Ey kullarım!..) hitabının altına girdiğim için, (Tâ"Hâ)'yı bana Peygamber kıldığın için."

(Haris) ve (Hemnıam) isimleri, isimlerin gerçeğe en uygun o-lanlarıdır. Zira "Haris" kazançlı demektir. İnsan ister dünya nimetleri olsun, isterse ahiret nimetleri olsun kazançtan mah­rum kalamaz. "Hemmam" ise bir işi yapmaya teşebbüs etti, azimli oldu manasmdaki (Hemme bii-emri yehümmü bihi) fii­linden türeyen mübalağalı isnri faildir. İnsan hayır olsun şer olsun  mutlaka  bir  şeylere  teşebbüs  eder.  Dolayısıyla hiçbir insan kazanç ve teşebbüsten uzak kalmaz. Bu sebepledir ki her insan Haris (kazançlı) ve Hemmam (azimlO'dır. Harb (savaş) ve Murre (acı) isimlerine gelince; Harb lafzında sı­kıntıları hatırlatma; Murre lafzında ise acılık hissini uyandırma manası bulunduğu için kötü isimler olarak kabul edilmiştir. Zira Rasulullah (s.a.v) güzel yorumlamayı ve güzel ismi severdi. Üzücü olan konulardan biri, bugün Müslümanlar arasında Allah Teâlâ'ya kulluk manası ya da İslâmî kimlik taşıyan isimlerin azalması ya da giderek azalmaya yüz tutmuş olmasıdır. Müslü­manlar, kalplerinin İslâm'dan uzak olması sebebiyle; çocuklarına ya da kızlarına İslâmî olmayan, ırkçılık damgası taşıyan isimler ya da tamamen yabancı isimler verir oldular. Allah ıslah eylesin. Halbuki yeni doğan yavrulara verilecek isimlerin

güzel isimlerden seçilmesi çocukların ana-baba üzerindeki haklarından biridir.

[18] bkz.   Süyûtî,   Zeyîü'l-Mevzuat   s.195;  Sehavî,  Makasıd: s.325;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.141;   AliyyÜTKarî,   Kübra: s.268; Aclunî, Keşf:; 2/163; Hut, Esne'l-Metalib: s.24-1.

[19] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.195; Aclunî, Keşf: 2/168.

[20] Süyûtî, ZeylüTMevzûât s.195

[21] bkz.  Âlûsî,   Ruhu'l'Maanî:   27/21;   Zariyat:   56);   Sehavî, Makasıd: s.327; Semhudî, Gammaz: s.105; İbnü'd-Deyba', Tem­yiz:  s.142;  Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.269;  Aclunî,   Keşf  2/173; Hut, Esne'l-Metalib: s.243; Kavukcî, Lü'lü': s.61.

[22] Müfessir İmam Âlûsî Rııhu'l-Maanî' de Zariyat Suresi'ndeki "Ben, insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarat­tım", mealindeki (56.) âyetin tefsirinde (27/21) şöyle demiştir. Rivayette gelmiştir ki;   "Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bi­linmeyi istedim. Bilineyim diye mahlûkatı yarattım."'Bu sözü bu  lafızla  Sa'deddin  Said   el-Ferganî  Müntehe'l-Medarik' de zikretmiştir. Başkaları, meselâ Şeyh-i Ekber (Muhyiddin İbn Arabi) Fütuhat' m Yüz doksan sekizinci babında başka bir la­fızla zikretmiştir. Hadis hafızları bu sözü hadis değildir, diye redd etmişlerdir, İbn Teymiyye: "Bu söz Peygamberimiz (s.a.v)' in sözü değildir. Bunun sahih veya zayıf bir senedi bilinme­mektedir",  demiş;  İmam Zerkeşî,  Hafız İbn Hacer ve başka hadis hafızları da aynı hükmü şeyi vermişlerdir. Sûfiyyeden olup bu sözü hadis diye rivayet edenler, bu sözün nakil açısından sabit olmadığını itiraf etmekte; ancak "Bu hadis, keşif yohıyla sabit olmuştur", demektedirler. Şeyh.-i Ekbcr, adı geçen babda bunu açıkça ifade etmektedir. Hadisin sahih oldu­ğunun keşif yoluyla tesbit edilmesi, sûfiyyenin sık sık tekrarla­dıkları sözlerdendir!.." Alûsî'nin sözü burada sona ermektedir. Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: İmam Alûsî (r.a), bununla hadisin sahih olduğunun keşif yoluyla tesbit edilmesi görüşü­nün, muhaddisler nezdinde hiç dikkate alınmadığına işaret et­mektedir. Bu doğrudur. Nitekim bunun geniş açıklaması 414 no.lu 'Yasin hangi niyetle okunursa o gerçekleşir" hadisi için yazılan dipnotta gelecektir. Oraya bakınız. Zira bu notlar, bu ilmi iyi bilen muhaddis hafızların sözlerine sarılmanın gereği hakkında bilgilerimizi güçlendirecek ve istifade edilecek bilgiler­dir. Allah Rasûlü'min Sünnetinden olmayan şeylerin sünnete girmesini engelleyerek Allah Rasûlü'nün (s.a.v) sünnetim koru­mak için ortaya koydukları muhteşem kaideler sebebiyle Muhaddis Hafızlar; hadisin sahih ve zayıf olduğu konusunda sözü dinlenecek olan, hak sahibi yeg'ane mercidirler.

[23] bkz. Hakim, Müstedrek 2/600; Süyûti, Hasaıs:  1/4; Se-havî,  Makasıd: s.328;  Semhudî,   Gammaz:  s.104;  İbn Arrak, Tenzih:   1/341;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.142;   AliyyüTKarî, Kübra: s.268; Aclunî, Kcşf: 2/173; Hut, EsneTMetalih: s.243.

[24] Lâkin bu manada bir başka lafızla ve birkaç yolla bazı hadis­ler gelmiştir:

a) Bunlardan biri Meyseretül-Fecr (r.a) hadisidir. Meysere diyor ki: Ya RasûlallahL Ne zaman Peygamber oldun? diye sordum. Allah Rasûlü buyurdular ki: "Adem henüz ruh ile cesed arasında iken ben Peygamber idim. "Bu hadis Ahmed Müsned'inde, Buharı Tarih' inde, Bcgavî, İbnüVSeken ve başkaları ''Sahabe"kitapla­rında, Ebu Nuaym Bilye'de (9/53) ve Hakim "sahihtir" diyerek Müstedrek'dc (2/608) rivayet etmiştir.

Zebidî, Şerhu'l-İhya'âa. (1/453) "Adem henüz ruh ile cesed ara­sında iken ben Peygamber idim", hadisinin manası yani henüz ruh ve beden hâlinde değildi, demektir.

b)  Bu konudaki bir başka hadis Ebu Hureyre (r.a) hadisidir. Ebu Hureyre (r.a) diyor ki: Peygamberimiz (s.a.v)'e

-Ne zaman Peygamber oldun? Ya da ne zaman Peygamber ya­zıldın? denildi.

— "Adem, ruhla cesed arasında iken", buyurdu. Bu hadisi Tirnıizî (13/99) rivayet etmiş, hasen sahihtir, demiştir. Ayrıca Hakim Müstedrek' do. (2/609) rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. Bir rivayette: Adem çamur halinde toprağa atıl­mışken, denilmiştir.

c) Irbad b. Sariye (r.a) hadisi: "Ben, henüz Adem çamur hâlinde iken Allah nezdinde Peygamberlerin sonuncusu olarak yazılmı­şım."Bu hadisi İbn Hıbban ve Hakim (2/600) Sahih' lerindc rivayet etmişlerdir.

d)  İbn Abbas (r.a) hadisi: Ya Rasûlallah!.. Ne zaman Peygam­ber olarak yazıldın? denildi. "Âdem ruhla cesed arasında iken", diye cevap verdi. Bu hadisi İmam Ahmed ve Darimî Müsned' lerinde; ayrıca Ebu Nuaym ve Taberanî de rivayet etmiştir. (Bu bilgiler, Sehavî'nin el-MakasıdüTHasene adlı eserinden (s.327) özetle nakledilmiştir.) Dolayısıyla hadisin aslı vardır ve hadis zikri geçen lafızlarla sabittir.

[25] bkz. Sehavî, Makasıd s.328; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.142; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.270;  Aclunî,  Keşf  2/177;  Hut,   Esne'b Metalib: s.215.

[26] Zehebî Iber' de (1/238) diyor ki: "Belh'li zahid İbrahim b. Edhem Şam'da Lazikıyye yakınlarında Celbe demlen yerde o-turmuş, orada vefat etmiş ve orada defnedil mistir. Mansûr, Ma­lik b. Dinar ve aynı tabakadan hadis rivayet etmiştir. Nesai ve başkaları onun sika  (güvenilir ravi)  olduğunu söylemişlerdir. Seyyidlerdendi. 162 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[27] bkz. Sehavi, Makasıd: s.331; İbnü'd-Dcyba', Temyiz: s.145; AliyyüTKarî, Kübra: s.270; Aclunî, Keşf.  2/180; Hut,  EsneT Metaîib: s.247.

[28] bkz. Sehavî, Makasıd: s.333; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.146; AliyyüTKarî, Kübra: s.274; Aclunî, Keşf. 2/184.

[29] Bu beyitler için kitabın sonunda 467 no.lu paragrafa bakınız.

[30] Bu söz, müellifin ifade ettiği gibi, İbrahim en-Nehaî'nin sözüdür. Güvercinle oynamak bir çok hadiste uygun görülme­miştir. Bunlardan biri Buharî'nin el-Edebü'l-Müfredde (s.331), Ebu Davud (4/285), İbn Mace (2/1238), Ahmed b. Hanbel ve İbn Hıbban'ın sahihtir, diyerek rivayet ettiği, Beyhakî'nin ŞüabüT Imarida "hasen bir isnadla" rivayet ettiği Ebu Hureyre (r.a) hadisidir:  Peygamberimiz (s.a.v)  bir güvercinin peşini takip eden bir adam gördü ve şöyle buyurdu: ''Şeytan şeytanı takip ediyor. "İbn Mace, bu manada birkaç hadis rivayet etmektedir.

[31] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.333; Semhudî,   Gammaz: s.107; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.146;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.275; Aclunî, Keşf: 2/185; Hut, Esne'l-Metalib: s.262.

[32] Biyografisi 95  nolu hadisle ilgili (240  nolu)  dip notta geçmiştir.

[33] bkz. Sehavî, Makasıd: s.334; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.146; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.276; Aclunî, Keşf: 2/186; Hut,  Esne'l-Metalib: s.249.

[34] bkz. Sehavî, Makasıd: s.335; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.277; Aclunî, Keşf: 2/187; Hut,  Eane'l-Metalib: s.249

[35] bkz. Sehavî, Makasıd: s.335; Semhudî,  Gammaz: s.107; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.147;   Aliyyü'hKarî,   ^Ti/Ara-   s.276; Aclunî, Keşf: 2/186; Hut, EsneTMetalih: s.250.

[36] bkz. Sehavî, Makasıd: s.336; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147; Aliyyü'1-Karî, ifüAra: s.277; Aclunî, JTe^ 2/189;    Hut, Esne'b Metalik s.250.

[37] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147: Aliyyü'1-Karî, ATu£ra; s.277; Aclunî, Keşf: 2/189;    Hut, fe77e;7-Metalih: s.250.

[38] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', temyiz; s.148; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.278; Aclunî, ^e^f 2/190;   Hut, BsneT Metalib: s.251.

[39] bkz. İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s,148; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.279; Aclunî, Keşf: 2/191;   Hut, EsneTMetahb: s.251.

[40] bkz. Sehavî, Makasıd: s.409; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.182; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.279; Aclunî, Keşf: 2/191,318; Hut, Es-ne'1-Metalib: s.290

[41] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 148; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.279; Hut, EsneTMetalih s.251.

[42] el-MakasıdüTHasene' de Cs.328, 504) ve  Tcmyizüt-Tayib znineTHabis' de  (ıktelasat mâu..) lafzıyla gelmiştir.  Müellif Aliyyü'l-Karî'nin eTMevzûâtüTKübı-a kitabının inceleme imkâ­nı bulabildiğim yazma nüshalarında da aynı şekilde (ıktelasat) lafzıyla gelmiştir. Bu ibarede güvenilir lügat kaynaklarına muhalefet bulunmaktadır. Ben lügat kitaplarında (ıktelasa) ibaresini bulamadım. Ancak su birikti, çoğaldı anlamında (KalesaTmâ) denilmektedir.

Süyûtî'nin Zeylü'l-Mevzua t' mda (s.203) şu ifade yer almakta­dır: Nevevî'ye: Hz. Ali'nin; "Hz. Peygamberi (s.a.y)'i yıkadığım­da göz kapaklarının suyunu emdim ve içtim. Öncekilerin ve sonrakilerin ilmine mirasçı oldum", ifadesi soruldu. Nevevî: Sa­hih değildir, dedi. (Not: Belki de metinde geçen "ıktelasat" lafzı, Zeylü l'Mevzüat' daki "imtesastü" lafzının tahrif edilmiş şekli­dir. (Çev.)

İmam Ahmed'in Müsn ed' mde (1/267) Müsned İbn Abbas (r.a) bölümünde; Bize "Yahya b. Yemân; Hasen b. Salih'den; Ca'fer b. Muhammed'in şu sözünü nakletti: Hz. Peygamber (s.a.v)'i, vefatından sonra yıkadıklarında kullanılan su, Hz. Peygamber (s.a.v)'in göz kapaklarında birikiyordu. Hz. Ali (r.a) de o suyu yavaş yavaş emiyordu"; şeklinde yer alan hadisin senedi, zayıf ve kesintili (munkatı') dır.

[43] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s. 148; Aliyyül-Karî,  Kübra: s.281; Aclunî, Keşf: 2/195.

[44] bkz. Sehavî, Makasıd: s.340; Ibnü'd-Deyba', Temyiz: s.149; Aliyyü'1-Karî, Kühra: s.282; Aclunî, Keşf 2/198; Hut, EsncT Metalib: s.253.

[45] Sehavî el-Makasıdü'1'Hasene''deki (s.340, 437) söküne şöy­le devam etti: "Fakat bu manada bir çok sahabeden; Hz. Pey­gamber (s.a.v)'in Kabe'ye bakıp;  "Allah seni şerefli kıldı. Seni değerli kıldı. Seni ta'zim etti. Mümin ise hürmet bakından sen­den daha büyüktür", buyurduğu şeklinde bir çok hadis bulun­maktadır:

Bu hadislerden biri: Abdullah b. Amr b. Âs (r.a)m şu hadisidir: Allah Rasûlü'nü Kabe'yi tavaf ederken gördüm. Şöyle diyordu:

'Sen ne güzelsin/. Senin kokun ne güzel!. Sen ne büyüksün!. Senin hürmetin ne büyük!. Muhammed'in nefsi elinde olan Al­lah'a yemin olsun ki, muininin Allah nezdindeki hürmeti (de­ğeri), malının ve kanının hürmeti) ınü'min kula hüsn-ü zan e-dilmesinin değeri senden daha büyüktür." Bunu İbn Mace (2/1297) zayıf sayılabilecek (leyyin) bir senedle rivayet etmiştir. Bu konudaki bazı hadisler şunlardır:

a) İbn Abbas (r.a) anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v) Kabe'ye baktı ve şöyle dedi: "Lâ ilahe illallah, Allah seni haram (muhterem, saygın,-hürmetine dokunulmaz) kıldı. Mü'minin de malını, kanını, ırzım ve mü'min kuluna su-i zan edilmesini haram kıldı." Bu hadisi Taberanî,  Kebir' de rivayet etmiştir.  Senedinde  Hasen b.   Ebi Ca'fer bulunmaktadır. O zayıf, ama bazılarınca güvenilir kabul edilen bir ravidir. (bkz. Heysemî, Mecmau'z-Zevâid 3/292)

b)  Enes (r.a) den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  "Kim bir müslümana haksız yere eziyette bulunursa, sanki Allah Teâlâ'nın Beyt'ini yıkmış gibidir." Ha­disi Taberanî, Sağır'de rrvayet etmiştir.

c)  Büreyde  (r.a)  den rivayet edildiğine göre;  Hz.  Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  'Müminin öldürülmesi, bütün dün­yanın yok olmasından daha basittir. "Hadisi, Nesaî Sünen'inde (7/83) ve Ziya Makdisi el-Muhtare'de rivayet etmiştir.

d) Abdullah b. Amr b. Âs (r.a) dan rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:   "Dünyanın yok olması, Allah'a haksız yere bir mü'minin öldürülmesinden daha basit-tir."Hadisi, Nesaî (7/82) ve Tirmizî   (6/172-173) rivayet etmiş­tir.

e)  Berâ b. Âzib (r.a) den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü Cs.a.v)    şöyle   buyurmuştur:    "Dünyanın   yok   olması,   Allah nezdinde bir müslümamn öldürülmesinden daha basittir." Bu Hadisi, İbn Mace (Sünen: 2/874 Diyat Bab 1 Hadis No: 2619) ve Münzirî Tergîb'de 4/72) rivayet etmiş ve isnadı hasendir, de­miştir.

Sehavî, bütün bu rivayetleri naklettikten sonra şöyle demiştir: "Tirnüzî'ye yazdığım şerhde Kitabü't-Tıb bölümüne yakın Mü'minin ta'zim edilmesi hakkında gelen hadisler babında bu konudaki kelâmı doyurucu olarak naklettim." (Sehavî'nin sözü burada özetle ve bazı ilâvelerle sona ermektedir.)

[46] bkz. Sehavî, Makasıd: s.341; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.149; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.282; Aclunî, Keşf: 2/198; Hut,  ^öie?-Metalik s.253.

[47] bkz. Sehavî, Makasıd: s.342; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.150; Aliyyü'1-Karî, ATi^ra: s.283; Aclunî, Ze^ 2/201; Hut,  Ss^eY-Metalib: s.253.

[48] bkz.  İbnü'l-Cevzî,   clMevzûâtuHtübra:  1/388-389; Aliy-yü'1-Karî, ^liAm- s.290; Hut, Esne'bMetalib: s.262

[49] İbnü'l-Cevzî, eî-MevzûâtüTKübra: 1/388^389

[50] bkz.  İbnüTKayyim,   el'Menaru'l-Münîf:  s.67-76;  Aliyyü'l-Kari, el-Masnu' : Hadis No.  139; AliyyüTKarî, Kübra: s.287; Hut, Esne'l-Metalib: s.257.

[51] bkz. İbnü'l-Kayyim,  el-Menaru'lMünîf: s.67-76; Aliyyü'l-Kari, el-Masnu': Hadis No. 139.

[52] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.346;  Semhudî,   Gammaz:  s.110; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.152; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.287; Aclunî, -ffe^f 2/208; Hut, Esne'l-Metalib: s.256.

[53] İbnü'l-Kayyim, ZadüTMeâd: 3/330 Peygamberimiz (s.a.v)'in diliyle tavsiye edilen ilâç ve gıdalar konusu; elMenaru'lMü-nîf fı'sSahih ved'Da'îf s.54.

[54] İbnü'd-Deyba',   Temyizü't-Tayyib minel-Habîs kitabında (s.152 Hadis No. 1119) İbn Hacer'in şu sözünü de ilâve etmiştir: Pirinç hakkındaki bütün hadisler uydurmadır."

[55] bkz. Sehavî, Makasıd: s.346; Semhudî,   Gammaz: s.112; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.152; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.287; Ac­lunî, Keşf. 2/208; Hut, Esne'l-Metalib: s.258.

[56] Aclunî Keşfü'l-Hafa'fa (2/159) diyor ki: Necra el'Gazzî: Bu So'z, Fudayl b. Iyad'ın  sözüdür. Bunun sebebi, mü'minin an-ak zaruret kadar yemesidir, demiştir.

[57] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.286.

[58] Zekeriyya el-Ensarî, Şerhu'r-Risaletü'ş'Kuşeyriyye, (Ba-bül-Ya-kîn): 3/79; 1290 H.

[59] Âmir b. Abdullah b. AbdrKays: Amir b. Abdi-Kays et-Temimi el-Anberi de denilmektedir. Tabiînin seyy idi erinden, zahid ve âbidlerdendir. Basra'da tabiînden olup ibadetle meş­hur olan ilk kişidir. Onun hakkında "Bu ümmetin âbidi" denil­miştir. Kur'ân'ı Ebu Musa el-Eş'arî'den öğrenmiş, zühd ve iba­dette ondan ders almıştır. Sahabeden pek çok kimseye erişmiş ve onlardan hadis rivayet etmiştir. Kendisinden Hasan el-Basrî ve İbn Şirin hadis rivayet etmiştir. Üveys cl-Karanî ve Ebu Müslim  el-Havlanî'nin yaşıtlarmdandır. Hafız İbn Hacer, bu zatın Isabe' deki biyografisinde (5/86): Ibn Ebi'd-Dünya, onun her gün bin rekat kılmayı kendi nefsine vacip kıldığını bir çok tarikle rivayet etmektedir, demiştir.  Hafız Ibn Hacer, daha sonra onun mübarek kerametlerinden bazılarını zikretmiştir. Amir b. Abdi Kays, BeytüTMakdis'de   55 yılı sonlarında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[60] Halk arasında meşhur hadislerden biri olan bu hadisin uydurma olduğu konusunda âlimler arasında görüş birliği bu* lunmaktadır.   İmam   Saganî,   eî-Ehadîsü'hMevzûa   kitabında (s.7) "Bu hadis uydurmadır", demiştir. Aliyyü'1-Karî etEsrar'ul' Merfûa kitabında (s.288 Hadis No: 385) İmam Saganî'nin bu ifadesini aynen nakletmiş ve bu uydurma hadis hakkında "Fa­kat manası doğrudur", demiştir. İmam İbn Asakir bu hadisi benzer bir ifade ile merfû olarak rivayet etmiş; Ibn Asakir'in naklettiği bu rivayeti, İbnü'l-Cevzî el-Mevzûatü'I-Kübra'da (i/288) "Bu hadis, hiç şüphesiz uydurma bir hadistir. Sene­dinde meçhul ve zayıf raviler bulunmaktadır", diye reddetmiş ve hadisin senedindeki raviler hakkındaki muhaddis imam­ların görüşlerini nakletmiştir. Bu raviler arasında yer alan (Yahya el-Basrî) hakkında Darakutnî: Metruk (terk edilmiştir) ifadesini kullanmış; Amr el-Fellas; Bu kişi yalancı idi, uydurma hadisler naklediyordu, demiştir. Ahmed b. Hanbel ise Biz, Yahya el'Basrî'nin hadislerini yaktık, demiştir. İmam Süyûtî de el-LeâliTMasnûa kitabında (1/272) IbnüTCevzî'nin bu ha­dis hakkındaki görüşüne katılmıştır. Aclûnî, Keş/ü7-Hafa' da (2/214 Hadis No: 2123) Bu söz, hadis olmasa da manası doğru­dur, demiştir. (Çev.)

[61] bkz. Irakî,   TahricüTİhya {.İhya:  1/57 Dipnot l); Sehavî, Makasıd: s.325; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.288; Aclunî, Kcş£ 2/211.

[62] Gazzalî, İhyau Ulûmı'd-Dîn: (1/57 Dipnot l) Kitabü'Hlm, Mürşid ve muallimin vazifelerinin beyanı babı.

[63] Bu ifadeyi Sehavî el-Makasıdu'l'-Hasene' de (s.325 Hadis No: 831) Irakî'den nakletmiş ve: "İhya hadislerini tahric eden zat diyor ki:  Bunu  sadece  Haseıvel Basri'den  mürsel hadis olarak bulabildim. Btı zayıftır. Bunu İbn Şa'hin rivayet etmiş­tir", demiştir.

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Belki de bu ilâve Irakî'nin et~Tahrıcül-Kebir kitabmdadır. Zira elimizde basılı olan ihya' nın dipnotlarında (1/57 Dip Not l) yer alan, küçük hacimli Tahde bu ifade bulunmamaktadır.

[64] bkz. Sehavî, Makasıd: s.350; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.155; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.289; Aclımî, Keşf: 2/216; Hut, Esne'h Metalik s.259.

[65] Sabit b. Eşlem el'Bünanî el-Basrî, ilim fazilet ibadet ve şeref açısından tabiînin seyy idi erindendir. Enes b. Malik'le kırk yıl birlikte olmuştur. Basra'da 123 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[66] Sütleğen (Hulbe) İbnü'l-Kayyim'in ZadüTMeâd'da (3/241-242) ve Kamus sahibi Firuzâbadî'nin. (H-L-B maddesinde) zik­rettiği, baklagillerden, bir çok hastalık için yararlı bir bitkidir.

[67] bkz. Sehavî, Makasıd: s.350; Semhudî,  Gammaz: s.110; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.155; AliyyüTKarî, Kübra: s.289; Ac-lunî, Keşf: 2/217; Hut, EsneTMetalıb: s.259.

[68] bkz. Sehavî, Makasıd: s.356; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.158-^yyul-Karî, Kübra: s.291; Aclunî, Keşf.  2/226; Hut, Esneİ b: s.262.

[69] bkz. Sehavî, Makasıd; s.437; İbnü'd-Deyba\ Temyiz; s. 197; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.349; Aclunî, Keşf; 2/385; Hut, EsneT Metalib; &.31&.

[70] Yani mü'min tatlıyı, kâfir içkiyi sever.

[71] bkz. Sehavî, Makasıd; s.438; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/386; Hut, Esne'l' Metaîib; s.318.

[72] bkz. Buharî, ebEdehüTMüfred; Hadis No; 418; Ebu Davud, Sünen; 4/251 Hadis No; 4790; Tirmizî; Sünen; Tuh/e; 8/14; Hakim, Müstedrek; 1/43: Sehavî, Makasıd; s.438; Münavî, FeyzııTKadîr; 6/254; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.350; Aclunî, Keşf; 2/387; Hut, EsneTMetalib; s.318.

[73] Siraceddin el-Kazvînî, Mesabîh hadislerinden olup uy­durma olduğuna hükmettiği on sekiz hadis arasında yeralan bu hadisin de uydurma olduğu kanaatine varmıştır. Bu hadis, Mişkâtü'l-Mesabîh''de (2/630) yer almış ve Tebrîzî şöyle demiş­tir; Bu hadisi Ebu Davud (4/251 Hadis No; 4790) ve Tirmizî (Tuhfe; 8/142) rivayet etmiştir. Müellif, Aliyyü'1-Karî Mirkat'tu (4/742) şu ilâveyi yapmıştır; "Bunu Hakim de Müstedrek' de (1/43-44) rivayet etmektedir. Beyhakî, bunu Ebu Hureyre'den lafzıyla rivayet etmektedir."

(Ebu Gudde diyor ki;) Bu hadisi yukarıdaki (metinde zikredi­len) şekliyle Ebu Nuaym Hılye' de (3/110) Haccac b. Fürafi-sa'nın biyografisinde, Hatib Bağdadî (9/38) Süleyman b. Davud el-Mübarekî'nin biyografisinde Hacac b. Fürafisa tarikiyle ri­vayet etmiştir.

Ibn Hacer, zikri geçen onsekiz hadis hakkında, bunların hiçbi­rinin uydurma olmadığını isbat için yazdığı ve Mişkât'm so­nunda (3/312) yayınlanan Ecvibe'sinde şöyle diyor; "Bu hadisi Ebu Davud ve Tirmizî Yahya b. Ebî Kesir kanalıyla, Ebu Seleme'den; o da Ebu Hureyre'den tahric etmişler, Tirmizî; garibdir, bunu sadece bu vecihle biliyoruz, demiştir. (Ibn Hacer diyor ki) Bu hadis bu iki zatın. Sünen' lerinde "Bişr b. Rafi'den, o da Yahya b. Ebî Kesir'den.." tarikiyle gelmiştir. Hakim bunu "Haccac b. Fürafisa'dan; o da Yahya'dan" mevsûl olarak rivayet etmekte; ancak mevsul veya mürsel olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir, demektedir. (Ibn Hacer devamla şöyle diyor) Hacca-c'ı hadis hafızları zayıf görmüşlerdir. Bişr b. Rafi' ise ondan daha zayıftır. Bununla birlikte hakkında uydurma hükmünün verilebilmesi için gerekli şartları taşımadığı için bu hadisin "uydurma" olduğuna hükmetmek uygun düşmez." Ibn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

Zikri geçen şart, Hafız İbn Hacer'in Ecvibe sinin başında (3/304) açıkladığı "Bir hadisin uydurma olduğuna hükmede­bilmek için; o hadis sadece bir yalancı tarafından rivayet edilmeli ve başka hiçbir ravi yanında bulunmamalıdır", şeklindeki ifadesidir.

Hafız Münzirî Tergib'inde (4/161) bu hadisi zikretmiş ve şöyle demiştir; "Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir ki;... Bunu Ebu Davud ve Tirmizî rivayet etmiş; Tirmizî garib hadistir, demiş; Ebu Davud ise zayıf olarak kabul etmemiştir. Bişr b. Rafi dı­şındaki ravileri güvenilir ravilerdir. Bişr'i zararsız gören muhaddisler de vardır." Münzirî, (Bişr b. RafO'i kitabının so­nunda "Haklarında İhtilaf Edilen Kaviler" babında zikretmiş ve şöyle demiştir; "Onu Ahmed ve başkaları zayıf kabul etmiş, İbn Maîn ve başkaları kuvvetli görmüştür. İbn Adiyy Bişr hak­kında; Haberlerinde hiçbir beis yoktur. Ben onun hadisleri arasında münker hadis görmedim, demiştir." Münzirî'nin sözü burada sona ermektedir.

Münzirî'nin; hakkında ihtilaf edilen raviler babında Bişr b. Ra­fi hakkındaki sözü delil olarak alınırsa, bu hadis Münzirî'ye gö­re; hasendir, ya da en azından hasen derecesine yakındır. Bu­nun için (Tergîb ve Terhîb) kitabının başındaki (1/3-4) prensi­bine göre; bu hadisi (zayıf hadisleri naklettiği gibi "ruvi-ye" lafzıyla değil, zayıf olmayan hadislerin başında zikrettiği "an" lafzıyla nakletmiş ve sonunda hadisin derecesi hakkında açık­lamada bulunmuştur. Münzirî'nin kitabındaki bu prensibi hakkındaki bilgi 104 nolu hadisin 225 nolu dipnotunda nakle­dilmiştir.

Azizî, Şerhu'1'Camii'sSagîr' de (3/399); "İsnadı ceyyid (iyi-ce)dir.", demiş; Münavî İse Feyzu'l-Kadîr''de (6/254); "Kazvinî, bu hadisin uydurma olduğuna hükmetmiş, İbn Hacer ise bunu reddederek; "Bu hadis, hasen derecesinden aşağıya inmez", de­miş ve sebebini ayrıntılı olarak belirtmiştir." Dolayısıyla hadis hasendir, uydurma değildir.

[74] Bu cümle, bir Önceki dipnotun son cümlesi olup önemine binaen ve dikkat çekme amacıyla parantez arasında kitabın metni içinde yer almasını uygun gördüm. (Çev.)

[75] Irakî'nin {İhya; 1/46 Dip Not 2) ifadesi; Bunun aslını bu­lamadım, şeklindedir.

[76] bkz. Sehavî, Makasıd; s.439; İbnü'd-Deyba1, Temyiz; s. 198; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/389; Hut,  Esne'l-Metalib; s.319.

[77] Müellif Aliyyü'1-Karî, el-Mevzûâtü'1-Kübra' da; (s.35l) Bu söz   "insanlara   kendi  nesebleri  konusunda   güvenilmelidir", lafzıyla; İmam Malik'in veya başka bir alimin sözüdür." demiş­tir.

Fakat Üstadımız İmam Kevserî (ra); Bu söz, mutlak manasıyla kabul edilemez. Zira dinsiz hatmilerden Peygamberimiz (s.a.v)' in ehli beytinden olduklarını iddia edenler çıkmıştır. Allah, Rasûlü'nün ehl-i beytini dinsizliğe davet eden, rezaleti yayan ve İslâm'ın temellerini yıkan kimselerden uzak tutmuş, onları bütün bu densizliklerden ar indirmiştir. Eşraftan olduklarını iddia edenlerden birçoğu asırlar boyunca neseb belgelerini en ucuz fiyatlarla satmışlardır. B\ı konudaki en çirkin örneklerden biri Mısır valisi Büyük Mehmed Ali Paşa zamanında Nakibü'l-Eşraf Ömer Mükrem'e izafe edilen fellahlardan bazılarını hatta bazı kıbtî ve Yahudileri nezih nesebe dahil etmesi şeklindeki uygulamadır. Nihayet aralarında Ezher Üstadlarrnm Şeyhi Muhammed el-Emir gibi zevatın da bulunduğu bölgedeki âlim­lerin büyük bir kısmı, bu konuda hazırladıkları bir tutanağı Mısır Bölge Valisi'ne ve İstanbul'daki Hilâfet Makamı'na tak­dim etmişler, adı geçen Nakıbül-Eşraf bu vazifeden uzaklaştı­rılmıştır. Bunun bir benzeri bicrî on birinci asır Mısır âlimle­rinden Şihabeddin el-Hafacî'nin ReyhanetüTEJibba kitabında zikrettiği olaydır.

"insanlara kendi nesebleri konusunda güvenilmelidir", şeklin­deki söze gelince; bir adamın nesebi meçhul olan bir çocuğu, o çocuğun malından herhangi bir maddî kazanç elde amacı ol­maksızın, kendi nesebine ilhak etme talebinin kabul edilmesi manasmdadır. Yoksa meşru delil olmaksızın nezih nesebden olduğunu iddia eden herkesin tasdik edilmesinin gerektiği ma­nasında değildir. Aksi takdirde işler birbirine karışırdı." Üsta­dımız Kevserî'nin sözü basit bir ilâve ile burada sona ermekte­dir, (hkz. Hammadî el-Yemânî, Keşf Esrari'î-Batmıyye, I. Bas­kı, Matbaatü'l-Envar, Kahire 1357, Kevserî'nin bu kitaba yaz­dığı Takdim yazısı s. 5-6)

[78] Müellif Aliyyü'1-Karî, el-MevzûâtüTKübra' da (s.351) di­yor ki; "Bu sözün manası şudur; Mü'min kula,  günahlarına kefaret ol-ması için belâlar verilir. Kâfir ise küfür üzerinde devam  etmesi için belâlardan korunur,  nimetlerle  donatılır. Zira Dünya (Cen-net'teki nimetlere bakılırsa) mü'minin zinda­nı,   (Cehennem'deki  azaba  bakılırsa)   kâfirin  cennetidir." Bu hadisi Ahmed, Müslim, Tirmizî ve Ibn Mace rivayet etmiştir." Müellifin sözü basit bir ilâve ile burada sona ermektedir.

