Vaaz Kategorileri
İman Konuları
İbadet Konuları
Sosyal Konular
Ramazan Vaazları
Dini Günler ve Geceler
DİB Örnek Vaazları
Kur'an'dan Öğütler
Genel Konular
islam ve Aile
Görev,Sorumluluk,Ahlak
Mevlid-i Nebi Vaazları
Ana Menü
Çocuklar İçin
Kur'an Öğreniyorm
Dinimi Öğreniyorum
Dini Bilgiler
Oyunlar
Ansiklopedi ve sözlük
Osmanlıca Sözlük
İslam Ansiklopedisi
Dini Sözlük
Dini Terimler
Küçük Lügat
Dini Kitaplar
P.Hayatı Salih Suruç
Kur'an ve Bilim
Günümüzde İslam
Kıssadan Hisse
Ehli Sünnet Yolu
İslam Tasavvufu
En Güzel Örnek
Gıybet Hastalığı
Adım Adım Kurtuluş
Mesneviden Öyküler
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı Celal YILDIRIM

NAMAZIN ŞARTLARI 3

1 — Namazın Şartları Yedi Tanedir : 3

Taharet Ve Setr'i Avret (Utan Yerlerinin Örtülmesi) : 3

Necasetin Türü Ve Miktarı : 3

Erkeğin Avreti : 3

Hür Kadının Avret Yerleri : 4

Kadının Saçı Da Avrettir : 4

Hunsa Olanlara Gelince : 4

Avret Yerini Namazda Örtmek : 4

Karanlık Bir Odada Çıplak Namaz Kılmak : 4

Üzerinde Sadece Bir Entari Bulunan Kimse. 5

Namaz Kılarken Avret Yeri Açılırsa : 5

İpek Elbise Giyinip Namaz Kılmak Caiz Midir?. 6

Namaz Kılmak İçin Müstehab Olan Elbise : 6

Kadınlar İçin Müstehab Olan Elbise : 6

Dörtte Biri Temiz Olan Bir Elbiseyle Namaz Kılmak : 7

İmamın Elbisesinde Görülen Necaset : 7

Secde Yerinde Necaset Bulunursa : 8

DOKUZ YERDE NAMAZ KILMAK MEKRUHTUR : 9

KIBLEYE YÖNELMEK : 9

Deniz Ya Da Çölde Bulunanlara Gelince : 10

NİYET : 12

A) Niyet 12

B) Niyetin Önemi : 13

E) Farz Ve Vâcib Namazlar Niyete Muhtaçtır : 13

F) Kabe'ye Yöneldim Demek : 13

G) Vakit Namazı Kılmaya Niyet Ederken : 13

H) Îmama Ne Zaman Uymak Daha İyi Olur?. 14

3 — NAMAZ KILANLAR ALTI KISMA AYRILIR : 15

4 — NAMAZ NASIL KILINIR?. 15

A) Diğer Bir Rivayet : 16

NAMAZIN FARZLARI : 16

B) Tekbîr Ancak Ayakta Getirilir : 17

C) Cemaatle Kuman Namazda Tekbîr Ne Zaman Getirilir?. 17

D) İftitah Tekbirinin Faziletli Vakti : 18

E) Başka Dil İle Tekbir Getirmek : 18

F) Dilsiz Olan, Ya Da Okur-Yazar Olmayan Kimse : 18

2 — AYAKTA DURMAK.. 18

3 — KIRAAT: 18

C) Kıraatte Harflerin Tashihi 19

D) Kıraatin Namaz Yeri : 19

F) İbn Abidîn'in Bu Konudaki Tesbiti : 19

4 — RÜKÛ'A VARMAK : 20

A) Namazda Rükû'a Varmak Farzdır. 20

B) Rükûun Vakti : 21

C) Rükû' Ve Secdenin Hikmeti 21

5 — SECDE ETMEK : 21

C) Pamuk, Kar Ve Benzeri Yumuşak Cisimler Üzerine Secde Etmek : 21

D) Kendi Dizi Veya Uyluğu Üzerine Secde Etmek : 22

E) Secde Yerinin Yüksek Olması Halinde : 22

F) Secde Yerinde Bazı Engeller Bulunursa : 22

G) Kötü Hırsız : 22

6 — NAMAZDA SON OTURUŞ : 23

7 — NAMAZIN VACİPLERİ : 23

A) Namazın Vacipleri : 23

E) Namazdaki Tekbirlerin Sesli Getirilmesi : 25

F) Fâtiha'yı Dönüp Aşikâr Okumak. 25

G) Nafile Namazlarda Kıraat Âşiltar Okunur Mu?. 25

H) Gizli Ve Aşikâr Okumanın Sının : 25

8 — NAMAZIN SÜNNETLERİ : 25

NAMAZIN ÂDABI : 26

9 — NAMAZ NASIL KILINIR?. 26

A) Ayakta Dururken Ayaklar Arasının Açık Tutulması : 27

C) Her Rek'atte Teavvuz Okunur Mu?. 27

D) Besmele : 27

10 — NAMAZDA KIRAAT : 32

Vitir Namazındaki Kıraate Gelince : 32

Ancak Aradaki Fark Ne Kadar Olmalıdır?. 32

Sûre Tertibine Uyup Kıraati Öylece Yerine Getirmek : 33

11 — NAMAZI HATİMLE KILMAK : 34

12 — KUR'ÂN-I KERÎMİ NAMAZDA DA YEDİ KIRAAT ÜZERE OKUMAK : 34

13  — OTURARAK NAFİLE NAMAZ KILAN.. 34

14 — KIRAATLE İLGİLİ RİVAYETLER : 34

15 — KIRAATTE DİL KAYMASI : 35

A) Bir Kelimedeki Harfi Diğer Kelimedeki Harf İle Bitiştirmek : 35

B) Bir Harfi Başka Bir Harf Yerine Okumak : 35

C) Bir Harfi Hazfetmek : 35

D) Kelimeye Bir Harf İlâve Etmek : 35

E) Bir Kelimeyi Başka Bir Kelime Yerine Kullanmak : 36

F) Doğrudan Doğruya Bir Kelime Fazla Olarak Okumak : 36

G) Aynı Harfin Tekrarı 36

İ) Bir Âyeti Diğer Bir Âyetin Yerine Almak : 37

J) Yeri Olmadığı Halde Vakıf, Vasıl Ve İbtida Yapmak : 37

K) İ'rabda Hata Yapmak : 37

L) Şedde Ya Da Meddi Terketmek : 38

M) İbn Mes'ud Ve Diğer Ashab'm Mushafı 38

N) Kelimenin Bir Kısmını Okuyup Gerisini Okumamak. 38

O) İlâhî İsimlere Nisbet Edilen Fiilin Te'nîs Getirilmesi : 38


NAMAZIN ŞARTLARI

 

1 — Namazın Şartları Yedi Tanedir :

 

1. Küçük büyük hades (abdestsizlik) ten taharet,

2. Necasetten taharet,

3. Avret Cutan) yerlerini örtmek,

4. Kıbleye yönelmek,

5. Vakit,

6. Niyet,

7. Tahrîme  (İftitah Tekbiri ile) başlamak...

Ancak namazın şartı denilince ne anlıyoruz? Önce bunu açık­lamamız gerekmektedir. Burada sıraladığımız yedi şart namaza he­nüz başlamadan önce. yerine getirilmesi farz olan hususlardır. Be­lirtilen şeyler namazın şartı olunca, namaz bunlar için meşrut sayı­lır. Meşrutun gerçekleşmesi, şartın gerçekleşmesine bağlıdır O hal­de namazın şartlarından biri -zaruri bir hal yoksa- yerine gelmediği takdirde namaz da yerine gelmez. Örneğin, abdestsiz kimsenin abdest almadan ttahareti yerine getirmeden) namaz kılması sahih ve caiz değildir. Bunun gibi beden, elbise ya da namaz kıldığı yerde na­maza engel sayılacak kadar necaset bulunduğu takdirde yine kılı­nan namaz sahih olmaz. [1]

 

Taharet Ve Setr'i Avret (Utan Yerlerinin Örtülmesi) :

 

Namaz kılan kişinin beaeni, elbisesi ve namaz kılacağı yerin ne­casetten temizlenmesi vâcibdir. Ancak buralarda bulunan necasetin, namaza engel olacak kadar olması dikkatten uzak bulundurulmama­lıdır. Aynı zamanda giderilmesi fazla bir sıkıntı ve külfete girmeden mümkün olmalıdır.

Buna bir misal verelim :

Bedenindeki necaseti, halkın göreceği şekilde avret yerini açma dan gidermek mümkün olmadığı yer ve ortamda, avret yerini açma mak için o vaziyette namaz kılmak caiz olur. Bu durumda avrot ye­rini açacak olursa, gayr-i ahlâki bir davranışta bulunmuş ve acır:lan günah işlemiş sayılır.[2]

Bedenin necasetten temizlenmesi denilince, bedenin zahiri (dış kısmı) kastedilir. O halde murdar bir sürmeyi gözüne süren kimse­nin gözlerini yıkaması vâcib değildir. Çünkü göz kapakları normal biçimde kapatılınca görülen kısım gözün zahiri, görülmeyeni ise ba­tını sayılır. Kapaklar kapandığında sürülen sürme görülmüyorsa, yıkanması gerekmez.[3]

 

Necasetin Türü Ve Miktarı :

 

Belirtilen üç yerden birine dokunan necaset galiz ve bir dirhem miktarından çok ise, onu yıkayıp dokunduğu yeri temizlemek farz­dır. Yıkanmadan namaz kılınacak olursa, o namaz hükümsüzdür. Bir dirhem miktarı olursa .yıkanması ve dokunduğu yerin temizlen­mesi vâcibdir. Yıkanıp temizlenmediği takdirde namaz kerahetle ca­iz olur. Bir dirhem miktarından az ise, yıkanması sünnettir. Yıkan­madan o vaziyette namaz kılmak tenzihen mekruhtur.

Dokunan necaset galiz (ağır) değil de hafif sayılan türden ise, bu aşın derecede Cokunmamışsa, namazın cevazına engel olmaz.

Avret (utan) yerini örtmek, namazın sıhhatinin şartıdır. Ancak buna güç getirdiği takdirde böyledir. Örtünecek hiçbir şey bulama­dığı durumlarda ise, ileride belirtileceği gibi, o vaziyette namaz kı­lar.[4]

 

Erkeğin Avreti :

 

Erkeğin avreti, göbeğin tam altından diz kapakları da dahil ol­mak üzere aradaki kısımdır. O halde göbeğin kendisi avret değildir. Müctehid imamlarımızdan üçünün görüş ve içtihadı budur.[5]

Bu konuda Resülüllah (A.S.) Efendimizin şöyle buyurduğu ri­vayet edilmektedir :                                                                          

«Erkeğin avreti göbeğiyie diz kapaklan arasıdır.»[6]

Bunu hem destekler, hem açıklar anlamda rivayet edilen bir di­ğer hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor :

-Çocuklarınıza yedi yaşma gelince namaz ile emredin. On yaşı­na gelince bunun için (gerekvrseJ dövün. Bu yaşta onların yatağını ayırın. Sizden biriniz cariyesini kölesiyle ya da hizmetçisiyle evlen-dirirse, artık o cariyenin göbeğinden aşağısına, dizlerinden yukarı­sına bakmasın. Çünkü göbekle diz arası avrettir.»[7]

 

Hür Kadının Avret Yerleri :

 

îslâm kadınlarını erkeklerin saldırı ve kötü nazarından koru­mak ve onu saygıdeğer bir düzeyde tutmak, annelik vasfının zede­lenmesini önlemek için onların, iki eli, yüzü ve ayakları dışında her taraflarını avret saymıştır.[8] 

Nitekim bu konuda bize kadar ulaşan sahih hadisler ve güveni­lir râvilerin nakilleri vardır ;

Hazreti Âişe Validemiz (R.A.)  anlatıyor :

Ebubekir kızı Esma. üzerinde ince bir elbise bulunduğu halde Resülüllah (A.S.) Efendimize geldi. Resülüllah (A.S.) onu bu vazi­yette görünce yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu : «Ya Esma! Şüphe­siz ki kadın ergen olunca ancak şu ve şu yerlerinin (yüzüne ve iki ellerine işaret ederk) görünmesi uygun olur..»[9]

Diğer bir hadiste şöyle buyurulmuştur :

-Şüphesiz ki kız ergen olunca yüzünden ve bileğe kadar elinden başka yerlerinin görünmesi doğru değildir.» [10]

Bunu destekler anlamda Atâ bin Ebî Rebah (R.A.) Hazreti Âişe (R.A.)'nın «Mü'min kadın süslerini görünen kısım müstesna- açma­sınlar. Baş Örtülerini yakalarının üzerine gelecek biçimde örtünsün­ler.» mealindeki âyette geçen «Görünen, ortada" olan kısım müstes­na» dan maksad kadınların yüzleri ve iki elleridir, dediği tesbit edil­miştir.[11]

 

Kadının Saçı Da Avrettir :

 

Kadınların saçı avret sayılmıştır. Ancak baş sınırını aşıp omuz­lara kadar inen kısmın avret olup olmadığı hakkında farklı görüşler varsa da en sahih kavle göre o da avrettir.[12]

Fakih Ebû Leys de bu kavlin fetvaya uygun olduğunu belirtmiş­tir. O halde kadının iki eli bileklere kadar, yüzü ve bir rivayette iki ayağı dışında kalan yerleri avrettir.[13]

Bu konuda cariyeler de erkekler gibidir. Yani göbekle diz kapa­ğı arası avrettir, onlar hakkında.[14]                                          

 

Hunsa Olanlara Gelince :                                                  

 

Hunsa, hem erkeklik, hem dişilik organı bulunan kimselere de­nir. Hunsa köle olursa, avreti cariyenin avreti gibidir. Hür olursa, hür kadınlar gibi örtünmesini ve belirtilen yerlerin dışındaki yerle­rini açmamasını emrederiz. Ancak bu durumdaki kimse sadece gö­bekle diz kapağı arasını örter de öylece namaz kılarsa, fukahadan bir kısmına göre iade etmesi, bir kısmına göre ise iade etmemesi ge­rekir.[15]

Ergenlik çağma yaklaşmış, fakat henüz ergen olmamış kız çocu­ğu çıplak bir vaziyette ya da abdestsiz olarak namaz kılacak olur­sa, iade etmesi emredilir. Ama başörtüsüz kılacak olursa namazı is-tihsanen tamamdır.[16]

 

Avret Yerini Namazda Örtmek :

 

Avret yerini namazda bankası görmesin diye örtmek, farzdır-Dunda icmâ' vardır. Kendisi görmesin diye örtmesi farz değildir.