[79] bkz. Sehavi, Makasıd; s.439; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198;. AHyyüTKarî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/388; Hut, Esne't Metalib; s.320.

[80] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/389.

[81] Bu zat değerli tabiînden, kıraat alimi, fakîh, müfessir, nur haddis İmam Said b. Cübeyr b. Hişanı Ebu Muhammed el-Esedî el-Valibî el'Kûfî'dir. Fakîh, faziletli, abid. yera' sahihi; i-limde, hadiste ve Kur'anda imam idi. Kûfe'liler, Ibn Abbas'dan fetva almak için geldiklerinde; "Sizin içinizde Said b. Cübeyr yok mu? derdi. Meyimin b. Mihran; "Said h. Cübeyr vefat etti­ğinde yeryüzünde onun ilmine muhtaç olmayan kimse yoktu", demiştir. Zehebî Iber' de (1(112) diyor ki; Said b. Cübeyr 95 yılında elli yaşlarında iken Haccac tarafından şehid edilmiştir. Allah rahmet eylesin."

[82] Yani mü'min, din kardeşlerine sıkıntısı az olandır, demek­tir. Kudaî; "Yardımı çok olandır", ifadesini de ilâve etmektedir, (hkz. Münavî, Feyzu'hKadîr; 6/255)

[83] Ebu  Nuaynı,   Hılye;  8/46;   Hatib,   Tarihli Bağdad; 5/315; İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 2/282; Süyûtî Leâli; 2/281; Aliy-yüTKarî, Kübra; s.350; Münavî, Feyzu'l-Kadîr, 6/255; Aclunî, Keşf; 2/389.

[84] Saganî hu hükmünde IbnüTCevzî'ye tâbi olmuştur. İb­nü'l-Cevzî, bunu Mevzûât'da (2/282) Hatib'den Tarihti Bağdad' daki (5/315) tarikiyle zikretmiş ve şöyle demiştir; "Bu hadisi uydurmakla  suçlanan  kişi,  Muhammed  b.   Sehl  el-Attar'dır. Darakutnî onun hakkında; Hadis uyduruyordu, demektedir." Hafız Süyûtî el-Leâli'1-Masnûa' da (2/281) Ibnü'l-Cevzî'nin bu hükmünü tenkid etmek üzere şöyle demiştir; "Ebu Nuaym bu hadisi Hılye'de (8/46) bu tarikle tahric etmektedir. Ancak Ha­disin Beyhakî'nin ŞuabüTIman kitabında yer alan bir başka tariki de bulunmaktadır", demiş ve o tariki naklet mistir. Bu ikinci rivayetin senedi zayıftır. Dolayısıyla hadis zayıftır, uy­durma  değildir.  Süyûtî,  bu hadisi  el-Camiu'sSagîr' de  Ebu Hureyre (r.a)'den gelen iki tarikine işaret ederek zikretmekte­dir, (hkz. Münavî, Feyzu'l-Kadîr, 6/255)

Ayrıca bu hadisin bir benzeri, Hz. Ali (r.a)'nin sözü olarak riva­yet edilmektedir. Kadı Iyaz'ın TertibüTMedarik kitabında (3/346) şu ifade yer almaktadır; "Süfyan b. Uyeyne diyor ki; Ali b. Ebî Talih (r.a) demiştir ki; "Mü'min, yardımı güzel, külfeti az o-landır." Yine aynı eserde (2/67) şöyle denilmektedir; "İhn Vehb diyor ki; İmam Malik'in şöyle dediğini işittim; Deniliyor ki; "Mü'min; yardımı güzel, külfeti az olandır. Facir ise onun zıddıdır"

[85] Bu cümle, bir önceki dipnotun ortalarında yer almış olup önemine binaen ve dikkat çekme amacıyla parantez arasında kitabın metni içinde yer almasını uygun gördüm. ( Çev.)

[86] Başkasında gördüğü nimetin benzerini kendisi için temen­ni eder, ama bu nimet sahibinin bundan mahrum olmasını is­temez.

[87] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra; s.352; Acluni, Keşf; 2/389.

[88] Burada (veliyyen cahilen) ifadesiyle gelmiş, diğer pek çok kitapta ise (min veliyyin cahil) ifadesiyle gelmiştir. İki ifade arasındaki fark basittir.

[89] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.361; Semhudî,   Gammaz; s.121; İbnü'd-Deyha', Temyiz; s.160; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.293; Achr nî, Keşf; 2/235; Hut, EsneTMetalib; s.263.

[90] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 2/235.

[91] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.359; Semhudî,   Gammaz; s.119; İbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s. 159;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra;   s.294; Aclunî, Keşf; 2/232; Hut, EsneTMetalib; s.266.

[92] bkz. Alıyyü'1-Karî, Kübra; s.282; Aclunî, Keşf; 2/233.

[93] İmam Şafiî, bununla hocası İmam Muhammed b. Hasen eş-Şeybanî'yi   kastetmektedir.   İmanı   Muhammed   b.   Hasen, imam Ebu Hanife'nin ve imanı Malik h. Enes'iıı seçkin talebe­lerinden biri olup müctehid imamlardandır. (Çev.)

[94] Bu   konuda   Irak'taki   ilim   otoritelerinden   İmam   Ebu Hanife'nin talebesi, hafız, muhaddis, fakih, âbid İmam Veki' b. Cerrah (61.197) ile ilgili latîf bir olay nakledilmektedir. Said b. Mansûr anlatıyor; Vekî', Mekke'ye gelmişti. Şişman bir kişiydi. Fudayl b. Iyad ona;

-Sen Irak'ın çok ibadet eden şahsiyeti olduğun halde bu şiş" manlık da nedir? dedi. Vekî';

-İslâm'a duyduğum sevinçten dolayı, diyerek onu ilzam etti. Zehebî TezkiretüTHuffaz' da (1/308) Veki:in biyografisinde bu olayı nakletmiş ve şöyle demiştir; "Yahya b. Eksem diyor ki;

Vekî ile yolculukta ve ikamet halinde arkadaşlık yaptım. De­vamlı oruçlu idi ve her gece Kur'ân'ı hatmederdi." Sûfî,   muhaddis,   hafız   imam   Seyfüddin   el-Baharzî   Said   b. Mutahher (ol.659 h.)'in şu şiirini nakletmişlerdir; "Dedi ki; Sevgililerin cisimleri nahif olur, derler; Sen ise şişmansın, hiç âşık gibi görünmüyors\m. Ben de dedim ki; Aşk, tabiatına aykırıdır öylelerinin; Halbuki benim tabiatıma uygun olup bana gıda olmuştur." Baharzi, aslında bu iki beyti ile meşhur şu iki beyte cevap ver­mektedir;

"Sevdiğimi söyleyince; dedi ki; Yalan söylüyorsun sen; Ne oluyor ki, ben seni şişmanlamış görüyorum. Söz edilemez aşktan, deri kemiğe yapışmadıkça, Kendini tamamen kaybedip de seslenen kişiye bile, Cevap veremeyecek duruma düşmedikçe."

[95] Şişman hükümdar kıssası, İmam Şafiî'nin sözleri arasında nakledilmektedir. Beyhakî, bu kıssayı Menakıbü'ş-Şafıî kita­bında (2/120) İmam Şafiî'nin "Hiçbir şişman,  başarılı olama­mıştır? sözü ardından nakletmektedir, (bkz. Beyhakî, Menakı-bü'ş-Şafiî; 2/120;  Sehavİ,  el'Makasıdü'l-Hasene; sl25; Aclûnî, Keşf; 1/249)

[96] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.361; Semhudî,   Gammaz; s.120; İbnü'd-Deyba',  Temyiz; s.160; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.293; Ac lunî, Keşf; 2/234; Hut, EsneTMetalib; s.266.

[97]Bunun yerine Ebu Davud'un Sünen' inde (2/38; Tatavvu' 25) Ebu Said el-Hudrî'den rivayet ettiği şu hadis bu konuda yeterli olmalıdır; Allah Rasûlü (s.a.v) mescidde itikâfa durmuş­tu. Orada bulunan bazılarının yüksek sesle Kur'an okudukla­rını işittiğinde perdeyi kaldırdı ve şöyle buyurdu;  "Her biriniz Rabbinize yalvarıyorsunuz. Sakın birbirinizi rahatsız etmeyin. Kur'an okurken ya da namaz kılarken, seslerinizi birbirinizden fazla yükseltmeyin."

[98] bkz. Gazzalî, İhya; 1/41; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.293.

[99] Gazzalî, İhya; 1/41 (Kitabü'Hlim, Övülen ilimlerin övgüye değer olan mikdarı babı)

[100] bkz. Sehavî, Makasıd; s.362; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.160; AliyyüTKarî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 2/231; Hut,  Esne't Metalib; s.267.

[101] bkz. Sehavî, Makasıd; s.364; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.161; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 27239;    Hut, EsneT Metalib; s.267.

[102] Zehebî Iber' de (1/444) diyor ki; "Bu zat, tarikat üstad-larından zahid Zünnûn el'Mısrî'dir. Bu zatın faydalı vaazları ve yüksek sözleri vardır. Abbasî Halifesi Mütevekkil,  sözlerini dinlemek ve istifade etmek için onu huzuruna davet etmiştir.

Zünnûn el~Mısrî H. 245 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

[103] bkz. Sehavî, Makasıd; s.264; Semhudi, Gammaz; s.121; İtr nü'd-Deyba', Temyiz; s,162; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.295; Aclunî, Keşf; 2/240; Hut, EsneTMetahb; s.268.

[104] Sehavî'nin elMakasıdü'l-Hasene kitabında (s.364) dediği gibi; İbn Kesir bu ifadeyi Tarih' inde zikretmektedir. İbn Ke-sir'in sözünün devamı şöyledir; "Bunun manası sahihtir." Hafız Sehavî diyor ki; Bununla meselâ; İbn Hıbban'ın İbn Ömer'den merfû olarak rivayet ettiği; "Kılıç günahları siler" (Inne'sseyfe mahhâun lil'hatâyâ) gibi hadisleri kastetmektedir.

[105] bkz. Sehavî, Makasıd; s.365; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.162; | Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.296; Aclunî, Keşf; 2/241.                       

[106] Dineverî'nin Mücalese kitabında zikredilen şu ifade, bu sözün manasını açıklamaktadır; Asmaî'den nakledildiğine göre; Bir bedevi;

-Hiç kimse bana karşı iki defa büyüklük taslayamamıştır,

dedi. Kendisine;

-Bu nedendir? denildiğinde; bedevi dedi ki;

-Bana  tekrar  kibirle  davranacak  olsa,   ona  hiç  dönmezdim.

(bkz. el'Makasıdü'l-Hasene; s.365)

[107] Bu sahih hadisi, Buharı Sahih1 inde (10/439-440) Kitabü'l-Edeb, 83 no.lu Mü'min bir delikten iki defa ısırılmaz babında ve Müslim, Sahihinin sonunda (18/124) Kitabü'z-Zübd, 63 nolu çeşitli hadisler babında şu lafızla rivayet etmektedir: Ebu Hureyre (r.a)'den rivayetle Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki; "Mü'min bir delikten iki defa ısırılmaz." Bu mübarek sözü ilk söyleyen Peygamberimiz (s.a.v)'dir. Bunu ilk defa şair Ebu Azze el-Cümahî'ye söylemiştir. Ebu Azze, Bedir günü kâfir ola­rak esir alınmıştı. Peygamberimiz'e;

-Ya RasûlallahL Ben bildiğin gibi çoluk çocuk ve ihtiyaç sahi­biyim. Bana ikramda bulun, beni affet dedi. Efendimiz (s.a.v); —Bana karşı olanlara —şiirlerinle— destek vermemen şartıyla, dedi. Ebu Azze bu konuda söz ve ahit verdi. Peygamberimiz (s.a.v) de onu serbest bıraktı. Ancak Uhud Savaşı Gününde müşriklerin arasına katıldı. Onları savaşa teşvik ediyordu. Sa­vaş sonrası esir alındı. Ebu Azze yine;

-Ya Rasûlallah!. Bana ikramda bulun, deyince Allah Rasûlü (s.a.v) bu defa;

-"Muinin bir delikten iki defa ısırılmaz", buyurdu. -Yani mü'min olsaydın bizimle savaşmak için tekrar gelmezdin Mek­ke'de yanaklarını şişirip "Muhammed'i iki defa aldattım", de­mene biz müsaade edemeyiz, dedi. Sonra da öldürülmesini em­retti ve öldürüldü, (bkz. Ebu Hilâl el'Askerî, CemhcretüT Emsal; 2/267-268; Meydanı, Mecmaıı'l-Emsal; 2/110)

[108] bkz. Sehavî, Makasıd; s.366; İbnü'd\Deyba\ Temyiz; s.163; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.296; Aclunî, Keşf; 2/243; Hut, Esne'l-Metalib; s.268.

[109] Sehavî,  ekMakasıdüTHasene kitabında (s.366) diyor ki; "Fakat bu manada Ebu Musa el-Medînî'nin Nüzhetü'l-Huffaz' da Enes'den merfû olarak naklettiği  "Bütün Ademoğullarına hased edilir..."diye başlayan "senedi zayıf uzun bir hadis bu-lunmaktadır.

[110] bkz. Sehavî, Makasıd; s.366; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.163; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.297; Aclunî, Keşf; 2/243; Hut, EsneT Metalib; s.269.

[111] bkz. Sehavî, Makasıd; s.367; İbnud-Deyba', Temyiz; s.163; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.297; Aclunî, Keşf; 2/244; Hut,  #sne7-Metalib; s.269.

[112] bkz. Sehavî, Makasıd; s.368; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 164; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.298 ; Aclunî, İTe,<- 2/247; Hut,  

[113] Burada "cebriTkulûb" denilirken; bir başka lafızda "ceb" ri'1-havâtır" denilmiştir.

[114] bkz. Sehavî, Makasıd; s.368; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.164; Aliyyü'1-Karî, İTü&ra; s.298; Aclunî, Keşf; 2/247;    Hut, ^s/ie'7-Metah'b; s.270.

[115] Müellif Aliyyü'1-Karî, ehMevzûâtü'l-Kübra' da bu ifadenin ardından; "Hatta bu söz, lafzı açısından uydurma, manası açı­sından batıldır", demiştir. el-Mevzûâtü'1-Kübra'da ve Aclûnî'nin Keşfü'1-Hafa'smda (2/247);  "Ma acfefe"lafzı tahrif edilerek '!mâ uzile"denilmiştir. Doğrusu 'tea adele"şeklindedir.

[116] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s.40; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.298; Aclunî, Keşf; 2J247.

[117] Bu zat; zekâ ve feraset sahibi, âbid, fakîh, hafız, itkan. sahi­bi, önder, rabbani imam Yezid b. Harun Ebu Halid el'Vasıtî'dir. Bir rivayette;  Onun meclisinde yetmiş bin kişi bulunuyordu, denilmiştir. Kendisinden İmam Ahmed, İbnü'l-Medînî, Abd b. Humeyd ve pek çok muhaddis rivayette bulunmuştur. Hicrî 116 yılında dünyaya gelmiş, 208 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. (Zehebî, TezkiretüTHuffaz; 1/317; fber; 1/350)

Yezid b. Harun'un bu sözü, bazı üstadlarm yanılması sonucu (Ha­dis) olarak nakledilmiştir. Hatib Bağdadî Müdrec kitabında hocası Ahmed b. Ali et"Tewezî tarikiyle bu sözü merfû hadis olarak nak­letmiş ve şöyle demiştir; "Bu söz Peygamberimiz (s.av)'den her hangi bir şekilde hadis olarak bilinmemektedir. Bu Yezid b. Ha­run'un kendi sözüdür. Üstadımız İbn Tevvezî bu konuda yanılmış­tır. Bunun sebebi üstadımıza hadis içerisinde bir söz olarak gelmiş olmasıdır, (bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; bAO)

[118] bkz. Sehavî, Makasıd; s.369; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.165; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.298; Aclunî, Keşf; 2/248; Hut,  Esne'l-Metahb; s,21l.

[119] Sehavî el-Makasıdü'1-Hasene' de (s.369) bunun ardından şöyle demiştir; "Bu söz, Hakim et-Tirmizî'nin Nevadiru'I-UsûI kitabında Bekr b. Abdillah el-Müzenî'nin sözü olarak nakledil­mektedir."

[120] bkz. Sehavî, Makasıd; s.371; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.166; Alıyyü'I-Karî, Kübra; s.299; Aclunî, Keşf; 2/251;   Hut, Esne'l-Metalib; s.272.

[121] bkz. Sehavî, Makasıd; s.374; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.168; Aclunî, Keşf; 2/256; Hut, EsneTMetahb; s.272.

[122] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.300; Aclunî, Keşf; 2/253.

[123] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.300.

[124] bkz. Süyûtî, Leâîî; 2/14.

[125] Süyûtî, Leâîî; 2/14.

[126] bkz. Sehavî, Makasıd; s.372; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.167; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.300; Aclunî, Keşf; 2/253; Hut, EsneT Metaîib; s.273.

[127] İbnüTCevzî'nin sözünün devamı —Sehavî'nin cl'Makasr dü'1-Hasene'de (s.372) naklettiği gibi- şöyledir; "Zira Hz. İsa (a.s)'ya Peygamberlik verilmiş ve 33 yaşında iken göklere yük­seltilmiştir.  Dolayısıyla Peygamberler hakkında kırk yaşının şart koşulması, kabul edilebilir bir şart değildir."

Müellif Aliyyü'1-Karî, el-MevzûâtüTKübra' da (s. 300) şöyle diyor; "Peygamberlere kırk yaşında peygamberlik verilmesi hadisi; Hz. Yahya (a.s) hakkındaki (Meryem; 12) ayetinin nassına da aykırıdır; "Biz ona (Yahya'ya) çocukken hüküm verdik." Ayrıca Hz. Yusuf hakkındaki (Yusuf; 15) ayetinin nassına aykırıdır; "And olsun ki, kardeşlerinin bu durumunu onlara pek yakında sen haber vereceksin, diye ona vahy ettik." Eğer hadis sabit olsaydı, Peygamberlerin büyük çoğunluğu hakkında söylenmiş bir söz olarak kabul edilebilirdi."

[128] bkz.   Gazzalî,   İhya;  3/148;  Aliyyü'1-Karî,   Kübra;  s.301; Aclunî, Keşf; 2/254.

[129] bkz. Gazzalî, İhya; 3/148 Dip Not 2.

[130] bkz.   Süyûtî,   Zeylii'l-Mevzûât;   s.203;   Sehavî,   Makasıd; s.373; Semhudi, Gammaz; s.130; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.168; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.301; Aclunî, Keşf; 2/255; Hut,  Esne'l-Metalib; s.27'4.

[131] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s.203

[132] bkz. Sehavî, Makasıd; s.374; Semhudî,   Gammaz; s.125; İbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s.168;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra;   s.302; Aclunî, Keşf; 2f251; Hut, Esne'hMetalib; s.274.

[133] Sehavî'nin   el-Makasıdü'1-rJasene'deki   (s.374)   sözünün devamı şöyledir; 'Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölen kim­senin Cennete gireceğine dair hadisler çoktur."

(Ebu Gudde) diyor ki: Bu uydurma hadis, "Bu konuda gelen sahih pek çok hadisin mânâsına aykırıdır. Zira bu uydurma hadis, İslâm üzere ölen kişiye günahlarının hiç zarar vermeyece­ğini ifade etmektedir ki bu batıl -asılsız ve geçersiz- bir mana­dır. "Hiçbir şeye aldırış etme", sözü ne kadar çirkin bir sözdür!.. Bununla birlikte bu söz, bir gerçeği de ifade etmektedir. Zira hak olan kelime-i tevhid, sahibini ebedi olarak Cehennemde bırak­mayacaktır. Ancak bununla beraber Kelime-i tevhid getiren mü'min, işlediği bazı masıyet ve günahlardan dolayı azap görebi­lir. Hakla batıl arasındaki mesafe ne kadar da uzaktır!..."

[134] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.302; Acluni, Keşf; 2/261; Hut, EsncT Metalib;s.215.

[135] Sehavî'nin   el'MakasıdüTHasene' deki   (s.377)   sözünün devamı şöyledir; "Fakat bu manada Abdullah b. Ömer'in -nak­lettiği şu sahih- hadisi vardır;  "Babaya itaatin en üstün dere­cesi, kişinin baba dostlarına iyilik etmesidir."

Abdullah b. Ömer (r.a) hadisini Buharı bu lafızla el-Edebü'l-Müfredkitabında (s.29); Müslim Sahih'inâe, Birr, Sıla ve Âdab Kitabında Baba, anne arkadaşlarına iyilik babında (16/109); Ebu Davud Sünen'inde (4/337) ve Tirmizî Sünen' inde (8/98) rivayet etmişlerdir.

Bu hadisin; Buharı ve Müslim'in naklettiği bir hikâyesi de var­dır. Müslim'in rivayeti şu şekildedir; Abdullah b. Dinar anlatı­yor; Abdullah b. Ömer (r.a) Mekke yolunda bir bedevi ile karşı­laştı. Ona selâm verdi. Ona bindiği merkebi verdi. Başındaki sarığını da onun başına giydirdi. Biz Abdullah'a; —Allah senin iyiliğini versin. Bunlar bedevidir, az bir şeye bile razı olurlar, dedik. Abdullah;

-Bunun babası, babamın (Hz. Ömer b. Hattab'ın) samimî dostu idi. Zira ben Allah Rasûlü (s.a.v)'nün şöyle buyurduğunu işit­tim; "Babaya itaatin en üstün derecesi, kişinin baba dostlarına iyilik etmesidir."

[136] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; Aliyyül-Karî, Kübra; s.302; Aclunî,  Keşf; 2/261; Hut, Esne']-Metalib;s.322.

[137] Sehavî'nin; "Bunu görmedim", sözü ne onun etMakasıdüT Hasene kitabında (s.377) ne de bu sözü kendisinden nakleden İbnü'd'Deyba'nın Temyizü't-Tayyib mine'l'Habis'kitahmda.,   ne Aclûnî'nin Keşfü'1-Hafa kitabında (2/261) ne de müellif AliyyüT Karî'nin el-Mevzu âtii'l-Kübra kitabında (s.302) yer almaktadır. Sehavî'nin kitabında olan ifade şudur; Bu söz, "Bir şeyi çok sev­men seni kör ve sağır eder", hadisi manasmdadır."

Benim kasdım; asla "Sevgi kusurları örter", sözünün hadis ol­duğunu açıklamak değildir. Amacım sadece gerçeği ifade et­mektir. Bu söz, nebevi hadis olması bir yana, en zayıf beşerî sözlerindendir. Buradaki ikinci kelimenin harekesi de ihtilaflrdır. Aclunî şöyle demiştir; (el-Mehabbetü mükibbe:) yani Sevgi insanı tehlikeye, helake düşürür. Necm ise; (el-Mehabbetü mekebbe: Sevgi ayıpları örter.) Bu söz hadis değildir, demiştir. Buna göre (mekebbe) şeklinde okuyuş daha anlamlıdır. İyi düşün." Aclûnî'nin sözü burada sona ermektedir.

[138] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; AliyyüTKarî, Kübra; s.303; Aclunî, Keşf; 2/261; Hut, Esne'l-Metalib; s.322.

[139] Bilakis uydurma hadisler konusunda eser yazan birçok müellifin ifade ettiği gibi; bu söz hadis değildir.

[140] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 170; AliyyüTKarî, Kübra; s.304; Aclunî, Keşf; 2/262; Hut,  Esne't Metalib; s.322.

[141] bkz. Hatib,  Tarihu Bağdad; 2/191; Zehebî, Mizan; 1/436; İbn   Hacer,   LisanuhMizan;   2/267;   Sehavî,   Makasıd;   s.381; Semhudî,   Gammaz;  s.126;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz;  s.171;  A-liyyü'1-Karî, Kübra; s.305; Achmî, Keşf; 2/266; Hut, EsneTMctalib;$.323.

[142] Bu hadisi Hafız İbn Hacer, LısanüTMizan'da (2/267-268) (Hasen b, Ahmed el-Belhî)'nin biyografisinde şöyle zikretmek­tedir; "Hasen b. Ahmed el-Belhî; Fadl b. Musa'dan; o da Mır hammed b. Amr'dan; o Ebû Seleme'den; o da Ebu Hureyre'den merfû olarak; "Hastanın inlemesi teşbihtir", hadisini rivayet etmiştir. Hatib. bu hadisi Tarih'iııde (2/191) Ebu Bekir b. Mu-zaffer'den; o Ebu Muhammed Ahmed b. Şeybe b. Hasen ed-Dabbî'den; o Ebu Şuayb es-Sûsî'den; o da Hasen b. Ahmed el-Belhî kanalıyla aynı şekilde rivayet etmiştir. Hatib şöyle de­miştir; Hadisin ricali -Belhî hariç- güvenilir olarak tanınmış kimselerdir. Belhî ise meçhuldür." Zikredilen sened, Hatib'in senedinden tahrif edilmiştir.

Hatib bu hadisi   Tarihu Bağdad' da  (2/191) Muhammed b. Hasen b. Dabbe el-Bağdadî'nin biyografisinde şu şekilde zikret­mektedir; Bana Ebu Bekir Muhammed b. Muzaffer b. Ali b. Mukri'   ed'Dineverî  haber  verdi.  Dedi  ki;   Bize   Ebu Ahmed Ubeydullah b. Muhammed b. Şenbe el-Kadı haber verdi. Dedi ki: Bize Ebu Ca'fer Muhammed b. Hasen b. Hüseyin b. Osman b. Habib b. Ziyad b. Dabbe el-Bağdadî haber verdi. Dedi ki; Bi­ze Salih b. Ziyad es'Sûsî Ebu Şuayb haber verdi. Dedi ki; Bize Hüseyin b. Ahmed el-Belhî; Fadi b. Musa es-S inanı'den; o Mu­hammed b. Amr'dan, o Ebu Seleme'den o da Ebu Hureyre'-nin şöyle  dediğini  nakletti;  Allah  Rasûlü  (s.a.v)  şöyle  buyurdu; "Hastanın  inlemesi teşbih,   bağırması   tekbir,   nefesi sadaka, uykusu ibadet, bir taraftan diğer tarafa dönmesi Allah yolunda cihaddır.  Allah  meleklerine; Kulum  için sağlığındaki yapığı şeylerin en güzelini yazın, der." Hasta kimse kalkıp yürüdü­ğünde hiç günah işlememiş gibi kalkar.

Hatib Bağdadî bundan sonra şöyle demiştir- "Ebu Şuayb ve o-nun üstündekilerin hepsi güvenilir olarak tanınmaktadırlar. Ancak Belhî müstesna. Zira o meçhuldür."

Hadis, bir başka tarik ile Hz.Ali (r.a)'den gelmiştir Onun sene­dinde (Belhî) yoktur. Ancak senedinde (Haris b. Abdillah el-Hemedani el-AVer) bulunmakadır. Zehebî Mizan' da (1/436) Haris el-A'ver tercemesmde şöyle demiştir; Muhammed b. Ya-kub b. Abbad, Muhammed b. Davud'dan, o İsmail'den, o İsra­il'den, o Ebu İshak'dan, o Haris'den, o da Hz. Ali (r. a)'den riva­yet ediyor; Allah Rasûlünü işittim. Şöyle buyuruyordu; "HasUnm inlemesi teşbih, bağırması tekbir, nefesi sadaka, uykusu i' badet, bir taraftan diğer tarafa dönmesi düşmanla çarpışmadır. Onun için sağlığındaki yaptığı amellerin benzeri hasenat yazı­lır. Hastanın üzerinde hiçbir günah kalmayarak tertemiz kal­kar. "Buharî bu hadisi ed-Duafâ kitabında rivayet etmiştir. (Haris el-A'ver) hakkında çok söz söylenmiş, kimileri güvenilir kabul ederken, kimileri onu zayıf saymıştır. Belki de onun hakkında söylenen en güzel söz, bu ilim dalının önderi Hafız Zehebî (rh.a)'nin şu sözüdür; Haris'in hadisleri dört Sünen kitabında yer almaktadır. Nesaî, hadis ricali hakkındaki sert değerlendirmelerine rağmen onu hüccet olarak kabul etmiş, onun durumunu güçlendirmiştir. Hadis alimlerinin büyük ço­ğunluğu, fıkıh bablarmda Haris'in hadisini rivayet etmelerine rağmen, onun "zayıf olduğu görüşündedirler. Meselâ; Şa'bî, hem onu yalancı saymakta, sonra da ondan rivayette bulun­maktadır. Görünen odur ki; Haris, konuşmalarında ve hikâye­lerinde yalan söylemiş, ama Hadisû Nebevî'de yalan söyleme­miştir. Haris, ilim hazinelerinden biri idi.

Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib' de (1/141) onun hakkında; "Hz. Ali'nin talebesidir. Şa'bî onun itikadî görüşünü yalanla­mıştır. Rafızîlikle suçlanmıştır. Hadisinde zayıflık vardır", demiştir. (Ebu Gudde diyor ki:) Dolayısıyla durumu bu şekilde olan kimsenin hadîsi "uydurma" olamaz, ancak "zayıf hadis" olabilir. Hatta böyleleri için "hadisinde zayıflık vardır", denilir. Doğrusunu Allah bilir.

Üstadımız Şeyh Abdülaziz b. Sıddık el'Gumarî'nin (Haris)Ji güçlendirmek ve onu savunmak için yazdığı ve el-Bahıs an Iîeli't-Ta'n fi'1-Haris adım verdiği faydalı bir risale vardır. Bu risale, Kahire'de Şark Matbaasında tarihsiz olarak (tahminen 1370 yılından sonra) 44 sayfa halinde basılmıştır. Bu kitapta şiddetli ve gayet sert dil sürçmeleri bulunmaktadır.

[143] bkz. Sehavî, Makasıd; s.384; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.171; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.306; Aclunî, Keşf; 2/269; Hut,  Esne'î-Metalib; s.276; İbn Abıdin Reddü'l-Muhtar; 1/267.

[144] Sehavî'nin   el-Makasıdü'1-IJasene' deki   (s.384)   sözünün devamı,     müellif     AliyyüTKarî'nin     el'Mevzûâtü'l-Kübra 'da (s.306) naklettiği gibi, şöyledir; "Bunu Deylemî Firdevs'de Hz. Ebu  Bekr  Sıddık  hadisi  olarak  zikretmiştir;   Uz.   Ebu  Bekr Sıddık (r.a), müezzinin;  (EşhedÜ enne Muhammeder-rasûlul-lah) sözünü işittiğinde; İki şehadet parmağının içlerini öper ve bunları gözlerine sürerdi. Zira Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki; "Kim benim halilimin (yani Ebu Bekir Sıddık'm) yaptığı gibi yaparsa benim şefaatim ona helâl olur, "Bu, sahih olamaz."

[145] Sehavî'nin {el-Makasıdül-Hasene; s.384 de) bu hadis hak­kındaki ifadesi, bir önceki dipnotta geçtiği gibi; (merfû olarak nakledilmesi) ifadesi olmaksızın; sadece  "Sahih olamaz", şek­lindedir.   Bu  ifade,   Sehavî'nin bu   sözünü  nakleden  talebesi İbnü'd-Deyba'ın Temyizü't-Tayyib mine'hHabis kitabında, mü­ellif    Aliyyü'l-Karî'nin     el-Mevzûâtü'1'Kübra     kitabında     ve Aclûnî'nin Keşfü'1-Hafa kitabında  (2/270)  sadece   "Sahih  ola­maz", şeklindedir.

Sonra müellif Aliyyü'l-Karî'nin; "Sehavî'nin dediğine göre" şek­lindeki ifadesi ile Sehavî'nin sözü zayıflatılmaktadır. Bunun delili yoktur. Zira Sehavî, hadisin, uydurma olduğunu kesin bir ifade ile belirtmek üzere; Sahih olamaz, demiştir. Kendisinden sonraki hadis hafızları da bu görüşünü ikrar etmişlerdir. Dola­yısıyla bu zayıflatmanın anlamı yoktur.

Garib bir şeydir ki, müellif Aliyyü'1-Karî, el-Mevzûâtü'1-Kübra' da Sehavî'nin; "Bu-sözü Şeyh Ahmed er-Raddâd, Mûcibatü'r-Rahme kitabında senedindeki kopuklukla beraber aralarında meçhul raviler bulunan bir senedle Hızır aleyhisselâm'dan nakletmektedir. Bu konuda rivayet edilen hiçbir şeyin kesinlik­le merfû olarak nakledilmesi sahih olamaz"; sözünü naklettik­ten sonra şu yorumu yapmıştır; Bu sözün Hz. Ebubekir Sıddık'a nisbeti sabit olduğu takdirde Aleyhisselam'm; "Benim sünetime ve benden sonraki raşid halifelerin sünnetine sarılın. hadisi sebebiyle bununla amel için yeterlidir. MüeUifin bu yorumunun hatadan başka hiçbir anlamı yoktur. Zira bu sözün Hz. Ebubekr'c isnadı sahih olamaz. Sonra bu hadis, bir önceki dipnotta geçtiği gibi, merfû bir hadistir. Müel­lif, yorumlarının çoğunda üzerine delil bina edilemeyecek ka­dar uzak bir yorumla bile olsa not düşmekten hoşlanmaktadır. Tahtavî'nin; MerakıT-Felah üzerine yazdığı haşiyede (Ezan) babının sonunda bu hadisi Firdevs kitabından nakil yaptıktan sonra; "Hızır'dan bu şekilde rivayet edilmiştir. Bu gibi hadisler­le Amellerin Faziletleri konusunda amel edilebilir," şeklindeki sözüne aldanma. Zira bu görüş, hadis hafızlarının sözleriyle reddedilen bir görüştür. İbn Abidin Reddü'l-Muhtar' da (1/267) bu hadisin batıl olduğunu nakletmektedir. Hafız İbn Teymiyye Minhacü'sSünne kitabında (3/17) "Firdevs kitabında maşallah uydurma hadisler boldur", demiştir.

[146] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz; s.170; Aliyyü'1-Karî,  Kübra; s.123; Aclunî, Keşf-1/166; Hut, Esne'l-Metaiib; s.62.

[147] İbnü'd-Deyba', Temyizü't-Tayyib mine'l-Habis; s.32 Hadis No; 170

[148] (301 nolu hadis, kitabın asıl nüshasında burada yer al­mamaktadır.) Müellif, bu hadisi Elif harfiyle başlayan uydur­ma hadisler arasında 32  nolu   "Alıcıya yardım edin",  mana-sındaki (Eîynu'ş-Şârî) hadisinden sonra zikretmiş ve İbnü'd-Deyba'ın yukarıdaki sözünü de aynen nakletmiştir. Bu hadis, (mim) harfiyle başladığı için burada ikinci defa zikretmeyi uy­gun gördüm.

[149] bkz. Sehavî, Makasıd; s.387; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.172; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.306; Aclunî, Keşf; 2/275; Hut,  EsneT Metalib; s.325.

[150] bkz. İbn Kayyim, Fürüsiyye; s.3,32; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.307; Aclunî, Keşf; 2/278.

[151] Bu  uyarıyı  Hafız  Burhaneddin  Halebî'den   Önce   Hafız Mizzî Tehzibül-Kemalkit&hın&s. yapmış, ondan da talebesi İbn Kayyım el-Cevziyye (r.a) Fürüsiyye Kitabında (s.3,32-33) nak­let mistir. İbn Kayyim, bu iki yerde de Peygamberimiz (s.av)'in Rukâne (r.a) ile Müslüman olmadan önce güreşmesinin sabit olduğunu, bu olayı Ebu Davud ve başkalarının rivayet ettiğini açıklamaktadır.

[152] Bu zat, Hafız Burhaneddin İbrahim b. Muhammed Sıbtü Ibni'l'Acemî el-Halebî'dir. Haleb'de   841 yılında vefat etmiş ve mahallemiz  el-Cübeyle'de  Ebu  Zer  Camii'nde  defnedilmiştir. Bu camiin kendisine nisbet edildiği Ebu Zerr ise Hafız Bur-haneddin'in oğlu olan Ahmed b. İbrahim ehHalebî'dir. (öl.884) Ebu Zerr el- Halebî'nin hadis ve diğer ilimlerde eserleri vardır. Tamamlayamadığı Şifa Şerhi de bu eserlerden biridir.

[153] Burhaneddin Halebî'nin Şifa Haşiyesi, müellifin kendi ya­zıyla yazılmış tam nüsha olup Haleb'de Ahmediyye Kütüpha­nesinde bulunmaktadır. Bunu bana üstadımız Allâme Muhad-dis Tarihçi Şeyh Muhammed Ragıb et'Tabbah (r.a), kendisine müellif Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûâtü'î'Kübra kitabını 1362 yılı Ramazan ayında Husrcviyye Medresesi -şimdi İslâmî İlimler Lisesi-nin   bahçesinde   minarenin   kapısı   önünde   okuduğum esnada ifade etmişti.

[154] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.309; Aclunî, Keşf; 2/278.

[155] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.173; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.309; Aclunî, Keşf; 2/279; Hut,  Esne'h Metaiıb; s.325.

[156] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'I-Hasene; s.389,121

[157] Bu   şairin   ismi,   Sehavî'nin   ehMakasıdü'l-Hasene'  de (s,12l)'de belirttiği gibi Kadı Ebu'l-Hasen el-Kindî'dir.

[158] Aclûnî'nin Keşfü'hBa fa 'da (s. 279) belirttiği gibi, Bu beyit­ten sonra şu beyit gelmektedir;

Devanı et, Allah'ı zikrederek bu yolda; Zira çok süratlidir Allah azabında.

[159] Rad;ll

[160] Nahl; 112

[161] Bu ifadede fazla mübalağa yapılmıştır. Zira uydurma ha­disler arasında uzaktarryakmdan ne aklın ne de şeriatın çer­çevesine girmeyecek belâ ve musibetler vardır.  Bu konunun genel ifadeler içerisine sokularak zorlama yapılması ne kadar kötüdür!..

[162] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389;  Semhudî,   Gammaz; s. 128; İbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s. 173;   AliyyüTKarî,    Kübra;   s.309; Aclunî, Keşf; 2/219; Hut, Esne'l-Metalib; s.325.

[163] Bu sözün sahibi, "Arap Tabibi" diye bilinen Haris b. Kele­de es-Sekafî et-Taifî'dir. Peygamberimiz (s.a.v) sahabeden has­ta olanlara onun ilaçlarıyla tedavi olmalarım tavsiye ederdi. Hafız Ibn Abdil-Berr îstiab isimli kitabında bu tabibin oğlu (Haris b. Haris b. Kelede) biyografisinde şöyle demiştir; Haris b. Kelede, İslâm'ın ilk günlerinde Ölmüştür. Müslüman olduğu­na dair ifadeler sahih olamaz.  Rivayet edildiğine  göre; Pey­gamberimiz (s.a.v) Sa'd b. Ebî Vakkas'a Tabip Haris'e gitmesini, başına gelen bir hastalık sebebiyle onun teşhis koymasını tavsiye etmiştir. Bu da tıb konusunda alanında ehil olma şar­tıyla ehl-i küfürle istişare etmenin caiz olduğuna delildir.

[164] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.310; Aclunî, Keşi; 2/280.

[165] Mekhûl'ün biyografisi (Kha) harfinde 118 no.ru hadis dip­notunda geçmiştir.

[166] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 174; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.311; Aclunî, Keşf; 2/280; Hut, Esne'l-Metalib; s.325.

[167] Ibn Ömer (r.a)'in şöyle bir hadisi rivayet edilmektedir; "Allah Rasûlü  (s.a.v) gıybetten  ve gıybeti dinlemekten nehy etmiştir." Heysemî'nin   Mecmau'z-Zevaid' de   (8/91)   belirttiği gibi; bu İbn Ömer hadisini Taberanî, Kebir ve Evsaf da. zayıf bir senedle rivayet etmiştir.

[168] bkz. Sehavî, MaJczsıd; s.290; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.174; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.312; Aclunî, Keşf; 2/283; Hut,  Esne'i-

[169] Sehavî, el-Makasıdü'1-Hascne; s.390. Müslim'in Sahihinde (Nikâh 52; Nevevî Şerhi; 9/198) Ebu Hureyre'den rivayet ettiği; Peygamberimiz (s.a.v)'in; "Ahş-verişte birbirinizi kızıştırma­yın..." şeklindeki hadisi buna ihtiyaç bırakmamaktadır. Tena-cüş (Ahş-verişte kızıştırma); Kişinin; satın alma arzusu olma­dığı halde başkasını hile ile satın almaya zorlama ya da artan fiyatla satıcıya menfaaat sağlama amacıyla eşyanın fiyatını artırması anlamındaki "Neceş" kökünden gelmektedir. Yine bu konuda Tirmizî'nm Sünen' inde (Birr 27; Tuhfe; 8/123) Hz. Ebubekir Sıddık (r.a)'dan rivayet ettiği Peygamberimiz (s.a.v)' in; "Mü'mine zarar veren ya da hile yapan mel'undur", hadisi buna İhtiyaç bırakmamaktadır.

[170] bkz. Sehavî, Makasıd; s.402; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.179; AliyyüTKarî, Kübra; s.320; Aclunî, Keşf; 2/304; Hut,  EsneT Metalib; s.281.

[171] Sehavî, el-MakasıdüTHasene; s.402

[172] bkz. Hatib Bağdadî IktizauTIlmi'1-Amcl; s.112; Sehavî, Makasıd; s.402; Semhudî, Gammaz; s.140; İbnü'd-Deyba', Tem­yiz; s.179; AliyyüTKarî, Kübra; s.316; Aclunî, Keşf; 2/305.

[173] Abdülaziz  b.   Ebî  Ravvad  el-Mekkî;   Hadis   rivayetinde bulunmuş,   kendisinden   hadis   rivayet   edilmiştir.    Hadisini Buharı eJ-Edebü'1-Müfred'de, Ebu Davud, Tirmizî ve İbn Mace Sünen' lerinde tahric etmişlerdir. Hafız İbn Hacer Tehzibü't'

îerinde tahric etmişlerdir. Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib'de (6/338-339) onun hakkında şöyle demiştir; "Salih ve ibadet ehli biri olup vera' ve salah ve nafile ibadetle tanınmıştı. Talebesi İbnüTMübarek; "Konuşurken gözyaşları yanağının üzerine akıyordu", demiştir. Mekke'de 159 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

İslâm âlimleri arasında kabul edilen kesin esaslardan biri; rüya gören kim olursa olsun, Peygamberimiz (s.a.v)'i rüyada görmek suretiyle herhangi bir şer'î hükmün sabit olmayacağı hususudur. Her hangi bir hadisin rüya yoluyla sabit olamaya­cağı ise öncelikle kabul edilmiş esaslardan biridir.

[174] Müellif AliyyüTKarî,   ekMevzûâtüTKühra1 da şöyle de­miştir;  "Hadisin sonuna ilâve  edilen metin şudur;   "Kim  bir ziyade içinde olmazsa o eksiklik içindedir."Bunu Hatib Bağda­dî Tktizaul-IImi'1-Amel adlı eserinde (s.112) senediyle şu şekil-de rivayet etmiştir: Bize İbn Rızk Muhammed b. Ahmed haber verdi. Dedi ki; Bize Osman b. Ahmed haber verdi. Dedi ki; Bize Muhammed b. Ahmed b. Bera anlattı. Dedi ki; Bize Davud b. Ruşeyd anlattı. Dedi ki; Bize Velid b. Salih bir adamdan şunu nakletti; Hz. Peygamber (s.a.v)'i rüyada gördüm. Bana dedi ki; "iki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.  Bugünü dününden daha kötü olan kimse, lanetlenmiştir. Nefsin deki eksikliği bil­meyen kimse, giderek daha da noksan olacaktır. Giderek daha noksan olan kimse için ölüm daha hayırlıdır."

[175] Müellif AliyyüTKarî'nin el-Mevzu a tü'l-Kübra   kitabında; "Bunu Beyhakî rivayet etmiştir" denilmiştir.  Sehavî,  İbnü'd-Deyba' ve Aclûnî gibi meşhur uydurma hadisler konusunda eser yazanlar arasında bu hadisi nakledip de bu haberi ve rü­yayı zikrettikleri halde   Beyhakî'yi zikreden birini görmedim. Korkarım ki ya burada tahrif yapılmıştır, ya da henüz, ulaşa­madığım bir düşüklük vardır. Doğrusunu bilen Allah'dır. Sehavî ekMakasıdü'l-Hasene' Ae (s.402) bu başhk altında şöyle demiştir; "İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dü­künden daha kötü olan kimse, lanetlenmiştir. Nefsine!eki eksik-uğı bilmeyen kimse, giderek daha da noksan olacaktır. Giderek "aha noksan olan kimse için ölüm daha hayırlıdır, Cennete özm duyan hayırlara koşar. Cehennem'den korkan nefsî arzulardan uzak kalır. Ölümü gözetleyen kimseye dünya lezzetleri basit gelir. Dünya sevgisinden uzak duran kimseye musibetler basit gelir." Bu hadisi Deylemî, Muhammed b. Sûka kanalıyla Haris (bin Abdillah el-Hemedâni el-AVer) den; o da Hz. Ali'den bu la­fızla merfû olarak rivayet etmiştir. Deylemî'nin senedi zayıftır." Deylemî'nin bu rivayeti, müellifin; Bu söz, sadece Abdüla/.iz b. Ebî Ravvad'ın rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir, ifadesini geçersiz kılmaktadır. Doğrusunu bilen Allah'dır, (Do­layısıyla hadis uydurma değil, zayıftır. Çev)

[176] Bu bilgi notu, önceki dipnotun sonunda yer almaktadır. O-nemine binaen ve dikkat çekme amacıyla bu notun kitabın metni içinde parantez arasında yer almasını uygun gördüm. (Çev.)

[177] bkz. Zehebî Mizan; 2/30; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.317; Ac-lunî, Keşf; 2/300.

[178] Dinar Ebu Mikyes el-Habeşî; Zehebİ Mizanü'l-İ'tidal' de (2/30) biyografisini vermiş ve onun hakkında; "Bu, yalancılıkla suçlanan değersiz biridir. 240 h. yılında Enes b. Mâlik'den çir­kin bir rivayet nakletmiştir", demiştir. Zehebî, daha sonra onun belâlı hadislerinden bir kısmını zikretmiştir. Bu uydurma ha­disler arasında yukarıda geçen hadis de benzer lafızla yer almaktadır.

[179] Ismid; Bir sürme çeşididir.

[180] Bir lafızda; (aynâhu/iki gözü) denilmiştir.

[181] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 2/203; Zeylaî, Nasbü'r-Raye; 2/455;   Sehavî,   Makasıd;   s.403;   Semhudî,    Gammaz;   s.123; Ibnü'd-Deyba', Temyiz; 8.180; Münavi, Feyzu'î-Kadir; 6/82; İbn Arrak, Tenzih; 2/157; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.320; Aclvmî, Keşf; 2/306; Hut, Esne'i-Metalib; s.283.

[182] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.321; Aclunî, Keşf; 2/308.

[183] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.313; Aclunî, Keşf; 2/290.

[184] bkz. Sehavî, Makasıd; s.395; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.176; Aliyyü'l-'Karî, Kübra; s.314; Aclunî, Keşf; 2/292; Hut,  £fe/2e7-MetaJib; s.280.

[185] bkz. Süyûtî, Zeylü'tMevzûât; s.41; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.314; Aclunî, üTeg^ 2/287.

[186] Süyûtî, ZcylüTMevzûât; s.41 Süyûti burada şöyle diyor; "Zehebî, Mizan'û& (2/234); "Enes'den rivayet eden Sem'an b. Meh" dî; Neredeyse hiç tanınmamaktadır. Ona -uydurma- bir nüsha yamanmıştır, Bu nüshayı gördüm. Allah onu uyduranı rezil eyle­sin", demiştir. İbn Hacer ise Lisan'da (3/114); "Bu nüshayı Mu' hammed b. Mukatil erRazî, Cafer b. Harun el-Vasitî'den, o da Sem'an'dan rivayet etmektedir, bu nüshadaki hadisleri zikretmiş ve bu nüshada üçyüzden fazla hadis yer almaktadır. Bu hadislerin metinlerinin çoğu uydurmadır", demiştir. İbn Hacer ve Süyûtî, bu hadislerden bir kısmını zikretmişlerdir.

[187] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.313; Aclunî, Keşf; 2/287.

[188] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.315; Aclunî, Keşf; 2/295.

[189] Bir rivayette; (Men esmeke fel-yentehıl) denilmiştir. Bu sözü Ebu'HVIehasin el-Kavukçî "eî-Lü'Iüü'î-Marsû fi-mâ İâ asîe lehu ev hraslihi mevzu"'(s.75) kitabında zikretmiştir. Bu sözün nıanası şudur; Kim balık yerse ardından hurma yiyerek onunla ağzını tatlandırsın, demektir. (Esmeke) fiili lügat kitaplarında yer almamaktadır.  Hatta  (S-M-K)  maddesinden "balık yedi" anlamında bir fiil de bulunmamaktadır.  Bu hadisi uyduran sadece hadis uydurmakla kalmamış,  bir  de yeni bir kelime uydurmuştur. Hadis, İbnü'd-Iieyb&m'Temyizü'û-Tayyib mineT Habîs" kitabında (Men emseke fehyütmir)   lafzıyla yer almak­tadır ki, bu bir tahriftir.

[190] bkz. Sehavî, Makasıd; s.397; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.177; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.315; Aclunî,  Keşf; 2/295; Hut,  EsneT Metalib; s.281.

[191] Sehavî, el-Makasıdü'1-Hasene; s.397

[192] bkz. Sehavî, Makasıd; s.395; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.176; Aliyyü:PKarî, Kübra; s.314; Aclunî, Keşi; 2/292; Hut, £kne7-Metahb; s.280.

[193] bkz. Sü>Tİtî, Zeylü'hMevzûât; s.41; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.314; Aclunî, iTe^- 2/287.

[194] Süyûtî,  Zeylü'bMevzûât; s.41  Süyûti burada şöyle  diyor; "Zehebî, Mizan''da (2/234); "Enes'den rivayet eden Sem'an b. Meh­di; Neredeyse hiç tanınmamaktadır. Ona -uydurma- bir nüsha yamanmıştır. Bu nüshayı gördüm. Allah onu uyduranı rezil eyle­sin", demiştir. İbn Hacer ise Lisan'da. (3/114); "Bu nüshayı Mu-hammed b. Mukatil erRazî, Cafer b. Harun el-Vasitî'den, o da Sem'an'dan rivayet etmektedir, bu nüshadaki hadisleri zikretmiş ve bu nüshada üçyüzden fazla hadis yer almaktadır. Bu hadislerin metinlerinin çoğu uydurmadır", demiştir. İbn Hacer ve Süyûti, bu hadislerden bir kısmını zikretmişlerdir.

[195] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.313; Aclunî, Keşf; 2/287.

[196] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.315; Aclunî, Keşf; 2/295.

[197] Bir rivayette; (Men esmeke fel-yentehıl) denilmiştir. Bu sözü Ebu'l-Mehasin el-Kavukçî "eî-Lü'îüü'1-Marsû fî-mâ lâ asle lehu ov bi-asîihi mevzu" (s,75) kitabında zikretmiştir. Bu sözün manası şudur; Kim balık yerse ardından hurma yiyerek onunla ağzını tatlandırsın, demektir. (Esmeke) fiili lügat kitaplarında yer almamaktadır.  Hatta  (S-M-K)  maddesinden "balık yedi" anlamında bir fiil de bulunmamaktadır.  Bu hadisi uyduran sadece hadis uydurmakla kalmamış,  bir de yeni bir kelime uydurmuştur. Hadis, İhnvC&-J)eyhd?rn.liTemyızü't'Tayyib mineT Habîs" kitabında (Men emseke fel-yütmir)   lafzıyla yer almak­tadır ki, bu bir tahriftir.

[198] bkz. Sehavî, Makasıd; s.397; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.177; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.315; Aclunî, Keşf; 2/295; Hut,  Esne'l-Metalib; s.281.

[199] Sehavî, el-Makasıdü'1-Hascnc; s.397

[200] bkz. AliyyüTKarî, Kübra; s.317.

[201] Burada (Raten) "Tc" harfiyledir. Bir rivayette    "Ta" ile (Ratan) denilmiştir. İsmi; Raten b. Sâhûk b. Cekenderik ya da Raten b. Kirbal el-Hindî el-Bitrendî'dir. İslâm Tarihçisi Hafız Şemseddin Zehebî (rh.a) Mızanü'lTtidal kitabında (2/45) şöyle demektedir; "Raten el-Hindî; Raten kimdir bilir misiniz? Hicrî 600 yılından sonra ortaya çıkan, sahabî olduğunu iddia eden hiç şüphesiz yalancı deccal bir şeyhtir.  Sahabe yalan söylemez. Bu adam Allah ve Rasûlüne karşı cür'ette bulunmuştur. Ben bunun durumu hakkında bir hadis cüz'ü yazdım. Bir rivayete göre   632 yılında, bir rivayette ise daha sonra vefat etti, denil­miştir. Kendisi yalancı olmakla beraber ayrıca onun adına ya­lan ve imkânsız haberlerin en çirkinlerinden hadisler uydu­rulmuştur."

(Ebu Gudde ) diyor ki'- Zehebî bu hadis cüz'üne "Kesru Veseni Raten" (Raten Putunun Yıkılması) adını vermiştir. Hafız Ibn-Hacer İsabe kitabında (Râ) harfinde kitaplarda hata ve yanılgı eseri sahabî olarak zikredilen kimselere tahsis ettiği dördüncü kısımda Raten'den uzun nakillerde bulunmuştur. Burada Raten'in durumu hakkında geniş açıklamalarda bulunmuş, Lısanü'1'Mizarida (2/450,452) da Raten'in biyografisinde Raten'den nakiller yapmıştır.

Zehebî onun hakkında şöyle diyor; "Raten'in Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet ettiği bir hadis nüshasına vâkıf oldum, içeri­sinde yaklaşık üç yüzden fazla hadis vardı. İbn Hacer diyor ki; Zehebî'nin işaret ettiği hadis cüz'üne ben de vâkıf oldum. İçinde onun dediği gibi üçyüzden fazla hadis vardı. Murtaza ez-Zebîdî Tacü'1-Arûs' da Raten hakkında şöyle diyor; Raten'in rivayet ettiği hadisler Rateniyyât adı verilen bir defterde toplanmıştır. Ben buna vakıf oldum."

Zehebî'nin Hadis Cüz'ifnds zikrettiği Raten'in hadislerinden biri; "Hendek kazarken Allah Rasûlü ile birlikte bulunduğunu anlattığı hadistir." Bir diğeri şudur; "Hz. Ali'nin Fatıma ile zifafa girdiği o gece ben bir grup sahabe ile beraberdim. Şarkı söyleyenler vardı. Kalplerimiz âdeta uçuyordu. Ertesi gün Allah Rasûlü bize geceyi nasıl geçirdiğimizi sordu. Biz de an­lattık. Bunu yadırgamadı, bize dua etti ve şöyle buyurdu; "Sert hayata alışın. Yaya yürüyün. Allah'ı açıktan güresiniz." Rate­n'in hadis diye naklettiği bir diğer sözü; "Batınî amellerden bir zerresi, büyük dağlar gibi zahirî amellerden daha hayırlıdır", sözüdür.

Hafız Zehebî bu ve benzeri bâtıl haberleri naklettikten sonra şöyle demiştir; "Zannediyorum ki bu hurafeler câhil Musa b. Mücellî'nin uydurmasıdır. Ya da bunları Raten'i icad eden kişi uydurmuş olabilir. Beklide Raten, hiç dünyaya gelmemiş bir ki­şidir. Onun gerçekten var olduğunu ve altı yüz yılından sonra ortaya çıktığını doğruladığımız takdirde; bu kişi ya çok uzun bir ömür yaşadığını ve sahabî olduğunu iddia eden, bu belâlı uydurma hadisleri uyduran ve insan şeklinde görünen bir şey­tandır. Ya da Hz. Peygamber (s.a.v)'e yalan isnad ederek ken­disine Cehennem'de bir ev kuran sapık bir şeyhtir." Hafız Ibn Hacer Isabe'&ç Raten'in biyografisinin sonunda diyor ki; "Arap dili üstadı üstadımız Mecdüddin eş-Şirazî -yani Ka­mus sahibi Firûzâbadî- Yemen diyarında Baş Kadı iken Ye-men'in Zebîd şehrinde görüştüğümüzde onun Zehebî'nin Rate­n'in varlığını yadırgamasını yadırgadığını gördüm. Bana Hin­distan diyarına gittiğinde Raten'in kasabasına gittiğini, orada babalarından ve dedelerinden Raten kıssasını anlatan ve onun varlığını kabul eden sayılamayacak kadar pek çok insanla kar­şılaştığını anlattı. Ben de; Zehebî onun var olmadığı konusunda kesin bir i-fade kullanmamış, sadece tereddüt etmiştir. Zehebî, bu konuda mazur görülmelidir", dedim.

(Ebu Gudde) diyor ki: Ben de derim ki; Firûzâbadî Kamus kita­bında buna işaret etmekte ve şöyle demektedir; "Raten b. Kirbal el-Bitrendî; Sahabî değildir. O Hindistan'da altı yüz yılından sonra ortaya çıkıp sahabî olduğunu iddia eden ve bu iddiası -pek çok kimse tarafından- doğrulanan bir yalancıdır. Bazı —uydurma— hadisler rivayet etmiş olup biz bunları onun talebelerinin talebelerinden işittik."

Hafız İbn Hacer daha sonra şöyle demiştir; Raten uzun bir hayat yaşamış olup birtakım iddialarda bulunmuştur. Bu iddi­alarını sürdürmüş, nihayet meşhur olmuştur. Eğer doğru sözlü olsaydı ikinci, üçüncü, dördüncü veya beşinci asırda tanınırdı. Fakat ondan altıncı asrın sonlarında ve yedinci asrın başların­da vefatına yakın bazı rivayetler nakledilmiştir. En doğrusunu bilen Allah'd'ır."

Raten'in hadislerinden seçmeler; "eî-Erbaûn el-Müntehbat min Müntehabâtı'r-Rateniyyat" ismiyle, el-Evâilü'sSünbüliyye ve Bugyetu EhlıhEser iîmeni'ttüfika lehti ve îi-ebîhi Suhbetu Ehli'lSeşer kitabıyla birlikte Mısır'da Muhammed AH Subayh Matbaasında 1326 ve 1347 yılında iki defa basılmıştır. Bu ki­tapta belâlı rivayetler ve büyük ayıplar bulunmaktadır. Yardım istenilecek olan sadece Allah'dır!.

[202] Süyûtî, ZeyîüTMevzûât; s.81. Zehebî, bu rivayeti "Kesrıı Vesehi Raten" (Raten Putunu Kırma) isimli hadis cüz'ünde nakletmiş, Süyûtî de Zeyl' de (s.81-85) Hafız İbn Hacer'in el-Isabe ve Lisanü'l-Mizan kitaplarında konuyla ilgili olarak Ze-hebî'den ve başkalarından, naklettiği hususları özetlemiştir.

[203] bkz. Süyûtî, Leâlî; 2/14; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.317.

[204] Süyûtî, el-LeâlîTMasnûa; 2/14

[205] Süyûtî Leâlî'Ab (2/12-13) bu şekilde hükmetmiştir. Burada hakkında hüküm verilen hadisin iyi bilinmesi için hadisin ba­şından birkaç cümle nakledelim; "Müezzinler ve ihramlılar ka~ birlerinden çıkarken müzezzin ezan okuyarak, ihramlı da telbiye getirerek çıkarlar. Müezzin, sesinin vardığı yere kadar affolunur. Onun sesini duyan taş, ağaç, toprak, kuru—yaş her şey ona şâhid olur.  Onunla beraber o mescide namaz kılan insan sayısınca onların hasenelerinin bir misliyle hasene yazılır..." Bu gibi batıl ifadeler bir sayfaya yakın devam etmektedir.

[206] bkz. Sehavî, Makasıd; s.399; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.178; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.318; Aclunî, Koşf; 2/300; Hut, EsncT Metalib; s.284.

[207] Bu zat örnek şahsiyetlerden zahid Ebıı Süleyman Abdur-rahman b. Ahmed b. Atıyye ed-Dâranî'dir. Şam'ın çevre kasa­balarından Dârayya'lıdır. Irak ehlinden Rabi' b. Sabih'den ve başkalarından hadis rivayetinde bulundu. Kendisinden Ahmed ibnü'l'Havârî,  Kasım  el-Cûî ve başkaları hadis  rivayet  etti. Zühd ve salah konusunda eşsiz biriydi. Daranî'nin tasavvuf ve vaaz konularında değerli ifadeleri bulunmaktadır.   205 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[208] bkz. Sehavî, Makasıd; s.401; Semhudî,   Gammaz; s.139; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.178; Aliyyü'1-Karî. Kübra; s.319; Aclunî, Keşf; 2/301; Hut, Esne'tMetalib; s.284.

[209] bkz. Sehavî, Makasıd; s.404; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.180; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.322; Aclunî, Keşf; 2/309; Hut.  EsneT Metalib; s.286.

[210] Sehavî, el-Makasıdü'1-Hasene; s.404

[211] bkz. Sehavî, Makasıd; s.406; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.181; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.325; Aclunî, Keşf; 2/312; Hut,  EsneT Metalib; s.288.

[212] bkz. Sehavî, Makasıd; s.407; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.181; AlıyyüTKarî, Kübra; s.325; Aclunî, ifa^ 2/313; Hut,  £fe7

[213] Yani kendi kıyafetinden başka bir kıyafete bürünen kim" senin kanının heder sayılması hakkında hiçbir hadis sabit de­ğildir.

[214] bkz.  Saganî,  Mevzuat,  s.5;  Semhudî,   Gammaz; s. 129; AliyyüTKarî,   Kübra;   s.325;   Aclunî,   Keşf;   2/310;   Şevkânî, Fevaıd; s.24.

[215] Bu hüküm doğrudur. 109 no.lu "Mescidde konuşma, hay vanm otu yediği gibi, haseneleri yiyip bitirir", hadisinin (263 nolu) dipnotuna bakınız.

[216] bkz. Sehavî, Makasıd; s.308; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.182; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.326; Aclunî, Keşf; 2/318; Hut,  EsneT Metalib; s.289.

[217] Hatib  Bağdadînin  Şeref AshabiTHadis kitabındaki  (s.46) gayet hoş rivayetlerinden biri şudur; Fıkıh âlimi Ahmed b. Mu-hammed b. Gahb kıraat yoluyla ibrahim b. Muhammed b. Yahya el-Müzekkî'nin   şu   sözünü   naklediyor:   Muhammed   b.   İshak   b. Huzeyme'nin şöyle söylediğini işittim; Yunus b. Abdi'1-A'lâ anlatı­yor; İmam Şafiî şöyle diyordu; "Hadis ashabından birini gördüğüm­de, sanki Hz. Peygamber (s.av.)'i hayatta görür gibi oluyorum." Sehl b. Abdillah et-Tüsterî diyor ki; "Peygamberlerin meclisle­rine bakmak isteyen,  alimlerin meclislerine baksın." (Ibnü'l-Kayyim, Miftah Dari'sSaadeh; s.129,181)

[218] bkz. Sehavî, Makasıd; s.4Û9; İbnü'd-Deyba7, Temyiz; s.183; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.328; Aclunî, Keşf; 2/320; Hut,  Esne'l-Metalib; s.290.

[219] Kitabın asıl nüshasında ve müellif Aliyyü'l-Karî'nin  el~ MevzûâtüTKübrâ kitabında şiîr bu şekildedir. Ancak bu mısra-m vezni bozuktur. Aclûnî'nin Keşfü'kHafa kitabında  (2/244) Şöyle denilmiştir; "Alimlerden birinin şöyle bir sözü vardır; Kişi bilmediğinin düşmanıdır."

[220] Bunun manası; Allah, kardeşine tuzak kuran ya da plan­layan kişiyi, o tuzağa düşürür, demektir.

[221] bkz. Sehavî, Makasıd; s.410; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.183; AHyyüTKari, Kübra; s.328; Aclunî, Keşf; 2/321; Hut,  EsneT Metalib; s.290.

[222] bkz. Sehavî, Makasıd; s.411; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.183; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.329; Aclunî, Keşf; 2/323; Hut, Esnc'h Metalib; a.291.

[223] bkz.   Gazzali,  İhya; 2/87,144;  3/160;  Sehavî,  Makasıd; s.412;   Îbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s. 184;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra; s.330; Aclunî, Keşf; 2/325; Hut, EsneTMetalib; s.292.

[224] Bu söz, Hasan el-Basrî'nin sözüdür. Nitekim Gazzalî Ih-ya'da (3/160) Dilin Afetleri bölümünde On sekizinci âfet olan Aşırı Övgü babında bu sözü Hasan cl-Basrî'ye nisbet etmiş, Hafız Irakî de bunu tasvib etmiştir. Gazzalî, bu hadisi ihya'mn iki ayrı yerinde (2/87) Kazanç ve Geçim Edebleri Kitabı ile (2/144) Helâl ve Haram Kitabı'nm Sultanlarla beraber olmada helâl olan hususlar başlıklı altıncı babın başlarında Peygambe­rimiz (s.a.v)'den merfû olarak zikretmiştir. Gazzalî'nin hadisi merfû olarak zikrettiği ilk yerde (2/87 Dipnot 1) Hafız Irakî: "Bu hadisi İbn Ebi'd-Dünya Kitabü'sSamt' ta Hasen (el-Bas"rp'nin sözü olarak rivayet etmiştir; Musannif (Gazzalî) Dilin Afetleri bölümünde aynı şekilde doğru haliyle -yani Hasan el-Basrî'den- rivayet etmektedir", demiştir. Hadis, ihya'da zikre-dildiği üç yerde de (fî ardıhî) ilâvesiyle nakledilmektedir.

[225] Yani namazda intikal tekbirlerim alırken, yani rükûa giderken  ve  rükûdan  kalkarken   ellerini  kaldıran   kimsenin namazı olmaz, demektir.

[226] bkz. AliyyÜ'1-Karî, Kübra; s.331; Aclunî, Keşf; 2/328.

[227] bkz. Süyûtî, ZeylüTMevzûât; s.35; AüyyüTKarî, Kübra; s.331; Aclunî, Keşf; 2/330.

[228] Hafs, Süyûtî'nin Zeylü'l-Mevzûât'da (s.35) belirttiği gibi; Hafs b. Ömer el-Adenî'dir, Süyûtî onun hakkında şöyle demek­tedir; "Hafız Yahya b. Yahya en-Neysabûrî Hafs'ı yalancı kabul Ştmiş, Buharı ise onun hakkında (Münkeru'l-Hadis) demiştir." İmam Leknevî'nin er-Rafu ve't-Tekmîl fiTCerh ve't-Ta'dil ki­tabındaki açıklamada ve benim o kitaba yazdığım dipnotlarda UI. Bsk s.129, s.149-150) gördüğünüz gibi; Buharî bir ravi hakkında "Münkeru'l-Hadis"derse; bu ifadesiyle o kimseden hadis rivayeti helâl değildir, manasını kastetmektedir.

[229] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzu ât; s. 35 hadisin bir kısmı az önce (329 no. ile) geçmiştir.

[230] bkz. Sehavî, Makasıd; s.413; Semlıudî,   Gammaz; s. 117, 130; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; AlıyyüTKarî, Kübra; s.331; Adımı, Keşfi 2/329; Hut, Esne'î'Metalib; s.293.