Bunu biraz daha açıkliyacak olursak :

îç çamaşırı olmadığı halde sadece bir entari giyinerek namaz kılarken yakasından baktığında avrat yerlerin: görürse, namazı bo­zulmaz. Fukahanm ileri gelenlerinin hepsi bu hususta görüş birli-ğindedir. Sahih olan da budur. [17]

 

Karanlık Bir Odada Çıplak Namaz Kılmak :

 

Ama karanlık bir odada -temiz elbisesi bulunduğu halde- çıplak bir vaziyette namaz kılarsa, kıldığı bu namaz caiz değildir. Bunda da icma' vaki olmuştur.[18]

Vücut hatları ve az-çok bedenin rengi belli olacak ölçüde ince elbiseyle namaz kılmak caiz değildir. Yukarıda Hz. Âişe'nin, Hz. Es- mâ ile ilgili rivayet ettiği hadiste bu husus yeterince açıklanmıştı.[19]

 

Üzerinde Sadece Bir Entari Bulunan Kimse

 

Üzerinde sadece bir entari olup secdeye vardığında avret yeri görünmüyor, fakat alt kısmında bulunan bir kimse eğilip baktığın­da avret yerini görebiliyorsa, bu durumda olan adamın kıldığı na­maz sahihtir. Çünkü bunda zaruret vardır. Fakirlikıen dolayı iç ça­maşır giyinemiyen nice kimseler bulunmaktadır. Ancak avret yer­lerinden fazla bir kısım görünecek durumda olursa, o takdirde bir zaruret yoksa, örtünmesi gerekir. Avret yerlerindeki azanın dörtte biri az, ondan fazla olanı çok sayılır. Sahih olan ietihad budur.[20]

O halde avret organlarından birinin dörtte birinden az bir kı­sım açılırsa, bu af kapsamına girer. Birkaç organda meydana gelen az açıklıkların toplamı, en küçük organın dörtte biri kadar olursa, namazın cevazına engel sayılır.[21] 

 

Namaz Kılarken Avret Yeri Açılırsa :

 

 Namaz kılarken avret yerlerinden biri açılırsa, vakit kaybetmeden hemen örterse, namazı caizdir. Bunda icmâ1 vardır. Bir rükün yerine getirilecek kadar bir zaman beklerse, namazı bozulur. Bunda da icmâ' vardır. Ancak İmam Muhammed'e göre bu durumda bir rü­kün eda edinceye kadar örtmezse namazı bozulur. Bir rükün eda edilecek kadar bir zaman bekler, fakat bir rükün eda etmezse na­mazı bozulmaz. [22]Birinci görüş ihtiyata uygun görülmüştür.

Bu konuda, tenasül aleti kendi başına bir organ, husyeler de kendi başına bir organ sayılır. Dizden aşağı topuklara kadar olan kı­sım da kendi başına bir organ kabul edilmiştir. Sahih olan da budur. Dizden tenasül aletine kadar olan kısım da kendi başına bir organ­dır. Bu bakımdan namaz kılınırken diz kapaklan açılırsa namaz ca­izdir. Çünkü açılan kısım organın dörtte biri değildir. En sahih olan jfcf görüş te budur.[23]

Kadmm topuğu diz kapağına kadar olan kısımla aynı hükümdedr. Yani kadın namaz kılarken topukları açılırsa, namazı bozulmaz. Çünkü topuk dize kadar olan kısmın dörtte birine tekabül etmemektedir.[24]

Bunun gibi karın ve sırt'dan her biri başlıbaşma birer aza sayıYan kısımlar karına dahildir.   Göğüs ayrı   bir azadır.   Ancak göğsü henüz iyice büyümemiş kızların memeleri bu konuda göğüslerine tabi'dir. Büyüyen memeler ise başlıbaşma bir organ sayılır.[25]

Namaz kılmak için elbise bulamayıp avret yerleri açık bulunan kimse oturarak namaz kılar; ancak rükû' ve secdeleri baş işaretiyle yerine getirir. Bununla beraber ayakta rükû' ve secdeyle birlikte na­mazını kılabilir. Fakat birinci şekil afdaldır. Çünkü avret yerlerinin iyice açılmasını önler. Yanında kimse bulunmasa bile Allah CC.C.) utamlmaya daha lâyıktır.

Bu bakımdan fukaha bu meseleyi işlerken, çıplak kimse ister gece, ister gündüz, ister evinde, ister çölde bulunsun onun için afdal ti   olan oturarak namaz kılmaktr, demiş'.erdir. [26]Sahih olan da bu­dur.

O halde fakir bir kimse elbise almaya güç getiremjyorsa, kendi-sine hediye edilen bir elbiseyi ahpkullanması vâcib olur. Bunun dı­şında kendini örtmek, ya da avret yerlerini örtmek için mubah sa-yılan bir şeyler arar. Bulamadığı takdirde başkasının hakkına el uza-tamaz. Çünkü burada ölüme kapı açan bir zaruret mevcut değildir.[27]

Çıplak adam, namaz kılmak için yanında elbisesi bulunan kimse­den sırf namaz kılmak için emaneten elbise ister, verirse onunla kı­lar. Vermediği takdirde çiplakvazîyette belirttiğimiz şekilde nama­zını kılar.

Namaz kılarken kendisini örtecek kadar elbise bulursa, o tak­dirde namazı olduğu yerde bırakıp elbiseyi giyer. Elbise bulacağını ümit ediyorsa, namazı vaktin sonuna doğru geciktirebilir.[28]

Birkaç çıplak bir arada bulunuyorsa, ya birbirinden uzaklaşıp öylece namaz kılarlar, ya da cemaatle kılmak istiyorlarsa, imam olacak onların ortasında durur, hepside oturup ayaklarını kıbleye uzatır, eîîerinide utan yerlerinin görünmemesi için siper yaparak na­maz kılarlar. Afdal olanda budur.

Örtünmek için bir hasır ya da yaygı bulan kimse, onlarla örtü-nüp öylece namaz kılar. Bunun gibi utan yerlerini ağaç yaprağı ya da ot ve benzeri şeylerle Örtmek mümkün olduğu yerlerde, Önce ör­tünür, sonra namaz kılar.[29] 

Utan yerlerine sürecek kadar temiz çamur bulan kimse, namaz kılmadan önce o çamuru sürünür, sonra namaz kılar. Bunun gibi az da olsa ön ve arkasını örtecek kadar temiz ve helâl ne bulursa, onu örtünmesi vâcib olur. Bu hususta ittifak vardır. Sadece ön ya da ar-kasını örtecek kadar bir şey bulursa, kendisine hangisini örtmek uy­gun geliyorsa orasını örter. Bu konuda fukahanm farklı görüşü var­sa da afdal olanı, şahsın bulunduğu durumu dikkate alarak onun arzusuna bırakılmasıdır.[30]

 

İpek Elbise Giyinip Namaz Kılmak Caiz Midir?

 

Bilindiği gibi ipek elbise erkeklere haram kılınmıştır. Normal zamanlarda onların bu elbiseyle namaz kılmalarında kerahet vardır. Ama başka bir elbise bulamıyan kimse, zarurete binaen ipek el-bisj giyerek namaz kılabilir. Buna cevaz verilmiştir. Fukahanın ço­ğuna göre, bu durumda çıplak namaz kılması uygun olmaz. Kadın­lar için bu söz konusu değildir. Çünkü onların ipek elbise giymesi mubahtır.

Kadın ayakta namaz kılınca avret yerinden bir kısmı açılıyorsa, oturduğu takdirde bu açılma meydana gelmiyorsa, o takdirde otu­rarak namaz kılar.[31]

 

Namaz Kılmak İçin Müstehab Olan Elbise :

 

Erkeklerin şu üç elbiseyle namaz kılması müstehabdır :

1. Omuzdan topuklara kadar uzanan entari,

2. Belden aşağıya uzanan don,

3. Başı örtecek kadar bir sarık...

Bununla beraber erkekler tek bir elbiseyle namaz kılacak olur­larsa -ki bu elbisenin utan yerlerini yeterince örtmüş olması gere­kir- namazları kerahetsiz caiz olur. Belden aşağı bir don ile kılarlar­sa kerahetle caiz olur.[32]

Bu kayıtlardan, baş açık namaz kılmakta bir beis olmadığı anla­şılıyor.

Ne var ki bu meseleyi biraz daha açıklamak gerekir :

Baş Açık Namaz Kılmak Caiz midir?

Fetâvâ-yi Hindiyye'nin yukarıda yaptığı açıklamadan caiz oldu­ğu anlaşılıyor. Bu konuyla ilgili sahih rivayetleri araştırdığımızda İbn Abas (K.A.)'dan yapılan şu rivayeti görmekteyiz :

«Resûlüllah tA.S.) Efendimiz bazen sarığını çıkarıp önünde süt-re olarak kullanırdı.»[33]

Hanefi fukahasma göre, Allah (C.C.) huzurunda daha saygılı bir tavır almak niyetiyle baş açık namaz kılmakta bir beis görülme­miştir.

Ubâde bin Sâmit (R.A.)den yapılan rivayette, adı geçen diyor ki :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz iki omuzu arasında düğümleyip bedenine Örtündüğü bir tek bezle bize namaz kıldırdı.» [34]Bu ri­vayetten, Resülüllah (A.S.) baş açık namaz kıldırdığı istidlal edil­miştir. [35]                                                                                              

 

Kadınlar İçin Müstehab Olan Elbise :

 

Namaz kılmak için kadınlara müstehab olan elbise üçtür :

1. Omuzdan topuğa kadar entari,                                         

2. Göbekten topuklara kadar iç çamaşır,                                

3. Omuzlara kadar sarkan baş örtüsü.

Ancak başını ve bütün bedenini örter şekilde tek bir üstlükle namaz kılması da caizdir. Bu daha çok yeterince giysi bulamıyanlar hakkında câridir.[36]

Başka elbise bulamadıkları için büyükçe bir üstlüğün ayrı ayrı taraflarına bürünerek örtünen iki kişinin bu vaziyette namaz kıl­malarına cevaz verilmiştir. Bunun gibi üstlüğün bir ucunu uyuyan adamın üzerine örter de geriye kalan kısmına sarılarak namaz kı­larsa, kâfi gelir.

Kadının örtündüğü üstlük onun bütün bedenini ve bir de başı­nın ancak dörtte birini kapladığı için başını örtmeyi terkederse, caiz değildir. Ama başının dörtte birinden az kısmını kaplıyacak ka­darsa, o takdirde başını örtmeyi terketmesinde bir zarar yoktur. Ama örtünmesi -az da olsa- afdaldır.[37]

Çıplak bir adam en küçük avret azasının dörtte birini örtecek kadar bir örtü bulur da bunu örtnıeyip terkederse, namazı bozulur. Daha az bir kısmı örtecek kadarın terkinde bir zarar yoktur.

Çıplak kimse avretinin görünmesini engelliyecek kadar bulanık bir suda namaz kılarsa caizdir. Berrak suda caiz değildir.[38]

 

Dörtte Biri Temiz Olan Bir Elbiseyle Namaz Kılmak :

 

Dörtte biri temiz olan bir elbiseyle namaz kılmak caizdir. Çünkü u, çıplak bir vaziyette kılmaya tercih edilmiştir. Ama ya elbisenin amamı, ya da dörtte birinden az bir kısmının dışındaki bölümü ne-is olursa, o takdirde adam muhayyerdir : Dilerse çıplak vaziyette ıturarak -rükû ve secdeleri baş işaretiyle yerine getirir namaz kılar; lilerse o elbiseyle normal biçimde namazım eda eder. Ne var ki, bu ekilde, yani çıplak kümaktansa necis elbiseyle kılması afdaldır.[39]

Dibağet edilmedik ölü hayvan derisinden başka örtünecek bir jey bulamıyan kimsenin bununla örtünüp namaz kılması caiz değil­dir. Bu durumda çıplak kalması gerekir.[40]

a) Her birinde dirhem miktarından fazla necaset bulunan   iki lbiseden dilediğini -eğer üzerindeki necaset dörtte birini kapsamı­yorsa- giyinip namaz kılabilir. Çünkü dörte birine ulaşmadığı tak­dirde ikisi arasında fark yoktur. Ama daha az necaset bulunanı ter­cih etmek müstehabdır.[41]

Bunun aksine iki elbiseden birinin sadece dörtte biri, diğerinin bundan daha az kısmı temiz bulunuyorsa, dörtte biri temiz olanla namaz kılınır.

Bir ucunda necaset bulunan ve hemen giderilmesi mümkün ol­mayan elbisenin temiz tarafıyla avret yerlerini örtmek mümkünse öyle yapılarak namaz kılınır. Bunun aksi caiz değildir. Yani bu du­rumda çıplak namaz kılmasına cevaz verilmemiştir. Örtündüğü te­miz tarafın hareketiyle necis tarafın hareket edip etmediğine bakıl­maz. Çünkü zaruret vardır.[42]

b) Bu konudaki genel kaaide şudur :

Namaz kılmak için mevcut iki elbisede bulunan necaset eşit du­rumda ise, herhangi biriyle namaz kılmak caizdir. Birinde az diğe­rinde çok ise, az olanı tercih edilir.[43]

İki elbiseden hangisinin necis olduğunu bilmiyorsa, kanaatma göre temiz olanıyla namaz kılar.

Yine kanaatine dayanarak birinin temiz olduğunu sanıp onunla öğle namazını kıldıktan sonra bu kez kanaatini değiştirir ve ikinci elbiseyle ikindi namazım kılarsa, ikindi namazı yerine gelmemiş sa­yılır.

Beraberinde iki elbise bulunur da onlarda necaset bulunduğu­nun farkında olmadan biriyle öğle namazını, diğeriyle ikindi nama­zını, sonra öğle namazını kıldığı elbiseyle akşam namazını, ikindi namazım kıldığı elbiseyle yatsı namazını kıldıktan sonra onlardan birinde dirhem miktarım aşan bir necasete rastlar ve hangisiyle han­gi vakit namazını kıldığını tesbit edemezse, bu durumda öğle ile ak­şam nama.zları caizdir, ikindi ile yatsı namazları fasiddir (bozulmuş, yerine gelmemiştir).

Üzerinde taşıdığı büyükçe bir üstlük, boyun atkısı ve benzeri bir giysinin yerde kalan kısmı necis bulunuyor ve bu vaziyette na­maz kılmışsa, namazdaki hareketiyle yerde bulunan ucun hareket edip etmediğine bakılır; hareket ediyorsa namaz caiz değildir, etmi­yorsa cevaz verilmiştir.[44]

Necis olduğunu sanarak içinde namaz kıldığı elbisenin namaz­dan sonra necis olmadığını anlayan kimsenin kıldığı namaz caizdir.[45]

Elbisesinde dirhem miktarından az necasete' raslar, vakitte mü­saitse, önce necaseti yıkar, sonra namazını kılar. Necaseti yıkayınca-ya kadar cemaate yetişemiyeceğini, fakat başka bir cemaate yetişe­bileceğini kestiren kimse yine önce necaseti yıkar. Ama cemaati ka­çıracağından veya vaktin çıkmasından endişe ediyorsa, o takdirde sözü edilen necaseti yıkamadan namazını kılar.        