[231] Sehavî, ehMakasıdü'l-Hasene; s.413

[232] bkz. Sehavî, Makasıd; s.413; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; Aliyyul-Karî, Kübra; s.332; Aclunî,  Keşfi 2/329: Hut,  Esnet Metalib; s.293.

[233] bkz. Sehavî, Makasıd; s.414; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; Aclunî, İTe^jf 2/333; Hut, EsneTMetalib; s.294.

[234] Hadisdeki (Men Sürra; Sevinen kimse) kelimesi sürûrdaiı gelmektedir. Sehavî'nin etMakasıdü'l-Hasene (s.414) kitabına yazdığı dipnotta bu kelimenin "nikâh" manasmdaki (sır) kö' künden geldiğini söyleyen ve bunu için  "Boşanmış kadınlarla gizlice vaadleşmeyin" (Bakara; 235) âyetini delil gösteren ve âyette geçen (sirran) kelimesini "gizlice" mânasına değil de, "nikâh" manasına alan Üstadımız Abdullah el-Gumarî gibi âlimler hata etmektedirler. Zira araştırmacıların lügat kitapla­rında tahkik edebilecekleri gibi; Arapçada "nikâh" manasmdaki (sır) kökünden her hangi bir fiil gelmemiştir.

[235] bkz. Zehebî, Mizan; 3/476; Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuat; s. 172; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.332; Aclunî, Keşfi 2/331.

[236] Süyûtî, Zeyîü'l-Mevzûât; s.172. Müellif Aliyyü'l-Karî'nin bu uydurma hadis hakkındaki; (Bu apaçık bir yalandır), ifade­si, Süyûtî'nin işaret ettiği gibi; Zehebî'nin Mizan' da (3/476) yalancı ravi (Muhammed b. Ishak eMJkkâşî)'nin biyografisinde bu uydurma hadis hakkında zikrettiği ifadesidir. Müellif, bu-fada bu sözün sahibini belirtmemiştir.

[237] bkz. Süyûtî, Zeyîü'l-Mevzûât; s.172; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s-332; Aclunî, Keşfi 2/332.

[238] bkz. İbn Hacer, Lisan; 6/199-200; Süyûtî, ZeyJüTMevzûat; s.95; Sehavî, Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf; 2/333.

[239] Bunu  Hafız  İbn  Hacer,   Lisanü'l-Mizan'da  (6/199-200) zahidlerden (Hemmam b. MüslimVin biyografisinde senediyle zikretmiş ve "Bu hadis bâtıldır", demiştir.

[240] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât, s.95'de hadisteki (Melekân) keli­mesi (Melekâhu) şeklinde gelmiştir.

[241] bkz. Zehebî, Mizan; 1/542; Süyûtî, ZeyîüTMevzûât; s.95; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf; 2/335.

[242] Hafız Süyûtî, ZeyîüTMevzûât; s.95'de bu hadisi zikretmiş ve şöyle demiştir; "(Bu hadisin senedindeki râvilerden biri olan Huseyn b.  Ulvan  (el-Kelbî)  hadis  uydurmakla  meşhur  olan kişilerdendir."

[243] bkz. Sehavî, Makasıd; s.419; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.1.86; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf;   2/336; Hut, Esne'l-Metalib; s.295.

[244] bkz. İbnü'l-Hümam, Fethu'bKadır; 1/246; Zeylaî Nasbu'ı-Raye;   2/26;   Sehavî,   Makasıd;   s.304;   Ibnü'd-Deyba', Temyiz; s-132,186; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.334; Aclunî, Keşf; 2/337.

[245] Fakih İmam Mergînanî, Hanefî Mezhebi kitaplarından Hidaye kitabında, İmamet babında (Men salla halfe âlimin takıyy...) lafzıyla zikrettiği bu hadisi şahid olarak kullanmak­tadır. Kemal Ibnü'l-Hümam Hidaye haşiyesi olan Fethu'b Kadir' de (1/246) bu hadis hakkında; "Bu hadisi en iyi bilen Allah Teâlâ'dır!.", demiş, ondan önce de Hafız Zeylaî Nasbur-Râye'de (2/26); bu hadis hakkında; "Garibdir", demiştir. Zey-laî'nin bu ifadesi, "aslını bulamadığı hadisler" hakkında kullan­dığı kendine has bir ıstılahtır. Hafız Sehavî el-Makasıd ü'l-Ha -sene' de (s.304) "Hayırlılarınızı öne geçirin ki, namazınız lelw siz bir namaz olsun", hadisinden sonra Hanefîlerin Hidaye ki­tabından bu hadisi nakletmiş ve "Ben bu hadisi bu lafızla bula­madım", demiştir.

Bütün bu ifadeler, 95,96,109,357 ve 414 no.lu hadislerin dip notlarında ifade ettiğim şu hususu te'yid ve te'kid etmektedir; Her ilimde sözlerinin kabul ve reddedilmesi konusunda itimad edilecek kimseler, o ilmi tahsil etmeyi gece-gündüz asıl dertleri ve asıl işleri olarak gören, o ilmi kendilerine meslek seçen, o ilmin ehli ve erbabıdır.

İlk muhaddisler, hadis tahsili yolunda yanıp tutuşmuşlar, ni­hayet hadis ilminin gerçek sahipleri ve bu ilmin bayraktarları olmuşlardı. Hatta asrında İslâm Dünyasının yegâne hükümda­rı olan Abbasî halifesi Ebu Ca'fer el-Mansur bile, bu muhaddis âlimlerin şerefine erebilmek için bu âlimlerden biri olmayı te­menni etmiştir. Hafız Sem'anî Edebü'1-Imlâ ve'klstimlâ kita­bında (s. 19) ve Hafız Süyûtî TarihuTHulefa kitabında (s.177) Ebu Ca'fer el-Mansur'un biyografisinde şöyle demiştir; Muhammed b. Selâm el-Cumahi analatıyor; Halife Mansur'a; -Dünya lezzetlerinden erişemediğin bir şey kaldı mı? diye so­ruldu. Mansur;

-Evet bir zevk kaldı; O da etrafımda hadis ehli olduğu halde bir yerde oturup hadis rivayetinde bulunup talebenin bana; -Hocam, Allah size rahmetiyle muamele eylesin. Kimi zikret­tiniz? demesi, Benim de;

-Bize falan kimse nakletti; O dedi ki; Bize falan kimse nakletti; o dedi ki; Bize falan Allah Rasûlü (s.a.v)'nden şunu nakletti, dememdir (Sadece bu zevki tadamadım), dedi. Ertesi sabah saraydaki vezirlerin çocukları ve çocuk bakıcıları ellerinde kalem ve defterlerle Halife Mansur'a geldiler. Halife Mansur; -Siz  onlar  değilsiniz.   (Siz hadis  ehli değilsiniz)  Onların  el­biseleri kirlidir.. Ayakları çatlamıştır.. Saçları uzundur.. Onlar ülkeler arası seyyahtırlar.. Onlar hadis ravileridirlcr", dedi. Dolayısıyla Allah  Rasûlü   (s.a.v)'nden  nakledilmesi  sahih   o-lan/sahih olmayan hadisleri tanıma konusunda, bu hadis eh­linden mütehassıs olanlara başvurulmalıdır. Allah bu alimleri hayırla mükâfatlandırsın. Makamlarını yüceltsin.

[246] bkz.   Taberanî,   Sagir;  2/157;   Sehavî,   Makasıd;  s.   417; Semîıûdî,   Gammaz; s.137;  İbnü'd-Deyba'.Teizy^- s.186; Aliy yül-Karî, Kübra; s.335; Aclunî, Keşf;   2/340; Şevkânî, Fevaid; S'1O6; Hut, Esne'l-Metalib; s.298.

[247] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 417.

[248] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 418; Aliyyü'1-Kaıi, Kübra; s.336; Aclunî, Keşf; 2/341.

[249] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 418; İbııü'd-Deyba', Temyiz; s. 187; Ac-hınî, Keşf; 2/342; Hut, Esne'bMetalıb; s.298. Sehavî; Manası doğrudur, demiştir.

[250] bkz. Süyûtî, ZeylüTMevzuat; s. 203

[251] Süyûtî'nin; Zeyiü'l-Mevzûât; s.  203'deki ifadesi şöyledir; imam Nevevî'ye;   "Nefsini bilen,  Rabbini bilir. Rabbini bilen kimsenin dili susar", hadisi sorulmuş, ~Bu hadis sabit midir? denilmiş; Nevevî; -Hayır, bu hadis sabit değildir, diye cevap vermiştir. Hadisin ilk cümlesi, asıl nüshadan düşmüş olabilir.

[252] bkz. Nevevî, Fetavâ; s.120; Süyûtî, Havi; 2/412; Dürer; No; 393; Zeylü'l-Mevzûât; s. 203: Sehavî, Makasıd; s.419; Semhûdî, Gammaz;   s.133;   İbnü'd-Deyba', T/km^'z;   s.187;   Aliyyü'1-Karî, iftara; s.337; Aclunî, Keşi) 2/337; Hut, EsneTMetalib; s.299; Tezkıretü'l-Mevzûât, 16; el'Fctava'î-Hadisiyye; 211.

[253] İmam   Ebu   Muzaffer  es-Sem'ânî,   UsuKi  Fıkıh'la  ilgili /& raf/kitabında; Bu söz, merfû hadis olarak bilinmemektedir. Sadece Yahya b. Muaz'm sözü olarak nakledilmektedir, demiş­tir. Bunu Sehavî de el-Makasıdü'1-Hasene'd.e (s.419) zikretmek­tedir.  Not:  706 nolu dipnotta İmam Nevevî'nin de bu hadis hakkında: Bu hadis sabit değildir, dediği nakledilmiştir. Çev)

[254] bkz. Sehavî, Makasıd; s.421; İbnü'd-Deyba', Tem^z; s.188; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.339; Aclunî, Keşf;   2/347; Hut, EsneT Metalib; s.300.

[255] bkz.   Heysemî,   Mecma;   1/128;   Sehavî,   Makasıd;  s.421; Semhûdî,   Gammaz;   s.138;  İbnü'd-Deyba', Temyiz;  s.188;   İbn Arrak, Tenzih; 1/284; Fettenî, Tezkıretü'l-Mevzûât; 18; Aliyyü']-Kari, Kübra; s.339; Aclunî, Keşf; 2/347; Şevkânî, Fevnid; s.283; Hut; Esne'î-Metaîib; s.300.

[256] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s. 203 (Sehavî'nin Makasıd' da; s.421   zikrettiği  Taberanî'nin  Ebu  Ünıame'den  merfû  olarak rivayet ettiği bu manadaki hadis, bu uydurma hadise ihtiyaç bırakmamaktadır. (Çev.)

[257] bkz. Zehebî Mizan; 1/200-202; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf; z/354; Hut, Esne'tMetalib; s.302.

[258] Ishak b. Necîh el-Malatî, Hadis uydurmaya cür'et eden iftiracılardan biridir. Zehebî Mizan' da (1/200-202) bunun bi­yografisini vermiş ve onun rivayet ettiği, aralarında bu hadisin de bulunduğu bâtıl hadislerinden bir kısmını zikretmiştir.

[259] bkz.   Süyûtî,   Zeylü'l-Mevzûât;  s.203;   Sehavî,   Makasıd; s.423; Semhûdî,  Gammaz; s.133; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.189; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf;   2/354; Hut, EsneT Metalib; s.303.

[260] bkz. Sehavî, Makasıd; s. s.423; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf; 2/354; Hut, Esne'lMetaiib; s.303.

[261] bkz. Sehavî, Makasıd; s.424; İb nü'd-D eyb a', Teiniz; s.189: Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf;   2/355; Hut, Esne'l-Metaiib; s.303.

[262] Sehavî, Makasıd; s.425; Semhudî, Gammaz; s.133; İbnü'd-Tteyba',Temyiz; s.189; Aliyyü'1-Karî, AVzAra; s.341; Aclunî, Keşf; 2/356; Hut, Esne'l-Metaiib; s.304. Sehavî şunu ilâve etmiştir; "Fakat aynı manada "Bir isteyid, at üzerinde gelse bile; onun hakkı vardır", hadisi bulunmaktadır." (bkz. Ebu Davud; Zekât 33. Senedi "haseıı" dir.)

[263] bkz. Sehavî, Makasıd; s.424; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.189; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.341; Aclunî, Keşf; 2/356; Hut, EsneT Metalib; s.304.

[264] Yine Sehavî el-Makasıdü'1-Hasene' de (s.424) şöyle demiş­tir; "Bu söz, Muğnî müellifi İbn Kudame el-Hanbelî ve Gıınye müellifi Şeyh Abdülkadir el-Geylanî gibi pek çok imamın sözle­ri arasında yer almaktadır." (Ebu Gudde diyor ki;) Bu iki zat Islâmi ilimlerde ve özellikle lıanbelî fıkhında imamdırlar, dağ gibi âlimdirler. Ancak 95,96,109,344 ve 414 nolu hadislerin dip­notlarında ifade ettiğim gibi; hadis sadece hadis ehlinden alı­nır, fıkıh da sadece fıkıh ehlinden alınır.

[265] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.342; Aclunî, Keşf; 2/357; Hut, Esne'l-Metalib; s.305.

[266] Ne güzel söyledin!. Ne güzel söyledin!. (Ey müellif AliyyüT Karî!..) Allah Rasûlü (s.a.v)'nün hadisine sahip çıkman dolayı­sıyla Allah seni hayırlı mükâfatlandırsın. Bu konuda Ab-dülhayy el-Leknevî'nin el-Ecvibetü'bFadıîe kitabı (s.30-34)!nda yazdığım dipnot ve uzun nakillere bakınız. Orada Allâme Aliyyü'î-Kari'nin bu sözü te'yid edilmekte ve ilim incilerinden sayılmaktadır.

[267] bkz. Sehavî, Makasıd; s.425; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.190; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.342; Achmî, Keşf;   2/359; Hut, Esne'l-Metalib; s.305.

[268] bkz. İbn Mace, Sünen; 1/422 (İkametü's-Salat 174); Sehavî, Makasıd; s.425; Süyûtî,   Tedribü'ı-Ravî; s.188; Semhûdî,   Gam­maz; s.133; Münavî, Feyzu'l-Kadir; 6/213; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.190;  İbn Arrak,   Tenzih; 2/367; Aliyyü'1-Karî,  Kübra; s.342; Aclunî, Keşf; 2/360; Hut, Esne'bMetalib; s.306.

[269] Bu  zat,  ibadet ehli,  âmâ Sabit b.  Musa  ed-Dabbî el-Kûfî'dir.   Hadisde  zayıftır.  Yalancıdır,   diyenler  de  olmuştur. Hicrî 229 yılında vefat etmiştir.

[270] Bu zat, meşhur imamlardan biri olan, doğru sözlü, hadis hafızı, kadı Şerik b. Abdiîlah en-Nehaî el-Kûfî'dir. Hicrî 177 yılında vefat etmiştir.

[271] Sabit, hocası Şerik'in huzuruna girdiğinde, Şerik talebesi­ne şu hadisi yazdırıyordu; Bize A'meş, Ebu Süfyan'dan, o da Cabir'den nakletti; Allah Rasûlü (s.a.v) buyuruyor ki, dedi ve Şerik burada durdu. Senedini naklettiği hadisin metnini zik­retmedi. Senedi bitirip de huzuruna yeni giren Sabit'e bakıp; "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur", dedi. Şerik bu ifadesiyle zühd ve takva sahibi Sabit'i kastetmişti. Senedini naklettiği hadisin metnini zikretme yerine Sabit'in gece namazının çokluğu ve gündüz yüzünün güzelliği vasıfları­nı zikretti. Sabit ise Şerik'in bu sözü bu isnadla merfû olarak rivayet ettiğini zannetti. Sabit, bu olaydan sonra Şerik kanalıy­la A'meş'den, o Ebu Süfyan'dan; o da Cabir'den; (asılsız olarak) Allah Rasûlü (s.a.v)'nün; "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur", buyurduğunu naklediyordu. Bu hadis, bu yanlış şekliyle İbn Mace'nin Sünen'inte (1/422 İkametü's-Salat 174) yer almaktadır.

Halbuki Şerik az önceki senediyle A'meş'ın, Ebu Süfyan'dan; onun da Cabir'den Allah Rasûlü (s.a.v)'nün; "Sizden biriniz yatağa yatıp uyuduğunda Şeytan onun kafasına üç düğüm atar..." hadisini rivayet etmek istemişti. Sabit, Şerik'in taltif sözünü hadisin metnine katmış, sonra da Abdüihamid b. Bahr, Abdullah b. Şübrüme ve İshak b. Bişr el-Kâhilî gibi bazı zayıf haviler bu hadisi Sabit'ten çalmışlar ve onu bu yanlış şekliyle Şenk'den rivayet etmişlerdir. (San'anî, Tavzihu'hEfkâr; 2/88-89; Süyûtî, TedribÜr-Ravî; s. 188)

 

[272] bkz. Sehavî, Makasıd; s.431; Semhûdî, Gammaz; s.129; ibmrd-Deyba', Temyiz; s. 194; AliyyüTKarî, Kübra; s. 343; Aclunı, Keşf; 2/376; Hut, Esne'l-Metalib; s.314.

[273] bkz. Deylemî, Zehrûl'Firdevs; 4/64; İbn Kayyim, Monar; -\j4İ Semhu^> Gammaz; s.141; Sehavî, Makasıd; s.427; İb-d-Deyba', Temyiz; s.191; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.343; Aclunî, Keşf; 2/363; Şevkânî, Fevaid; s.207 Münayî, Feyzu'l-Kadir; 6/5. Münavî diyor ki; Zehebî şöyle demiştir; İmam Ebu Hanife, İ-mam Malik ve İmam Ahmed satranç oynamanın haram olduğu kanaatindedirler. Şafii ise; Mekruhtur, haram değildir. Zira Sahabeden bir gurup, tabiinden ve sonrakilerden sayılamaya* çak kadar pek çok kimse satranç oynamıştır, demiştir. Hafız İbn Hacer ise; Satranç oynamanın haram olduğu hakkında sahih, veya hasen bir hadis sabit olmamıştır, demiştir. Aliyyü'l-Karı ise ekMevzûât-ül-Kübra' da şöyle demiştir; "Bu konuda "Satranç oynayan lanetlenmiştir. Satranç oynayan kimseye bakan hınzır eti yemiş gibidir", hadisi nakledilmektedir. Süyûtî bunu el-CamiusSagîr' de mürsel olarak rivayet etmektedir. Netice olarak el- Camiu's- Sagir hadisinin senedi zayıftır. An­cak bu hadis, satranç oynamanın kötülendiği diğer hadislerle güç kazanmaktadır." (Çev.)

[274] Satranç ve diğer oyunlarda ve yarışmalarda ana ilke şu­dur; Bu oyun ve yarışmalar kumara vesile olmamalı, namaz ve diğer kulluk görevlerini engellememeli, zaman israfına sebep olmamalı, dini-dünyevî açıdan kişiye veya topluma zararlı ol" manialıdır. (Çev.)

[275] bkz. Sehavî, Makasıd; s.427; Semhudî,   Gammaz; s.131; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.191; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.344; Achmî, Keşf;    2/363; Hut, Esne'l-Metalib; s.309. (Sehavî diyor ki; "Bu sözün manası doğrudur. Zira Aîlah'dan korkmamak sahibini her çeşit haram ve mekruha düşürür.")

[276] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.344; Aclunî, Keşf;  2/364; Hut, Esne'l-Metalib; s.309.

[277] bkz.   İbn   Hacer,    el-Metalibü'1-Aliyye;   2/371;   Sehavî, Makasıd;   s.428;   İbnü'd-Deyba',^^^;   s. 192;   Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.344; Aclunî, Keşf; 2/367; Hut, Esne'l-Metalib; s.31Ü.

[278] Bu söz, İbn Hacer'in elMetalibü'l-Âliyye~kitabm.&& (2/371) belirtildiği gibi; sahabî Ebu Eyyub el-Ensarî'nin sözüdür.

[279] bkz! İbn Kayyım, Menar; s.61; AliyyüTKarî, Kübra; s.345; Aclunî, Keşf; 2/364; Hut, Esne'l-Metalib; s.Zil.

[280] ibn Kayyim  el-Cevziyye   elMenaru '1-Münîf    kitabında te.6l) bu hadis hakkında; "Sahih değildir. Çünkü lanet hiçbir zarnan sadaka yerine geçmez", demiştir.

[281] bkz. Sehavî, Makasıd; s.430; Semhûdî,   Gammaz; s. 130; Ibnü'd-Deyba', Temyiz;    s. 193;    Aliyyü'1-Karî,    Kübra;    s.345; Aclunî, Keşf; 2/372; Hut, Esne'l-Metalib; s.313.

[282] bkz. Sehavî, Makasıd; s.431; Ibnü'd-Deyba', Temyiz; s.194;

AliyyüTKarî, Kübra; s.346; Aclunî, Keşf;   2/376; Hut, Esne'l-Metalib; s.314. Sehavi; "Manası doğrudur", demiştir.

[283] bkz. Sehavî, Makasıd; s.432; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.194; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.347; Hut, Esne'l-Metalib; s.315

[284] A'meş lakabıyla meşhur olan tabiinden islâm Allâmesi İmam Ebu Muhammed Süleyman b. Mihran el-Esedî el-Kâhilî el-Kûfî, mizah sever, şakacı ve nüktedan bir zat olup bu söz, onun nüktelerinden sayılmıştır. A'meş; doğru sözlülüğü, hafı­zasının   kuvvetli   oluşu   ve   hadisteki   sağlamlığı   sebebiyle "mushaf lakabı ile anılırdı. Abid,  zahid, Kur'an alimi, vera sahibi, çok sabırlı, fakir bir kimse olup idarecilerden uzak du­rurdu. İsa b. Yunus; A'nıeş gibisini görmedim. İhtiyacına ve fakirliğine rağmen zenginlere ve idarecilere  değer vermeyen A'meş gibi bir kimse görmedim. Veki' diyor ki; Takriben yetmiş sene cemaatte ilk tekbiri kaçırmamıştır. Hureybî diyor ki; 01" düğünde arkasında kendisinden daha çok ibadet ehli bir kimse bırakmadı.   Sünnete   bağlı   biriydi.   Kûfe'dc   hicrî   61   yılında dünyaya geldi ve 148 yılında vefat etti. (îbn Hacer,  Tehzibü't Teh'zib; 4/222-226'den Özetle nakledilmiştir.)

[285] İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.194

[286] İbn Müflih el-Hanbelî FürıV kitabında; "A'meş'in meşhur sözüne rağmen; devecileri dövmek haccın kemalinden değildir. İbn Hazm, Ameşin sözünün fâsık deveciler hakkında olduğunu ifade etmektedir", demiştir. Bir Önceki dipnottan anlaşıldığı gi" bi A'meşin bu sözü onun ciddî fetva ve ictihadlarmdan değil, nükte ve mizahlarmdandır.

[287] Bu olay, hadisi Ebu Davud'un (Sünen; 2/163 Menasik 30) İhramlının uşağını terbiye etmesi babında; İbn Mace'nin {SU' nen; 2/978 Menasik 21) ihramda günahlardan sakınma babın'

da ve Hakim'in Müstedrek' de (1/453) rivayet ettikleri hadiste anlatılmaktadır. Ebu Davud'un ifadesi şu şekildedir;

Esma bt. Ebî Bekr (r.anha) anlatıyor; Allah Rasûlü (s.a.v) ile birlikte hac yolculuğuna çıktık. Nihayet Arc denilen yere varın­ca Allah Rasûlü (s.a.v) bineğinden inip orada konakladı. Biz de orada konakladık. Kızkardeşim Aişe (r.a) Allah Rasûhi'nün yanına oturdu. Ben de babamın yanına oturdum. Allah. Rasûlü ile babam Ebubekr'in yolculuk eşyaları birlikte olup Ebubekr'in kölesinin yanında idi. Babam Ebubekir, köle­nin gelmesini bekledi. Köle geldiğinde yanında deve yoktu. Babam köleye;

-Deve nerede? diye sordu. Köle; -Dün gece kaybettim, dedi. Ebubekir;

-Bir deveye mi sahip olamadın? deyip ona vurmaya başladı. Rasûlullah ise tebessüm etti ve;

-"Şu ihramhya bir de yaptığına, bakın buyurdu." Hakim; Bu, Müslim'in şartına göre sahih garib bir hadistir. Ama Buharı ve Müslim bunu Sahihlerine almamışlardır, demiş, Zehebî de bu görüşü kabul etmiştir.

[288] Müellif Aliyyü'1-Karî, el-Mevzûâtü'îKübra' da; "Mana şudur: Hacı hac yolunda tahammüllü olur. Hatta dövülebilir, horlanabilir", demiştir. Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki; Hz. Ebubekir Sıddık (r.a) olayını öğrendikten sonra, bu açıklama dikkate alınmayacak ve reddedilecek bir görüştür. Şeyh Hüseyin el-Mekkî, İrşadü'sSari ilâ Menasik Aliyyi'1-Karî kitabında (s.80) . diyor ki; "Abdülhak İlâhâbadî, Aliyyü'l-Karî'nin Şerhu'l-Menasik kitabı üzerine yazdığı Takrir' inde Şöyle diyor; Eeddü'l-Muhtar sahibi diyor ki; A'meş'den rivayet edilen "Devecilerin dövülmesi Haccın kemahndendir", sözü yorumlanırken; bu, failine izafe edilen bir masdardır (yani de­vecinin devesini dövmesi anlamındadır), denilmiştir. Fakat Aliyyü'l-Karî'nin Şerhu'n-Nükaye kitabında şöyle denilmiştir; Hadisde Hz. Ebubekir Sıddık'm yoldaki kusuru sebebiyle deve­cisini dövdüğü nakledilmiştir. Ben de derim ki; Deveci sözle yo-kı gelmeyince; Hz. Ebubekir, deveciyi üzerine düşen görevleri tam yapması ve kervandakilerin hukukunu koruması hususu­mu ciddiyet ve edeb dersi vermek üzere dövmüştür. Bu sebeple-d^ ki, devecinin dövülmesinin haccın kemalinden sayılması, iyiliği emir ve kötülüğe engel olma anlamında olduğu için doğ­ru görülmektedir." Bütün bu açıklamalar, A'meş'in sözünün ciddî bir söz kabul edilmesi dolayısıyla yapılmaktadır. Halbuki o sözün sadece bir nükteden ibaret olduğu belirtilmektedir..

[289] bkz. Sehavî, Makasıd; s.432; İbnü'd"Deyba\ Temyiz; s.195; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.347; Aclunî, Keşf; 2/377; Hut,  Esne'î-Metalib; s.315.

 

[290] bkz. Sehavî, Makasıd; s.433; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.195; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.347; Acluni, Keşf; 2/379; Hut, EsneT Metalib; s.316.

[291] Bunun mânâsı, kişinin imam olması için Öne geçmesi tek­lif edildiğinde kabul etmemesi, başkasını öne geçirmek isteme­si, onun da bu görevi kabul etmemesi demektir. Değerli sahabe hanımlarından Selâme bt. Hurr el-Fczariyye (r.anha)'nin şu hadisi   yukarıdaki   ifadeye    gerek   bırakmamaktadır;   Allah Rasülü (s.a.v)'nün şöyle buyurduğunu işittim;   "Kıyamet alâ~ metlerinden biri, mescid ehlinin birbirlerini öne sürmeleri ve kendilerine namaz kıldıracak imam bulamamalarıdır." Bu ha­disi Ahmed Müsnedİnde (6/381); Ebu Davud    (1/159) ve İbn Mace (1/314) rivayet etmişlerdir. Lafız, Ahmed ve Ebu Davud'a aittir. Ebu Davud, bu hadis için ''İmamlıktan kaçınmanın mek" ruh oluşu" babı başlığını kullanmıştır.

İmam Ahmed'in ikinci bir rivayeti İbn Mace'nin lafzı ile şöyle" dir; "Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar bir saat ayakta bekle­yeceklerde, namaz kıldıracak bir imam bulamayacaklar."

[292] bkz.  İbnü'l-Cevzî,  Mevzuat;   1/265;   Gazzalî;   İhya;  1/62; Aliyyü'1-Karî; Kübra; s.348.

[293] Gazzalî, İhyau  Ulûmi'd-Din; (1/62) KitabüTIlm,  6 nolu ilmin âfetleri, Ahiret âlimlerinin ve kötü âlimlerin alâmetleri Babı. Gazzalî burada; "Muaz b. Cebel (r.a), mevkuf ve Hz. Pey­gamber (s.a.v)'den merfû olarak ''Alimin fitnesi, konuşmasının kendisine dinlemekten daha sevimli olmasıdır.."'hadisini riva­yet etmiştir, demiş; bunu yaklaşık bir sayfa halinde uzun bir hadis olarak nakletmiştir. Bu rivayette tasavvur edilemeyecek kadar batıl ifadeler bulunmaktadır.  Bu sebepledir ki İbnü'l-Cevzî Mevzûât'da bu hadisi Muaz'ın sözü (mevkuf) olarak ve ayrıca merfû olarak rivayet ettikten sonra şöyle demiştir: "Bu hadis müsned olarak da mevkuf olarak da bâtıldır. Bunu ne Rasûlullah (s.a.v), ne de Muaz söylemiştir!.."

[294] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 1/265-266

[295] bkz. Sehavî, Makasıd; s.436; Semhûdî, Gammaz; s.141; Jnü'd-Deyba', Temyiz; s. 197; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.348; Adî, Keşf; 2/384; Hut, EsneTMetalib; s. 317.

[296] bkz. İbn Kuteybe,  Uyûnü'l-Ahbaıi 2/1; Sehavî, Makasıd: s.441;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.200;   Aliyyü'1-Karî,    Kutra: s.352; Aclunî, Keşf: 21412; Hut, EsneTMetaîib: s. 332.

[297] Müellif Aliyyü'1-Karî el-Mevzûâtü'1-Kühra' da. şöyle diyor: "Bir rivayette: Bu söz Hz. Ömer (r.a)'in sözüdür, denilmiş; bir başka rivayette ise Hz. Ali (r.a)'nin sözüdür denilmiştir, ikinci rivayet,   daha  meşhur  ve  tercihe  daha  layık rivayettir.   İbn Kuteybe,  Uyû-nü'1-Ahbar' da (2/1) bunu Hz. Ömer'e nisbet et­miştir."

[298] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.200; Aclunî, Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.352; Keşf: 2/414; Hut, Esnc'l-Metalik s.332.

[299] Hadisin son kelimesi, (melîkihim) şeklinde müfred olarak da rivayet edilmiştir.

[300] bkz.   Sehavî,   Makasıd  s.441;   Semhudî,   Gammaz   s. 144; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.200; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.352; Aclunî, Keşf 2/413; Hut, Esne'lMetalib: s.333; Şevkânî, ifeMutf s. 210.

[301] Aclunî KeşfüTHafa' da (2/413) şöyle diyor: Necm (el'Gazzî) diyor ki: Bu hadisin manası hakkında şu söylenebilir: İnsanlar sultanın/devlet başkanının arzusuna meylederler. Devlet başkanı hangi ilim dalına ilgi duyarsa halk da ona ilgi duymaya başlar. Ya da at yarışları, silah atma gibi hangi çeşit spora ilgi duyarsa halk da ona ilgi duymaya başlar. Bunun manası hakkında en açık ifade Ömer b. Abdülaziz'in şu ifadesidir:   "Sultan pazarı temsil eder. Pazarda geçerli olan mal, pazara taşınır."

Tarihçi Hafız İbn Kesir Bidaye ve Nihaye kitabında (9/165) Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik'in biyografisinde şöyle diyor: "Bazıları: Halk, hükümdarlarının dini üzerinedir" diyorlar. Hü­kümdar/Devlet Başkam ayyaşsa içki tüketimi artar. Lûtî ise o fiil yaygınlaşır. Açgözlü ve hırslı ise halk da hırslı olur. Devlet Başkanı ikram sever, cömert ve cesur ise halk da böyle olur. Tamahkâr, zâlim, kindar biriyse halk da aynı şekilde olur. Din­dar, takva sahibi, iyilik ve ihsan ehli ise halk da böyle olur. Bu, bazı zamanlarda ve bazı kişilerde açıkça görünür.

Emevî halifesi Velid'in ilgi alanı inşaat idi. Halk da onun za­manında inşaata yöneldi. Onun zamanında kişi biriyle karşıla­şınca; Ne binası yaptın? Neyin tamirini yaptın? derdi. Kardeşi Süleyman'ın ilgi alanı kadınlardı. İnsanlar da bu alana yöneldiler. Onun zamanında kişi biriyle karşılaştığında; Kaç hanımla evlisin? Kaç cariyen var? derdi.

Halife Ömer b. Abdülaziz'in gayreti Kur'an tilâveti, namaz ve ibadet idi. Halk da buna yöneldi. Onun döneminde kişi biriyle karşılaştığında; Evradın ne kadar? Günde kaç sayfa Kur'an o-kuyorsun? Dün gece kaç rekat kıldın? derdi?

[302] bkz. Gazzalî, İhya: 4/20; Semhudî, Gammaz, s.144; Sehavî, Makasıd:  s.442;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz:  s.200;  Aclunî,  Keşi

2/414; Aliyyü'1-Kari, Kübra: s.353; Hut, Esne'1-Metalik s.333.

[303] bkz. Ruhavî, Haşiyetü ŞerhiTMenar: s.279; AliyyüTKarî, Kübra: s.360; Aclunî, Keşf 2/431.

[304] Şerafeddin Yahya er-Ruhavî, İbn Melek'in Hanefî Usul-ü Fıkıh   kitabı    "ŞerhuTMenar"  kitabına   yazdığı   haşiyesinde (s.279) Nehy ve Nehyin kısımları bahsinin sonlarında İbn Me­lek'in   "Elle  istimna   (mastürbasyon)   yapan   lanetlenmiştir", hadisini delil olarak zikretmesi üzerine şöyle demiştir: "Ben bunu  hadis   kitaplarında   bulamadım.   Ancak  bunu  üstadlar fıkıh kitaplarında zikretmişlerdir".

Ebu Gudde diyor ki: Bu söz, nebevi hadis ve şahid olarak İmam Kemal IbnüTHümam tarafından Hanefî fıkıh kitaplarından ffidayehm şerhi olan FethuT-Kadir'de (2/64) Oruç bölümü, Kaza ye keffaret gerektiren şeyler babı'mn başlarında zikredilmiştir. İmam İbnü'l-Hümam, imamlığı hatta mutlak müctehid derece­sine eriştiği kabul edilen, aklrnaklî ilimlerde ve istidlalde tahkik ehli alimlerdendir. Fakat onun bu hadisi şahid olarak kullanma­sı, kitaplarına baktığı fakih ve alimlerden bu hadisi şahid olarak kullananlara uyması sebebiyle olmuştur. IbnüT Hümam bunu araştırmadan önceki âlimlere uyarak zikretmiştir. ilim erbabı zaman zaman böyle bir durumla karşılaşır. Şahid olarak kullandığı delili her zaman inceleyip araştırma gayreti ve imkânı bulamayabilir. Bu durumda bu delili başkalarına uyarak ya olduğu gibi zikreder ya da reddeder. Böyle bir durum, İmamlar İmamı Değerli İmam Şafiî (r.a)'nin Risale kitabında da yaşanmıştır. Şafiî bu kitabında s.286 da namazın ilk vaktinde kılınmasının son vaktinde kılınmasından daha faziletli olduğuna delil getirmek üzere şu uydurma hadisi kullanmıştır. "Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki: "Namazın ilk vakti Allah nzasıdır. Son vakti Allah'ın affıdır." Allânıe Ahmed Şakir (rh.a) burada şu notu düşmüştür: İmam Şafii bu hadisi gördüğünüz gibi isnadsız olarak nakletmektedir. IhtiîâfüTHadiskitabında (s.209) da aynı şekilde davranmış, bunu delil olarak zikretmiştir. Hâlâ bu davranışına hayret ediyorum. Zira bu hadis, sabit hiçbir aslı olmayan uydurma bir hadistir. Bunu Yakub b. Velid eHVIedenî isimli bir şeyh rivayet etmektedir1. İmam Ahmed o şeyh hakkında: Büyük yalancılardandır, hadis uyduruyordu, demiştir. Ebu Hatim: Yalan söylüyordu. Rivayet ettiği hadis uydurmadır, demiştir. Tirmizî üzerine yaptığım şerhte (1/321) bu hadis hakkında geniş açıklama yaptım." O halde başkalarına uyan. incelemeden nakleden âlimlere de" ğil; araştıran, inceleyen ve tahkik eden âlimlere itimad edilme" lidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah Teâlâ'dır.

Mütabaat/uyma ile muvafakat/katılma arasındaki fark hak­kında Önemli Not: Bu iki ifade arasındaki fark şudur. Müta­baat/uyma. ilim adamının bir hüküm ve görüşte bu görüşün doğru olup olmadığını tahkik etmeden ilim ehlinden başka bi­rine tâbi olmasıdır. Muvafakat/katılma ise iki alimin bir konu­daki görüşlerinin bu görüşü gerektiren delillere dayanarak u-yuşmasıdır. Herhangi bir hadis hakkında meselâ: Hakim bunu sahih olduğuna hükmetmiş, Zehebî de buna muvafakat etmiş­tir/katılmıştır, denilir. Bir başka hadis hakkında da meselâ; Bunu falan sahih olarak kabul etmiş, ya da delil olarak almış­tır. Falan da ona tabi olmuştur/uymuştur, denilir. Bazen muva­fakat yerine mütabaat kelimesi de kullanılmaktadır.

[305] bkz. Süyûtî, Havi: 2/166; Sehavî, Makasıd: s.443; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.200; AliyyüTKarî, Kübra: s.353; Aclunî, Keş/: 2/417; Hut, Esne'l-Metalib: s.334.

[306] bkz. Sehavî, Makasıd: s.445; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.201; Aliyyü'î-Karî,  Kübra: s.354;  Aclunî,  Keşfi 2/418;  Hut,  Esne't Metalib: s.334.

[307] Nitekim Bu söz, Sahih-iBuharİ'dc (Libas 23) Yeşil Elbise­ler  Babında  zikredilmiş,  İbn  Hacer  Fethu'l'Barî'de   (10/238) bunun İkrime'nin sözü olduğunu ifade etmiştir.

[308] bkz. Sehavî, Makasıd: s.445; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.201; Aliyyü'1-Kari,  Kübra:  s.354; Aclunî,  Keş£ 2/419;  Hut,   Esne'h Metalib: s.335.

[309] bkz. Sehavî, Makasıd: s.446; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.201; AliyyüTKarî, Kübra: s.355; Aclunî, Keşf: 2/419.

[310] Vüheyb b. Verd el'Mekkî ibadet ehli olup vaaz ve sohbetle" ri vardır. Hafız İbn Hacer Tehzibü'trTehzib' deki (11/170-171) biyografisinde   şöyle   demiştir:   "İbadet  ehlindendi.   Hadisleri, vaazları ve zühdü bilinmektedir. İbn Hıbban onu Sikat' (Güvo-nilir Raviler) kitabında zikretmiş ve şöyle demiştir: Dünyayı terk etmesi sebebiyle dünyalığı bulunmayanlardandı. Süfyan es-Sevrî,   hadis  rivayetini  bitirince  talebelerine:   Kalkın,  hoş insana -yani Vüheyb b. Verd'e- gidelim, derdi. Vüheyb konu­şurken gözlerinden yaş damlardı. Ona:

-Allah Tealâ'ya isyan eden ibadetin tadını bulur mu? diye ser ruldu. Vüheyb:

-Hayır, hatta masıyete yönelen bile bu tadı duyamaz, dedi. Hic rî 153 yılında vefat etti. Allah rahmet eylesin.

[311] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.355; Aclunî, Keşf: 2/421;

[312] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 449; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.202; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.356; Aclunî, Keş£    2/427; Hut,  EsneT MetaJib: a.331.

[313] Bu ifade ile şu mana anlatılmaktadır: Suheyb (bin Sinan er-Rumî- r.a), Allah'a O'nun azabından korktuğu için değil, O'nu sevdiği için itaat etmektedir. Bunu Hafız İbn Hacer söy­lemiştir. (Sehavî, elMakasıdü'l-Hasene: s.449)

[314] bkz. Ebu Nuaym, Hılye: 1/177; Semhudî, Gammaz: s. 147; Sehavî, Makasıd: s. 449; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.202; AliyyüT Karî, Kübra: s.356; Aclunî, Keşf. 2/428; Hut, Esne'l-Metalib: s.331.

[315] Müellif Aliyyü'1-Karî eJ-Mevzûâtü'J-Kübra'da (s. 356) şöyle diyor: Hafız Süyûtî Nazmu't-Telhis Şerhihde diyor ki: İnsanla­rın "Suheyb ne güzel kuldur!.. Allah'dan korkmasaydı hile yine Ona isyan etmezdi", hadisi hakkındaki soruları çoğaldı. Bazı­ları  bunu  Hz.   Peygamber   (s.av)'e  nisbet  ettiler.   İbn  Malik berhu'I-Kâfîye ve başka eserlerinde Hz.Ömer (r.a)'e nisbet et­miştir. Bahaeddin Sübkî bu konuda şöyle demiştir: Bu sözü, ısrarlı araştırmalarıma rağmen hadis kitaplarının hiç birinde ne merfu ne de mevkuf olarak, ne Hz. Ömer (r.a)'e, ne de baş­kasına ait bir söz olarak gördüm."

[316] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.81; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.358; Aclunî, Keş£ 2/431.

[317] Raten el-Hindî'nin biyografisi 321  no.lu hadis esnasında (656 nolu dipnotta) geçmiştir.

[318] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.81

[319] bkz. Fîruz-Âbadî, Muhtasaru'bMuğnî fî Tahrici'Hhya li'l-;Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.364; Aclunî, Keşf: 2/442.

[320] bkz. Sehavî, Makasıd: s.130; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.55; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.361; Aclunî, Keşf: 1/302; EsneTMetalib: s.86.

[321] Daha önce   300 nolu hadisle ilgili 608 nolu dipnotun so­nunda İbn Tcymiyye'nin Fivdevs kitabı hakkındaki sözü nakle­dilmişti. Oraya bakınız!.

[322] Müellif Aliyyü'l-Karî'nin buradaki ifadesi zayıf olup yanlış bir kanaat vermektedir. Zira bu ifade Nevevi'nin "sahih değil' dır", şeklindeki sözü ile başka âlimlerin "uydurmadır" ifadeleri arasında farklılık izlenimi vermektedir. Doğru olan, bu iki ifa­de arasında hiçbir farklılığın bulunmamasıdır. Sehavî'nin el' Makasıdüı-tfasene'deki (s. 130)   ifadesi şöyledir:  "Gül Hz. Pey­gamber (s.a.v)'in terinden yaratıldı..." (hadis hakkında); Nevevî sahih değildir, demiştir. Üstadımız Hafız İbn Hacer de aynı şekilde; "Bu, uydurmadır", demiştir. Ondan önce de İbn Asakir aynı ifadeyi kullanmıştır."

Bu kitabımızın 49-51. sayfalarında "sahih değildir" ve "uydur­madır" ifadelerinin mevzu hadisler konusunda kullanıldığında aynı manada oldukları, uzun uzun açıklanmıştır. Dilerseniz oraya başvurabilirsiniz.

[323] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.361; Aclunî, Keşfi 2/446.

[324] Müellif Aliyyü'1-Karî (...dediğine göre) ifadesiyle, bu hadis hakkındaki mevzû/uydurma hükmünü zayıflatma amacı taşı­mamaktadır. Bu ifade ile sadece bu hadisin uydurma olduğu görüşünde olan alimin ismini ve bu ifadeyi zikrettiği kitabın is­mim verme amacı taşımaktadır. Zira müellif Alıyyu'1-Kari aynı ifadeyi eî-Mevzûâtü'1-Kübra kitabında (s. 361) kullanmış, bu­nun ardından şöyle demiştir: "Bu ifade şianm çirkin iftirala-yindandır.  Allah  belâlarını  versin.   Nereden  iftira  ediyorlar? Nasxl da iftira edebiliyorlar?"

[325] "Adaletli hükümdar" ifadesiyle İran Kisrası Nûşirvan kastedilmektedir. Halimi Şüab' da bu hadis hakkında: Sahih jjeğüdir, demiştir. Sahih olsa bile, Nûşirvan hakkında "Âdil" enilmesi, âdil olduğu ve onun lehine şahitliketmek için değil, Mh      olduğu bu isimle kendisini tarif etmek içindir.  Zira Allah Rasûlü (s.a.v)'in Allah'ın hükmünden başkasıyla hükme­den bir kimseyi "âdil" olarak adlandırması mümkün değildir. (elMakasıdü'1'iJasene: s.454'den kısaltılarak nakledilmiştir.)

[326] bkz. Sağanı, Mevzuat: s.4; Semhudî, Gammaz: s.149; Se-havî, Makasıd: s.454; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.207; AliyyüT Karî, Kübra: s.362; Acluni, Keşf: 2/454; Şevkânî, Fevaid: s.327; Hut, Esne'l-Metalib: s.339.

[327] bkz.  İbnü'l-Cevzî:  Mevzuat:  3/111;   Ebu  Nuaym,   Hıîye: 3/308; İbn Kayyim, Menar s.133; Süyûti, Leâlî: 2/193; Semhu­dî,  Gammaz: s.149; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.362; Aclunî, Keşf: 2/452.

[328] Evet, ama Yakut el-Hamevî'nin Mu'cemü'l-Büldan'da. (1/4) ifade ettiği gibi; "Bilmiyorum" ifadesi, ilimin takdir edilmeyen yarısıdır. İlmin en şerefli ve en faziletli ikinci yarısı ise "Biliyo­rum",   diyebilmektir.   İlmiyle   amel  eden  tabiîn   âlimlerinden Muhammed b. Aclân'm dediği gibi; gerçek olan husus şudur: İ-lim erbabı "Bilmiyorum" ifadesini göz ardı ettiği takdirde yu­muşak karnından öldürülür."

Müslim Sahih'mde (SıfatüTMünafikîn 7; Nevevî Şerhi: 17/141) Abdullah b. Mes'ud (r.a)'un şu sözünü rivayet etmektedir: "Ey insanlar!.. Allah'tan korkun. İçinizden kim bir şey biliyorsa bil­diğini söylesin. Bilmeyen kimse; Allahu alem (Doğru olanı bi­len Allah 'tır), desin."

İbn Kayyim el'Cevziyye Flâmül-Muvakkıîn (4/218)'dc şöyle demiştir: "İlim ehlinden biri diyor ki: Bilmiyorum demeyi öğ­ren. Bilmiyorum, dersen; bilinceye kadar sana öğretirler. Bili­yorum, dersen; Büemeyinceye kadar soru sorarlar."

[329] bkz. Darimî, Sünen: 1/63; Sehavî, Makasıd: s.458; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.208; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.364; Aclunî, Keşf. 2/464; Hut, Esne'l-Metalib: s.343

[330] Bu sözü Darimi Süneriinde (1/57 Mukaddime 21) Şa'bî'nin sözü olarak rivayet etmiştir. Şa'bî: Tabiînden İmam Ebu Amr Şerahîl el-Hımyerî el-Kûfî'dir. Şöyle diyordu: "Sahabe'den beş yüz kişiye eriştim. Beyaz sayfaya siyah yazı yazmadım. (Yaza­rak hadis ezberlemedim) Biri bana bir hadis nakleder etmez hemen ezberledim." Şa'bî Kûfe'de hicrî 19. yılda dünya gelmiş, 103 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

Bu söz değerli sahabî Bbu'd'Derda (r.a)'dan da nakledilmiştir. Aslında ona nisbet edilmesi daha doğrudur. Hafız İbn Abdil" Berr Camiu BeyaniTIlm ve Fazlihî kitabında (2/54) "Alime ilmî meselelerden bilmediği bir şey sorulduğunda izlemesi gereken metod" babında bu sözü Ebu'd'Derda (r.a)'ya nisbet etmiştir. İntıka kitabında (s.38)'da şöyle demiştir: "Ebu'd'Derda (r.a)'-mn; "Bilmiyorum" demek, ilmin yarısıdır", sözü sahih rivayetle nakledilmiştir."

[331] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat: 2/75; Süyûtî, Leâli: 2/2; İbn Arrak, Tenzih: 2/66; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.365; Aclunî, Keş£ 2/468.

[332] Süyûtî, el-LeâliTMasnûa: 2/2

[333] bkz.  Zehebî,  Mizan:  4/400; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.365; Aclunî, Keşi 2/468;

[334] Yahya b. Anbese, durumu açığa çıkmış olan, hadis uydu­ran yalancı biridir, (bkz. Zehebî, Mizanii'l-I'tidal: 4/400)

[335] bkz. Sehavî, Makasıd: s.463; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.210; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.365; Aclunî, Keşi 2/478; Hut,  EsneT Metalib: s.346.

[336] Sehavî, etMakasıdü'l-Hasene: s.463 No: 1292.

[337] Bu söz, uydurma olması bir yana, dil terkibi açısından hata­lıdır. Zira dil açısından doğru olan vav ile (Lâ tüsevvidûnî) de-nilmesidir. Zira bu fiilin asîı vav'lıdır. (bkz. Aclunî, Keşf. 2/478 Hadis No: 3018)

[338] bkz.   Meydanı,   Mecmeu'l-Emsal:   2/141;   Zemahşerî,   eî-Müstaksâ: 2/390: Sehavî, Makasıd: s.465; İbnü'd-Deyba',  Tem­yiz s.212; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.366; Aclunî, Keşf: 2/483.

[339] Bu söz yeni dönem arap atasözlerindendir. Nitekim Mey danî'nin   MecmeuTEmsal   kitabında   (2/141) "Fareden   ancak fare, yılandan ancak yılan dünyaya gelir", denilmektedir.

[340] bkz. ed-Dürer eîMültckata: No: 461, Aliyyü'1-Karî, Kübra: S-367; Aclunî, Keşf. 2/485;

[341] bkz. Sehavî, Makasıd: s.468; Semhudî,   Gammaz: s.152; ü'd-Deyba',   Temyiz s.214; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.367; A<r î, Keşf; 2/493; Hut, Esne'l-Metalib: s.352.

[342] bkz. Sehavî, eîMakasıdüTHasene: s.468 No: 1311.

[343] bkz. Buharı, Sahih: İlim 50; İbn Hacer FethuTBari: 1/202; Sehavî, Makasıd s.469; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.215; AliyyüT Karî, Kübra: s.371; Aclunî, Keşf: 2/499; Hut, Esne'l-Metalıb: sİ55.

[344] Buharı, »Sa/uA: 1/202 (îlim 50) İlimde utanma babı. Bu söz birçok, kitapta bu şekilde nakledilmiştir. Buharî'nin lafzında (müstahyî)   kelimesi,   sonundaki  iki    harfiyledir.   İbnü'd-Deyba'm Temyizü't'Tayyib mine'bHabis kitabında da bu şekil­de -iki yâ ile- gelmiştir. İmam Aynî, Umdetü'l-Karî'de (2/210) şöyle diyor: (istahya-yestahyî) filinden türeyen (müstahyî): Ha harfinin sükûnu ile ve ikincisi sakin, olan iki yâ ile yazılır. B\ı kelimede bir yâ ile (Müstahî) denilmesi de, yasız (müstah) de­nilmesi  de  caizdir." Aynî  daha  sonra  şöyle  devam  etmiştir: "...ve kibirli olan ilim   öğrenemez." Mütekebbir/Kibirli  olan, kendini büyük gören demektir. Böylesi böbürlenip ilim öğren­meye karşı çekimser/isteksiz davranan kişidir. Istikbar ve te­kebbür böbürlenmek, kendini büyük görmek demektir."

Hafız İbn Hacer Fethu'fBari'de (1/202) şöyle diyor: "Haya iman­dandır", hadisi daha önce geçmişti. --Şer'î anlamıyla- ha­ya/utanma büyüklere hürmet ve saygı şeklinde meydana gelen utanç duygusudur. Bu övgüye değer olan utanma şeklidir. Şer'î bir emri terk etmeye sebep olan utanma ise kötülenmiştir. U" tanmamn bu şekli, meşru utanma olmayıp bir çeşit zafiyet ve seviye düşüklüğüdür. İmam Mücahid'in "Utangaç ve kibirli olan, ilim öğrenemez", sözüyle anlatılmak istenen de budur."

[345] Bu zat, Tabiînden, ibadet ve vera ehli, güçlü fakîhlerden Tefsir, Kıraat,  Hadis,  Fıkıh ve Kur'ân'da İmam Mücahid b. Cebr  EbuTHaccac  el-Mekkî  el-Mahzûmî'dır.  Mücahid  şöyle diyordu: Kur'ânı İbn Abbas'a otuz defa arz ettim. Bir başka rivayette ise; Kur'an'ı İbn Abbas'a üç defa arz ederek okudum. Her  âyette duruyordum.  Bu âyet hangi konuda indi?  Nasıl? nazil oldu? diye soruyordum. İbn Ömer bana dedi ki: NaiV de­senin ezberin gibi iyi hadis ezberlese, diye temenni ediyorum. Seleme b. Küheyl: Ata, Tavus ve Mücahid kadar bu ilimle Allah rızasını arzulayan kimse görmedim, demiştir. Mücahid hicrî 21 yılında Hz.Ömer'in halifeliği döneminde dünyaya gelmiş, Mek" ke'de  103 yılında secdede iken vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[346] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât: s.36; Aliyyü'1-Karî, Kübra-s.370; Aclunî, Keşf: 2/500.

[347] Süyûtî, Zeylü'l Mevzu ât: s.36

[348] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.371; Aclunî, Keşf 2/508.

[349] bkz. Gazzalî, İhya: 3/94; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.371; Aclunî Keşf; 2/509.

[350] Bu hadisi Gazzalî, İhya Ha (3/94) İki şehvetin Kırılması bölümünde, Mide şehvetini kırma konusunda izlenecek riyazet yolunun açıklanması babmda zikretmiş, Irakî de bu sözünü ihya Tahrici'ndc (İhya: 3/94 dipnot l) zikretmiştir.

[351] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.471;  Semhudî,   Gammaz  s.155; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.217; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.372; Aclunî, Keş£ 2/504; Hut, Bsne'l-Metaiib: s.357.

[352] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'1-Hasene: s.471 No:1325.

[353] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat: 2/100; Süyûtî, Leâlr 2/21; İbn Arrak, Tenzih: 2/103; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.377; Aclunî, Keşi: 2/522.

[354] Süyûtî, el-Leâli'1-Masnûa: 2/21. Asıl nüshada; "Zeyl'de bu Şekildedir", denilmiştir. Bu, bir kalem sürçmesidir. Zira ben bu hadisi  Zeyl'de   göremedim,   gördüğünüz  şekilde   Leâli olarak düzelttim.

[355] bkz.  Taberanî,   ehMıı'cemii's-Sagir.   1/73; İbnü'l-Cevzî,   et Mevzûât: 2/186;  Heysemî Mecmeu'z-Zevaid  1/220; İbn Hacer,

Lisanü'l-Mizan: 1/98; Süyûtî Zeylü'l Mevzua t: s.96; Süyûtî, Leâlî: 2/377; İbn Arrak, Tenzih: 2/340; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.373. Heysemî Mecmeu'z-Zevaid: 1/220;

[356] Yani batıldır. Hadisi Süyûtî Zeylü'l-Mevzuât' da (s.96) Taberanî'nin elMu'cemüsSagir'inden senediyle; Amr b. Ebî Se­leme, ibrahim el-Basrî, Ali b. Sabit, Muhmmed b. Şirin, Ebu Hureyre tarikiyle merfû olarak rivayet etmektedir. Süyûtî şöyle demiştir: Taberanî diyor ki: Bunu Azre b. Sabit'in kardeşinden sadece İbrahim el-Basrî rivayet etmiştir. Süyûtî daha sonra şöy­le demiştir: "Mizan'da şöyle denilmektedir: Bu hadis Münkerdir. Bunun âfeti (uyduran kişisi) ibrahim'dir."

Ebu Gudde diyor ki: Bu haberi Mizan'da ibrahim ismini taşı­yan ravilerin biyografilerinde görmedim. Daha sonra bunu İbn Hacer'in Lisanü'l-Mizaninda (1/98) İbrahim b. Muhammed b. Sabit el-Ensa-rî'nin biyografisinde gördüm. Süyûtî'nin Zeyl'de-ki ifadesinin aslı "Lisanü'l-Mizan'da şöyle denilmiştir", şeklinde iken, kelime düşüklüğü sebebiyle bu yanlışlık meydana gelmiş olabilir.

Lisan' daki ifade şöyledir: (İbrahim b. Muhammed b. Sabit el-Ensarî): Amr b. Ebî Seleme et-Tinnîsî'nin üstadıdır. Münker hadisler rivayet etmiştir. İbn Adiyy onun hakkında: Medineli-dir. Kendisinden münker hadisler rivayet edilmiştir, demiş ve onun üç münker hadisini nakletmiş ve sonra da "Onun başka hadisleri de bulunmaktadır. Hadisleri salih olup tahammül edilebilir niteliktedir", demiştir. İbn Hıbban bunu Sikat'ta. zik­retmiş ve Amr b. Ebî Seleme'nin arkadaşıdır. Muhammed b. Malik vasıtasıyla Bera'dan rivayette bulunmuştur. İbrahim b. Muhammed el-Makdisî isminde zikri gelecektir." demiştir. İbn Hacer, zikri geçen (İbrahim el-Ensarî)'nin biyografisinin or­tasında şu hadisi zikretmiştir: Taberanî, Sagir' de Amr b. Ebî Seleme, İbrahim b. Muhammed el-Basrî'den, Ali b. Sabit, İbn Şirin sened zinciriyle Ebu Hureyre'den merfû olarak şu hadisi rivayet etmektedir: "Ey Ebu Hureyre!.. Abdest aldığında "Bis­millah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin, bu abdestin bozuluncaya kadar hiç dinlenmeden senin hasene~ leriniyazmaya devam ederler. "Bu münkerdir. İbn Hacer daha sonra (İbrahim b. Muhammed el-Makdisî)'nin biyografisinde (1/103) şöyle demiştir: Ebu Hatim: Hadisi zayıf' tır, meçhuldür, demiştir. İbn Hıbban ise onu Sikat (Güvenilir Raviler) kitabında, Buharî Tarihinde zikretmiş, her ikisi de onu Ebu Hafs et-Tinnîsî'nin arkadaşı olarak tanıtmışlardır. Buharî, Tinnîsi İbrahim'in güvenilir olduğunu ifade etmiştir, demiştir.

(Ebu Gudde diyor ki) İbn Hacer'in ifadesinden anlaşılan; İbra­him el-Ensarî ile İbrahim el-Makdisî'ııin aynı kişi olduğudur. Durum nasıl olursa olsun, Taberanî'nin senedindeki ravi, İbn Hacer ve Süyûtî'nin naklindeki gibi (İbrahim b. Muhammed el" BasrO'dir. Görünen odur ki bu ravi zikri geçen iki raviden ayrı üçüncü bir kişidir. İbn Ebî Hatim'hı eî-Cerh ve't-Ta'dil'kitahm-da (c.l Kısım 1 sayfa 150) şu ifade yer almaktadır: İbrahim el-Basrî: Hasen'den Cenab'i Hakkın; 'Mücrimleri Cehenneme sürüklüyoruz, (Meryem: 86) mealindeki âyetini rivayet etmiş, kendisinden de İsmail b. Ebî Halid rivayette bulunmuştur." Dolayısıyla bu İbrahim el-Basrî, Taberanî'nin senedinde geçen İbrahim b. Muhammed el-Basrî ile aynı tabakadandır. Belki de ikisi aynı kişidirler. Durum böyle olunca, Abdülhayy el-Lekne-vî'nin er-Rafu ve't-Tekmîlû'î-Cerh ve't-Ta'dil(Il.hsk. s.l6(H6l) kitabına ya£dığım dipnotlarda geniş açıklamada göreceğiniz gibi; İbn Ebî Hatim'in onun hakkında sükût etmesi/bir görüş bildir­memesi onu tevsik etme anlamına gelmektedir. İbrahim el-Basrî ile İbrahim b. Muhammed el-Basrî aynı kişi ise ya da İbrahim el-Makdisî ise az önce nakledildiği gibi tevsik edilmiş (güvenilir ol­duğu ifade edilmiş) demektir. Bu duruma göre bu hadisin bu metniyle uydurma hadisler arasında zikredilmesi imkânsızdır. Hatta Hafız Heysemî Mecmeu'z-Zevaid'de (1/220) de bu hadisi zikretmiş ve "Bunu Taberanî Sagir'de rivayet etmiştir. İsnadı hasendir", demiştir. İbn Hacer de bu hadisi deîil olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla bu onun uydurma olmadığım göstermek­tedir, (bkz. Tenzihü'ş-Şeriati'l-Merfûa: 2/70). Bu cümleleri yazdıktan sonra İbnü'l-Cevzî'nin elMevzûât (2/186); Süyûtî'nin Leâlî (2/377) ve İbn Arrak'm Tenzihü'ş-Şeriati'l-Merfûa (2/340) kitaplarında Ebu Hureyre'den iti tarik­le gelen şu hadisi gördüm: Allah Rasûlü (s.a.v) buyurdu ki: "Ey Ebu Hureyre!.. Abdest aldığında "Bismillah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin hiç dinlenmeden bu ahdesti atıncaya kadar senin için haseneleri yazmaya devam ederler. Ey Ebu Hureyre!.. Hanımınla veya cariyenle beraber olduğun-da Bismillah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu me­şklerin hiç dinlenmeden sen gusledinceye kadar senin için haseneleri yazmaya devam ederler. Ey Ebu HureyreL. Bu birleş­meden sana bir evlad nasib olursa bu çocuğun ve neslinin nefe­si sayısınca sana basene yazılır."Bu hadisi nakleden üç hadis âlimi de şöyle demişlerdir: Bunun senedinde (Hammad b. Amr en-Nusaybî) ve meçhul raviler bulunmaktadır. (Ebu Gudde diyor ki) 406 nolu Bu  hadis, bu son senediyle ve yukarıdaki hadis metnine ilâve edilmiş asılsız metniyle hiç şüphesiz uydurmadır.

[357] Parantez arasındaki cümle kitabın metninden olmayıp bir önceki dipnotun ortalarında geçmektedir. Önemine binaen ve dikkat çekmek için burada zikretmeyi uygun gördüm. (Çev.)

[358] bkz. Zerkeşî, ehİcabe: s.61; Aliyyü'MCarî, Kübra: s.373.

[359] {Humeyra):  Hamrâ kelimesinin küçültme ismidir.  Beyaz tenli, beyazı pembe ile doyurulmuş demektir. Araplar beyaz tenli erkeğe "Ahmer", beyaz tenli hanıma "hamrâ" derler. Hz. Aişe (r.anha) beyaz tenli idi. Buradaki Humeyra kelimesiyle anlatıl­mak istenen kişi, Hz. Aişe'dir. Bu küçültme, sevgi için yapılan küçültmedir.   Nitekim 121 no.lu hadis dipnotunda bu bilgi ve­rilmişti. Burada şunu da ilâve edeyim:

Müfhim müellifi Kurtubî diyor ki: Araplar, vücutta ki beyazlık baras/ alaca hastalığına benzediği için beyaz isminden haşlan­mamaları sebebiyle, beyaz tenlilere "ahmer/kırmızı" derler. Bu sebepledir ki Allah Rasulü (s.a.v) Hz. Âişe'ye Ya Humeyra!.. (Pembe yanaklı sevimli kız) derdi. Kurtubî'nin bu ifadesini Hafız İbn Hacer Fethu'l-Bari'de (7/106 Menakıb ...) Hz. Pey­gamber (s.a.v)'in Hz. Hadıce (r.a) ile evlenmesi ve Hz. Hadice'-nin fazileti babında nakletmektedir.

[360] Benzeri bir ifade İbn Hacer tarafından da FethuTBarî'de (2/370 lydeyn 2) Bayram günü kılıç kalkan oyunu babında nak­ledilmiştir. Bu iki hadis hafızının hu ifadeleri isabetli değildir. Zira bu hadisten başka ayrıca iki sahih hadiste de (Humeyra) ifadesi sabit olmuştur.

İmam Bedreddin Zerkeşî el-İcabe li-irad me'stedrakethu Aişe ale's-Sahabe adlı eserinde (s.61-62) Hz. Âişe (r.a)'nin özellikle­rini sayarken şöyle demiştir: "Yirmi Yedinci Özellik: O'nun hakkında (Dininizin yarısını Humeyra'dan alın) hadisi gelmiş­tir. Hocamız Hafız Imadüddin İbn Kesir'e bu hadisi sordum. Dedi ki: Hocamız Dünya Hafızı Ebu'l-Haccac el'Mizzî (r.a) şöyle diyordu: İçinde Humeyra adı geçen her hadis batıldır. Sadece Sünen-i Nesaf de Oruç Bölümündeki bir hadis müstesnadır." (İhn Kesir diyor ki): "Sünen-i Nesaî'de yer alan bir başka hadis de buna ilâve edilmelidir: Ebu Seleme'den rivayet edildiğine: göre; Hz. Âişe şöyle demiştir: Habeşliler oynamak üzere mescide girdiler. Allah Rasûlü (s.a.v) bana: 'Ya Humeyra!.. Onlara bak­mayı arzu eder misin? buyurdu. Bu hadisin isnadı sahihtir. Hakim Müstedrek' inde (3/119) Ümmü Seleme'den -bu konuda bir üçüncü hadis- rivayet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v) mü'minlerin annelerinin savaşa katılacaklarını anlattı. Hz. Aişe (r.a) güldü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Dikkat et Ya Humeyra!.. Bu hanım sen olmayasm". dedi ve sonra Hz. A-li'ye döndü ve şöyle buyurdu: "Âişe'nin herhangi bir işi sana ha-vale edilecek olursa, son ona yumuşak davran."Hakim diyor ki: Bu hadis, Buharı ve Müslim'in şartına uygun, sahih bir hadis oldu­ğu halde Buharî ve Müslim bu hadisi Sahih' lerine almamışlar­dır. Zehebî ise; (Buharî ve Müslim, hadisin ravilerinden olan) Abdülcebbar'dan hadis tahric etmemişlerdir, demiştir." İbn Ke-sir'in ifadesi ilâve ve düzeltme ile burada sona ermektedir. Allâme Zürkanî, Şerhu'l-Mevahibi'n-Ledünniyye kitabında (7/216) Kastallânî'nin bu Ümmü Seleme hadisini Hakim ve Beyhakî'den rivayet etmesinden sonra; "Bu hadis, içinde (Ya Humeyra!..) geçen sahih bir hadisdir. İçinde bu ifadenin geçtiği her hadisin uydurma olduğunu iddia eden kimseye bu hadisle cevap verilebilir", demiştir. Zürkanî, işaret edilen iddia sahibi ile İbn Kayyim el-Cevziyye'yi kast etmektedir. Zira İbn Kayyim eJ-Menaru'l-Münifkitabında (s.60); "İçinde (Ya Humeyra!..) ya da sadece (Humeyra) lakabının geçtiği her hadis yalandır, uydurulmuş tır", demektedir,

Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki: Nesaî'nin burada işaret edilen iki hadisi, onun esSünenü'J'Kübra'smdadır, matbu olan Sugra'da (yani elimizdeki meşhur Sünen nüshasında) bu hadisler yer al­mamaktadır." (bkz. Nesaî, esSünenü'l-Kübra: 1/553, Salatü'l-Ieydeyn 31, Hadis No: 1798)

[361] Parantez arasındaki bu cümle, kitabın metninden olmayıp bir önceki dipnotun başından alınmış, önemine binaen ve dik­kat çekmek için burada metin içerisinde ayrıca zikredilmiştir. (Çev.)

[362] bkz. Sehavî, Makasıd: s.474; İbnü'dvDeyba', Temyiz: s.219; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.374; Aclunî, Keşf. 2/515.

[363] Yani bu ifadenin; diğer nebevî hadislerin rivayet edildiği gibi nebevî hadis olarak rivayet edilmesi doğru değildir. Zira daha önce 311 no.lu hadisin dipnotunda geçtiği gibi; âlimler nezdinde kesin olarak kararlaştırılan hususlardan biri şudur: Peygamberimiz (s.a.v)'i rüyada görmekle şer'î bir hüküm isbat edilemez.