Elbisesinde ağır necasetten dirhem miktarını aşar ölçüde neca­sete raslar, fakat ne zaman dokunduğunu kesinlikle bilmezse, hiçbir namazı iade etmez. Bunda icmâ' vaki olmuştur. En sahih görüş te budur.[46]

 

İmamın Elbisesinde Görülen Necaset :

 

Cemaatle namaz kılınırken imamın elbisesinde dirhem mikta­rından az bir necasetin bulunduğunu gören cemaatin mezhebine göre bu kadar necasetin namaza engel olmadığı, imâmın mezhebine göre engel olduğu anlaşılıyor ve imamın da böyle bir necasetin do­kunduğundan haberi yoksa, cemaatin namazı caiz, imamın ki caiz değildir.

Ama durum bunun aksine ise, (yani imamın mezhebine göre bu kadar necaset namaza engel değil, cemaatin mezhebine göre en­geldir) hüküm de yukarıdakinin aksinedir.[47]

Bedenimizdeki giysilerin muhtelif yerlerinde az nisbette rasla-nan necasetin toplamı bir dirhem miktarını aşarsa, namazın ceva­zına engel olur.

Ama astarlı bir elbiseye dirhem miktarından az dokunan neca­set aynı zamanda astara da nüfuz etmişse, ikisinin toplamı bir dir­hem miktarını aşsa bile namaza engel sayılmaz. İmam Muhammed'e göre engel sayılır. Bu, ihtiyata daha uygundur.[48]

 

Secde Yerinde Necaset Bulunursa :

 

Namaz kılarken secde yerinde necaset bulunur da hemen gide­rilmesi mümkün olmazsa, sadece burnun geldiği yerde bulunuyor, alının geldiği yerde yoksa, kıldığı namaz caizdir. Bunda görüş farkı olmamıştır.

Hem alın, hem burun konulacak yer necis olursa, Ebû Hanife'-ye göre hemen giderilmesi mümkün değilse, sadece burnu ile secde yaparsa kıldığı namaz caiz olur. İsterse alnında bir özür bulunma­sın. İmameyn'e göre, alnında bir özür bulunursa, namazı caiz olur. bulunmazsa caiz olmaz.[49]

Necaset iki ayağın konulduğu yerde bulunur ve giderilmeyerek o vaziyette namaz kılmırsa, kılman namaz caiz olmaz. Sadece bir aya­ğın konulduğu yer necis olursa, farklı görüşlere rağmen namazı sa­hih değildir.

Necaset iki elin, ya da iki dizin konulduğu yerde bulunursa, Za­hir rivayette namazı bozulmuş sayılmaz. Ebû Leys'e göre, bu mese­lede muhtar olan kavi, namazın bozulmuş olmasıdır. El-Uyûn sah.bi de bu görüşün sahih olduğunu kaydetmiştir.[50]

Temiz bir yer üzerinde namaz kılarken üstlüğü ya da üzerinde bulunan benzeri bir giysisi secdeye varırken kurumuş bir necisin bulunduğu yere dokunuyor ya da yanıbaşmdaki necis bir elbiseyle temas ediyorsa, namazı caizdir.'[51]

Namaz kılanın elbisesiyle namaz kıldığı yerde dirhem miktarın­dan az ölçüde necaset bulunur, fakat hepsi bir araya getirildiğinde dirhem miktarını aşarsa, sahih kavle göre namazın cevazına mani' sayılmaz.[52]

Namaz kılan kimse önce temiz bir yer üzerinde durur ve hemen sonra necis bir yere kayarsa, burada en kısa bir rükün miktarı du­racak olursa namazı caiz olmaz. Bu kadar zaman beklemeden tek­rar temiz yere kayarsa, namazı caiz olur.[53]

a) Necis bir yer üzerinde niyet getirip namaza durur, sonra te­miz bir yere kayarsa, namaza başlamış sayılmaz.

Yağmurlu ve çamurlu bir havada hayvan üzerinde -yolculuk halinde iken- namaz kılar ve fakat bineğinin semeri üzerinde dirhem miktarından fazla kan ya da hayvan tersi gibi bir necis bulunursa, namazı caiz değildir. Ancak bu konuda El-Muhit sahibi İmam Ssrah-si, kılman namazın sahih kavle göre caiz olduğunu kaydetmiştir.

Üzerinde namaz kıldığı yaygı (seccade) nin bir ucunda necaset bulunur, ama namaz kıldığı kısımda bulunmazsa, sahih olan kavle göre kıldığı namaz caizdir. Yaygı ister büyük- olsun, ister küçük ol­sun farketmez.[54]

Üzerinde namaz kıldığı seccade ya da yaygıya namaza engel ola­cak kadar necaset dokunduğunu biliyor, fckat yerini belirliyemiyor-sa, temiz olduğuna kanaat getirdiği kısmın üzerinde namaz kılabi­lir. Buna cevaz verilmiştir.[55]

b) Namaz kıldığı seccadenin astarında namaza engel olacak kadar necaset bulunur ve hemen   giderilmesi   mümkün   olmazsa, İmam MuhammecTe göre, -astar dikili vaziyette bile olsa- kılman na­maz caizdir. îmam Ebû Yusuf'a göre, astar dikili bitişik vaziyette ise caiz değildir. [56]Ebü Yusuf'un görüşü, ihtiyata daha uygundur.

c) Necis bulunan ayakkabı ile namaz kılmak caiz midir?

Üzerinde, yanında veya altında dirhem miktarından fazla neca­set bulaşmış olan bir ayakkabıyla namaz kılmak caiz değildir. Bu­nun gibi, ayaklarında çorap ya da ayakkabı bulunduğu halde necis olan bir yer üzerinde durup namaz kılmak caiz değildir. Ama ayak-kaplarını çıkarıp onların üzerine ayaklarını koyarak namaz kılar­sa caiz olur.

Bu husus daha çok cenaze namazlarında meydana gelir.

O halde cenaze namazı kılarken ayakkaplara dikkat edilir : Dir­hem miktarından fazla bulaşmış bir necaset varsa veya üzerinde durduğu yer necis bulunuyorsa, o takdirde ayakkapları çıkarıp üze­rine basarak namaz kılmak gerekir. Böyle bir şey tesbit edilmemiş-se, ayakkabıyla namaz kılmak caiz olur.

Bu konuyu cenaze namazı bahsinde açıklıyacağız.

d) Kalınca bir mermer ya da sal taş veya   kalınca bir   yaygı üzerinde  namaz kılan kimse, bunun alt kısmının necis olduğunu bil­se bile yine namazı caizdir. Bu, İmam Muhammed'e göredir.   Fetva da buna. göre verilmiştir. Çünkü terciha daha lâyıktır.[57]

Kalınca keçe hakkındaki hüküm de böyledir. Kalın tahtayı ve benzeri eşyayı buna kıyas yapmak mümkündür.

Necaset dokunmuş bir toprak üzerinde namaz kılmak gerekti­ğinde, su ile onu yıkamak mümkün değilse, herhangi bir âletle ka­zınarak necis olan kısım atılır, sonra açılan alandan necis kokusu gelip gelmediğine bakılır : Koku hâlâ devam ediyorsa, necasetin toprağın derinliklerine kadar indiğini gösterdiğinden namaz kılın­maz. Temiz bir yer aranır.[58]

Üzerinde necaset bulunan bir yaygı toprak ile örtülerek necaset görülmüyecek duruma getirilse bile yine de o vaziyette üzerinde na­maz kılmak caiz olmaz. [59]Bunun gibi necis bir toprak üzerine üstlüğünün bir ucunu yayarak secde etmesi caiz değildir. Sahih olan görüş budur.

e) Cebinde bozuk ya da içinde ölmüş civciv bulunan bir yu­murta ile namaz kılması caizdir. Ama içinde idrar, ya da başka bir necis bulunan ağzı kapalı bir şişe olursa, o takdirde namaz caiz ol­maz. Çünkü idrar ve benzeri bir necisin asıl yeri şişe değildir. Ama bozuk yumurta, ya da içinde ölmüş civciv bulunan yumurta o şeyin asıl yeri ve kaynağıdır.[60]

Savaşta sırtında şehid taşırken o vaziyette namaz kılması gere­ken bir kimsenin o vaziyette kılması caiz midir? Şehide ait elbise kana bulanmış bile olsa caizdir. Çünkü şehid üzerindeki kanlı elbi­sesiyle birlikte temiz sayılmıştır. Ama na'şı değil, sadece onun kanlı elbisesini omuzunda bulundurarak namaz kılarsa o zaman caiz ol­maz.

Cebinde diri bir kuş ya da civciv taşıdığı halde namaz kılar ve sonra o kuş yavrusunun öldüğünü görürse, namazda iken öldüğü kanaatına varırsa, kıldığı namazı iade eder. Ne zaman öldüğünde bir kanaat yürütmez de şüphede kalırsa, iade etmesi gerekmez.[61]

f) Boynunda köpek ve kurt gibi bir hayvanın kemiği asılı bu­lunduğu halde kılman namaz caizdir. [62]

 

DOKUZ YERDE NAMAZ KILMAK MEKRUHTUR :

 

1. Yol ortasında,

Çünkü gelip geçenlere engel olur ve herkesin o yoldan geçme-hakkı zedelenir.

2. Develerin çöküp yattığı yerde,

3. Çöplüklerde,

4. Hayvan boğazlanan yerde, (mezbahada)

5. Hela yapılan yerde,

6. Yıkanılan yerde (gusulhanede),

7. Hamamda,

8. Kabristanda,

9. Kâbenin damında.

Ot, hasır, yaygı, kamıştan ma'mûl bir eşya üzerinde namaz kıl­makta bir sakınca yoktur.[63]

Namaz kılman yerin üst kısmında necis bir bez asılı bulunur da namaz kılan kimse ayağa kalktığında o bezle baş veya omuzları te­mas halinde olur ve bu bir rükün yerine getirilecek kadar bir zaman sürerse, namaz bozulmuş olur.

Namaz kılarken omuzlarına necis bir üstlük ya da benzeri bir ey konulur ve bu bir rükün miktarı durursa, namazı bozulmuş olur.

Başkasının elbisesinde dirhem miktarından fazla bir necasete ;özü dokunur, fakat haber verdiği takdirde adamın buna aldırış et-(niyeceğini tahmin ederse, haber vermemesi uygun olur. Aksini tah­min ediyorsa, haber vermesi gerekir. Çünkü bunda iyilikle emret­mek, kötülükten men'etmek konusunun geçerliliğini düşünmek ve ona göre uygulamak vardır. [64]Bu nedenle İmam Serahsî mutla­ka söylemenin vâcib olduğunu belirtmiştir. [65]

 

KIBLEYE YÖNELMEK :

 

Namaz farz olsun, nafile olsun bütün çeşitleriyle ancak kıbleye yönelilerek kılımrsa caiz olur. Cenaze namazı ve Tilâvet Secdesi de böyledir. Bunda ittifak vardır.    Kıble, Mekke'de oturanlar için Kâ'be'nin kendisidir. Mekke dışında olanların ise kıblesi Ka'be cihe­tidir.

Mescid-i Haram'a yönelerek namaz kılmak hem Kitab, hem Sün­net, hem icmâ' ile sabit olmuştur.

Kur'ân-ı Kerîm de :

«Artık yüzünü Mescid-i Haram    semtine çevir;   bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin.»[66]

Buyurulmuştur.

a) Hadîs-i Şerif :

Zeyd oğlu Üsâme (R.A.) diyor ki :

Resûlüllah (A.S.) Beytullah'm içine girince her tarafını dolaşa­rak dua etti, namaz kılmadı. Dışarı çıkınca bu kez iki rek'at namaz Kabe'ye yönelerek kıldı ve :

«îşte bu kıbledir.» Buyurdu.[67]

Mekke'nin içinde oturanların kıblesi, Kabe'nin kendisidir, de­miştik. Bunu biraz daha açıklıyalım -.

Mekke'de oturanlar Kabe'ye yöneldiklerinde mutlaka onu gör­meleri gerekmez; aralarında duvar, ev ve benzeri engeller buluna­bilir. Ne var ki namazda yöneldiklerinde aradaki duvar ya da' engel kalktığında yüzlerinin en az Kabe semtine rasgelmesi gerekir.[68]

b) Mekke dışında oturanların kıblesi, fukahaya göre Kabe ci­hetidir. Sahih olan da budur. Ancak Kabe ciheti ne ile bilinebilir :

a) Kasaba ve şehirlerde camilerdeki mihraplar ve minarelerin şerefeye açılan kapısıdır.

b) Camilerden uzak bir semtte ise yerli halktan sormak gere­kir.

c) Yanında pusula taşıyor ve manyetik sapmaları da   hesaba katmasını biliyorsa, onunla kıbleyi ta'yiiı eder.[69]

 

Deniz Ya Da Çölde Bulunanlara Gelince :

 

a) Yanlarında pusula varsa onunla tesbit ederler.

b) Pusula yoksa güneşli bir havada bulunuyorlarsa, bulunduk­ları yerin kuzey, ya da güney yarımkürenin nerede olduğunu hesap-lıyarak güneşe göre kıbleyi ta'yin ederler. Geceleyin ise yıldızlarla tesbite çalışırlar.

c) Bunlardan hiçbiri mümkün olmadığında ictihad edip kana­atlerine göre bir tesbit yaparak namaz kılarlar.

Cabir bin Abdullah (R.A.) diyor ki :

Resûlülah (A.S.) Efendimiz, içinde benim de bulunduğum bir heyeti bir tarafa gönderdi. Gqcq çok karanlık   olduğundan kıbleyi ta'yin edemedik. Herkes kendi ictihad ve kanaatine göre yönelerek namazını kıldı, ve yöneldiği cihete bir çizgi çekti. Sabah olunca ayrı ayrı yönlere yönelip namaz kıldığımızı gördük. Dönüşümüzde duru­mu Resûlüllah'a bildirdiğimizde bir şey söylemedi. Fakat çok geçme­di ki şu âyet indi :

«Doğu da Allah'ındır, Batı da... Nereye dönerseniz Allah'ın vec-hi oradadır.» [70]

Kıble Tesbitinde Muteber Olan, Beytullah'm bulunduğu yere yö­nelmektir, binanın kendisine değil. O halde rakım itibariyle Kabe'­den çok yüksek ya da çok alçak bir yerdeki binanın kendisine yüz çevirmek mümkün değildir. Ama Beytullah'ın bulunduğu yere yö­nelmek kâfidir. Çünkü Kabe, yerden aynı doğrultuda yedi kat gök­lere kadar kıble olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan Kabe'nin da­mında namaz kılmaya cevaz verenler çoğunluktadır. Şöyleki Kabe'­nin üstüne çıkan kimse nereye yönelirse yönelsin, kıbleye yüz çevir­miş sayılır.

Günümüzde 10-15 kilometre yüksekte uçan uçaklarda namaz kılmak gerektiğinde, elbetteki Kabe'nin binasına yönelmek müm­kün değil, ama Kabe'nin sözünü ettiğimiz yukarıya, yani göğe yük­selen doğrultusuna yönelmek yeterlidir. Gerçi müctehid imamlar bu yolda ictihadda bulunurken henüz uçak ve benzeri vasıtalar icad edilmemiştir. Ama onlar rakım itibariyle çok yüksek ya da çok al­çak yerleri düşünerek bu yolda tatmin edici bir ictihadda buluna­rak kolaylık getirmişlerdir.

ç) Kıbleye Yönelemiyecek Kadar Hasta Ne Yapar?

Kıbleye yönelemiyecek kadar hasta ya da âciz olan kimse, ken­disini yöneltecek kimse bulamazsa, bulunduğu şekilde niyet edip na­mazını kılar. Yüzünün yöneldiği cihet doğu ya da batı bile olsa yine caizdir. Çünkü namazdan maksat Kabe değildir. Kabe Allah'a ibâdette birliği sağlamak, ibâdete bir resmiyet kazandırmak ve ge­lişigüzel durup namaz 'kılmayı önlemek içindir. Tabii bunun daha birçok esrar ve hikmetleri de vardır.

Vakit bahsinde de dokunduğumuz gibi, bir şartın düşmesiyle di­ğer şartlar düşmez.

Nasıl ayakları kesik bir adam hakkında Abdestin sadece üç far-z uygulanıyor ve bununla'namaz kılmak caiz oluyorsa, Kıbleye yö­nelme imkânı olmadığında da durum buna benzer. Yani şartlardan tliri -imkânsızlık devam ettikçe- kalkmış sayılır.

Bunun gibi ağır yaralı, ya da fazla rahatsız bulunan kimseyi kıbleye çevirecek adam bulunuyor, fakat çevrildiği takdirde ağrı ve sızının artacağı biliniyorsa, yine de bulunduğu şekilde yüzü hangi cihete gelirse gelsin, namazını kılar. Sahih olan dal budur.

Düşman ya da bir canavar korkusundan kıbleye yönelme imkâ­nı olmayan kimse hangi yöne dönebiliyorsa öylece inamazını kılar. Hırsızdan da korkulduğunda aynı hüküm câridir.

Denizde küçük bir kayık üzerinde, denge bozulup boğulma teh­likesi olduğu zaman herhangi bir yöne doğru namaz kıhnabilir.

d) Hayvan sırtında namaz kılan kimse ;

Bir özründen dolayı yere inip namaz kılamıyan kimse binmiş'ol­duğu hayvan üzerinde kıbleye yönelerek namaz kılması şart değil­dir. Mümkün olduğu şekilde hangi cihet oh rsa 'olsun niyet edip na­mazını kılar. Nafile namazların hayvan üzerinde kılınması için bir özrün bulunması şart değildir.[71]

e) Gemide namaz kılarken :

Gemide namaz kılan kimse -ister farz, ister sünnet, ister Wâcib olsun- bütün namazlarda kıbleye yönelerek kılması gerekir. Rasgele bir'cihete yönelip kılması caiz değildir. Bu bakımdan namaz kılar­ken gemi yöndeğiştirecek olursa, o da namazını bozmadan kıbleye döner ve namazını böylece tamamlar.[72]

Gemide kıblede şüpheye düşer, soracak kimse bulamazsa, icti­had ederek kıbleyi bulur, öylece namaz kılar.[73]

Âmir bin Rabia diyor ki :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimizi devesi üzerinde yol alırken namaz kılıyor, deve ne yöne doğru gidiyorsa o da oraya doğru yöneliyordu.»[74]

Buharı bu hadisin sonuna şu cümleyi de1 rivayet yoluyla   tesbit ip koymuştur : «Rükû ve secdeleri baş işaretiyle yerine getiriyor-

Bunun sebebi açıktır

îslam güç getirilmiyecek teklif getirmemiştir. Gemide kıbleye yönelmek mümkündür, ama küçük bir kayıkta veya bir deve ve at üzerinde bu mümkün değildir. Mümkün olsa bile çok sıkıntılı olur.

Bu bakımdan Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ümmetine bu konuda şöyle buyurmuştur :

Size bir şey ile emrettiğim zaman, onu gücünüzün yettiği nis-îtte yerine getirin.»[75]

Kıbleyi belirlemekte soracak kimse bulamadığında ictihad edip uhnaya çalışır. Namaz kıldıktan sonra başka cihete yöneldiğini an-.rsa, artık namazı iade'etmez. Ama namazda iken bunu farkeder-i, namazı bozmadan yön değiştirir.

Yanında bulunduğu bölge halkından ve aynı zamanda kıbleyi ilenlerden bir kimse bulunduğu halde, sornıayıp kendi içtihadına öre namaz kılar, sonra kıbleye yönelmediğini ı anlar veya kendisine u hususta bilgi verilirse, namazı iade etmesi gerekir. Bu bakımdan öyle hallerde kıbleyi sormadan namaza durulmamahdır.[76]

g) Çölde Namaz Kılarken :

Çöldef namaz kılarken kıbleyi belirlemekte güçlük çıkar, fakat rada iki kişi hazır bulunur, onlar da ora yerlisi olurlarsa o takdirde mlarm göstereceği yöne doğru namaz kılar.

Şayet o iki kişi de onun gibi yolcu bulunuyorsa, onlardan sorma­lına gerek Voktur, kendi kanaatine göre kıble cihetini tahmin ederek namaz kılar.

Boş arazide kıbleyi belirlemekte şüpheye- düşmeden namazım olar, sonra şüpheye düşerse, yanlış cihete yöneldiğini kesin olarak bilinceye kadar kıldığı namaz caizdir. Şüpheye artık amel edilmez. Mamazda iken hatâ ettiğini anlarsa, fukahadan bir kısmına göre, ye­niden namaz kılar. Yine namazda iken kıbleyi belirlemekte1 isabet ettiğini anlarsa, sahih olan kavle göre, namazını tamamlar, yeniden kılmaz 

Kıble konusunda şüpheli olur, fakat araştırmadan rasgele bir cihete1 yönelerek namaz kılar ve namazda iken ya isabet, ya da hatâ ettiğini anlarsa, o namazı bozup yeniden kılması gerekir. Namazı bitirdikten sonra hata yaptığını anlarsa, yine iade etmesi vâcibdir. Namazdan sonra kıbleye isabet ettiği belirlenirse, artık namazı iade etmesine gerek kalmaz. 

h) Kıbleyi ta'yin etmekte zorluk çekerse :

Kıbleyi bulmakta zorluk çeker ve ictihad ederek araştırmada bu­lunur, fakat bir kanaata varamazsa, bu hususta üç görüş vardır : Dört cihete yönelerek namazını tamamlar. Namazı geciktirir. İsterse kılar, isterse geciktirir. Ama en doğru olan, namazı geciktirmeyip kılmasıdır.

Geceleyin çölde yıldızlarla yön ta'yin edebiliyorsa, ictihad edip bir kanaat yürütmesine gerek yoktur, yıldızlara göre kıbleyi beline-yip namazını kılar. Tıpkı şehirde mihrabı görüp o cihete namaz kıl­ması gibi. 

i) Mihrabı olmayan bir mescide giren kimse :

Mihrabı olmayan bir mescide girer, kıblenin ne yanda olduğunu tesbit edemediği için kendine göre bir kanaat yürüterek namaz kı­lar, sonra hata yaptığını  anlarsa, o namazı iade etmesi gerekir.

Çünkü kıblenin hangi cihette olduğunu ehlinden sormaya gücü vardır. Ama namazdan sonra isabet ettiği belli olursa, artık iadeye gerek yoktur. 

lardan sorduğunda onlar cevap vermezlerse, kendine göre bir ka­naat yürüterek namazını kıldıktan sonra kıbleye hatâ ettiği anlaşı-Mescide girip kıbleyi belirlemekte zorluk çeker, çevredeki insan-Ursa, artık iade etmesine gerek kalmaz. Çünkü namaza durmadan önce çevredeki insanlara sormuş, cevap alamamıştı.

j) Geceleyin karanlık bîr camide namaz kılan kimse :

Geceleyin karanlık bir cami'de namaz kılarken,    kendine göre kanaat yürüterek kıbleye yönelir ve sonra başka cihete yöneldi-anlaşılırsa , kıldığı namaz tamamdır, iadesi gerekmez. Çünkü gece karanlıkta kıbleyi öğrenmek için başkasının kapısı çalınmaz.

Bu durumdaki adam bir rek'atini kendi yürüttüğü kanaatine gö-kıldıktan sonra görüş ve kanaati değişir,-bu kez namazı bozma-,n başka bir cihete döner, bir rek'at kıldıktan sonra yine ilk yönel­di cihetin doğru olduğu kanaatine vararak tekrar o yöne döner ve lece namazını tamamlarsa, ne lâzım gelir? Fukahanm ileri gelen-ri bu meselede farklı görüşe sahiptirler : Kimine göre, ilk yöneldi-tarafa doğru yönelir ve namazını tamamlar. Kimine göre nama-, yeniden başlar.[77]

Çölde bir adam kendi kanaatine göre kıbleyi tahmin edip nama-l başladıktan sonra bir başka adam hiç bir araştırma yapmadan, maat yürütmeden ona uyarsa, imam olan adam eğer kıbleye isâ-3t etmişse, ikisinin de namazı caizdir. Hatâ ettiği anlaşılırsa, ima­lın namazı tamamdır, ona uyan kimsenin iade etmesi gerekir.[78]

k) Mekke'de tutuklu bulunan kimse :

Mekke'de tutuklu bulunan kimse, kıbleyi bilmiyor, soracak bir mse de bulamıyor ve bu nedenle kendisi kanaat yürüterek namaz lıyor, sonra hatâ ettiğini anlıyorsa, İmam Muhammed'e göre, iade tmesi gerekmez. Kıyasa en uygun olanı da budur.

Medine'de tutuklu olanın da durumu böyle olursa hüküm aynı-ır.

Kıbleyi belirlemekte şüpheden kurtulamıyor ve böylece her rekatte bir cihete dönerek namazını tamamlıyor; dört rek'atte dört yönelmiş oluyorsa İmam Muhammed'e göre caizdir.[79]

A'ma bir kimse bir rek'at namaz kıldıktan sonra biri gelir de »nu kıbleye çevirir ve öylece ona uyarsa, caiz olur mu? Eğer A'ma ıamaza başlamadan kıbleyi sorup öğrenecek kimse bulduğu halde sormadan namaza durmuşsa, her ikisinin de namazı bozulmuştur, meniden kılmaları gerekir. Soracak kimse bulamamış ve öylece namaza durmuşsa, imam olan a'manın namazı caiz, ona uyanın nama­zı fâsiddir.[80]

m) Kıbleyi belirliyemiyen cemaat :

Karanlık bir gecede ya bir evde, ya da çölde kıbleyi belirliyemi^ yen bir cemaat, yanlarında âdil (güvenilir) bir kimse varsa ona so-i rarlar veya kıbleyi ta'yin edecek pusula ya da benzeri bir imkân buT lunursa, onunla yetinerek namaz kılarlar. Bunlardan hiçbiri bulun} maz ve herkes kendine göre bir kanaat yürüterek kendi başına nal-maz kılarsa, ister kıbleye yönelmekte isabet etmiş olsunlar, ister ol­masınlar, hepsinin de namazı caizdir. Cemaatle kılmışlarsa, imamın Önüne geçen ve namazda imama muhalefet ettiğini bilen kimse hâ­riç diğerlerinin namazı yine caizdir.

Tilâvet secdesi için de kıbleyi belirlemek konusunda kesin bir alâmet ve bilgi yoksa, kanaat yürütmek caizdir.[81]

n) Kabe'nin içinde cemaatle namaz kılarlarsa :

Kabe'nin içinde cemaatle namaz kılarlarken imâmın çevresinde yer alırlarsa, arkası imamın arkasına ya da yüzü imamın arkasına rastlayanların namazı caizdir, İmam ile yüzyüze gelmeleri halinde kerahetle caizdir. Ancak arkası imamın yüzüne doğru gelen cemaa­tin namazı caiz değildir.[82]

îmam, Kabe'nin içinde durur, cemaat te Kâ'benin etrafında hal­ka olup namaz kılacak olurlarsa, Kâ'benin kapısı açık bulunması ge­rekir. Aksi halde caiz olmaz.

Kadın, Mescidi Harâm'da imamın hizasında durur ve ayni cihe­te yönelerek imama uyar, imam da imamete niyet getirirse, imamın namazı fâsid olur. Ama kadın ona uymaz veya başka bir cihete yö­nelirse, imamın namazı bozulmaz.

Tam Kâ'be binasının içinde her rek'ati bir duvara yönelerek dört rek'at namazı böylece dönmek suretiyle kılan kimsenin namazı caiz değildir. Çünkü ilk yöneldiği cihetin kıble olup olmadığında bir te­reddüt ya da şüphesi yoktur .Kabe'nin içinde nereye yönelirse kıble orasıdır.[83]

 

NİYET :

 

A) Niyet

 

Namaza girmeyi irâde etmektir. Hangi namazı kıla­cağını kalben bilmesi şarttır. Bunun en basit ölçüsü şudur : O anda kendisine,  «Hangi namazı kılmak İstiyorsun?» diye sorulduğunda hiç düşünmeden ve duraklamadan, «falan namazı...» kılıyorum, diyebilmesidir. Bu konuda biraz durakhyacak olursa, yeniden niyet getirmesi gerekir. Aksi halde kılacağı namaz caiz olmaz. [84]

 

B) Niyetin Önemi :

 

Niyet, bir şeye kalb ile azmetmektir. Bunu dil ile söylemek şart değildir. Müctehid imamların bu hususta ittifakı vardır. Niyet, ibâ­deti âdetten ayırmak içindir. İslâm Dini ibâdete resmiyet vermiş, onun gelişigüzel yapılmasını önlemiştir. Nitekim Hadîs-i Şerifte : «Ameller ancak niyetlere göredir..» buyurulmuştur. Yani ya ibâdetin sıhhati, ya da kemal ölçüsü niyete göredir. Bunu biraz daha açıklıya-cak olursak, şöyle diyebiliriz : Ameller niyetlere göre değer alır. Gör­sünler diye kalbinden geçirerek yapılan ibâdet, Allah (C.C.) için de­ğil .insanlar için edâ edilmiştir. Bunun hiçbir sevabı olmamakla be­raber günahı vardır.

c) O halde niyetin yeri, kalb'dir. Dil ile de söylenmesi iyidir. Söy­lenmediği takdirde bir şey gerekmez.[85]

Fazla evham ve vesveseden dolayı bir türlü kalben niyet edemi-yen kimsenin dil ile getirmesi kâfidir. Bu durum ise, pek az insanlar­da meydana gelebilir.

d) Nafile, Sünnet ve Teravih namazları için mutlaka niyet ge­tirmek, yani nafile, ya da sünnet namaz kılıyorum diye kayıtlamak yeterlidir. Sahih olan da budur. [86]Fukahanm ileri gelenlerinin hemen hepsinin görüşü bu doğrultudadır. Ne var ki Teravih nama­zında ihtiyaten terâviha kaydını belirterek niyet etmesi ihtiyata da­ha uygundur.[87]

Sünnet namazlarda da ihtiyat, Peygamberin Sünnetine uyuldu-ğunu kalbinden geçirerek kılınmasıdır. Terkinde bir beis yoktur.[88]

 

E) Farz Ve Vâcib Namazlar Niyete Muhtaçtır :

 

Nafile ve sünnet namazlarda «nafile» ya da «sünnet» kaydım koymaksızm mutlak anlamda niyet getirmek kâfiydi. Farz ve vâcib olan namazlarda ise mutlak niyet yeterli değildir. Bunda icma' var­dır. O halde bu iki namazda, hangi vaktin farzı olduğunu ta'yin şart­tır. Meselâ : Bugünün öğle namazını veya ikindi namazını kılmaya niyet ettim, demekle ta'yin yapılmış olur. «Vaktin farzını kılmaya niyet ettim» demek te bu cümledendir. Ancak cuma namazı için «vaktin farzını kılmaya niyet ettim» demesi kâfi değildir. Cuma'nın farzına niyet ettim, demesi gerekir.