Nebevî hadis ise öncelikli olarak rüya ile isbat edil­emez.

[364] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuât s.203; Aliyyü'1-Karî, Kübra: k.376; Aclunî, Keşf: 2/518.

[365] Süyûtî, Zeyîü'î-Mevzûât s.203

[366] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.376; Aclunî, Keşf: 2/519.

[367] bkz.Buharî, Sahih: Fezâılü Ashabi'n'Nebi 9; Müslim, Sa­hih: Fezâüü's-Sahabe 30, 31

[368] Bu konu 436 no.lu hadis esnasında ele alınacaktır.

[369] bkz. Sehavî, Makasıd.  s.475;  Semhudî,  Gammaz:  s.157; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.220;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.376; Aclunî, Keşf: 2/519; Hut, Esne'l-Metalib: s.361.

[370] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'hHasene: s.475 No: 1336.

[371] bkz. Sehavî, Makasıd: s.476; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.220; Aliyyü'1-Karî, iftV&ra: s.377; Aclunî, Keşf 2/521; Hut, EsneTMe-talib: s.362.

[372] Süyûtî'nin Tarihıı'l-Hulefâ' da (s. 178) naklettiği gibi; Sûlî, bu sözü benzeri bir lafızla senediyle Abbasî Halifesi Mansur'dan nakletmektedir. Abbasî Halifesi Ebu Ca'fer Mansur'un nesebi: Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Abdillah b. Abbas şeklindedir. Hicrî 95 yılında dünyaya gelmiştir. İlim tahsili için yolculuklar yapmıştır. Sûlî diyor ki: Zamanında Hadis ve Neseb ilmini en iyi bilen kimse olup hadis tahsili ile meşhur idi. Babasından, Ata b. Yesar ve başkalarından hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de oğlu Halife Mehdî hadis rivayet etmiştir. Çok zengin olmakla birlikte eğlence ve oyuna düşkün olmaması, kâmil akıl sahibi olması, ilim ve edebiyata fiilî katılımı, nefsî olgunluğu; heybet, cesaret,  ihtiyat,   görüş ve  azamet  açısından Abbasoğullannın yiğit şahsiyeti idi.

Dünya lezzetlerinden erişemediği hiç bir şey kalmadığı halde sadece Hadis ehlinin şerefini temenni etmesi konusundaki sözü 344 nolu hadis (700 nolu) dip notunda geçmişti. Halife Mansur, Mekke'de Hac için ihramlı olduğu halde hicrî 158 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. (Süyûtî, Tarihu'bHulefa: s.172-180. Özetlenerek nakledilmiştir.)

[373] bkz. Sehavî, Makasıd: s.476; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.221; Aclunî, Keşf. 2/523; Hut, Esne'J-Metalib: s.362.

[374] Son dönem alimlerinden bazıları: Bazı tasavvuf erbabı bu hadisin sahih olduğunu kararlaştırmışlardır, diyerek bu hadisi isbat etmeye çalışmışlardır, dolayısıyla uydurma hadis olmama­lıdır. Maliki Fakîhî ve Mısır Müftüsü Sûfî Allâme Muhakkik Muhammed Illîş (öl. 1299 h.) ve üstadı Ebu Yahya bunu gayet güzel bir şekilde cevaplamıştır. Ebu Yahya hadisi isbat ederken senedden başka bir şeye itimad etmeyi reddetmiştir. İsabetli tenkidleri, akıl sahiplerinin şuur ve basiretlerini artırıcı ifadeleri dolayısıyla bu iki zatın sözlerini nakletmek faydalı olacaktır: Şeyh Muhammed Illîş "Fethu'l-AliyyiTMalik fi'1-Fetva alâ Mez­hebi Malik"'ismiyle adlandırılan Fetvalarinda (1/45) 'Yasin ne niyetle okunursa gerçekleşir" hadisi sahih midir? Bunu sahih olduğunu inkâr eden kimseyi ayıplayan kimseye ne ceza gere­kir? sorusuna şu cevabı vermiştir:

"Hafız Sehavî el-MakasıdüTHascne kitabında bu hadisin aslı­nın olmadığını açıkça ifade etmiş, Seyyid Muhammed ez-Zürkanî de Muhtasar'mda aynı görüşü paylaşmıştır. Bu hük­mü ayıplayan mezkûr kişi bilgisizce konuşmaya cür'et ettiği için şiddetli bir şekilde te'dib edilmelidir. Bu adamın halinden anlaşılan, ilim ehlinden biriyle görüşmemiş, katı kalpli câhil bir kişi olduğudur. Böyle birinin hadisler konusuna bilgisizce dalması sebebiyle Allah Teâlâ'nm gazabına uğramasından kor­kulur. Zira bilgisi olan kişi nass bulunan hususları inkâr etmez. Cehaletin çokluğu, akıl zayıflığı ve dindar olmama bun­dan daha fazlasına sebep olmaktadır.

Ezher Hatibi Şeyh İbrahim es"Sakka da bu soru üzerine şu cevabı yazmıştır: İmam Şa'ranî, el'-Bedru'l'-Münir kitabında Hafız Sehavi'nin; bu hadisin bu lafızla aslı olmadığı görüşünü naklederek bu hükmüne katılmış, daha sonra da; "Bu hadis, Şeyh İsmail el-Yemenî cemaatinde kesindir", demiştir. Dolayı­sıyla bu hadis, âlimlerin üzerinde ihtilaf ettikleri hadislerden-

dir. Dolayısıyla bunun sahih olduğunu inkâr eden kişinin red­dedilmesi uygun değildir. Zira Sehavî, bunun sahih olduğunu inkâr etmiştir. Bunu sahih olarak kabul eden kişinin de redde­dilmesi de uygun değildir. Zira az önce Şa'ranî'nin ifade ettiği gibi bazı alimler bunu sahih olarak kabul etmektedirler. Ya-sin'in fazileti ve onun dünyevî ve uhrevî maksatların gerçek­leşmesine vesile olması, sadece bu hadise bağlı değildir. Çünkü bu konuda başka hadisler de varid olmuştur. Allah'ın bu fakir kulu İbrahim es-Sakka eş-Şafiî'ye ilham ettiği budur. Günahla­rı affola.

Üstadımız Ebu Yahya, bu cevaba muttali olduğunda onun üze­rine şunu yazmıştır: Bilindiği gibi; Hadislerden her biri, keşif ve kalplerin nurlarıyla değil, sadece senedlerle sabit olmakta­dır. Ş a'ranî'nin Seyyid ismail el-Yemenî'den naklettiği husus Müftî Şeyh ibrahim Saka'nın anladığı gibi lafzın sahih oluşu ise durum senede bağlıdır. Aksi takdirde söyleyen kim olursa olsun, sözü kendisine iade edilir. Allah'ın dininde hatır gözetme olamaz. Velilik ve kerametlerin burada bu konuya müdahalesi olamaz. Bu konuda yetkili merci, sadece bu ilmi bilen hadis hafızlarıdır. Bu hadis, muhaddislere göre aslı olmayan bir ha­distir. AIiyyüTKarî bunu -elimizdeki Masnu kitabında- zik­retmiş ve şöyle demiştir: "Sehavî: aslı yoktur, demiştir." Aliy-yü'1-Karî, kitabının başında sabit veya uydurma olup olmadı­ğında ihtilaf edilen hadisleri zikretmeyeceğim ifade etmiştir. Eğer Seyyid ismail'in bu sözünden maksat, hadisin manasının doğruluğu ise ki seyyidlere hüsnü zan etmenin gereği de budur, o takdirde bu durum kabul edilebilir. Zira tevekkülü sahih, ihlası sadık olan kimse Allah'a dua ettiğinde özellikle Kur'anla ona tevessül ettiğinde Allah ona icabet edecektir. Ancak şu an ele aldığımız konu bu değildir.

Müftü Şeyh ibrahim Sakka nın Selıavî'yi Şa'ranî'nin ibaresinin sonu ile tenkidi yerinde değildir. Zira bu lafzın sahih oluşunun murad edildiği anlayışı üzerine bina edilmiştir. Bunun da se­nede bağlı olması ve hadisin her hangi bir senedinin de bulun­maması sebebiyle sahih olmayacağını öğrendin. Zira hadisin senedi olsaydı hadis hafızları onu bilir ve hadis kitaplarında zikrederlerdi.

"Bu hadis alimlerin üzerinde ihtilaf ettikleri hadislerdendir", sözüne gelince bu ifade de problemlidir. AliyyüTKarî'nin ifade­si, bunu reddetmektedir.

"Bunu sahih olarak kabul eden kişinin de reddedilmesi de uy­gun değildir", ifadesi ile sanki ilk müftü -Şeyh Ilış— kastedil­mektedir. Halbuki o bunu kabul eden kişiyi reddetmemiş, sade­ce bilgisizce konuşan, bilmediği konuya dalan kimseyi reddet­miştir. Böyle birinin reddedilmesi ise kesin bir görevdir. Sanki o Müftü Şeyh ibrahim Sakka bunu reddedenin lafızlarını da onu reddetme sebebini de anlamamış gibidir. Nitekim "Ya-sin'in fazileti.." ifadesi sebebiyle Müftü, soruyu da anlamamış­tır. Zira Kur'amn tamamının faziletli oluşu konusunda Müs­lümanlar arasında bir tartışma yoktur.'

"Bu, Allah'ın ilham ettiği husustur", ifadesinin manasını anla­madım. Zira sözünü tenkid ettiği kişinin muradını tahkik et­mediği, soruyu iyice anlamadığı ve cevap verenin verdiği cevap hakkında değil de, soruda var olan hususun sorulması sebebiy­le soru lüzumsuz olduğu halde onu reddedenin lafızlarım an­lamadığı halde, hangi şey ilham edilmiş olmaktadır? Adamın mâlik olduğu akıl bu ise, Allah'a havale edelim. Ben kubbenin altında Şeyh var zannediyordum. Doğrusunu Allah bilir." Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: Bu ifade, daha önce 95, 97, 109 ve 344 no.lu hadislerin dipnotlarında takdim ettiğim şu hakikati te'yid etmektedir: "Hadis, sadece ehlinden alınır. De­ğeri yüce, şanı yüksek olsa da. başkasından alınmaz." Hidayete erdiren Allah'dır.

Masnû Kitabının sonunda 273. sayfada bu dipnotuna şu ilâve yapılmıştır:

Hadisin sahih veya zayıf olduğunun keşif yoluyla bildirilmesi konusunda vakıf olduğum garip hususlardan biri, İsmail el-Aclûnî ed'Dimaşkî'nin KeşfüTHafa ve Müziîü'l-İlbas kitabının mukaddimesinde (1/9-10) ikrar ve kabul sadedinde zikrettiği şu ifadesidir:

"Bir hadise "uydurma", "sahih" ve benzeri bir hükmün verilme­si senedin incelenmesi ve benzeri metotlar sonucunda hadis alimlerinin kanaatine göredir. Yoksa bizzat kesin bir durum değildir. Meselâ: Sahih bir hadis, muhaddisin kanaatine göre zayıf veya uydurma olabilir, ya da tersi olabilir. Mütevatir ise Rasulullah'a nisbeti ittifakla kesin olan hadistir. Hadisin buna ihtimali olmakla birlikte, muhaddislerin nazarın­da sabit olan hususa göre amel edilir. Hadisten hüküm istinbat edecekler için hadisten elde edilen şer'î hüküm geçerli olur.

Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî (k.s)1 nin eî-Fütûhatü'î-Mek-kiyye adlı eserinde özetle şöyle denilmektedir: Kavileri yoluyla sahih olan nice hadis vardır ki, keşif ehli bu hadisi Allah Ra-sûlü (s.a.v)'ne sorup bunun uydurma olduğunu öğrenmesi sebe­biyle sahih kabul etmez. Dolayısıyla nakil ehli, tariki sahih ol­duğu için o hadisle amel etse bile, keşif ehli bu hadisle amel et­mez.

Yine ravileri arasında hadis uyduran biri bulunduğu için, tari­kinin zayıflığı sebebiyle kendisiyle amel edilmeyen nice hadis vardır ki, keşif ehli bunu Cibril'den Allah Rasûlüne nakleder­ken duydukları için, gerçekte bu hadis sahihtir." Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Aclunî'nin naklettiği ve sü­kût edip kabul ettiği ifade budur. Bu tavrından dolayı neredey­se şaşkınlıktan donup kalacaktım. Oysa Acluni, Buharî'yi şerheden muhaddıslerden biridir. Muhaddislerin ilimlerini, hadis ve din kaidelerini hiçe sayan bu ifadeleri nasıl kabul edebilmiştir? Buna göre "keşif ehli" denilen ya da kendisini keşif ehli gören kişiler açısından hadis alimlerinin hadis hak­kında verdikleri "sahih" ve "zayıf hükümleri anlamsız bir şey olmaktadır. Sünnet-i Mutahhara'nm sübutu için, ne zamandan beri biri muhaddislerin sahih nakli, diğeri keşif ehlinin keşfi olmak üzere iki kaynak kabul edilmiştir?. Buna aldanmaktan sakın. Allah senin yardımcın olsun ve seni gözetsin.

 

[375] bkz. Süyûtî, Leâli: 1/247; Sehavî, Makasıd s.477; Semhudî, Gam-raaz:   s. 157;   İbnü'd-Deyba',   Temyiz   s.221;  AliyyüTKarî, Kübra: s.377; Aclunî, Keşf 2/526; Hut, Esne'tMetalib: s.362;

[376] bkz. Sehavî, Makasjd: s.479; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.222: Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.378; Aclunî, Keşf: 2/532; Hut, Esne'bMe-talib: s.363.

[377] bkz. İbn Hacer Fethu'tBarî: 1/45; Ebu Nuaym Hılye: 5/34; Hatib,   Tarihli Bağdad:   13/226; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.379; Aclunî, Keşf 2/537; Zebîdî, İhya Şerhi: 1/408,

[378] Bu   hadisi   Ebu   Nuaym   Hılye'de   (5/34);   Hatib   Tarihti Bağdad'da. (13/226) İbn Mes'ud'dan merfû olarak;  "Sabır ima­nın yarısıdır.   Yakın ise imanın  tamamıdır",  lafzıyla rivayet etmiştir.  Hafız Irakî ihya üzerine yazdığı et-Tahricü'sSagîr' de;   Gazzalî'nin  hadisi  merfû  olarak  zikrettiği  Kitabü'1-İlim İlmin âfetleri hakkındaki Altıncı Bab'da şöyle demiştir: Bunu Beyhakî Zühd kitabında, Hatib Tarihinde İbn Mes'ud'un hadis olarak hasen isnadla zikretmiştir."

Hafız Zebîdî, İhya Şerhi'nde (1/408) şöyle demiştir: "Irakî, et-Tahricü'l-Kebir'de şöyle demiştir: Bunu Ebu Nuaym Hılye'de, Beyhakî Zühd'de ve EbuTKasım el-Lâlikâî Kitabü'sSünne'de rivayet etmiştir. Sonra da Irakî, İbn Mes'uda varan senedle merfû olarak bu dipnotun başındaki mezkûr lafızla rivayet etmiştir. Irakî daha sonra şöyle demiştir: Bilmen ve sahih olan, bu sözün İbn Mes'udun sözü olduğu şeklindedir. Buharı de -Sait'inde muallâk olarak bu şekilde İbn Mes'ud'dan mevkuf hadis olarak zikretmiştir. Taberanî ve Beyhakî Zühd kitabında bunu A'meş... tarikiyle muttasıl senedle Abdullah b. Mes'ud'un sözü olarak tahric etmişlerdir. Beyhakî: Sahih olan bu sözün mevkuf olmasıdır, demiştir."

Buharî, Sahihinin başlarında KitabüTİman'ın ilk babında bu sözü muallâk olarak zikretmiş, Hafız İbn Hacer Fethu'i-Bari'de Vl/4ö) aynı yerde şöyle demiştir: "Bu muallâk hadis, Taberanî'nin Sahih bir senedle muttasıl olarak tahric ettiği bir eserdir, (yani ibn Mes'udun sözüdür). Bunu Ebu Nuaym Hılye'de ve Beyhakî Zühd' de İbn Mes'ud'un merfû hadisi olarak tahric etmişlerdir. Merfû oluşu sabit değildir."

[379] Parantez arasındaki ifade, bir önceki dipnottan alınmış, °h     önemine binaen ve dikkat çekmek için metinde zikredil-i. (Çev.)

[380] Bir başka lafızda ise; "Oruca başladığınız gün ile, senenin ilk günü aynı gündür", şeklindedir, (bkz. Hut, Esn&hMetalib: s.364 Hadis No: 1779)

[381] bkz. İbn Kayyim, Menar: s.124; Semhudî, Gammaz: s.159; Sehavî, Makasıd: s.480; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.223; AliyyüT Karî, Kübra: s.380; Acluni, Keşf: 2/540; Hut, EsneTMetalib: s.364; Makdisî, el-Fevaidü'1-Mevdûa: s. 250.

[382] Bu başlık,  konuyu  açıklamak  üzere  benim,  tarafımdan ilâve edilmiştir. (Ebu Gudde)

[383] Sehavî, el-Makasıdü'hHasene, Son Bölüm: s.480

[384] İbn Teymiyye Minhacü'sSünneti'-Nebeviyye kitabında w/265) şöyle diyor: "İmanı Şafiî ne Ebu Yusufla görüşmüş, ne onunla münazara etmiş, ne de ondan hadis dinlemiştir. Bilakis kou Yusuf. Şafiî Irak'a girmeden önce hicrî 183 yılında vefat Emiştir. Şafiî ise Irak'a hicrî 185 yılında gelmiştir. Bu sebeple Şafii'nin kitaplarında Ebu Yusuf un görüşleri Muhammed b. ttasen kanalıyla zikredilmektedir."

[385] İbn Hacer, Tevaîi't-Te'nis: s.71

[386] Yani bu ilimlerin isnadları yoktur. İbn Tcymiyye Minha-cü'sSünneti'n-Nebeviyye  kitabında   (4/117)   diyor   ki:   "Sebeb'i Nüzul hadislerinin büyük çoğunluğu müsned olmayan mürsel hadislerdir. İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir:   'Üç çeşit kitap vardır ki buniarın isnadı yoktur, bir başka rivayette: Bun­ların asılları yoktur: Bunlar Megazî, Melahım ve Tefsir kitapla -rıdır. Yani bu kitaplardaki hadisler mürseldir, demektir.

ibn Teymiyye devamla şöyle demiştir: Mürsel hadis, alimlerin kabulü ve reddi konusunda tartıştıkları hadislerdendir. Bu ko­nuda en doğru olan görüş, mürsel hadislerden bir kısmının mak­bul, bir kısmının merdud, bir kısmının mevkuf (sahabî sözü) olduğu şeklindeki görüştür.

a.   Durumu incelenip sadece sika/güvenilir ravilerden mürsel hadis naklettiği bilinen bir ravinin rivayet ettiği mürsel ha­dis kabul edilir.

b.   Hem güvenilir ravilerden hem de güvenilemeyecek ravi­lerden mürsel hadis naklettiği bilinen bir ravinin rivayet ettiği mürsel badis, durumu meçhul olan bir kimseden ri­vayet şeklinde ise bu hadis mevkuftur/s ah abı sözüdür.

c.   Güvenilir ravilere muhalif olan mürsel hadisler merdûd" dur/ reddedilir.

d.   Mürsel, iki yönlü olursa, iki raviden her biri diğerinin üstadlarmdan hadis almışsa, bu durum o ravinin doğru­luğunu gösterir. Genellikle bu gibi bir ravinin hata etmesi ve kasden yalan söylemesi tasavvur edilemez.'

[387] İmam Ahmed'in;   "Üç çeşit kitap vardır ki bunların aslı yoktur Bunlar Megazî, Melahım, Tefsir kitaplarıdır", sözünün şu şekilde  anlaşılması  mümkündür:   Bu  kitaplarda  zayıf ve uydurma hadisler yaygındır. Zira bu kitaplar, hadis ve ahkâm kitapları kadar, muhaddis imamların ve tenkid ehli üstadlarm çalışmalarına konu olmamıştır.

Hafız İbn Hacer, şu sözüyle bu anlayış ve yoruma işaret etmiş olmalıdır: Lisanü'l Mizan kitabının mukaddimesinde (1/13); imam Ahmed'in; "Üç çeşit kitap vardır ki bunların asılları yok­tur Bunlar Megazî, Melahım ve Tefsir kitaplarıdır", şeklindeki sözünü naklettikten sonra İbn Hacer, şöyle demiştir. "Fezâil de bunlara ilâve edilmelidir. Bu alanlar zayıf ve uydurma hadis vadileridir. Zira Megazî konusunda umde olan alimler Vakıdî gibileridir. Tefsirde umde olanlar ise, Mukatil ve Kelbî gibileri­dir. Melahım konusunda ise genellikle israiliyyata itimad edi­lir. Fezâil konusuna gelince; rafizîlerin ehH beytin fazileti hakkında ne kadar hadis uydurdukları sayılamaz. Ehl'i Sünne­tin cahillerinin de onlara Muaviye'nin faziletleri hakkında, batta Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in, faziletleri hakkında uydur­ma hadislerle karşılık vermeleri az değildir. Halbuki Allah bu zatları buna muhtaç bırakmamış, mertebelerini bu seviyesiz-| ükten çok yükseklerde kılmıştır."

[388] Kelbî nisbetiyle meşhur olan,  müfessir,  neseb  âlimi ve tarihçi, Tefsir müellifi Ebu'n-Nadr ve Ebu Said Muhammed b. Saib el-Kelbî el-Kûfî hakkında Zehebî: Muhaddisler onu terk etme konusunda görüş birliğine varmışlardır. Yalancılık ve rafizîlikle itham edilmiştir. Hemmam: Kelbi'nin; Ben Sebâiyim, dediğini işittim, demiştir.

İbn Hıbban şöyle demiştir: Kelbî Sebaî idi, yani Ali ölmedi, dünyaya dönecektir, zulümle dolu olan dünyayı adaletle doldu­racaktır, diyen ve bir bulut gördüklerinde, Emirü'l-Mü'mınin Ali bu bulutun içindedir, diyen batıl bir mezhebe mensup idi. Dindeki batil mezhebi ve açık yalancılığı vasıflarını derinliğine anlatmaya ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır. İbn Adiyy şöyle demiştir: Kelbî'den Süfyan, Şube ve bir grup âlim hadis nakletmiştir. Tefsir ilminde ondan razı olmuşlardır. Hadiste ise özellikle Ebu Salih vasıtasıyla İbn Abbas'dan nak­lettiği rivayetlerde münker rivayetleri bulunmaktadır. Hiç kimsenin onun Tefsir' inden daha uzun tefsiri yoktur. Meşhur zayıf ravilerden biri olması sebebiyle hadisi yazılabilir. Kûfe'de 146 yılında vefat etmiştir. Bu görüşleri Zehebî Iber (1/206) ve Mizan' da (3/256-259) İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib' de (9/178-181) nakletmektedirler.

İbn Hacer, âyetlerin nüzul sebepleri hakkındaki ehUcab fi Beyani'l-Esbab kitabının başında, Süyûtî'nin; ed-Dürru'I-Mensur fıt-Tefsir biTMe'sûr kitabının sonunda naklettiği şekliyle Kelbî hakkında şöyle demiştir: "Hadis alimleri Kelbî'yi yalancılıkla itham etmişlerdir. Kelbî ölüm hastalığında yanındakilere: Size, Ebu Salih'den naklettiğim her hadis yalandır, demiştir. Kelbî'nin zayıf olması bir yana; Tefsir'mi kendisinden kendisi gibi zayıf ya da daha zayıf olan Muhammed b. Mervan es-Süddiyyü's-Sagîr rivayet etmiştir. Muhammed b. Mervan'dan bu tefsiri kendisi gibi zayıf ya da daha zayıf olan Salih b. Muhammed et-Tirnıizî rivayet etmiştir. Kelbî'nin Tefsir' ini kendisinden rivayet eden sika/güvenilir alimler ise Süfyan es-Sevrî ve Muhammed b. Fudayl b. Gazvan'dır. Kelbî'nin Tefsir' ini kendisinden rivayet eden hafıza açısından zayıf olan raviler arasında Hıbban b Ali el-Anezî ile "vahi/çürük, çok çok zayıf olan Cüveybir b. Said de bulunmaktadır."

 

[389] Ebu'l-Hasen Mukatil b. Süleyman b. Beşir el-Ezdî el" Hurasanî el-Belhî, el-Basrî: Tefsir müellifidir. Onun "el-Hamsü mie/Beşyüzüncü" kitabı da bulunmaktadır. Mukatil b. Hayyan: Mukatil b. Süleyman'ın ilmini diğer alimlerin ilmine göre derya gibi buldum, demiştir. İmam Şafiî: Âlimler, tefsir konusunda Mukatil'in  çoluk-çocuğu  gibidirler,   demiştir.  İbnü'l-Mübarek

onun Tefsirinden bir şeye baktığı zaman: Ne muazzam bir ilim!.. Bir de kendisi isnadı olsa, derdi. Bir başka rivayette ise: Mukatil'in Tefsir'i ne kadar güzeldir!.. Bir de sika/ güvenilir olsaydı!.. Onu kaldır at, Mukatil'i şöyle derken işittim: "Anne sıla-i rahime, baba ise itaate daha layıktır." İbrahim el-Harbî: Mukatil âlimlerin tefsirini toplamış, bunları rivayetsiz açıkla­mıştır. Ben Tefsirime ondan hiçbir şey koymadım. Kelbî'nin Tefsir'i, Mukatil'in Tefsir'i ile aynıdır.

İbn Hıbban diyor ki: Mukatil, Yahudi ve Hıristiyanlardan onla­rın kitaplarına uygun Kur'ân ilimlerini alıyordu. Müşebbihe'-den idi. Rabbü'l-Alemîni yaratılmışlara benzetiyordu. Bununla birlikte hadiste yalan söylüyordu.

İbn Adiyy, münkerlerinden bir kısmını naklettikten sonra şöyle demiştir: Mukatil'in zikrettiklerimden başka salih/makbul hadisleri bulunmaktadır. Hadislerinin büyük çoğunluğu müta-bii/destekleyicisi bulunmayan hadislerdir. Bilinen güvenilir alimlerden pek çoğu ondan hadis rivayet etmiştir. Onun zayıf­lığına rağmen, hadisi yazılabilir. Halili diyor ki: Onun tefsir ehlinin nezdinde büyük bir yeri vardır. O geniş ilim sahibidir. Fakat hadis hafızları onu rivayette zayıf kabul etmişlerdir. Eskileri görmüş, yaşlı bir zattır. Zayıf raviler ondan münker hadisler rivayet etmişlerdir. Bu konudaki tenkid onlara yönel­tilmelidir. Hicrî 150 yılında Basra'da vefat etmiştir. Bu görüş­ler, İbn Hacer'in Tehzibü't-Tehzib (10/279-285) ve Zehebî'nin Mizandaki (4/173-175) biyografisinden özetlenmiştir. Ayrıca Hatıb'in Tarihu Bağdad'mda (13/16-121) Mukatil hakkında bir kitap olabilecek şekilde yüz beş sayfalık bilgi verilmektedir.

[390] Hafız Zehebî, Mizanül-FtıdaF de (1/645) (Halid b. Yezıd b. Ebî Malik ed-Dimaşkî)'nin biyografisinde şöyle demiştir: İbn Ebi'l-Havarî diyor ki: Yahya b. Main'in şöyle söylediğini işittim: Irak'ta gömülmesi gereken bir kitap vardır. Bu kitap, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas'dan rivayet edilen Kelbî'nin Tefsir kitabıdır."

[391] Bu sözün sahibi müellif Ali yyüT Kari'dir.

[392] Süyûtî (rh.a) ed-Dürru'J-Mensur fi't-Tefsir biTMe'sûr^ ki­tabının başında (1/2) şöyle    demiştir: "içindeki hadislerin ve tefsirlerin Allah Rasûlü'ne ve ashabına kadar senediyle nakle­dildiği   tefsir  niteliğindeki   Tercüınanül-Kur'an  kitabını  telif ettiğimde ve Allah'a hanıdolsun birkaç cilt halinde tamamlan­dığında  bu  kitapta  zikrettiğim  hadis  ve  görüşleri,   bunların tahric   edildiği   kaynakların   senediyle   nakletmıştim.   Gayret sahiplerinin çoğunun bunu elde etmede kusurlu olduklarını, ilgilerinin isnada değil, sadece hadis metinlerine yoğunlaştığını gördüm. Bunun üzerine Tercümana 'J-Kur'anî Özetleyerek, nak­ledilen hadis ve görüşlerin sadece metnini naklederek ve bun­ların zikredildiği her muteber kaynağın ismini vermek suretiy­le tahric ederek bu muhtasar kitabı hazırladım. Bu kitaba ed-Durru'l-Mensûr fi't-Tefsir bi'bMe'sûr adını verdim." Muhakkik Üstadımız Kevserî  (rh.a)  Züyûl Tezkireti'l-Huffaz kitabının   mukaddimesindeki   (s.9)   SüyÛtî'nin   biyografisinde şöyle demiştir: "Süyûtî, ed-Dürru'l-Mensur kitabında mütekad" dim alimlere ait Rivayet Tefsiri kitaplarını, bu kitaplarda yer alan hadis ve görüşlerin senedlerini kaldırarak Özetlemiş, an' cak bu hadislerin dereceleri hakkında görüş belirtmemiştir. Dolayısıyla bu eser, değerli ile   değersiz olanı bir arada topla­yan bir eser olmuştur. Bu eserde durumu tavsif edilemeyecek kadar kötü, merdûd -reddedilen- rivayetler de bulunmakta­dır."

Ebu Gudde diyor ki: Bu sebepledir ki; bu kitap, içinde zikredr len her görüşe aldanan kimse için tehlikeli kaygan zemini olan bir kitaptır. Dolayısıyla sahih olduğu sabit olmadıkça ve sağ­lam şahidler kabul edilmesini desteklemedikçe; SüyÛtî'nin bu kitapta naklettiği her rivayeti almak sahih değildir.

[393] Bu söz makbul bir söz değildir. Zira İbn İshak, Megazî âlimlerinin imamıdır. Hadis, tarih ve hadis tenkidi üstadı I" mam Şemsüddin Ebu Abdillah ez"Zehebî, Iber kitabında (1/216) şöyle demiştir: "Muhammed b. İshak b. Yesar el-Muttalibî el~ Medenî  esSîret kitabının müellifidir.  Sahabeden Enes'i gör­müştür. Makburî. A'rac ve bu tabakadan olan pek çok muhad-disden hadis dinlemiştir. Zeki, hafız, ilim talebi arzusuyla dolu, tarihçi, neseb âlimi ve allâme olup ilim deryalarından biriydi. Şube: İbn İshak, hadisde mü'minierin emiri idi, demiştir. İbn Maîn: O sika (güvenilir)'dır ama hüccet (otorite) değildir, de­miştir. Ah-raed b. Hanbel onun hakkında: Hadisi hasendir de­miştir. Doğru olan görüşe göre hicrî 151 yılında vefat etmiştir."

[394] Vakıdî nisbetiyle meşhur olan Bağdat Kadısı Muhammed b. Ömer b. Vakıd el-Medenî el- Vakıdî, hiç şüphesiz meşhur ilmî şahsiyetlerdendir. Hakkında, ihtilaflardan dolayı araştır­macıların çelişkiye  düştüğü  övgü ve yergi  arasında  değişen uzun   tartışmalar   yapılmıştır.   Fakat   Kemal   Ibnii'1-Humanı Fethu'J- Kadir' de (5/49): "Vakıdî'nin hadisi bize göre "hasen"dir, demiştir. Allâme İbrahim el-Halebî, Gunyetü'J-Mütemellî(s,.95y de: "Vakıdî hakkında doğru olan görüş, onun güvenilir olarak kabul edilmesidir, demiştir. Takıyyüddin İbn DakikıTIyd /-mam kitabında: "Üstadımız hafız Ebulfeth -yani İbn Seyyidi'n-Nas- megazî ve  siyer hakkındaki —Uyunul Eser- kitabının başlarında (1/17-21) onu zayıf veya güvenilir kabul edenlerin görüşlerini derlemiş ve sonunda güvenilir olduğunu tercih et­miştir," demiştir.

Üstadımız İmam Kevserî (rh.a), Kahire'de Üstaz Ahmed es-keravî (rh.a)'nin basmaya başladığı ama baskısı tamamlan­mamış olan Tabakat ibn Sa'd kitabının takdim yazısında ayrı­ca Haznıi'nin Şürûtu'î-Eimmetil'Hamse kitabının dipnotların­da (s.29) Vakıdî hakkında söylenenleri elden geçirmiş ve du­rumu hakkında adil bir tavır ortaya koymak için çok hayırlı bir Çalışma yapmıştır. Hadis araştırmacısı bu çalışmaya mutlaka vâkıf olmalıdır.

Zehebî, Iber' de (l/353)şöyle demiştir: "Vakıdî: Benim ezberim, kitaplarımdan daha çoktur, diyordu. Bir defasında taşınmıştı, kitapları yüz yirmi yüktü. 207 yılında vefat etti. Allah rahmet eylesin."

[395] Müellif AliyyüTKarî tarafından bu son bölümün başında (418-424 nolu paragraflar halinde) zikredilen Sehavî'nin sözle­ri, burada sona ermektedir.

[396] Ma'lâ: Mekke-i Mükerreme ehlinin Hacün semtindeki kabris­tanıdır.

[397] Karafe: Mısır'daki kabristanın ismidir. Ukbe b. Âmir, Mı­sır'da  vefat   etmiş,   Mukattam'da   defnedilmiştir.   Ona   nisbet edilen Karafe' deki mezar yeri ise rüya ile sabit olmuştur.

[398] Cendere b. Hayşene Cr.a): İbn Hacer'in el-Isabe kitabında (1/263; 7/157) belirttiği gibi sahabî Ebu Kırsafe el-Kinanî'dir. Askalân'a yerleşmiştir, (bkz. İbnü'1-Esir, ÜsdüTGabe: 1/364)

[399] Yani İbn Hıbban ve İbn Hacer'e göre Ebu Hureyre'nin kabri Askalân'dadır.