O halde vakit içinde kılman vakit namazına «vaktin farzı» di­yerek niyet etmek yeterlidir. "Vaktin dışında, kazaya kalmış namazı kılıyorsa, hangi vaktin kazası olduğunu belirlemesi lâzımdır.

Cenaze namazımda ise, Allah için namaza ölü için duaya niyet etmek kâfidir.

Bayram namazında, «Bayram namazına» diye niyet edilir. Vitir namazına da «Vitir namazı» diye niyet getirmek yeterlidir. [89]«Vâcib olan Vitir namazına» demeye gerek yoktur. Çünkü bu na­mazın vâcib olup olmadığı ihtilâf konusudur.

Adanılan namaz ile Tavaf namazı için de adak ve tavaf namazı olduğunu belirlemek vâcibdir.[90]

 

F) Kabe'ye Yöneldim Demek :

 

Namaza niyet getirirken «Kabe'ye yöneldim» demek şart değil­dir. Bunun gibi, «durdum divana» demek te yoktur. Yukarıda belirti­len anlam ve ölçüde sade bir niyet getirmek, Sünnete en uygun ola­nıdır. Bu konuda şüpheye düşmek, bir takım vesveselere kapılmak mekruhtur.

Kaza namazlarında ise, hangi namazın kaza edileceğini belirle­mek vâcibdir. Çünkü şahsın üzerinde birçok kaza namazları bulu­nabilir. Hattâ şu günün öğle namazını, şu günün ikindi namazını de­mesi daha uygun olur. [91]En sahih görüş te budur.

Ama bu konuda günleri belirlemekte bir zorluk varsa, «üzerim­de kazaya kalan ilk öğle namazı» veya ilk sabah namazı» demek te caizdir. [92]Şu pazar gününe ait, ya da şu perşembe gününe ait kaza namazı demeye gerek yoktur. En kolay şekli, üzerimde kazaya kalan ilk şu namaz, demektir.[93]

 

G) Vakit Namazı Kılmaya Niyet Ederken :

 

Vakit namazı kılmaya niyet ederken, dil kayması sonucu «Öğle namazına» diyeceği yerde «ikindi namazına» derse, kıldığı namaz öğle namazı yerine geçer ve sahihtir.[94]

Farz namaza iftitah tekbiri getirirken, o namazın nafile olduğu­nu sanarak tekbir alıp namaza durur ve böylece namazı tamamlar­sa, o namaz yine de farz yerine geçer. Bunun aksine bir zan içinde tekbir getirip kılarsa, o namaz da nafile yerine geçer. Çünkü kılmak istediği vakit namazıdır, başka bir namaz onun yerine geçmez. Na­file namaz kılmak istiyor, ama farz zannederek başlayıp bitiriyorsa, bu yine nafile olarak kılınmış sayılır.[95]

Önce farz namaza niyet edip başladıktan sonra, bu kez ikinci bir defa nafileye niyet getirip tekbiri yenilerse, artık nafileye başla­mış olur. Bunun gibi nafileye niyet edip tekbir getirdikten sonra bu kez farza niyet edip tekbiri yenilerse, farza başlamış olur. Çünkü her iki şekilde de yeniden başlama vardır.[96]

Yalnız başına namaz kılan kimsenin daha çok iki şeye ihtiyacı vardır : «Allah için» demek ve «şu namazı» diye belirlemek. îmama uyuyorsa, bir de «uydum hazır olan imama» elemesi gerekir.

îmamlık yapan kimse, münferid gibi niyet getirip ve arkasında kadın cemaat yoksa, «Bana uyanlara imam oldum» demesine gerek yoktur. Hattâ, falan adam bana uymamak üzere diğerlerine imam oldum, şeklinde niyet getirir ve o falan adam da gelip ona uyar­sa, uyaıun namazı caiz sayılır.[97]

İmama uvan kimsenin «Kıldığı namazda imama uydum» veya «İmamın namazına başlamaya niyet ettim» demesi de yeterlidir. Hat­tâ «sadoce imama uydum» demek te en sahih kavle göre caizdir.[98]

 

H) Îmama Ne Zaman Uymak Daha İyi Olur?

 

îmam niyet getirip Alîahu Ekber dedikten sonra niyet getirip uymak afdaîdır. Bununla beraber imam imâmetlik makamında dur­duğunda henüz tekbir getirmeden ona uymaya niyet getirmek ts ca­izdir îlim adamlarının çoğu bu konuda müttefiktir. Fetva da buna göre verilmiştir.[99]

Bunun gibi, «İmamın başladığı namaza niyet ettim» der ve fakat imam da henüz başlamamışsa, kendisi de bu durumu biliyorsa, yine de imamın başlayacağı namaza başlamış sayılır.[100] Ama o imam başlamadan ayrılır da başka biri onun yerine geçip imamlık yapa­cak olursa, «birinci imamın başladığı namaza» diye niyet edenin ni­yetini yenilemesi gerekir. Aksi halde namazı caiz olmaz.

i) İmamın başladığım sanarak «imamın başladığı namaza» di­ye niyet eder, halbuki imâm henüz başlamış bulunmuyorsa, caiz ol­maz. [101]Bununla yukarıdaki mesele arasında az bir fark vardır : Yukarıda, imamın başlamadığını bilerek «imamın başladığı nama­za» diye niye getirirse, denilmişti. Burada ise, başladığını sanarak «imamın başladığı namaza» diye niyet ediyor. Aradaki nüans far­kına dikkat etmek gerekir.

İmamın hangi namazı kıldırdığını bildiği halde «imamın nama­zına* diye niyet edip uyarsa, bu ister cuma namazı, ister herhangi bir vakit namazı olsun, caizdir. Çünkü imamın hangi namaza niyet getirip kıldırdığım biliyor. Bu da niyet sayılır.

Ama sadece «imama uydum» der ve bunu öğle namazı sanarak bir niyet taşır, sonra da kılman namazın cuma namazı olduğu anla­şılırsa, muktedinin kıldığı bu namaz caiz olmaz.

Bu konuda kolaylık düşünen kimsenin kısaca şöyle niyet getir­mesi kâfidir : «İmama kıldığı namazda uydum» veya «İmamın kıl­dığı namaza niyet edip ona uydum.»[102]

Cuma günü kılınmaya başlanan cuma namazına niyet getirir­ken hem cumaya, hem öğle farzına niyet ederse, fukahadan bir kıs­mı bunu caiz görmüş ve getirilen niyetin cuma namazıyla bağlantı yaptığını söylemiştir.

İmamı ismen tanımaya veya niyet getirirken onun kimliğini ha­tırlamaya gerek yoktur -.

O halde imama uyarken onun Ahmet veya Hüseyin olduğunu düşünmez veya Ahmet olduğunu sanarak ona uyar, namazdan son­ra Hüseyin olduğu görülürse, hem uyması, hem namazı sahihtir. Çünkü bu konuda imamın kim olduğunu bilmek şart değildir.[103]

Bunun gibi cemaat imamın şahsını görmez, ama onu Abdullah sanarak «hazır olan imama uydum...» der, sonra onun Abdullah ol­madığı anlaşılırsa, namaz caizdir. Çünkü İmamın şahsını görmek, ya da bilmek lüzumlu değildir.[104]

Belirtilen kaaidenin ışığı altında şu hükümlere yer verilmiştir :

a) Cemaat çok olduğu zaman muktedi (imama uyan)nm niyet getirirken imamı tanıyıp belirlemesine gerek yoktur.

b) Cenaze namazında da cenazenin kim olduğunu ta'yme lü­zum görülmemiştir. [105]

 

3 — NAMAZ KILANLAR ALTI KISMA AYRILIR :

 

a) 1. Farzların, Sünnetlerin anlamını ve hükmünü bilenler,

Bunların vakit namazını kılarken «vakit namazına niyet ettim.»

demeleri kâfidir. Çünkü bunlar hem farzları, hem de farzlara dahil olan vâcib ve sünnetleri bilirler.

2. Farzı farz olarak bilirler, ama farza dahil olan vâcibleri   ve sünnetleri, aynı zamanda taşıdığı hükümleri bilmezler. Bunların da «vaktin farzını kılmaya niyet ettim» demeleri yeterlidir-

3. Farza niyet edenler, ama onun mânasını bilmiyenlerdir. Bun­ların «şu vaktin farz namazına niyet ettim» demeleri yeterli olur.

4. Halkın kıldığı namazların bir takım farzlar ve nafileler ol­duğunu bilenler ve halkın kıldığı gibi namaz kılanlardır. Ne var ki bunlar farzları nafilelerden ayırd edecek bilgiye sahip değillerdir. Bunların sadece «öğle namazına» veya «sabah namazına» niyet et­tim demeleri kâfi değildir. Kıldıkları namazın farz ya da nafile oldu­ğunu bilmesi ve ona göre niyet getirmesi gerekir.

5. Halkın kıldığı namazın hepsinin farz olduğunu itikad eden­lerdir. O halde bunların vakit namazlarını kılarken «vaktin farzını kılmaya niyet  ettim» demeleri yeterlidir.

6. Allah'ın kullarına beş vakit namazı farz kıldığını bilmeyip sadece herkes gibi vakit girince namaz kılanlardır. Bu tarz bir niyet kâfi değildir. Çünkü namazın farz kılındığım bilmesi ve hangi na­mazı kıldığını belirlemesi gerekir.

Farz namazı nafileden ayırd edemiyen ve her kıldığı namazda farz namaz diye niyet getiren kimseye, evvelinde sünnet namaz bu­lunmayan (ikindi, akşam ve yatsı) namazlarda ona uymak sahihtir. Ama evvelinde sünnet namaz bulunan sabah ve öğle namazlarında uymak doğru olmaz.[106]

b) Niyette Afdal Olan Vakit :

Namaz için niyet getirirken en uygun ve fazileti yüksek olan şe­kil, başlamaya eşlik etmesidir. Şöyleki niyetle tekbir birbirini izleye­cek ara yere bir fasıla girmiyecek. [107]Tekbirden önce niyet getir­mesi ise her zaman caizdir. Hattâ, namaza niyet ettikten sonra abdest alıp cami'ye doğru yürür ve yeni bir niyet getirmeden tekbir getirerek namaza başlarsa, bu caizdir.[108]

c) Namazda kalbe giren şüphe ve vesveseler

Gerek namaza başlarken, gerekse namaz içinde mümkün olduğu ölçüde şüphe ve vesveseyi atmak, kalbi Allah (C.C.) ile meşgul du­ruma getirmek, namazın hem ruhuna, hem sayesine uygundur. Özel­likle niyet getirirken yapılan ibâdeti sırf Allah (C.C.) için, yerine ge­tirdiğini düşünmek çok önemlidir. Başlangıçta böyle bir huzurla na­maza girilirse, artık ara yerde hatıra gelen ve gösteriş anlamını ta­şıyan şeylerin fazla önemi yoktur ve bu «riya = gösteriş» sayılmaz. 'Ama niyet ederken çevredeki insanlar görsün düşüncesi yer alıyor­sa, bu tamamen riyaya girer ve hiç bir sevabı, fazileti kalmaz.

Cemaat arasında namaz kılarken çok dikkatli ve güzel kılan, yalnız başına kaldığında o dikkat ve itinayı göstermiyen kimseye sa­dece namazın aslının sevabı vardır, ama ihsan üzere kılınmış bir namaz olmadığı için büyük bir feyiz ve mükâfattan kendini mahrum etmiş olur.

d) Cami'a girdiğinde imamı Ettehiyata oturmuş vaziyette bul­du, ama bunun birinci ya da ikinci oturuş olduğunu bilmediğinden, eğer birinci oturuşsa ona uydum, ikinci oturuşsa uymadım, diye ni­yet ettiyse, caiz olur mu? Fukahamn çoğuna göre, böyle bir niyet caiz değildir. Fetva da buna göredir.

Veya sözü edilen imâma uyarken, eğer birinci oturuşta ise farz namaza, ikinci oturuşta ise nafile namaza niyet edip uydum derse, farz namazda uymuş olmaz.

Yatsı vakti yine imamı Ettehiyatta bulur ve yatsı ile Teravih na­mazından hangisi olduğunu bilmediği için, eğer Yatsı namazı ise imama uydum, Teravih namazı ise uymadım, derse sahih olmaz.

Ama, yatsı da olsa, Teravih te olsa bu namazda imama uydum diye niyet eder ve kılınmakta olan namazın teravih olduğu anlaşılır­sa, bu uyması sahih sayılır.[109]

Bunun gibi imama namaz kıldırırken yetişir, fakat Yatsı veya Terâvih'ten hangi namazı kıldırdığını bilmez de «Eğer yatsı nama­zı ise ona uydum, Teravih ise uymadım» diye niyet ederse, hangi na­maz olursa olsun onun bu tarz bir niyetle imama uyması sahih değil­dir. [110]

 

4 — NAMAZ NASIL KILINIR?

 

Önce Resûlüllah (A.S.) Efendimizin nasıl namaz kıldığını Müslü­man halka tarif edip anlatan büyük sahabi Ebû Mâlik El-Aş'ariy'i (R.A.) dinleyeim; Abdullah bin Ganem naklediyor :

Bir gün Ebû Mâlik El-Aş'ariy (R.A.), Aş'ariy kabilesine şöyle seslendi : Ey Aş'arî kabilesi! Toplanınız, kadınlarınızı ve çocukları­nızı da toplayın, tâki size .Resûlüllah (A.S.) Efendimizin bize Medi­ne'de kıldırdığı namazı tarif edip anlatayım. Bunun üzerine kabile halkı erkeğiyle, kadın ve çocuklarıyla toplanıp bir araya geldiler. Ebû Mâlik, önce güzel bir abdest aldı, Resûlüllah (A.S.)'m yaptığı gibi her a'zayı yeterince yıkadı. Sonra güneş gök kubbe ortasına geldi, her şeyin gölgesi titreşip kaldı. Biraz daha beklediler, netice cisim­lerin gölgesi doğuya doğru kendini gösterince, yani öğle vakti girince, kalkıp ezan okudu- önce erkekleri öne alıp saf bağlamalarını, sonra çocukların, sonra da en geride kadınların saf bağlamasını sağ­ladı. Sonra ikaamet okuyup öne geçti, ellerini kaldırarak Tekbîr getirdi. Fâtiha-i şerifeye ve kendisine kolay gelen bir sureyi oku­duktan sonra tekbir getirip rükü'a gitti; üç kere Sübhane'llah'i ve bi-hamdihi (veya Sübhanellai-'l-Azîm) dedikten sonra «Semiallahu lhnen hamidehu» diyerek belini doğrulttu. Sonra tekbir getirerek secdeye vardı, sonra tekbir getirip başını secdeden kaldırdı, sonra tekrar tekbir getirip ikinci secdeye vardı, sonra tekbir getirip ayağa kalktı. Böylece rek'atte tam altı tekbir getirmiş oldu. Tabii ikinci rek'ate kalkarken de tekbir getirerek kalktı. Böylece namazı kıldırıp tamamladıktan sonra cemaate dönerek şöyle dedi : Benim getirdi­ğim tekbirleri iyice muhafaza edin, rükû' ve secdeleri nasıl yaptığı­mı iyice öğrenin. Çünkü bu, gündüzün şu saatlerinde Medine'de Re­sûlüllah (A.S.) Efendimizin bize kıldırdığı namazın kendisi (bir ben­zeri) dir. Resûlüllah (A.S.) farzı kıldırınca O da cemaatine dönerek şöyle buyurmuştu : «Ey insanlar! işitin ve anlayın; biliniz ki Allah'ın Öyle kulları var ki onlar ne peygamberdir, ne de şehittirler, fakat peygamberler ve şehitler onların makamlarına ve Allah'a olan ya­kınlıklarına gıpta ederler.»

Bunun üzerine Bedevilerden biri kalkıp  Resûlüllah'a yaklaştı ve elini göğsüne doğru kıvırıp dedi ki :

—  Ya Resûlellah! Şu sözünü ettiğin Allah (C.C.) kulları kimler­dir, onları bize tanıtır mısın?

Bedevinin bu sorusuna fazlasiyle memnun kalan Efendimiz  (A. S.) şöyle cevap  verdi :

—  «Onlar insanlardan ayrılıp (Hakk'a) dönenler ve kabilelerin garipleridir. Aralarında yakın bir akrabalık ta yoktur, fakat onlar Allah için birbirini severler ve saf bağlayıp dururlar. Kıyamet günü Allah, çıkıp oturmaları için onlara nurdan minberler hazırlar. Böy­lece onların hem yüzlerini, hem elbiselerini nur kılar. Kıyamet günü insanlar o günün dehşetinden korkarken onlar korkmaz. Evet, on­lar, üzerlerinde hiç bir korku olmayan ve üzülmeyen Allah dostla­rıdır.»[111]

 

A) Diğer Bir Rivayet :

 

Bir adam Mescid-i Saadete girip namaz kıldıktan sonra Resûlül-lan CA.S.) Efendimize gelerek selâm verdi. Efendimiz onun selâmını alıp karşılık verdi ve buyurdu ki : «Dön yeniden namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın!.» Adam bu emir üzerine dönüp yeniden namaz kıldı ve Peygamber'e CA.S.)  dönüp geldiğinde, Efendimiz yine ona : «Dön yeniden namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın!.» buyurdu ve bu hal üç defa tekrarlandı. Adam çaresiz kalıp dedi ki : «Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a andolsun ki bundan daha iyisi­ni bilmiyorum, siz bana öğretin.» Resûlüllah CAS.) da ona şöyle ta­rif etti :

«Namaza durunca önce tekbîr getir. Sonra Kur'ân'dan sana kolay gelenini oku .Sonra rükû'a var, bütün organların sakinleşin-ceye kadar bekle, sonra başını kaldırıp belini iyice doğrult. Sonra secdeye var, yine azan sakinleşinceye kadar bekle ve secdeden kalk­tığında yine oturuşun ölçüsünü alıncaya kadarbekle. Yine secdeye var ve azan sakinleşinceye kadar bekle ve her rek'atte bunları ay­nen yerine getir..»[112]

 

NAMAZIN FARZLARI :

 

Namazın şartlarım geçen bölümde açıkladık. Şimdi de namaza dahil olan farzlarını açıklıyoruz. Namazın farzları altıdır  ;

1. Tahrîm Tekbîri,

Buna iftitah Tekbiri», yani namaza başlama tekbiri de denir.

2. Ayakta durmak,

3. Kur'ân'dan kolay gelen bir bölüm okumak,

4. Rükû'a varmak,

5. Secdeye varmak,

6. Son oturuşu (Et-Tahiyat'a oturmayı) yerine getirmek.

Açıklaması:

1. Tahrîm Tekbiri, Hanefilerin çoğuna göre    namazın dışında onun şartlarından biridir. Bu bakımdan farz namaz için tekbîr getiren kimsenin bu tekbirle namaz kılması caizdir. Ne var ki bu mek­ruh sayılmıştır. [113]Çünkü farzdan nafileye geçebilmek için meşru' biçimde farz namazı çözüp nafileye başlamak gerekir.

Bir farz namaza, getirilen Tahrim Tekbiriyle ikinci bir farzı bi­na etmek, icmâan caiz değildir. Bunun gibi, nafile namaz için geti­rilen Tahrîm Tekbiri üzerine farz bina edilemez.[114]

Üzerinde necaset bulunurken Tahrîm Tekbiri getirmek Namaz kılacak olan kimsenin üzerinde necaset bulunduğu halde Tahrîm Tekbîri getirir, tekbirden hemen sonra necaseti giderirse ve­ya avret yeri açıkken Tekbîr getirir de sonra örtünür, ancak-bunla­rı yaparken fazla bir hareket (namaz dışı davranış) ta bulunmazsa, aldığı tekbir caizdir.

Bunun gibi henüz tam öğle vakti girmeden Tekbîr getirir de he­men sonra vakit girmiş olur veya başka bir cihete dönük vaziyette iken tekbir getirir ve hemen sonra kıbleye yönelirse yine getirdiği tekbir caizdir.[115]

c)  Namaza «Sübhanellah» veya «Lâilâhe illallah» ile başlanır­sa sahih olur, fakat «AUahu Ekber» ile başlamak daha iyidir. Bunlar­dan başka bir cümleye   başlamanın caiz   olmadığını söyliyenler çoğunluktadır ve en sahih olan da budur.[116]

îmam A'zam Ebû Hanîfe'ye göre ise, ta'zim ifâde eden ilâhî isim­lerden herhangi biriyle namaza başlamak caizdir. Meselâ : «Allahu İlâhün, Sübhanellah, Lâ ilahe illallah gibi teşbihler bu cümledendir. «El-Hamdu lillah», «Ve lâ üâhe gayruhu», «Tabereke'llah» gibi teş­bihlerle de olabilir. Çünkü bunların hepsi de ta'zîm ifade etmekte, ayni zamanda îlâhî isimlerden birini kapsamaktadır.

İmam Ebû Yusuf ile îmam Muhammed'e göre, «Allahu Ecellü», «AUahu A'zamu», «Er-Rahmanu Ekberu» denilse, «Allahu Ekber» ye­rine geçer, çünkü bunlar aynı mânada ta'zimi gerektirmektedir. Sa­dece «Ecellü» veya «A'zamu» ya da «Ekberu» demek kâfi değildir- Bu hususta icmâ' vardır.                           

Sadece «Allahümme» diyerek namaza başlarsa, fukahaya göre bununla namaza başlamış olur. [117]En sahih görüş te budur. Sıfat­ları anmadan sadece «Allah» veya «Er-Rahman» ya da «Rab» demek­le yetinilirse, İmam Azam'a göre yine de namaza başlamış olur, îmameyn'e göre değil...

Nitekim Resûlüllah (A.S.)  Efendimiz şöyle buyurmuştur :

«Namazın anahtarı abdesttir. Namaz dışındaki şeylerden ilgiyi kesip namaza başlamak tekbîr iledir. Namazı çözmek (yani namaz­dan çıkmak) teslim (selâm vermek)   iledir.» [118]

«Tekbir'in mânası, Allah'ı büyük tanımak ve O'na gereken ta'-zimi sunmaktır.

Bu bakımdan «Alîahümme'ğfir lî = Allahım, beni bağtışla» cüm­lesiyle namaza başlamak sahih olmaz. Çünkü bunda ta'zîm yoktur, dua vardır.[119]

a) Bunun gibi, «Estegfirullah», «Euzü billah», «İnnâ lillah» ve «Lâ havle velâ kuvvete illâ billah» gibi sözlerle başlamak ta sahih değildir. Çünkü bunlar da katıksız ta'zim değildir. Daha çok duâ ve yardım isteme ananımı taşımaktadır.[120]

Tekbîr kasdiyle namaza «Bismillahi'r-Rahmâni'r-Rahîm» ile baş­lamak ta böyledir. Yani sahih olmaz- Çünkü Besmelenin makamı ay­rı, tekbirin makamı da ayrıdır.[121]

AUahu Ekber'in (kâf) harfini dili rahat dönmediği için, Farça-daki (Gâf) şeklinde okursa buna cevaz verilmiştir. Ancak ne var ki, Arapçadaki (Kâf) şeklinde okumak maksada daha uygundur. [122]

 

B) Tekbîr Ancak Ayakta Getirilir :

 

Zaruri haller müstesna, Tekbir ancak ayakta ya da ayakta dur­maya çok yakın bir vaziyette getirilir. Bunun dışındaki durumlarda getirilen tekbir ile namaza başlanılmış olmaz. Meselâ : Otururken tekbir alıp öylece ayağa kalkarsa, alman bu tekbirle namaza başlamış sayılmaz. Çünkü Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ayakta durup tek­bir getirmeye devam etmiştir. Ancak hastalık ve benzeri zarurî sayı­lan hallerde oturarak, ya da uzanık bir vaziyette bile Tekbir getirip namaza başlamak caizdir.[123]

 

C) Cemaatle Kuman Namazda Tekbîr Ne Zaman Getirilir?

 

İmam A'zam Ebü Hanîfe'ye göre, cemaatin Tekbîri imamın tek­birine eşlik etmelidir. İmameyn'e (Ebû Yusuf ile Muhammed) göre imamın tekbirinden hemen sonra olmalıdır.

Bu iki görüşe göre amel etmek caizdir. Ancak daha faziletli ola­nı hangisidir? Bu hususta farklı görüşler vardır. Fakîh Ebû Ca'fer diyor ki : Muktedi (imama uyanînm AUahu Ekber'inin Allah lâfzı imammkiyle eşlik eder de Ekber lâfzı onunkinden önce söylenirse, muktedi namaza başlamış olmaz. Bunun gibi İmama rükû'da yeti­şen muktedi, Tekbîr'in Allah lâfzını ayakta, Ekber lâfzım rükü'a eğil­diğinde söylerse, yine namaza başlamış olmaz- Bunun gibi muktedi-nin Allah lâfzını İmamdan önce teleffuz etmesi de sahih değildir. Bunda icma' vaki olmuştur. Rivayetlerin en zahir olanı da budur.[124]

İmamdan önce Tekbir getiren kimse, imama uymaya niyet ge­tirmişse, namaza başlamış sayılmaz. Kendi başına kılmaya niyet getirmişse, bu sahih olur, yani namaza başlamış sayılır.[125]

 

D) İftitah Tekbirinin Faziletli Vakti :

 

Cemaatle kılman namazlarda birinci rek'ata yetişen kimse İf­titah Tekbirinin faziletine ermiş olur. Sahih olan da budur. Ne var ki İmam ile birlikte İftitah Tekbiri getirmenin fazileti daha büyüktür. Sahabe-i Kiram buna yetişmek için çok dikkatli davranmışlardır. Salih kişilerin de âdeti hep bu yolda olmuştur.

İmama rükû'da yetişen kimse getirdiği Tekbir ile İftitah tekbi­rini değil, rükû'a varma tekbirini kasdetse bile yine de namaza başla­mış sayılır, bu niyetine itibar yoktur. Çünkü maksad namaza başla­yıp imama uymaktır.[126]

 

E) Başka Dil İle Tekbir Getirmek :

 

îftitah Tekbiri konusunda fıkıhçılar cevaz dairesini hayli geniş utanışlardır. Ezan'm meşru' kılındığı kelime, cümle ve dilde okun-tıasınm gereği üzerinde yeterince durulmuştu. Tekbir konusunda se Farsça söylenmesinin caiz olduğuna fetva verilmiş, birçok metin-erde bu husus belirtilmiştir. Ancak Arapça teleffuzda güçlük çek-niyen bir kimsenin Farsça söylemesi tenzihi bir kerahet sayılmıştır. 3u, daha çok İmam Ebû Hanife'nin ictihadıdr. İmameyn'e göre, Arapça teleffuzu bozuk olmayan kimsenin Farsça söylemesi caiz de­lildir.[127]

İmamların bu farklı görüşü, namazın zikirler, teşehhüd, kunut ve duâ ile teşbihler bölümünde de aynen câridir. Ayrıca dil başkalı­ğı hususnda sadece Farsça değil, diğer bütün diller de söz konusu­dur.[128]

îmâmeyn'in bu mesele hakkındaki içtihadı, dinin genel kaidesiy-le daha çok uyum halindedir. Çünkü Allah ve Resulü tarafından ibâ­det ölçüleri içinde konulan kelime ve cümlelerden her birinin ayrı bir mâna ve esrarı, ayrı bir feyiz ve hikmeti vardır ki aynı esrar ve hikmeti başka dile çevrildiğinde bulmak mümkün değildir. [129]

 

F) Dilsiz Olan, Ya Da Okur-Yazar Olmayan Kimse :

 

Bu ölçüde olan kimselerin niyet getirmesi, sadece kalbinden ye­rine getireceği namazı, ibâdeti geçirmesi kâfidir. Zaten niyetin dil-ile söylenmesi şart değildir. Çünkü niyetin yeri kalbdir. Dört mezhe­bin bunda ittifakı vardır.[130]

 

2 — AYAKTA DURMAK

 

a) Namazda zarurî bir durum olmadığında ayakta durmak (ya­ni tekbir getirdikten sonra farz olan kıraat süresince ayakta dur­mak) farzdır. Terki namazın iadesini gerektirir. Ancak bu her na­mazda değil, sadece farz namazlarla vitir namazında farzdır.[131]

Gerçi El-Kâfî kitabında, ayakta duruldu denilebilecek kadar bir süre farzdır, denilmişse de. fukahanm çoğu bu görüşü uygun gör­memişlerdir.

b) Ayakta durma (kıyam) nm ölçüsü, eller uzatıldığında diz ka­paklarına ulaşmıyorsa, ayakta durma gerçekleşmiş sayılır.