[400] Yani Hafız İbn Hacer el'Askalânî.

[401] İbn Teymiyye'nin   "Ra'sül-Huseyn  (Hüseyn'in Başı)" adı verilen bu cevabî risalesi, 35 sayfa halinde basılmıştır. Bu risa­le, ibn Teymiyye'ye ait dört risale ile birlikte Mecmuatü Resail Şeyhıl-İslûm ibn Teymiyye başlığıyla Kahire'de es-Sünnetü'l-Muhammediyye Matbaasında hicrî 1368 yılında basılmıştır.

[402] Zehebî Iber kitabında (1/356) şöyle demiştir: "Nefise ha­nım Mısır'a kocası İshak b. Ca'fer es-Sadık ile birlikte gelmiş hicrî 208 yılı Ramazan ayında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

[403] Buradaki {Hulâsa), 42 no.lu hadisin dipnotunda adı geçen İmam   Şerafuddin   et-Tîbî   eş-Şafiî   (öl.743)'nin   el'Hulâsa   fi Ma'rifetiTHadis adlı kitabıdır. Tîbî'nin burada nakledilen sözü, bu Hulâsa kitabının 86. Sayfasında yer almaktadır.

Müellif AliyyüTKarî, daha sonra nakledeceğim ifadelerde açık­ça ortaya çıkacağı gibi, bu ibareyi apaçık bir şekilde hatalı ııak' letmiştir. Zira Tîbî (rh.a), Hulâsa' da (s.8l) Allah Rasûlü'ne yalan iftira edenlerden ve uydurmacılardan bir kısmını zikret­tikten sonra şöyle demiştir:

İmam Hasen b. Muhammed es-Saganî, od-Dürrü'l-Mültekat fi Tebyîni'I-Galafkit&bmâa, şöyle demiştir: Kudai'nin Şili ab kita' hında uydurma olduğu açık pek çok hadis bulunmaktadır. Bun­lardan bazıları şunlardır:

"Sahalı namazından sonraki uyku rızkı engeller. Mutlu olan, başkalarının başına gelen şeylerden ibret alan kimsedir. Bed­baht olan, ana karnında bedbaht olandır. "Sağanı, iki sayfadan daha fazla tutan bu çeşit uydurma hadisleri zikretmiş, daha sonra 84. sayfada şöyle demiştir: "Uklîşî'nin Şihab' m zeyli olarak yazdığı Nücem kitabında şöyle denilmiştir: "Kim Mekke yolunda hacı olarak ölürse, Allah ondan yüz çevirmez, ve onu hesaba çekmez. Kim hacceder de beni ziyaret etmezse, bana cefakârhk etmiş olur... "Bunun ardından; "Bu iki kitapta bulu­nan hadislerin sonuncusu budur", demiştir.

İmam Tîbî daha sonra 84. sayfada; "insanların sözleri arasında Hz. Peygamber (s.a.v)'e nisbet edilerek nakledilen sözlerden bazıları şunlardır", demiş; sonra da yaklaşık bir sayfa halinde bazı uydurma hadisleri zikretmiştir. Daha sonra 85. sayfada şöyle demiştir:

Şeyh dedi ki: "Hadiste telif edilen bazı kitaplar vardır ki, bu kitapların ihtiva ettiği hadislerin tamamı uydurmadır. Bunlar­dan biri el-Ved'aniyye isimlendirilen Kırk Hadis kitabıdır. Bir diğeri: Peygamberimiz (s.a.v)'e nisbet edilen, Peygamberimiz (s.*a.v)'in Hz. Ali'ye yaptığı tavsiyelerdir. Bu tavsiyelerde yer alan; "Sen bana göre Harun'un Musa yanındaki mertebesinde-sin. Ancak benden sonra Peygamber yoktur", şeklindeki birinci hadis hariç, buradaki hadislerin hepsi uydurmadır. Bundan anlaşılmaktadır ki; İmam Tîbî, el-Erbaûne'1-Ved'aniy ye ve el-Vesâya'1-Aîeviyye hadisleri hakkındaki hükmünden farklı olarak; Kudaî'nin Şihab kitabındaki hadislerin hepsinin uydurma olduğuna hükmetmemiştir.

i ine bu ifadelerden anlaşılmaktadır ki; müellif Aliyyü'1-Karî'-mn metindeki (Şeyh) lafzıyla kastettiği kişi Saganî'dir. Bunun­da müellif Aliyyü'l-Karî'nin sözünde tutarsızlık olduğu ortaya Çıkmaktadır. Zira müellif "İhtiva ettiği bütün hadisler uydur­madır", ifadesini, Kudaî'nin Şihab kitabını da içine alacak şe-*Şlae nakletmiştir. Bir sonraki dipnotta açıklanacağı gibi; Şi-™ kitabı böyle değildir. Müellif Aliyyu'1-Karî naklinde; (Şeyh) .ımesini ^e müphem olarak zikrederek onun Şeyh Tîbî oldu­ğu izlenimi vermektedir. Halbuki buradaki Şeyh, Saganî'dir.

 

[404] Bu kitabın adı: eş-Şihah fiî-Hıkem veTEmsal veTAdab1 dır. Görünen odur ki; "Bu kitapların ihtiva ettiği hadislerin tamamı uydurmadır" sözünün sahibi olan müellif Aliyyü'1-Karî, Kudaî'nin bu kitabını görmemiş olmalıdır. Zira İmam Saganî'­nin Keşfü'l-Hıcab an Ehadîsi'ş-Şihab kitabında beyan ettiği gibi; Şihab' da sahih hadisler de bulunmaktadır. Ama Şihab'-daki hadislerin çoğu uydurma ve zayıftır.

Şihab kitabı, Magrib yazısı kaidesiyle eskiden Fas'ta basılmış­tır. Daha sonra Bağdat'ta hicrî 1328 yılında Şabender Matbaa-sı'nda basılmış, sonra da memleketimiz Haleb'de 1354 yılında merhum hocamız Şeyh Ragıb et-Tabbah'm Matbaatü'Hlmiy-ye'sinde basılmıştır. Bu baskıda Muhammed el-Arabî el-Azzûzî (rh.a) bunu alfabetik olarak düzenlemiş ve buna Kabesü'l-Envar ve Tezlilü'sSıâb £ Tertib Ehadisi'ş-Şihab adını vermiş­tir. Kitabın hadislerini numaralamış, 1004 hadise kadar ulaş­mıştır. Bıı sayı, Kettânî'nin er-Risaîetü'1-Müstatrafe' de (s.76) "Kudaî'nin; kısa hadisleri topladığı latif bir kitaptır. Tamamı, hikmetler ve tavsiyelerden oluşan, isnadları hazf edilmiş olan bin iki yüz hadistir", ifadesinde zikrettiği sayıdan daha azdır. Alimlerden bir gurubun ihtimamı bu esere yönelmiştir. Keşfü'z-Zunûn'da (2/1067) geniş bir şekilde görüleceği gibi; ibrahim el-Vâdîâşî ve Necmeddin el-Gaytî bu eseri özetlemiş, imam Hasen Saganî düzenlemiş, Ebu Muhammed et-Tücîbî, İbnü'l-Hakîm lakabıyla meşhıır Ebu Muzaffer Muhammed b. Es'ad, Ebu'l" Kasım b. İbrahim el-Verrak elAbî ve Abdurraûf el-Münavî şerh etmiş; Süyûtî ve Münavî tertip etmiştir. Hafız İbn Receb el-Hanbelî'nin Zeyl Tabakati'1'Hanabile' deki (1/420) İbnü'l-Cevzî biyografisinde zikrettiği gibi; imam İbnüTCevzî''nin BeyanüTHata ve'sSavab an Ehadîsi'ş-Şihab isimli 16 cüz ha­linde bir eseri bulunmaktadır.

Kitabın müellifi Mısır'ın zahid kadısı Ebu Abdillah Muhammed b. Selâme b. Ca'fer el-Kudaî eş-Şafiî'nin; Şihab' dan başka Müsnedü'ş-Şihab isimli bir diğer kitabı bulunmaktadır. Bu kitabında Şihab' m hadislerini senediyle zikretmektedir. Bu zatm bu iki eserden başka eserleri de bulunmaktadır. Kahi~ re'de 454 yılında vefat etmiştir.

Burada veya ileride uydurma hadisleri çekinmeden nakledebi" len kimselerin biyografilerinde zikredilecek olan "'Kadı, Zahid" ve benzeri lakaplar, sakm seni ürkütmesin. Zira bu ilim ihtisas ve uzmanlık ilmidir. Bu ilimdeki tenkid ve araştırma ilahî bir lütuftur. İlmin hakikatlerini ve inceliklerini idrak etme kabili­yeti sadece nadir dahi, muhakkik alimlere verilmiştir. Bu çeşit alimler, diğerlerine nisbetle pek azdır!. Şu rütbe ve lakap sa­hipleri arasında bazılarının zekâ ve idrak zafiyeti taşıması bir vana; ilmin dînî bir emanet olduğu anlayışı ne kadar azdır? Bu sebepledir ki; onların nazarında uydurma hadislerin zikredil­mesi, derlenmesi, öğretilmesi ve yayılması basit hatta takdir edilecek bir çalışma olmaktadır. Hatta böyleleri, uydurma deni­len hadislerden daha kötü olan, aklın asla onaylayamayacağı apaçık yalan ve deli saçması olan aralarında belâlar ve rezillik­ler bulunan sözleri bile normal görmektedirler.

Usul alimlerinin; meselâ Gazzalî'nin Mustasfa (1/183), İbn Kudame el-Hanbelî'nin Ravzatü'n-Nazır (s.69) kitabının "Icmâ" konusundaki şu tesbitleri ne kadar güzeldir: "Bir ilmi elde eden kirnse, ilim sahibi olmadığı alanda avam sayılır," Daha açık ve daha zengin bir ibare ile; Bir ilimde imam olan nice alim var­dır ki, diğer ilimde avamdan sayılır.

[405] Parantez arasındaki bu cümle, bir Önceki dipnottan alın­mış olup dikkat çekmek üzere ve Önemine binaen metne alın­mıştır. (Çev.)

[406] el-Erbaûn ebVed'aniyye kitabı, İbn Ved'an el-Mavsılî diye meşhur olan Musul Valisi Ebu Nasr Muhammed b. Ali b. Ubeydillah   b.   Ahmed   b.   Salih   b.   Süleyman   b.   Ved'an   el-Mavsüî'nin kitabıdır.  441  yılında doğmuş,  494 yılında vefat etmiştir. Keşfü'-Zunûn (1/60) sahibinin söylediği gibi; bu kita­bında kırk hutbeyi toplamıştır. Biyografisi, Zehebî'-nin Mizan' da  (3/657-659);   İbn  Hacer'in  Lisanü'l'-Mizan' da   (5/305-306) geniş bir şekilde yer almaktadır. İbn Ved'an'm; Erbeûn kitabı -Nebhânî'nin "Erbain ebErbain/Kırk Erbain"'kitabı çerçevesin­de 1329 yılında Beyrut'ta basılmıştır. Kitabın sonunda Şam'­daki Zahiriye Kütüphanesi'nde bir şerhinin bulunduğu zikre­dilmektedir.

Bu Ved'aniyyat''m başında, şu -uydurma- hadis yer almaktadır: "Ey insanlar!.. Ölüm, sanki bizden başkasına yazılmış gibi dav­ranıyoruz. Sanki hak bizden başkasına vacip olmuş gibi duruyo­ruz. Uğurladığımız mevtalar sanki yakında bize dönecek olan elçiler gibi zannediyoruz. Onların kabirlerini hazırlıyoruz. Onla­rın miraslarını yiyoruz. Sanki biz onlardan sonra ebedî kala-cakmışız gibi.. Her nasihatçiyi unuttuk. Her felâketten emin olduk, insanların ayıplarını bırakıp kendi aybı ile meşgul olana ne mutlu!.. Masıyet olmaksızın -helâlden— kazandığı malı —Al­lah yolunda- harcayanlara, fıkıh ve hikmet ehliyle oturanlara, mütevazı" kimselerle ve fakirlerle iç içe olanlara ne mutlu!.. Ken­di nefsini zelil gören, ahlakı güzel, gönlü temiz olanlara ve- şerri insanlardan uzak olanlara ne mutlu!.. Malının ihtiyacından fazlasını -Allah yolunda- harcayanlara, sözünün fazlasını tutan ■ lara, sünneti yeterli görenlere ve bid'atlere kapılıp nefsiarzulara yönelmeyenlere ne mutlu!..

Bu hadisi Ebu Talib el-Mekkî, Kutü'l-Kulûb da benzeridir la­fızla nakletmiş, Gazzalî de ihya'da. Kitabu'Hlim ilmin Afetleri hakkındaki Altıncı babın sonlarında ona uyarak zikretmiştir. Hafız Irakî İhya Tahrici' ııde bu hadisin bazı cümlelerinin bazı zayıf hadislerde geçtiğini belirtmiştir. Murtaza ez-Zebîdî ihya Şerhi' nde (1/438) bazı cümlelerinin Vehb b. Münebbih'iıı sözü olduğunu beyan etmiştir. Edebiyat Üstadı Kalkaşendî, Subhu'I A'şâ'&a. (1/213) edibin belagat sahiplerinin hutbelerinden çokça ezberlemesi gereken metinlere örnek olarak ve nebevi hadis olarak nakletmiştir. Burada zikredilen lafız onun lafzıdır. Bu hadisi bu kitaplardan başka kitaplarda da aynı şekilde göre­bilirsin. Lafzının tatlılığı ve manasının güzelliği sebebiyle buna aldanma. Zira lafzı, manası ve terkibi hoş olan bu cümleler şu-radan buradan toplanmış, nebevi hadis hâline sokulmuştur. Bir kısmı hak ve doğru olduğu halde hadis değildir. Dünya Hafızı Ebu'l-Haecac el-Mizzî, bu Vedaniyye Hadisleri hakkında kendi­sine takdim edilen bir soruya verdiği cevapta şöyle demiştir: "Allah'a hamdolsun. Kadı Ebu Nasr İbn Ved'an el-Mavsılî'ye nisbet edilen bu hadislerden hiçbirinin, Peygamberimiz (s.a.v)' den bu isnadlarla bu tarzda nakli sahih değildir. Ancak bun" lardan pek azı, bilinen isnadlarla sahih olabilir. Bunların tem­yizi için Özel tetebbu ve vakit tahsisine ihtiyaç duyulmaktadır. İbn Ved'ân'm Kırk Hadisi meşhurdur. Bu hadisler çalıntı ha" dişlerdir. İbn Ved'an bunları ilk uyduran kişiden yani (Zeyd b. Rifaa el-Haşimî)'den çalmıştır. İhvanu'sSafa Risaleleri'ni uy-

duran kişi de bu Zeyd'dir, denilmiştir. Zeyd, Allah'ın yaratıkla­rı arasında hadis konusunda en cahil, hayası en az, yalan ko­nusunda en cür'etkâr kişi olup bu hadislerin büyük bir kısmını hadis ehli arasında mütehassıs olanın da olmayanın da bildiği, sahih, ve meşhur olan bazı senedler kullanarak uydurmuştur. Bu durum da onun perdesinin yırtılması ve ayıbının açığa vu­rulması konusunda gayet açık bir işaret olmuştur. Sonra da Zeyd el-Haşimî'nin uydurduğu bu hadisleri ondan İbn Ved'an çalmış, bu hadisler için kendisi ile Zeyd el-Haşimî'nin rivayet ettiğini iddia ettiği üstadlar arasında yeni senedler düzenle­miştir. İbn Ved'an; bu hadisleri bazen Hâşimî'nin kendisinden rivayet ettiği üstadı ile kendi arasındaki bir kişiden; bazen de Hâşimî'nin kendisinden rivayet ettiği üstadı ile kendi arasındaki bir başka kişiden rivayet etmektedir. Bu ravilerin çoğu, tanınma­yan meçhul kişilerdir. Aralarında varlığı şüpheli olan kişiler de bulunmaktadır. Bu hadislerin bazılarında uyduran kişinin rezale­tini ve iftiracının yalanını ortaya koyan açık işaretler bulunmakta­dır.

Buradaki sözler güzel, öğütler edebî öğütler olsa da hiç kimse­nin hoşlandığı güzel bir sözü, bu söz bizzat doğru bir söz olsa da Rasûhülah (s.a.v)'a nisbet etme hakkı yoktur. Zira Rasûlul-lah (s.a.v)'m söylediği her söz doğrudur. Ama her doğru sözü Rasûlullah (s.a.v) söylemiş değildir. Bu durum iyi düşünülme­lidir. Zira bu durum, ayakların kaydığı, akılların sapıttığı du­rumdur. Muvaffakiyete eriştiren Allah'tır."

Hafız Mizzî'nin bu cevabı, Süyûtî'nin Zeyîü'î-Mevzuat kitabından (.s.202) özetlenerek alınmıştır. Bu cevabın hulâsasını Hafız İbn Hacer Lisanü'IMizan' da (5/306) nakletmiştir. Hafız Zehebî de yalancı (İbn Ved'an)'m durumu hakkında hiçbir sözü ihmal et-ttiemıştir. Allah, bize bu malûmatı sunan hadis, din ve ilim ön­derlerine bol mükâfat ihsan eylesin.

[407] Bu sahih hadisi Müslim Sahih'inde (FezailüVSahabe: 33 Hadis No:   2404;  Nevevî  Şerhi:   15/174)  Sa'd b.   Ebî Vakkas

(r.a)'dan şöyle rivayet etmektedir: Rasûlullah (s.a.v) Tebük gazvesi'ne giderken yerine Hz. Ali (r.a)'yi vekil olarak bıraktı. Hz. Ali:

-Ya RasûlallahL Beni hanımlar ve çocuklar arasında vekil mi bırakıyorsun? dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

-"Sen bana göre Harun'un Musa yanındaki mertebesinde ol­mana razı olmaz mısın?. Ancak benden sonra Peygamber yok­tur. "

Hz. Ali (r.a)'ye nisbet edilen ve Rasûlullah adına uydurulmuş olan bu Tavsiyeler birkaç defa basılmıştır. Hâlâ baskıları ve satışı devam etmekte, gafillerin elinde elden ele dolaşmaktadır. Bunun yalancısı günahkârdır, mel'undur. Bunu basan da gü­nahkârdır, mel'undur. Bunu satan da günahkârdır, mel'undur. Bunu tasdik eden de günahkârdır, mel'undur. Dinine, Is-lâm'ma ve aklına sahip çıkmayanları Allah çirkinleştirsin!..

[408] Saganî, Risaletü'l-Mevzûât: s.2

[409] Hafız Zehebî Mızan'da. (1/598) bunun biyografisini vermiş ve İbn Hıbban onun hakkında: Bizzat kasden hadis uyduruyordu, dediğini   nakletmiştir.   Hafız   İbn   Hacer   Lisanü'bMizan' daki (2/351) biyografisinde şöyle demiştir: "Yahya b. Main: Hammad b. Amr, yalancılık ve hadis uydurmacılığıyla meşhur kişilerden biri" dir, demiştir. Ebu Said en-Nakkaş: Güvenilir ravilerden uydurma hadisler rivayet etmektedir, demiştir. Zehebî'nin Mizan'da belirt­tiği gibi; Hz. Ali (r.a) adına yalan Tavsiyeler'! uyduranlardan biri Muhammed b. ibrahim es "Semer kandı'dir.

(Hammad b. Amr errNasîbü'nirı uydurmakla itham edildiği ve Süyütî'nin &\-Leâli'l-Masnûa' da (2/374) zikrettiği Hz. Ali'ye Tavsiyelerden biri: bazı fakih ve tasavvuf erbabının yemeğe

başlarken zikrettikleri şu hadistir: "Ya Ali!. Yemeğe başlarken tuzla başla, tuzla bitir. Zira tuz, yetmiş derde şifadır. Cinnet, cüzzam, alaca, azı dişlerin ağrısı, boğaz ağrısı, karın ağrısı. "Bu hadis, İbnü'l-Cevzî'nin Mevzuat'ta (2/289) ve Süyütî'nin Leâîî* de (2/211) zikrettiği gibi başka batıl yollarla rivayet edilmiştir. Ayrıca

76 no.lu hadis dip notunda geçen Tuz Hadisi'ne bakınız.

[410] Süyûtî,  el-Leâli'1-Masnûa: 2/374-375

[411] Abdullah b. Ziyad b. Sem'an: Medineli bir fakihtır. Zehebî Mızanü'l-İ'tidaV deki   (2/423-424)   biyografisinde   şöyle   diyor: '"ibn Main: Sika değildir, hadisi hiçbir şey değildir, demiştir, imam Ahmed: ibrahim b. Sa'd'in; İbn Sem'an yalan söylüyor, diyerek yemin ettiğini duydum, demiştir. Muasırı olan İmam Malik onun hakkında: Yalancıdır, demiştir."

[412] Süyütî'nin  el-Leâli'1-Masnûa' sında  (2/375)  olduğu gibi; hocası (Ali b. Zeyd b. Cüd'an)'dır. Zehebî Mizanü'ÎTtidal (3/127-128)'de biyografisini vermiş ve şöyle demiştir: "Muhaddisler, onun hakkında ihtilaf etmişlerdir. Hammad b. Zeyd: Bize Ali b. ^eyd haber verdi. Hadisleri ters yüz ediyordu, demiştir. Yezid b. Züray': Ali b. Zeyd rafizî idi, demiştir. Ahmed el-Iclî:  Şia görüşü taşıyordu. Kuvvetli değildir, demiştir. Buharı ve Ebu Hatim: Rivayeti hüccet (otorite, delil) kabul edilmez, demiştir. Hicrî 131 yılında vefat etmiştir."

[413] Bu hadisin tamamı, 435 no.lu paragrafın dipnotunda geç­miştir.

[414] Süyûtî, ZeylüTMevzûât: s.202

[415] Bu eser, bazı kitaplarda Fedâilü'l- Ulemâ ismiyle yer al* maktadır.

[416] Muhakkik Leknevî, Tuhfetü'l-Kemeîe ala Havası Tuhfeti't Talebe kitabında (s.5) bu eseri"Fedâilü'l-Ulemâ, Ii-Muhammed b. Sürür elSelhî" şeklinde adlandırmaktadır. Nitekim onun bu ifadesini erR&fu ve't-Tekmîl (s.141) kitabına yazdığım notlar­da naklettim. Ancak ulaşabildiğim kaynaklar, Belh'li bu zatın biyografisi hakkında yeterli bilgi vermemektedir.

[417] Bu zat, Hafız Zelıebî'mn Mizanü'lTtidal (3/33; 4/522) Tezkiretü'1'Huffaz (3(83l)'da ifade ettiği gibi; "Ebu Amr el-Belevî el-Mağribî Osman b. Hattab Ebu'd-Dünya el-Eşecc'dir. (İbn Ebi'd-Dünya) da denilmektedir. Bazıları onu EbuTHasen Ali b. Osman el-Belevî şeklinde adlandırmışlardır. Yalancıdır. Hicrî üçyüz yılından sonra yaşamıştır. Hz. Ali'den hayasızca uydurma hadisler rivayet etmiştir. Bununla rezil olmuştur. 327 yılında vefat etmiştir. İbn Ebi'd-Dünya: Hz. Ebubekir Sıddık zamanında dünyaya geldim. Sıffîn günlerinde Hz. Ali'nin katı­rının üzengisinden tuttum, diyerek uzun bir kıssa anlatmıştır. Hafız ibn Hacer, Lisanü'l-Mizan'da (4/134-140) bu kıssayı zik­retmektedir. Bu kıssada bu yalancının iddiasına göre; Hz. Ali (r.a) onun uzun yaşayacağını bildiği için, ona Ebu'd-Dünya ismini vermiş, "Sen uzun ömürlü Ebu'd-Dünya'sm", demiştir. Yine Hafız Zehebî, Tezkıretü'bHuffaz' da (3/980) Ebu Bekr el-Müfid (Cercerâya Muhaddisi Muhammed b. Ahmed)'in biyog­rafisinde şöyle demiştir: "Ahmed b. Siba'm hadislerini kendisi­ne okudum. Dedi ki: Bize 641 yılında Atik b. EbiTFadl hadis nakletti. O da dedi ki: Bize Hafız Ebul-Kasım hadis nakletti. O da dedi ki: Bize Galib b. Benna ve kardeşi Yahya hadis rivayet etti. İkisi de dediler ki: Bize Kıraat Alimi Hasen b. Galib nak­letti. O dedi ki: Bize Cerceraya'da Muhammed b. Ahmed el* Müfid imla ederek hadis rivayet etti. Dedi ki: Bize Osman b. Hattab nakletti, dedi ki: Ben Hz. Ali'yi işittim. Hz. Ali Dedi ki:  Allah Rasûlünün şöyle buyurduğunu işittim:  ''Kim benim

adıma kasden yalan uydıırursa, Cehennemdeki yerini hazırla­sın, "

Bu yalancı; asla Hz. Ali'yi görmediği gibi, yemin olsun ki onu göreni de görmemiştir, diye bildiğim için; bu sened, âli sened olması sebebiyle sevinemeyeceğim bir seneddir. Hafız Irakî, Elfiyesinin Şerhi'nde (2/254) (Ali ve Nazil hadisler) ile ilgili beyitlerin şerhinde şöyle demiştir: "Senedde; bazı ravilerin zayıflığı göz ardı edilerek; özellikle ibrahim b. Hüdbe, Dinar b. Abdillah, Hıraş, Yağnem b. Salim, Ya'lâ b. Eşdak, Ebu'd-Dünya el-Eşecc ve benzerleri gibi; sahabeden hadis duy­duklarını söyleyen bazı son dönem yalancıları varsa; senedin âli (kaynağa yakın) oluşuna iltifat edilmez. Hafız Zehebî, Mi­zan'da şöyle demiştir: Ne zaman bir muhaddisin Ebu Hüdbe, Ya'lâ b. Eşdak, Musa et-Tavil, Ebu'd-Dünya ve benzerlerinin âli "isnadlarıyla sevindiğini görürsen, bil ki, bu muhaddis he­nüz avamdan (sıradan insanlardan) sayılır.

Bu iki muhaddisten Önce Hakim, Ma'rifetü Ulûmi'l-Hadis' de (s.10) bu iddiacıların bir kısmım zikrettikten sonra şöyle de­miştir: "Kısaca: Hıraş b. Abdillah, Kesir b. Süleym, Yağnem b. Salim. b. Kanber gibilerinin isnadları ve bunların benzerleri memnun olunamayacak, hüccet kabul edilemeyecek isnadlar-dandır. Hadis imamlarının müsnedlerinde bunlardan birinin rivayet ettiği bir hadisin yer alması pek nadirdir." Daha önce hiç geçmeyen (Kesir b. Süleym) çok zayıftır. Mizan' da (3/405) belirtildiği gibi; hicrî 170 yılından sonra vefat etmiş­tir. Hicrî 93 yılında vefat eden Enes'den -vasıtasız- rivayette bulunmuştur. Hıraş ve Yağnem'le birlikte zikredilmesinin se­bebi de budur. Doğrusunu Allah bilir.

[418] İsmi Ca'fer b. Nüstûr'dur. Nüstûr er-Rûmî de denilmekte­dir. Hafız Zehebî Mizan'da (1/419; 4/249) şöyle demiştir: "Zayıf ravilerle ilgili kitaplarda bu ravinin ismini görmedim. Bu, ya­lanlarıyla meşgul olmaya değmeyecek kadar düşük bir kişidir.

Helak olmaya layıktır. Cafer b. Nüstûr: Ben Tebük Gazvesi'nde Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraberdim. Hz. Peygamber (s.a.v)'in elinden kamçısı düşmüştü. Ben atımdan indim ve kamçıyı ken­disine verdim. Hz. Peygamber (s.a.v) bana: Allah senin Ömrünü uzatsın, dedi. Ben Hz. Peygamber (s.av)'den önce otuz sene. O'nun bu duasından sonra üç yüz sene yaşadım, demiştir. Yine Zehebî, Tecrid' de (1/91) bu raviyi zikretmiş ve şöyle demiştir: "Ona kadar varan sened karanlıktır. Metinler de batıldır. O deccaldir. Ya da böyle bir kişi hiç var olmamıştır. Cafer b. Nüstûr, hicrî 350 yılında Farab taraflarında rivayette bulun­muştur."

[419] Yüsr: Zehebî'nin Mizan'da (4/444) belirttiği gibi; "Yüsr b. Abdillah  olabilir.  Bu  ravi,   Hz.   Peygamber  (s.av)'den  asılsız belâlı ve felâket hadisler rivayet etmiştir. Afet ya kendisinden sonrakilerdedir,   ya   da   böyle   bir   ravi   hiç   var   olmamıştır. Yüsr'den Hasan b. Harice rivayette bulunmuş ve Mısır'da iken üç yüz yaşında idi, demiştir. Harice'ye kadar olan isnad da karanlıktır."

ikinci bir ihtimal olarak Yüsr isimli bu ravi; yine Zehebî'nin Mizan' da (4/445) belirttiği gibi; "Enes b. Malik'den rivayet eden Enes'in azaldı kölesi Yüsr de olabilir. Bu ravi hadis riva­yetinde "hiçbir şey değil"dir. Silefî'nin Mu'cem'inde senediyle rivayet ettiğine göre; Yüsr şöyle demiştir: Enes b. Malik'in şöy­le dediğini işittim: Allah Rasûlü buyurdu ki: "Allah'ı zikreden kışı kıyamet günü güneşin nuru gibi nurla gelir."İbn Hacer Lisanü'l-Mizan' da (6/298) şöyle demiştir: Bu Yüsr; Silefî'nin meşhur şiirinde "İbn Nüstûr, Yüsr ve Yâğnem'in hadisleri de.." diyerek sıraladığı kişilerden biridir.

Ebu Gudde diyor ki: Anlaşılan odur ki, buradaki (Yüsr) bu ikin­cisidir, sözü ilk geçen (Yüsr b. Abdillah) değildir. Lisan'm nüs­hasında çok tahrif bulunmaktadır. Ayrıca müellif Aliyyü'l-Karî'nin (Enes'den) ifadesi sadece Hıraş'a ait olmayıp, (Enes'den rivayet ettikleri hadisler anlamında) her üçüne ait olmalıdır. Doğru olan ve kesinleşen de budur.

[420] Yağnem: Zehebî'nin Mizan'da (4/459) belirttiği gibi; "Hz Ali'nin azaldı kölesi Yağnem b. Salim b. Kanber'dir. Enes'den acaip hadisler nakletmiştir. İmam Malik zamanına kadar ya­şamıştır. İbn Hıbban: Enes b. Malik adına rivayet ederek hadişler uydurmaktadır, demiştir. İbn Yunus: Enes'den rivayette bulunmuş ve yalan söylemiştir, demiştir. İbn Hacer Lisanü'l-Mizan' da (6/315) şunu ilâve etmiştir: Ukaylî diyor ki: Onun Enes'den büyük çoğunluğu münker hadislerden ibaret olan hadis nüshası bulunmaktadır."

İbn Hacer Lisanü'l'-Mizan' da (6/169) ikinci bir defa (Enes'den rivayet eden Nuaym b. Temam) adıyla zikretmiş, İbn Neccar tarikiyle batıl bir hadisini nakletmiş sonra da; "Zannediyorum ki bu son harfde -Yâ harfinde- gelecek olan (Yağnem b. Sa­limedir, demiştir. Nuaym b. Temmam denilerek, hem kendi isminde de babasının isminde de tashif (harf değişikliği) hatası yapılmıştır", demiştir.

İbn Hacer yine Lisanü'l-Mizan'da (6/169) bu raviden bir sonra­ki ravi hakkında şöyle demiştir: "Nuaym b. Salim: Enes'den rivayette bulunmuştur. İbnü'l-Kattan: Tanınmamaktadır, de­miştir. (İbn Hacer devamla diyor ki) "İsminde tashif (harf deği­şikliği) hatası yapılmıştır. Aksı takdirde bu ravi tanınan, zayıf-lığıyla meşhur olan, hadisi terk edilen bir ravidir. Doğru ismi (Yağnem)'dir. Yani ilk harfi yâ'dır, sonra gayn ve ardından nun harfleri gelmektedir."

(Ebu Gudde diyor ki) Bununla anlaşılmaktadır ki; Lisan' da (6/315) Yağnem biyografisinin sonunda tahrif olup buna itibar edilmez. Tahrif yoksa zayıftır, Zehebî, onu İbn Adiyy'in sözle­rinde görmüş, ona iltifat etmemiştir. Silefi'den gelen şiir ise onun isminin (Yağnem) olduğunu kesinleştirmektedir. Doğru­sunu Allah bilir.

[421] Hıraş, Enes b. Malik'dcn rivayette bulunan Hıraş b. Abdillah'dır. Zehebî Mizan' da (1/651) onun hakkında şöyle demiştir: "Düşüktür, yok hükmündedir. Bu rivayeti yalancı Ebu Said -Hasen b. Ali— el-Adevî'den başkası nakletmemekte-dir. Ebu Said, Hıraş'la yüz yirmi küsur yılında görüştüğünü zikretmiştir. İbn Adiyy: Hıraş, kendisinin Enes'in azadlı kölesi olduğunu iddia etmiş, Enes'den merfû olarak hadisler rivayet etmiştir. Bu -uydurma- hadislerden biri: "Kim bir gün oruç tutarsa, kendisine yeryüzü dolusu altın verilse bile, hesab gir nündeki ecrini karşılamaz", hadisidir. Yine bu uydurma hadis­lerden biri: "Güzelyüz, gözü cilaîandırır. Çirkin yüz, muhata' hm yüzünü buruşturur", hadisidir.