Hiçbir özür yokken tek ayak üzeri durmak mekruhtur. Ancak bu vaziyette kılman namazın caiz olduğuna fetva verilmiştir. Tabii özür halinde bu kerahet kendiliğinden kalkar.[132]

 

3 — KIRAAT:

 

Namazın farzlarından biri de «kıraat» tir. Ancak kıraatin mik­tarı üzerinde farklı ictihad ve görüşler vardır :

İmam Ebû Hanîfe'ye göre, bu farz bir tek âyet okumakla da ye­rine gelir- İsterse bu âyet çok kısa olsun. [133]En sahih olan da bu­dur. Hulâsa ve Tatarhaniyye sahipleri de imamın görüşünün daha sahih olduğunu belirtmişlerdir. Ancak namazda farz yerine gelsin di­ye sadece bir âyetle yetinmek, namazın ruhuna ve maksadına uygun düşmez.[134]

İmam Ebû Hanîfe bir âyetin okunmasıyla farz yerine gelir der-bunu mutlak anlamda kullanmıştır. Bu bakımdan ona göre, «sümme katele», «keyfe kaddere», «sümme nazare» gibi iki kelimeden meydana gelen kısa bir âyet okumak caizdir. İma­mın bu görüş ve ictihadda olup olmadığı üzerinde bir tartışma ya­pılmamıştır. Yani Onun böyle dediği bütün meşayih tarafından tes-bit edilmiştir; aksini iddia eden çıkmamıştır.

ancak bir tek kelime olan «müdhammetan» veya «sad», «kaaf» gibi âyetleri okumak yeterli midir? bu hususta farklı gö­rüşler vardır. En sahih kavle göre, caiz değildir.[135]

Uzun bir âyeti iki kısma ayrılıp her kısmını bir rek'atte okumak caiz midir? Meselâ, Ayet-i Kürsiy ya da Müdayene âyetinin yarısını bir rek'atte, diğer yarısını ikinci rek'atte okumak... Hanefî fakihlerinin hemen hepsi bunun caiz olduğunu söylemişlerdir. Sn sahih olan da budur.[136]

 

C) Kıraatte Harflerin Tashihi

 

Namazda kıraat farzını yerine getirirken harfleri dil ile tashih îtmek ve bunu işitecek ölçüde ayarlamak gerekir. Sadece dil ile tashihe bulunur da işitecek bir ölçüde okumazsa caiz değildir. Meşayihin hemen hepsi bu hususta ittifak halindedir.[137]

 

D) Kıraatin Namaz Yeri :

 

Namazın iki rek'atinde kıraat farzdır. İster bu namaz iki, ister !üç, ister dört rek'at olsun farketmez- Bunun gibi, ister ilk iki rek'a­tinde, ister son iki rek'atinde, isterse birinci ve üçüncü, ya da ikinci ve dördüncü rek'atlerde yerine getirilsin hüküm değişmez.[138]

O halde hiç bir rek'atte âyet okumaz, ya da yalnız bir rek'atte okumakla yetinirse, namazı bozulur, iade etmesi gerekir.

Vitir ve nafile namazların bütün rek'atlerinde kıraat farzdır.[139]

Ayakta uyurken okursa, en sahih kavle göre caiz olmaz. Mese­lâ : Yorgun ve uykusuz bir kimsenin niyet getirip el bağladıktan sonra bir süre uyuması ve fakat bu esnada bir âyet okuması yeterli değildir. En sahih olan görüş te budur,

e) îmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'e göre, Arapçadan başka bir dil ile kıraati yerine getirmek caiz değildir. Yani Kur'ân'ı başka bir dile çevirip namazda o dil üzerine okumak, caiz değildir. Çünkü Kur'ân Allah (C.C.) sözüdür. Her kelime ve cümlesi bir nice mana ve hikmetlerle doludur. Arapça çok zengin bir dildir. Kelime­lerin kendine göre ve bulunduğu cümle itibariyle birkaç manası var­dır. . Terceme yalnız o mânalardan birini yansıtabilir. Ancak dili Arapça'ya dönmiyen, bunun teleffuzunu bir türlü beceremiyen üm-mî bir kimsenin   öğreninceye kadar   kendi diline   çevrilen   âyetleri okuyabilir, diye bir fetva verilmiştir.[140]

İmam Ebû Hanife'nin herhangi bir dile çevrilen Kur'ân âyetle­rini o dil üzere okumanın caiz olduğuna dair bir içtihadı olmuşsa da, yapılan ciddi araştırmalarla, İmamın bu içtihadından vazgeçip îma-mey'in içtihadına döndüğü anlaşılmıştır. Nitekim Fetâvâ-yi Hindiy-ye'de de bu hususa dokunulmuş ve «İmamın rücu' ettiği rivayet olun­muştur. Bu rivayete de itimad gerekir» diye kaydedilmiştir.[141]

 

F) İbn Abidîn'in Bu Konudaki Tesbiti :

 

İbn Abidîn bu konuda Dürrü'l-Muhtar'ın metnini naklederek diyor ki :

«Namazda acizlik hallerinin dışında Farsça tekbir getirip baş­lamanın sahih olduğu hususunda İmam Ebû Yusuf ile İmam Mu-hammed, İmam Ebû Hanîfe'nin görüş ve içtihadına dönmüşlerdir.

Namazda yine acizlik hallerinin dışında Farsça (veya herhangi bir dil ile) kıraatin caiz olmadığı hususunda ise, İmam Ebû Hanîfe, îmamey'in görüş ve   içtihadına dönmüştür.»

Ne var ki, îmamey'in Tekbîr (Namaza Başlama Tekbiri) konu­sunda İmam Ebû Hanîfe'nin kavline döndüğünü hiç kimse nakletme-miştir. Tatahaniyye'deki nakil ise bu tekbir hakkında sarih değil­dir. Teşrik ve Kurban Kesme tekbirleri hakkında olması muhtemel­dir .Evlâ olan da budur. Çünkü Tatarhaniyye sahibi bunu namaz dı­şındaki Ezkâr (zikirler) bahsiyle birlikte anlatmıştır.»[142]

g) Kâsânî (ö. 587) Bedayiu's-Sanayı'de bu konuda diyor ki :

«Ebû Hanîfe'ye göre kıraat Arapça sabit olduğu gibi, Farsça da sabittir. Bu cevaz mutlaktır. Yani kıraatte bulunan kimse Arapçayı uygun biçimde teleffuz etsin etmesin farketmez.

İmameyn'e göre, Arapçayı uygun ölçüde teleffuz edemiyorsa, o takdirde Farsça (veya herhangi bir dille caizdir. Aksi ise caiz de­ğildir.

h) îmam Şâfiîy'e göre, uygun biçimde teleffuz edebilsin, ede-mesin Farsça kıraat caiz değildir. Çünkü Kur'ân Arap lügati üzere inmiştir- Bu bakımdan Farsça okunan şey Kur'ân olamaz. Ancak Arapçayı beceremiyen kimse -öğreninceye kadar- kıraat yerine tes-bîh ve tehlüde bulunur (Sübhanellah ve Iâ ilahe illallah) der.»

Kâsânî, müctehidlerin bu konudaki delillerini, «Kur'ân'dan size kolay geleni okuyun..» mealindeki âyette geçen «Kur'ân» kelimesin­den ne kasdedildiği üzerindeki görüşlerini naklederek konuyu hayli genişlettikten sonra devamla diyor ki :

«İmam A'zam'a göre : Tevrat veya İncil, ya da Zebur'dan na­mazda bazı parçalar okursa -bunun muharrefe fdeğiştirilmiş) olma­dığını kesinlikle biliyorsa- caizdir. Bilmiyorsa, caiz değildir. Çünkü Allah (C.C.) Kur'ân'da : «Onlar (Yahudi ve Hıristiyanlar] kelimele­rin yerlerini değiştirirler. buyurmuştur. Bu nedenle okunan kısmın muharref olması muhtebeldir.»[143]

İmam A'zam'a göre, Kur'ân'dan maksad, Allah kelâmına delâlet lâfızdır, ama bu Arapça lâfız olma itibariyle değildir. Allah kelâmıy-la kaaim olan sıfat itibariyledir ki bu, ibretler, öğütler, özendirmeler ve korkutmalardan, övgü ve ta'zimlerden ibarettir.

Kâsânî bu konuda İmam Ebû Hanîfe'nin îmamey'in kavline döndüğüne dokunmamış ve bu konuda herhangi bir nakilde bulun­mamıştır.

i) Mülteka Şerhi Mecmau'l-Enhür sahibi bu konuda diyor ki: «İmam A'zam'a göre, Arapçayı uygun ölçüde teleffuz edebilsin, edemesin Farsça İftitah Tekbiri getirmek sahihtir. îmameyn'e göre, ancak Arapçayı uygun biçim ve anlamda teleffuzunu beceremiyen kimse hakkın da caizdir.»

«Ama en sahih tesbite göre, İmam A'zam bu konuda îmamey'in görüş ve içtihadına rücu' etmiş (dönmüş) tür.

j) «Arapça teleffuzdan âciz olduğu için kıraati Farsça yerine getirmek hem İmam Azam'a göre, hem îmameyn'e göre caizdir. Arapçayı teleffuzden âciz olmayan kimse hakkında ise, İmam A'zam'a göre yine caizsede de İmameyn'e göre caiz değildir. Çünkü İmam A'zam'a göre, Kur'ân mânadır. Farsça (veya başka bir dil de) o mâ­naya delâet eder. Bu bakımdan başka dille kıraat caiz sayılır.

Ancak bu cevaz sadece namazdaki kıraat hakkındadır.»

«Yapılan rivayete göre, İmam A'zam bu konuda İmameyn'in gö­rüş ve içtihadına rücu' etmiş (dönmüş) tür. Sahih olan da budur; îtimad de bu rivayete göredir. Nitekim musannif da onun rücu' ettiğini ihtiyar etmiş ve namazda kıraatin Arapça okunmasını imamların it­tifakına dayıyarak nakletmiştir.»[144]

k) Fetâvâ-yi Hindiyye'de bu konu biraz daha açıklanarak şu cümlelere yer verilmiştir :

«İmam Ebû Hanîfe'nin tmameyn'in kavline rücu' ettiği hakkın­da El-Esrar sahibi, «Bu benim ihtiyanmdır» diyor. Et-Tahkik Kita­bında «Bu, muhakkiklerin hemen hepsinin seçip beğendiği bir riva­yettir. Fetva da buna göredir», deniliyor. Şerh-i Nukaaye'de de aynı husus belirtiliyor. En sahih olan da bu tesbittir, kaydi yer alıyor.»[145]

1) Bütün bu rivayetlerden çıkarılan sonuç :

İmam A'zam'm bu konuda İmameyn'in görüş ve içtihadına dön­düğü, fukahanm ileri gelenlerinin hemen hepsine göre doğrudur. Hepsi de bu rivayeti en sahih kaydiyle belirtmeye çalışmış ve bir kıs­mı bunu ihtiyar ettiğini özellikle kaydetmiştir.

O halde Farsça ya da başka bir dil üzere kıraat konusunda fetva İmameyn'in içtihadına göredir. Kur'ân'm ruhuna ve maksadına uy­gun olan da budur.

Nitekim Kitabu'1-Fıkh Alâ'I-Mezahibi'l-Arbaa sahibi Abdurrah-mân El-Cezîrî, Kıraat bahsinde Hanefî imamlarının görüşlerini itti­fak halinde naklederek diyor ki : «Hanelilere göre, Arapça okumak­tan âciz olan kimsenin başka dillere göre okuması caizdir. Böylece kıldığı namaz sahihtir.»[146]

 

4 — RÜKÛ'A VARMAK :

 

A) Namazda Rükû'a Varmak Farzdır.

 

Terkinden dolayı namaz sa­hih değildir. Bunun sınırı, ellerin rahatça diz kapaklarına kadar uzanmasıdır. Bu kadar eğilen kimse namazda rükû' farzım yerine getirmiş olur. Kambur kimsenin kamburluğu bu sınıra erişiyorsa, o takdirde baş işaretiyle bunu yerine getirir.»[147]

 

B) Rükûun Vakti :

 

Rükûun vakti, kıraati tamamladıktan sonradır. En sahih olan da budur.

Namazda ayakta durmak, sonra rükû'a varmak, sonra da secde etmek bir nice esrar ve hikmetleri kendinde taşımaktadır. Buna bir başlık açıp kısaca bir açıklamada bulunmamızda yarar vardır :[148]

 

C) Rükû' Ve Secdenin Hikmeti

 

Çoğu canlılar eğik, biçimde insan ise dik biçimde yaratılmıştır. Cenâb-ı Hak bir nice canlıların başını; yere eğerek ağızlarım rızıkla-rma uzatırken, insanı en güzel biçimde dimdik yaratarak rızkı onun eliyle ağzına kadar yükseltmiştir. Şüphesiz ki bu durum, insanın Al­lah katındaki şeref ve değerine bir belge sayılır.

Ancak insan yaratılışından bencil ve gururludur. Kendini her­kesten üstün tutmaya, ya da görmeye çalışır. Bazen onun bu karek-teri ölçüyü aşarak Rabbine karşı baş kaldıracak duruma getirir. Na­maz' bir bakıma insanın bu tür gurur ve bencilliğini kırmakta, onu tevazu havasına sokarak başını topraklara kadar indirmektedir.

Namazda önce tekbir getirip ayakta durmak, dünyayı artık geri­ye atıp her şeyin aslı sahibine yöneldiğini, canlılar arasında Allah'­ına kul olmanın şuura, akıl ve zekâya dayalı ölçüsünü, Allahmın ona verdiği en güzel biçimde yerine getirdiğini ifâde eder.

Bu da insana, az da olsa bir üstünlük duygusu verebilir. O hal­de «Rahman ve Rahim» sıfatlarıyla birlikte Allah'ın bütün âlemlerin Rabbisi olduğunu dile getirdikten sonra kendisini hayvan biçimin­de ve ölçüsünde yaratmadığının şükrünü dile getirmek ve fiili ölçü­sünü ortaya koymak için hemen Allahu Ekber denilerek rükû'a va­rılır. Çok büyük olan Allah (C.C.) her türlü noksan sıfatlardan ten­zih edildikten sonra kendini tam bir mahviyet içinde O yüce kudre­te teslim ederek secdeye kapanır, aziz başını toprak üzerine koyarak bitkiler kadar ilâhî kanunlara boyun eğeceğine söz verir ve bu hal içinde en yüce olan Allah'ı yine her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederek teşbihte bulunur.

Sonra Cenâb-ı Hakk'm kendisine bu imân ve anlayışı verdiğin­den dolayı O'na lâyıkıyla kulluk edemediğini düşünerek ikinci kez bir şükür anlamında secdeye kapanır.

Artık kulun Allah'a en yakm olduğu bir andır, secde hali. Mümin bu yakınlığın derin mana ve feyzini için için düşünerek Allah (C.C.) huzurunda secde etme bahtiyarlığının bütün zevkini duyma­lıdır. [149]

 

5 — SECDE ETMEK :

 

a) Namazın farzlarından biri de her rek'atte iki kez ardarda secde etmektir. Birinci secde farz olduğu gibi, ikinci secdede farzdır. [150]En sahih olan ictihad da budur.

b) Secdenin en uygun ölçü ve sınırı : Alnı burunla beraber ye­re koymaktır. Sadece ikisinden    birini koymak bir özüre dayanmı­yorsa, şu sonucu doğurur : Yalnız burnu koymak caiz değildir. Yal­nız alnı koymak kerahetle caizdir. Bu hususta icmâ' vardır. Ne var ki İmam A'zam yalnız bununla secde etmeyi de mekruh   saymıştır. İmameyn ise, yukarıda belirttiğimiz gibi caiz görmemişlerdir.   Fetva bu meselede imameyn    (İmam Ebû Yusuf ile İmam MuhammedHn görüş ve içtihadına göredir.