[422] Dinar: Ebu Mikyes Dinar el-Habeşî'dir. Zohebî Mizan' (2/30) biyografisinde şöyle demiştir: "Şu adam, telef olan, ya­lancılıkla suçlanan biridir. Hicrî 240. yılı sınırlarında Enes b. Malik'den  çirkin   şeyler   naklet iniştir.   İbn   Hıbban  diyor   ki: Enes'den uydurma şeyler rivayet etmektedir.  İbn Adiyy ise: Zayıftır, gidicidir. Enes'den birtakım hadisler rivayet etmiştir. Bunlardan  merfû  olan:   "Burundaki kıl,   cüzzam  hastalığına karşı teminattır.''Yine merfû olarak Allah Teâlâ buyuruyor İti: Mü'minin saçının ağarması,   benim nurumdur.  Ben nurumu ateşimle yakmayacak kadar ikram sahibiyim." Zehebî, daha sonra Dinar'ın; aklın kabul edemeyeceği belâlı ve utanç verici uydurma hadislerinden bazılarını zikretmiştir. Allah onu çir-kinleştirsin. Nasıl da yalan söyleyebiliyor?!

[423] Ona   Ebu   Hüdbe   el-Farisî   el-Basrî   de   denilmektedir. Zehebî  Mizan' daki   (1/71-72)   biyografisinde   şöyle   demiştir: "Bağdat'ta ve başka şehirlerde batıl hadisler nakletmiştir. İbn Main diyor ki: Ebu Hüdbe geldi. Millet etrafına toplandı. Ona: Ayağını göster bakalım, dediler. (Yani onlar çok yalan söyleme­sinden dolayı onun insan olduğunu doğrulamıyor, onun cinnî olduğunu zannediyorlardı. Ayağını görmekle onun gerçekten insan olup olmadığını, ayaklarının cinlerin ayaklarına benze­yen inek ayakları gibi olup olmadığını öğrenmek istiyorlardı.) Bu sebeple Zehebî şöyle demiştir: Halk, onun ayağının merkep veya şeytan ayağı olmasından korkuyordu. Ebu Hüdbe, hicrî 200 yılında acaip hadisler ortaya koymuştur. Ebu Hüdbe, Bas­ra'da düğünlere çağırılıp raks ettirilen bir rakkas idi. Bişr b. Ömer diyor ki: Komşularımızda bir düğün vardı. Enes'in ravisi Ebu Hüdbe bu düğüne davet edildi. Yedi, içti, sarhoş oldu ve şu şarkıyı söylemeye başladı:

"Elbiselerimi kapladı bitler. Ben de raks ettim onlar için."

ibn Hacer Lisanü'l-Mizan' da (1/120) şunu ilâve etmiştir: İbn Hıbban onun hakkında; "Deccallerden bir deccaldir, ne hadis rivayetiyle ne de hadis yazmakla tanınmıyordu. Sadece oynatı­lıyor ve kendisiyle eğleniliyordu. Basra'da düğünlere çağırılıp

raks ettirilen bir rakkas idi, Yaşı ilerleyip saçları ağarmca; Enes'den hadis duyduğunu iddia etmiş ve onun adına hadisler uydurmaya başlamıştır", demiştir.

Süyûtî de Zeylü'l-Mevzûâfta. (s.199-201) Ebu Hüdbe'nin Enes'­den rivayet ettiği bu nüshayı nakletmiştir. Hafız Silefî diye meşhur olan, dünyanın isnad alimi, yüz seneyi aşan bir hayatı olan,  uzun ömürlü,  salih zatlardan,  imam Hafız Ebu Tabir

Ahmed b. Muhanınıed..... b. Silefe eHsbehanî (öl. 576) Allah

Rasûlü (s.av)'nün sahabîleri olduklarını ve uzun ömür yaşadık­larını iddia eden bu yedi hadis uydurmacısının isimlerini man­zume ile vermiştir. Silefî şöyle diyordu: İbn Nüstûr, Yüsr ve Yağnem'in hadisleri, Mağrib diyarının Eşecc'i ve sonra Hıraş'm iftiraları, Dinar'ın nüshası ve yaşıtı Ebu Hüdbe el'Kaysî'nin nüshası Bunların hepsi, kelebek gibidirler.

Nitekim   Hafız  İbn  Hacer  de  bu  ikisini  Lisanü'J-Mizan' da (6/446-447)  sahabî olduğunu ve uzun ömür yaşadığını iddia eden   yedi   kişinin   dışında   sekizinci   deccal   olan   (Rabi'   b. Mahmud el-Mardinî)'nin biyografisinde zikretmiştir. Zehebî, Mizan'da. (2/42) (Rebi' b. Mahmud el-Mardinî) biyogra­fisinde   şöyle   demiştir:   "İftiracı  deccaldir.   Hicrî   599   yılında sahabî olduğunu ve uzun ömür yaşadığım iddia etmiştir. Hafız Vadi-âşî —Batıda ve doğuda ilim yolculukları yapan Muhaddis Muhammed b. Cabir el-Kaysî el-Endelüsî, et-Tunisî (Doğ.673* 01.749)- Hafız Silefî'nin az önce geçen iki beytini bana okudu ve bunu şu beytiyle takviye etti: "Sekizincisi (Raten), dokuzuncusu (Mardinî)'dir. İsmi Rabi' b. Mahmud'dur. Durumu açığa vurulmuştur." Tarihçi Makarrî Nefhu't-Tıyb kitabında (3/66) Hafız Silefî'nin iki beytini okurken (Yüsr) yerine (Kays) ismini zikretmiştir. İbn At şöyle demiştir: Hafız Silefî bu iki beyti okuduktan sonra bu şeylerin hava gibi olduğuna işaret etmek üzere,  ellerine üflüyor du.

Birinci beytin başı, Aclûnî'nin Keşfü'bHafa kitabının sonların­da (2/561) (Ehadîsü Nüstûr...) şeklinde gelmiştir. Bu ravi, daha önce 441 no.lu paragrafta işaret edildiği gibi; Zehebî'nin Mizan' mda (4/249) da (Nüstûr) ismiyle gelmiştir.

Sonra ikinci beytin ilk yansı Aclûnî'nin Keşfü'bHafa kitabının sonlarında (2/561) olduğu gibi pek çok kaynakta tahrif edilerek

(Nüshatü Dinar ve Nüshatü Tevbe) şeklinde hatalı olarak yer almaktadır. Dikkat edilmelidir. Saganî'nin Risaletü'l-Mevzûât (s.4) kitabında her iki beytin ilk yarısında tahrif yapılmış; (Yüsr) yerine (Bişr); (Nüshatü Tirbihi) yerine (Ahbaru Şerbe­tin) şeklinde yazılmıştır. Bu, iltifat edilmeyecek bir tahriftir. Nefhu't-Tıyb' de (ve büht) kelimesi (ve ba'de) şeklinde tashif edilmiştir.

Tamamlayıcı Bilgi: Elinizdeki Masnû kitabının metninde ve dipnotlarda kendileri sahabî olduğunu ve uzun süre yaşadıkla­rını iddia eden deccallerden şu kimseler yer almaktadır:

1.  İbn Ebi'd-Dünya ya da Ebu'd"Dünya el"Eşecc el-Belevî el-Mağribî

2. İbn Nüstûr er-Rûmî

3. Yüsr b. Abdillah el-Mısrî

4. Yağnem b. Salim

5. Hıraş b. Abdillah

6. Dinar el-Habeşî

7. Ebu Hüdbe İbrahim b. Hüdbe el-Kaysî el-Farisî el-Basrî

8. Rabi' b. Mahmud el-Mardinî

9. Raten el"Hindî

Sahabî olduklarını ve uzun süre yaşadıklarını iddia eden dokuz yalancı deccalin isimleri bunlardır. 476.paragrafta uzun ömür­lü şu deccallerin isimleri de zikredilecektir:

10. Muammer Habeşî (?)

11. Muammer Mağribî (?)

12. Muammer b. Büreyk

13.  Şemhûreş: Sahabî olduğunu ve uzun süre yaşadığını iddia eden cinnî bir kimse olduğu söylenmektedir.

14. Kays b. Temim et-Tâî lö.Meklebe b. Melkân el-Hârezmî

16. Cabir b. Abdillah el-Yemamî

17. Cübeyr b. Haris

18. Kmnevc hükümdarı Serbâtek

Böylece sayıları on sekiz olmuştur. Bunların biyografilerini Ibnü'l-Esir'in ÜsdübGabe, Zehebî'nin Tecrid Esmai'sSahahe, Mızan ve el-Mugnî fi'd-Duafâ kitaplarında; İbn Hacer'in İsabe

ve Lisanü'bMizan ile İbn Arrak'm Tenzilıü'ş-Şeriati'JMerfûa kitabında görebilirsiniz.

19.  Mansur b. Hızame: Bunu Tarihçi Makarrî Nefhu't-Tîb' de (3/11) Doğudan Endülüs'e gelenler hakkındaki 6. babda zikret­mektedir. Mansur'un iddiaları arasında Hz. Osman (r.a)'m za­manına yetiştiği, Cemel günü Hz. Âişe (r.anhâ) ile birlikte ol­duğu, Sıffîn'de bulunduğu, babası Hızame'yi Allah Rasûlü'nün azad ettiği, kendisinin Endülüs'den Magrib'e 330 yılında geçtiği iddiaları yer almaktadır. Bunları nakleden Makarrî şöyle de­miştir: "Bütün bunlar saçmadır, aslı yoktur. Allah Hafız İbn Ha-cer'e rahmet eylesin. Zira o hafız ibn Beşkuval'in kitabının nüshası üzerine bu sözler hakkında; "Bu hezeyandır. Aslı yok­tur.   Buna   adlanılmasın!.."   diye  yazmıştır.   (Eşeccü'l-Garb)'ın hayatı da aynı şekildedir. Hadis hafızları onun yalan olduğun­da ittifak etmişlerdir.

20.  Ömer b. Hafs cd-Dimaşkî el-Hayyat el Muammer: bkz. Mi­zan: 3/190 (Ömer el-Hayyat); 4/ 144 (Maruf el-Hayyat)

21. Muzaffer b. Âsim eHclî:  bkz. Mizan: 4/131; Lisan ü'iMizan: 6/53 Ayrıca Mizan: 4/178 (Meklebe b. Melkân); Tecrid Esmai's-Sahabe: 2/93.

22.  Abdullah b. Ahmed b. Ebî Zabye el-Haccam el-Basrî el-Muammer: bkz. Lisanü'lMizan: 3/254.

23.  EbuTHasen b. Nevfel er-Râî: bkz. Mizan: 4/5151; LisanüT Mizan: 6/364.

24.  Hut b. Murre b.  Alkame:  Mk.z.Tenzihü'ş-Şeriati'1-Mcrfûa: 2/45.

25. İbrahim eş-Şerabî: bkz. elMuğnifi'dDuafâ: 1/31.

26.  Sa'd b. Ali Ebu'1-Vefa en-Nesevî el"Kadî: bkz. eîMuğni fi'd~ Duafâ: 1/255.

Merhum Üstadımız İmam Kevserî'nin "Atbü'İMuğterrin hi Decaciletı'1'Muammerin"isimli bir eseri vardır. Kevserî, bu ese' rinde şahabı olduklarını ve uzun süre yaşadıklarını iddia eden deccallerin isimlerini toplamıştır. Eser hâlâ yazma olup ben henüz bu esere vâkıf olamadım.

Burada dikkat çekilmesi gereken hususlardan biri şudur: Şevkânî'nin el-Fevaidü'lMccmûa fiTEhadisi'lMevzûa kitabın­da (s.422,423) (Muammer b. Büreyk) ismi tahrif edilerek (Mu­ammer b. Şerik) şeklinde yazılmış; (Ali b. Osman b. Hattab) ismi (Osman b. Hattab)'dan farklı bir isim olarak yer almıştır. Halbuki Zehebî'nin Mizan' mda. (4/522) belirtildiği gibi; bu ikisi

aynı kişi olup bazıları bu şekilde bazıları diğer şekilde adlan­dırmışlardır.

Masnû kitabının sonunda 274. sayfada bu dipnotuna şu ilâve yapılmıştır:

27. Ahmed b. Ali en-Nasibî: bkz.Tenzihü'ş-Şeria: 1/31.

28. İbrahim b. Muhammed ... el'Ensarî: bkz. Lİsan: 1/106.

29. Hasen b. Rekzevan el-Farisî: bkz. Lisan: 2/207'.

30. Zeyd b. Temim el-Kılâbî: bkz. Lisan: 2/502.

31. Musa b. Abdillah et-Tavil: bkz. Mizan: 4/209; Lisan- 6/122.

32. Ebu Halıd es-Sakka: bkz. Mizan: 4/519; Lisan: 6/372.

33.  Muammer es'Sahabî: Süyûtî el'Havî li'1-Fetavîde  "Rafus' Savt bi-Zebhı'hMevt" risalesinde zikretmiştir: 2/185.

34.  İsa b. Abdullah el-Osraanî: Bağdat'ta Buharı, Müslim ve muasırlarının  üstadı  olan  h.   244  yılında  vefat  eden  Ali  b. Hucr'dan hadis rivayet etmiş   aynı zamanda Ümeyne bt. Enes b. Malik'den hadis duyduğunu iddia etmiş ve bu durumu tesbit edilmiştir. Ümeyne, Hafız İbn Hacer'in Takribinde olduğu gibi (yâ)'dan  sonra   (nun)  harfiyledir.   Mizan  (3/317)  ve  Lısan'da (4/401) olduğu gibi Amine değildir.

35.  Muammer el-Mağribî: Hafız İbn Hacer'in Isabe kitabında (Mim) harfinin dördüncü kısmında (Muammer el-Mağribî)'nin biyografisi sonunda şu ifadesi yer almaktadır: "Bu, Raten, Kays b. Temim, Ebu'l-Hattab, Meklebe, Nüstûr cinsindendir. Bunla­rın   biyografilerini   el-Muammerîn   isimli   kitapta   topladım. Muvaffakiyet Allah'tandır."

Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki: Bu kitabı görmedim. Bu kita­bın bu konuda yazılmış en kapsamlı kitaplardan olduğunu zan­nediyorum. Bu konuyla ilgilenen araştırmacı bu kitaba vakıf olmaya çalışmalı, bu kitabı basıp neşrederek ihya etmelidir.

[424] Zehebî, Mizan'da (2/234) şöyle demiştir: "Enes b. Ma-hk'den rivayet eden Sem'an b. Mehdî: Tanınmayan bir hayvan­dır. Ona yalan bir nüsha yamanmıştır. Bu nüshayı gördüm. AUah bunu uyduranı çirkinleştirsin."

[425] Süyûtî, Zeylü'lMevzûât: 8.41

[426] İbn Hacer, Lisanü'l-Mizan: 3/114

[427] Süyûtî, Zeyl'de (s.4l) bu uydurma hadisler arasında İbn Şahin tarikiyle Sem'an b. Mehdî'den; o da Enes b. Malik'den şu hadisi rivayet etmektedir: Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuş­tur:  "Bir adam yemek tabağını yalar gibi iyice temizlediğinde yemek tabağı ona istiğfar eder ve Allahıml. Beni Seylan'dan azad ettiğin gibi. onu da Cehennem'den azad et, der."Yemek tabağının  iyice  temizlenmesi hakkında  bu  uydurma  hadise gerek kalmadan Müslim'in Sahih'inde (Eşribe 129-137; Şerhu Müslim: 13/203) rivayet ettiği sahih hadisler vardır.

[428] İbnü'l-Cevzî'nin  Mevzuat (1/154-158);   İbn  Kayyım  el' Cevziyye'nin el'Menaru'1'Münif kitabında (s.57,61) ve müellif

Aliyyü'l-Karî'nin elMevzûâtü'l-Kübrâ' sının sonunda ikinci fasılda dediği gibi; Muhammed ismini alma hakkındaki hadis­ler de aynı şekilde batıldır. Süyûtî'nin el-HavîÎil-Fetavî(2/115) kitabında ed-Dürretün-Naciye sonlarındaki; "Bu hadisin sene­di, bana göre hasen şartlarını taşımaktadır", ifadesi Süyûtî'nin bilmen mütesahil (fazla hoşgörülü) hükümlerindendir.

[429] Süyûtî, el'Leâh'lMasnûa'da (2/361-373) bu Veda Hutbesi­ni 13 sayfa halinde zikretmektedir.

[430] Bu hutbe, uydurmacının kendisinin, uydurduğu ve Rasîr lullah (s.a.v)'ın vefatına yakın okuduğunu iddia ettiği hutbedir.

[431] Veciz adlı bu kitap, Fettenî'nin Tezkiretü'bMevzûât' ta (s.4) ifade ettiği gibi; Süyûtî'nin kitabıdır.

[432] Zehebî Mizan'da (4/27-28) onun biyografisinde şöyle de­miştir:    "Muhammed   b.Muhammed   b.Eş'as    el-Kûfî,    Ebu'l-Hasen, Mısır'a yerleşmiştir. İbn Adiyy: Ondan Mısır'da hadis yazdım. Şiddetli Şiî oluşu, onu bize bin hadise yakın bir hadis nüshası tahric etmesine sevk etmişti... Bu durumu Mısır'daki ehH beytin şeyhi Hüseyn b. Ali el-Hasenî el-Alcvî'ye anlattığı­mızda; Bu Musa b. İsmail, Medine'de kırk yıl benim komşum idi. Ne babasından ne de başkasından her hangi bir rivayeti olduğunu söylemedi, dedi. İbn Adiyy onun uydurma hadislerin­den birkaçını zikretmektedir."

İbn Hacer el-Askalânî Lisanü'l-Mizan' daki (5/362) biyografi­sinde şunu- ilâve etmektedir: "Sözü geçen bu kitabın -yani-Aleviyyat'm bir kısmını gördüm. Musa b. İsmail bu kitabı Sü­nen diye adlandırmış, bunu bablara göre tertip etmiştir. Bu kitaptaki hadislerin tamamı, aynı senedle rivayet edilmiştir."

[433] Şevkânî'nin el-Fevaidü'1-Mecmua kitabında (s.519) bu şe­kilde zikredilmiştir. Asılda ve müellif AliyyüTKarî'nin el' Mevzûâtü'l-Kübra kitabının sonlarında ikinci fasılda (ed-Dühm) yerine (el-Edhem) lafzıyla nakledilmiştir. Fettenî'nin TezkiretüT Mevzuat'mda (s. 10) ve Mizan'da (4/28) (ed-Dühm) lafzıyla gel­miştir. Doğru olan da budur. Lisanü'l-Mizan' da (5/362) ve Süyûtî'nin ZeyF inde (s.114) ve Tenzihü'ş-Şeria' da (2/402) ise C.elka) şeklindedir. Bu kelimede tahrif yapılmıştır.

[434] Bu zat hakkında Zehebî Mizan'da (2/390) şöyle demiştir: Abdullah b. Ahmed b. Amir babasından; o Ali er-Rıza'dan; o dedelerinden bu batıl uydurma nüshayı rivayet etmiştir. Onu ya kendisi ya da babası uydurmuş olmalıdır. Hasen b. Ali ez-Zührî: Ümmî idi. Razı olunan biri değildi. Hicrî 324 yılında vefat etmiştir." Müellif Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûâ'tü'î-Kübra sonunda ikinci fasılda (Abdullah b. Ahmed)'in nesebi hakkın­daki tereddüdü onun kusuru olup hoş değildir.

[435] Bu son isim, Aclûnî'nin Keşfü'l-Hafa hmda (2/552) (Ya'­mûş)   yerine   sin  harfiyle   (Ya'mûs);   Zehebî'nin  Mizan' mda (1/202) ise (Na'mûş) şeklinde yani başındaki mm harfiyle zik~ redilmektedir.

[436] Deylemî'den nakledilen bu bölümü Süyûtî, Zeylü'l-Mevzû-ât kitabında (s.194-195) zikretmiş, ve Deylemî'nin "Hadisleri ise cidden münkerdir", sözünden sonra şu ifadeyi ilâve etmiştir: "Onları tamamen  atamadım."  Süyûtî  daha  sonra  (s.194-196 arasında) Arûs kitabından epeyce hadis nakletmiştir. Burada asıl nüshada eksiklik ya da kısaltma vardı. Ben bunu merhum Süyûtî'nin Zeyl'inden tamamladım.

[437] Süyûtî, el-Leâlil-Masnûa: 2/467-473

[438] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat kitabının başlarında: 1/35-47

[439] Ibnü'l-Cevzî'nin Mevzûâtinda. ve Süyûtî'nin Leâlî kitabın­da bu şekildedir. Asıl nüshada ve müellif Aliyyül-Karî'nin el' MevzûâtüTKübra kitabının ikinci faslında (el-maklûb) yerine (el-kalb) denilmiştir.

[440] Yani Süyûtî'nin Leâlî kitabındaki (2/467) ifadesinde oldu­ğu gibi; rivayetleri karıştırdılar.

[441] İbnü'l-Cevzî'nin Mevzûâtindakı (1/37) ve Süyûtî'nin Leâlî' deki (2/468) ifadesinin devamı şöyledir: Bunun örneği Hammad b. Seleme'nin üvey evladı olan zındık -yani kasıtlı dinsiz- Ab-dülkerim b. Ebi'l-Avcâ'nm; annesinin kocası Hammad b. Sele­me'nin kitaplarına hadisler ilâve etmesidir. İbn Adiyy diyor ki: Abdülkerim  b.   Ebi'1-Avcâ  Abbasî  halifesi  Mehdî  zamanında yakalanıp   Basra  Emiri  Muhammed  b.   Süleyman  b.  Ali   el-Basrî'nin huzuruna getirildi. Basra Emiri boynunun vurulma­sını emrettiğinde Abdülkerim: Helâli haram, haramı helâl kıl­mak üzere sizin içinizde dört bin hadis uydurdum, demiştir." Süyûtî'nin sözü burada az bir ilâve ile sona ermektedir. Zındıkların bu çeşit tavrı, Halife Mchdî'nin oğlu Halife Harun Reşid zamanında da tekrarlanmıştır. Hafız Zclıebî Tezkiretü'l-Huffaz' da  (1/273)   (Ebu  İshak  el-Fezarî)'nin  biyografisinde, -Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib'de (1/152) onun biyografisin-

de, Hafız Süyûtî  Tarihu'l-Hulefâ' da (s.194), Müellif Aliyyü'l-Karî el-Mevzûatül-Kübra' da altıncı fasılda şöyle demiştir: İbn Uleyye ve İshak b. ibrahim anlatıyor: Harun Reşid bir zmdıkı cezalandırıp boynunun vurulmasını emretti. Zındık ona: -Niçin benim boynumu vuruyorsunuz? dedi. Reşid:

-Allah'ın kullarını senden (senin şerrinden kurtarıp) rahata kavuşturmak için, dedi. Zındık:

-Ey Mü'minlerin Emirü. Haberin var mı? Ben içinizde bin ha­dis (Aliyyül-Karî'nin nakline göre dört bin hadis) uydurdum. Bu hadislerle ben, Hz.Peygamber (s.a.v)'in bir harf bile söyle­mediği konularda helâli haranı, haramı helâl kılıyordum, dedi. Reşid ona:

-Ey Allah'ın düşmanı!.. Ya sen Ebu İshak el-Fezarî ve Abdul­lah b. Mübarek hakkında ne dersin? Onlar hadisleri didik didik ediyor, bu uydurma hadisleri harf harf ortaya çıkarıyorlar, dedi.

[442] İbnü'l-Cevzî'nin Mevzuatındaki (1/38) ve Süyûtî'nin Leâlî' deki (2/468) ifadesinin devamı şöyledir: "Bu, sapık fırkalardan biri olan Salimiyye mezhebinin bir gurubu hakkında nakledil­miştir." Bu iki müellif, daha sonra işledikleri bid'atlerden tevbe eden "Biz, eskiden bir şeyi arzu ettiğimizde ya da güzel gördü­ğümüzde onun için hemen hadis uydururduk!..", diyen birtakım bid'atçilerden bazı rivayetler nakletmişlerdir.

[443] Giyas b. İbrahim en-Nehaî'nin yaptığı gibi. Gıyas, Abbasî halifesi   Mehdî'nin   huzuruna   girdiğinde   Mehdi   güvercinle oynuyordu. Mehdî uzaktan gelen güvercini severdi. Gıyas'a; -EmirüTMü'mınîn için bir hadis naklet, denildi. Gıyas: -Bize falan, o falandan, o da Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  "Yarışma ödü­lü sadece ok, at,  deve veya kanatta (yani kuşta) olur", dedi. Hadise ev cenah (veya kanat) kelimesini ilâve etti.

Mehdî ona on bin dirhem verilmesini emretti. Kalkıp giderken de;

-Ben şehadet ederim ki, senin kafan Allah'ın Rasûlü adına yalan uyduran yalancı kafasıdır. Bu günaha ben sebep oldum. Bu adam bana şirin görünmek istedi, dedi. Sonra da güvercinin kesilmesini emretti. Alimler arasında o günden sonra (Gıyas) adı zikredilmedi. Bu olayı Hatib Bağdadî, Tarîhu Bağdad'dcv. (1/323-324) Gıyas'm biyografisinde; İbnül-Cevzî, Mevzuat' ta: (1/42); Zehebî, Mizan'da: (3/338); Süyûtî, Leâlî'de: (2/470) riva­yet etmektedir.

Gıyas'ın babası olan (İbrahim en-Nehaî), meşhur (İmam İbra­him en-Nehaî) değildir. Gıyas'ın babası İbrahim b. Talk b. Muaviye en-Nehaî'dir. Meşhur İmam (ibrahim en-Nehaî ise ibrahim b. Yezid b. Kays en-Nehaî'dir.

Sözü geçen hadisin; "ev cenah" (veya kanat yarışı) ilâvesi olmak­sızın gelen rivayeti sahihtir, uydurma değildir. Bu sahih hadisi Ebu Hureyre'den; İmam Ahmed b. Hanbel Müsnedinin (Müsned Ebî Hureyre) bölümünde birkaç yerde (2/256, 358, 425, 474); Ebu Davud (Sünen- 3/29 Cihad 60); Nesaî, (Sünen: 6/226 Hayl 14); Tirmizî, (Sünen: 7/192 Cihad 22); ve İbn Mace: (Sünen: 2/960 Cihad 44) ve Hakim sahilidir diyerek Müstedrek'de rivayet et­miştir. Burada geçen lafız, Nesaî ve Tirnıizî'ye aittir. Hadisde geçen (Sebak) kelimesi; yarışta rakibini geçen kimseye verilmek üzere belirlenen meblağ anlamındadır. (Lâ sebeka) hadisinin manası şudur: "Müsabaka/yarışma yoluyla ancak şu yarışlarda Ödül alınması helâldir Ok yarışı, at yarışı, deve yarışı." Gıyas, sultanın kuşu sevdiğini görerek ona yaranmak rçm bu sahih hadise "ev cenah" (kanat yarışı) kelimesini de uave etmiştir.

[444] Süyûtî, ZeylüTMevzûât: s. 180

[445] Yani yalandır.

[446] Bu  son  cümle,  bu  yalan  haberi  nakleden  Hafız  İbn Asakir'in söylediği ifadesidir. Süyûtî, ZeyF de (s.181) bu sözü İbn Asakir'den nakletmekte ve bunu ardından da şöyle demek" tedir: "Bu haberi Deylemî Müsnedü'l-Firdevs'de rivayet etmiş" tir. Hafız İbn Hacer Zehru'FFırdevs' de: Bu, uydurmadır, de" mistir."

[447] Süyûtî, ZeylüTMevzûât s.5"10.

[448] Nitekim Hafız Zehebî, Mizan'da (2/218) biyografisinde şöyle demiştir: "Süleyman b. İsa b. Necîh es-Siczî: Helak olmuş sayılır, ^.lani yok hükmündedir.) Cevzecânî: Yalancıdır, yalandan Çekinmez, demiştir. Ebu Hatim: Yalancıdır, demiştir. İbn Adiy: -Hadis uyduruyor, demiştir. Onun iki cilt "Tafdîlu'FAkFAldm Us£ün]üğü"kitabı bulunmaktadır."

[449] Süyûtî, ZeylüTMevzûât: s.104

[450] İbn Hacer el-Heytemî, el-CevhcruTMünazzam fî ziyaretiT Kabrış-Şerifi'n-NebeviyyıTMükermm: s.29'30. İbn Hacer e\-Askalânî Lisan'da. (2/108) "Bu uydurma olduğu açık bir kıssa­dır", demiştir. Zehebî de Siyer A'lâmi'n-Nübelû'&a (1/258): "İs­nadı gevşektir. Bu haber münkerdir", demiştir.

[451] Bunun Süyûtî'nin Zeylü'I'Mevzûât kitabında bulamadım. Fettenî, bu hadisi Tezkiretü'l-Mevzûât' da (s.36-37) Firûzâba-dî'nin Muhtasar'ma nisbet etmektedir. Yazarın kalemi yanıla-rak bir kitap yerine bir başkasının ismini yazmış olmalıdır.

[452] Yazarın kalemi yanılarak bir önceki hadiste nakil yapılan kitabın  ismini  yanlış   yazmamışsa;   bu  hadis   de  Süyûtî'nin, ZeylüTMevzûât kitabından nakledilmiş olmaktadır. Bu hadisi Zeyl'de bulamadım. Fettenî, bu hadisi de Tezkiretü'l-Mevzûât' da (s.38) Süyûtî'nin el'LeâliTMasnîm kitabına nisbet etmekte­dir. Bu hadis, gerçekten el'Leâli'TMasnûa'da (2/18) yer almakta­dır. Bu durum, bir önceki kitabın isminde hata olduğu görüşünü güçlendirmektedir. Doğrusunu Allah bilir.

[453] bkz.  Muhammed b.  Yakub  el-Firûzâbadî,  MuhtasaruT Muğnîfî Tahrıcı'1-İhya li'Hrakî.

[454] Gazzalî'nin ihya kitabının durumu, bu eserdeki zayıf ve uydurma hadislerin varlığı ve bizzat Gazalinin hadis ilmindeki sermayesinin azlığını itiraf etmesi hakkında, imam Abdülhayy el-Leknevî'nin  ehEcvibetü'l-Fadıla Îil-Es'iletü-Aşeratil Kâmile kitabında (s.118-120) yazdığını dip notlara bakınız.

[455] Leknevî'nin   eî-Bcvibetü'î-Fadıla   kitabında   (s. 101-102) Sa'lebî'nin. Tefsir'i ve alimlerin bu Tefsir hakkındaki görüşleri hakkında yazdığım dip notlara bakınız.

[456] Bu zat, fıkıh âlimi Ibn Hacer el-Heytemî el-Mekkî'dir.

[457] Evet, hadis böyledir. Hafız Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid' de (5/38) bu hadisi zikrettikten sonra: "Senedinde (Muhammed b. Haccac cl'Cümahî) bulunmaktadır. Bu hadisi uyduran da odur", demiştir. 

Hafız Zehebî,  Mizanü'l-İ'tidaV de (3/509) bu ravinin biyografisinde şöyle demektedir: "Heriseci idi. -yani herise (kav­rulmuş un helvası) satıyordu.- 181 yılında vefat etti. Ibn Adiyy: Herise hadisini o uydurdu, demiştir. Darakutnî: Yalancıdır, de­miş, Ibn Main ise; Pis yalancıdır, demiştir."

Hafız İbn Hacer Lisanü'l'-Mizan''da (5/117) bu ravinin biyografi­sinde şunu ilâve etmiştir: Ukaylî; Muaz b. Müsennâ, Said b. Muallâ, Muhammed b. Haccac, Abdülmelik b. Ömer, Rib'î kana­lıyla Muaz b. Cebel'den şu hadisi rivayet etmektedir: Muaz anla­tıyor: Dedim ki:

"~Ya RasûlallahL Cennet'ten yemek getirdin mi? diye sordum. Peygamberimiz (s.a.v):

-"Evet, Herise (kavrulmuş un helvası) getirdim. Onu yedim. Benim gücümü kırk kişinin gücü kadar artırdı. Cinsî gücümü de kırk kişinin cinsî gücü kadar artırdı", diye cevap verdi. Muaz, her yemek yediğinde önce herîse ile yemeğe başlardı. Bu son hadis, İbnü'l-Cevzi'nin Mevzuat kitabından (3/16) oradaki bazı hatalar düzeltilerek nakledilmiştir.

[458] ŞerhuTMevahihü'î'Ledünniyye:   5/113   (4.Maksad,   Ayın Yarılması Mucizesi bahsi)

[459] Zürkanî, Şerhu'1'-Mevahibü'1-Ledünniyyc kitabında (5/113): "Bu iki alimden Önce Nevevî, Fetavâ kitabında hadis hakkında bu hükmü vermiştir."

[460] Yani Sühreverdî, AvarifüTMaarif kitabında Sema konu­sundaki  Edeb  ve  İtina  hususundaki  görüşler başlıklı  yirmi beşinci babda bu hadisi zikretmektedir. Sühreverdî, burada bu hadisi senediyle İbn Tahir'den; İbn Tahir de senediyle ravisi Enes b. Malik'den rivayet etmektedir. Sühreverdî, daha sonra bu hadisin sahih ve makbul olduğunu reddetmektedir.

[461] Bu uydurma rivayette burada şu ifade de yer almaktadır: "Muaviye b. Ebî Süfyan:

-Oyununuz ne güzel ya Rasûlallah!. dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v):

-Sus, ya Muaviye. "Semâ' (Musikî) anında titremeyen değerli bin değildir." dedi. Sonra ridasını orada bulunanlar için dört yüz parçaya ayırdı..."

[462] Zehebî, Mizan ü'H'tidal: 3/164 (Ammar b. İshak'm biyogra­fisi)

[463] Bu rivayetin daha fazla çürütülmesiyle ilgili olarak Jettenî'nin Tezkiretü'I-Mevzûât kitabına (s. 197-198) bakabilirsiniz.

[464] Sehavî, el-MakasıdüTHasene: s.333

[465] Suffe: Mescid-i Nebevî'ye bitişik, üzeri hurma dallarıyla örtü-u yer olup sahabenin fakirleri orada barınır, orada oturur ve ora-da gecelerlerdi.

[466] İbn Teymiyye'nin sözü, Lâm harfinde 236 nolu hadiste geçmiştir.

[467] Demîrî, HayatüT-Hayvan: 2/61'62 (Surad -göçeğen- Kuşu konusu)

[468] Demîrî, Hayatü'l-Hayvan kitabında (2/61) Surad -göçe­ğen- Kuşu konusunda şöyle demiştir: "Surad: Serçeden büyük, yarısı beyaz, yansı siyah bir kuştur. Gagası büyük ve serttir. Parmakları büyükçedir.  Ya