Tabii özür hali bu hükmün dışındadır.

Secdede yanağını, ya da çenesini yere koyarak farzı yerine ge­tirmek isteyenin bu tarz secdesi caiz değildir. Özrü olan kimse yana­ğını ya da çenesini koyarak değil, baş işaretiyle secdesini yapar.

Alında bir özür bulunduğundan sadece burnunu yere koyan kimsenin, secde ettiği cismin burnundan daha sert olmasına dikkat etmesi gerekir. Aksi halde caiz olmaz.[151]

 

C) Pamuk, Kar Ve Benzeri Yumuşak Cisimler Üzerine Secde Et­mek :

 

Bu gibi yumuşak cisimler üzerine secde edildiğinde alın ve bu­run bu cisimlere batmayıp kendine göre bir sertlik hissederek dura­biliyorsa, caizdir. Aksi halde caiz değildir.

Çuval içine iyice doldurulmuş buğday, pirinç, arpa ve benzeri şeyler üzerine secde etmek caizdir.[152]

Cami'lerde cemaatin fazla sıkışık olmasından birbirinin sırtı üzerine secde etmek caiz midir? Cemaat aynı namazı kılıyorsa, o takdirde caizdir. Her biri ayrı ayrı namazlar kılıyor veya önündeki adam namazda bulunmuyorsa, o takdirde belirtilen şekilde secde et­mek caiz değildir. [153]

 

D) Kendi Dizi Veya Uyluğu Üzerine Secde Etmek :

 

Bu bir özürden dolayı ise cevaz verenler olmuştur. Özürsüz ise kesinlikle caiz değildir. Muhtar olan görüş ve ictihad da budur. An­cak diz üzerine -bir özür olsun olmasın- hiçbir zaman caiz görülme­miştir.[154]

Elinin üst kısmını yere koyup ta avucu içine secde etmek caiz­dir. En sahih olan ictihad ve görüş budur.[155]

Ölü bir kimse üzerine başı koyup secde etmek caiz değildir. An­cak ölünün üzerinde keçe veya kaim bir örtü bulunur   da vücudu hissedilmezse, o takdirde caiz olur. Bu daha çok savaşlarda ve fev­kalade durumlarda düşünülebilir. Normal zamanlarda üzerinde çok kalın bir cisim de bulunsa mekruhtur.[156]

 

E) Secde Yerinin Yüksek Olması Halinde :

 

Secde edilecek yerle ayak basılan yerin aynı seviyede bulunma­sı sünnettir. Ancak secde yerinin bir ya da iki kerpicin yatay biçim­deki yüksekliğinde olursa (yaklaşık 22-23 cm) caizdir. Daha yüksek olursa, başka secde edilecek yer bulunmaz veya namaz kılan kimse bir rahatsızlığından dolayı başını yere kadar eğip secde edemezse o takdirde baş işaretiyle secdeyi yerine getirir. [157]

 

F) Secde Yerinde Bazı Engeller Bulunursa :

 

secde ederken yerde cam parçaları, diken ve sivri çakıl gibi en­geller olduğunu görür de alnını biraz sağa ya da sola kaydırarak sec­de yaparsa caizdir.[158]

Secde ederken dizlerini, ya da elerini yere koymayacak olursa, bu caizdir, ancak sünnet terkedildiğinden kerahet vardır. Bu suretle kıldığı namazın cevazında ise icma' vaki olmuştur.

Secdede ayaklarını yerden ayırıp boşlukta tutarsa, namazı caiz olmaz. İki ayağından birini koyup diğerini kaldırırsa kerahetle caiz olur. Ancak ayağındaki bir özürden dolayı yere bırakamıyorsa o tak­dirde kerahet kalkar.[159] 

Tabii bu hususta ayakların yere konulmasından maksat parmak­larının konulmasıdır. O halde ayak parmaklarından sadece birinin yer ile temas halinde olması bile kâfidir.

Uyur bir halde secde ederse, iade etmesi gerekir. Ama rükû ve secdede iken uyursa onları iade etmesine gerek yoktur.[160]

Secdede alnını küçük bir taş üzerine koyan kimsenin alnının ço­ğu, yer ile temas halinde bulunursa caizdir. Aksi halde secde yerine getirilmemiş sayılır.[161]

 

G) Kötü Hırsız :

 

Rükû' ve secdeleri yaparken bazı hususlara çok dikkat etmek ge­rekir. Rükû'da azalar sakinleşinceye kadar beklemek, kalkınca da beli iyice doğrultmak gerekir. Secdelerdeki durum da böyle, yani ge­rek secdede, gerekse iki secde arasında aza sakinleşinceye kadar beklemek ve iki secde arasında otururken beli iyice doğrultmak vâ-cibdir. Ta'dil-i Erkân bahsinde buna geniş yer verilecektir.

Bu konuda Resûlüllah (A.S.) Efendimizin birkaç hadîsini nak­letmek yerinde olur :

«Namazında hırsızlık yapan kimse, insanların en fena hırsızıdır.»

Buyurduğun da Ashab-ı Kiram sordu :

—  Ey Allah'ın Peygamberi! İnsan kendi namazından nasıl ça­labilir?

Buyurdu ki :

—  «Rükû' ve secdelerini tamam yapmaz, rükû' ve secdelerde be­lini iyice doğrultamaz.»  [162]da ondan.

Rükû' ve secdelerini yerine getirirken belini doğrultmayan kim­senin namazı yeterli değildir.»[163]

Büyük sahabi Hz. Huzayfe (R.A.), namaz kılarken rükû' ve sec­delerde belini doğrultmayan bir kimse gördü, ona şöyle dedi : «Sen namaz kılmadın. Eğer bu vaziyette ölecek olursan, fıtrat üzere Öl­müş olmazsın.» Fıtrat1 tan maksad, «din»dir. Bundan maksad, Haz-ret-i Muhammed'in (A.S.) getirdiği dinin anlam ve ölçülerini nok­san bırakarak ölürsün, demektir.[164]

 

6 — NAMAZDA SON OTURUŞ :

 

a) Namazın farzlarından biri de, son oturuştur. Namazın so­nunda teşehhüd miktarı oturmak farzdır. Terkedildiği takdirde namazı iade etmek gerekir.[165]

Teşehhüd miktarı -. Cîbn Mesud'un rivayeti)

et-tahiyyatu lillahi va's-salavatu va't-tayyibatu, es-selâmu aleyke eyyühe'n-nebiyyu ve rahmetullahi ve berekatuhu, es-selâmu aleyna ve alâ ibadillahi's-salîhîn, eşhedü ellâ ilahe illallah ve eşhedü enne mu-hammeden abduhu ve resûlühu'yu okuyacak kadar geçen zamandır. o halde belirtilen müddet oturmak farz ve bu müddet için­de et-tahiyyat'ı sonuna kadar okumak vâcibdir. sahih olan da budur.

muktedi (imama uyan) et-tahîyyatı imam henüz bitirme­den bitirir ve konuşacak olursa, namazı tamamdır. Ancak imamdan önce namazdan çıktığı için kerahet işlemiş olur.[166]

Namazda son oturuş; hem farz, hem vâcib, hem sünnet ve nafile namazlarda farzdır. İki rek'atli bir namazda, namazın sonunda oturmadan selâm vererek namazdan çıkar veya kalkıp yürürse, namazı bozulmuştur; yeniden kılması gerekir.[167]

Et-Tahiyyat'tan sonra kendi sun'iyle namazdan çıkması farz de­ğildir. Sahih olan da budur.[168]

b) Teşehhüd konusunda Hanefîler, İbn Mes'ud (R.A.)'un riva­yet ettiği şekli ihtiyar etmişlerdir. İmam Şafiî ise bu konuda İbn Ab-bas (R.A.)'nm rivayetini daha anlamlı bularak seçmiştir. İki rivayet­te sahihtir.

İmam Müslim, bu konuya değinirken diyor ki :

«İnsanlar İbn Mes'ud'un rivayet ettiği Teşehhüd üzerinde top­lanmışlardır.» Tirmizi : 4bn Mes'ud'un rivayet ettiği Teşehhüd hak­kındaki hadis, bu konuda en sahih rivayettir» diyor. İlim adamları, sıhhat bakımından İbn Abbas'm rivayet ettiği Teşehhüd'le ilgili hadî­sin, sıhhat bakımından diğerinden sonra geldiğini söylemişlerdir. İmam Şafiî'ye bunu ihtiyar etmesinin nedeni sorulduğunda şu ceva­bı vermiştir : «Bunu daha eniş anlamlı ve rivayeti de sahih buldu­ğum için...»[169]

İmam Nevevî diyor ki :

«Teşehhüd hakkındaki hadîslerin hepsi de sahihtir. Ama bun­ların daha sahihi, İbn Mes'ud'un, sonra da îbn Abbas'm (Allah iki­sinden de razı olsun) rivâyetleriyle sabit olanıdır.»

Şafiî, her hangisi okunursa vâcib yerine gelmiş olur, demiştir.[170]

 

7 — NAMAZIN VACİPLERİ :

 

Namazın farzlarını açıkladıktan sonra vaciplerine geçiyoruz. Bi­lindiği gibi, farzın terkinden dolayı namaz bozulur. Vacibin terkin­den dolayı namazın bozulup bozulmayacağında farklı görüşler var­dır. İleride bunu yeterince açıklıyacağız. [171]

 

A) Namazın Vacipleri :

 

1. Üç ve dört rek'atli farz namazlarda kıraati ilk iki rek'atte ye­rine getirmek,                                           

O halde son iki rek'atte veya birinci rek'at ile üçüncü ya da ikin­ci rek'at ile dördüncü rek'atte kıraati yerine getiren kimse, bunu unutarak yapmışsa yanılma secdesi gerekir. Kasden yapmışsa, bazı fıkıhçılara göre, namazın iadesi gerekir.

2. Fâiha ve bir sûre, ya da Fatiha ve üç kısa âyet okumak,

Uzun bir âyet, üç kısa âyeti kapsayacak ölçüde ise onu da oku­mak kâfidir.

3. Önce Fâtiha'yı sonra sûreyi okumak.[172]

4. Fatiha ve zamm-ı sûreyi nafile ve vitir namazlarının bütün rek'atlerinde okumak.[173]

O halde birinci ya da ikinci rek'atte Fatiha1 yi okumayı unutup sadece sureyi okuyan kimse, secdeye gitmeden bunu hatırlarsa, dö­ner önce Fâtiha'yı. sonra zamm-ı sureyi okur ve namaz sonunda ya­nılma secdesi yapar; vacibi geciktirdiği için.[174]

Dört rek'atli namazlarda, örneğin yatsı namazında ilk iki rek'­atte unutur da Fâtiha'yı okumaz, sadece zamm-ı sûre okur ve son­ra bunu üçüncü rek'ate kalktığında hatırlarsa, artık Fatihayı oku­maz, sadece namaz sonunda yanılma secdesi yapar. Ama ilk iki rek'­atte sadece Fâtiha'yı okur, zamm-ı sûre okumaz ve üçüncü rek'ate kalktığında bunu hatırlarsa, üçüncü ve dördüncü rek'atlerde hem Fâ­tiha'yı, hem zamm-ı sûreyi sesli okur ve namaz sonunda yanılma secdesi yapar. Sahih olan da budur.[175]

Bunun gibi ilk iki rek'atte hiç bir şey okumayan kimse, üçüncü ve dördüncü rek'atlerde hem Fâtiha'yı, hem zamm-ı sûreyi okur ve namaz sonunda yanılma secdesi yapar.[176]

5. îlk iki rek'atte Fatihayı birer defa okumak,

O halde birinci ya da ikinci rek'atte Fâtiha'yı iki kere üstüste okuyan kimseye yanılma secdesi gerekir. Ama önce Fatihayı oku­duktan sonra zamm-ı sureyi okur ve sonra yine Fâtiha'yı okursa, ya­nılma secdesi gerekmez. [177]En sahih olan da budur. Ez-Zahidî de bunu böyle tesbit etmiştir.

6. Namazın mükerrer rükünleri ve vâcibleri arasındaki tertibe uymak,

O halde birinci rek'atte secdelerden birini unutup yerine getir­mez de henüz namazdan çıkmadan bunu hatırlarsa, namazın sonun­da terkettiği secdeyi yapması ve yanılma secdesiyle bu geciktirmeyi kapatması gerekir. Namazdan çıktıktan sonra hatırlarsa, namaz bo­zulmuştur, iadesi gerekir.

Mükerrer olmayan farzlar (yani rükünler) arasındaki tertip ise farzdır. Meselâ : Ayakta durmadan rükû'a gider, sonra ayakta du­rursa bu caiz olmaz. Yeniden ayakta durması, sonra rükû' yapması ve namaz sonunda yanılma secdesiyle bunu kapatması gerekir. Bu­nun gibi rükû' yapmadan secde eden kimsenin de namazı caiz ol­maz ancak kalkıp önce rükûu yerine getirir sonra secdeleri yapar­sa, bu caiz olur, ne varki yanılma secdesi gerekir.

Et-Tahiyyat'a oturduktan sonra, secdelerden birini yada ikisini yapmadığını hatırlarsa, hemen secdeleri yapması, sonra Et-Tahiy­yat'a oturması gerekir. Namaz sonunda da yanılma secdesiyle bu açıklığı kapatır.[178]

7. Rükû'dan kalkıldığında beli doğrultmak,

Bu, İmam Ebû Yusuf'a göre vâcib; İmam Ebû Hanîfe ile İiıam Muhammed'e göre vâcib değildir. İki secde arasında da azaların sa­kinleşmesi, ölçüsünde durmak ta böyledir.

8. Rükû ve secdelerde itidala riayet etmek,                       

Bu sadece rükû' ve secdelerde değil, bütün rükünlerde buna riâ­yet vâcibdir. Burada itidal'm anlamı şudur : Her rükünde nasıl du­rulması, bulunulması gerekiyorsa, aza yatışkanhğı içinde öyle dur­maktır. En sahih olan da budur, [179]Ta'dil-i Erkâ'nm en az ölçüsü, azanın bir teşbih getirilecek kadar bir süre sakinleşmesidir.[180]

9. Üç veya dört rek'a-tli namazların birinci oturuşunda teşehhüd miktarı oturmak,

En sahih olan da budur.       

10. Birinci ve ikinci oturuşlarda Teşehhüd okumak,

Birinci oturuş vâcib, ikinci yani son oturuş farzsa da her ikisin­le de Teşehhüd okumak vâcibdir.[181]

Ancak Teşehhüd'ü okurken, mânasını kalbinden geçirmesi, Al-İah'ın huzurunda önce O'na gereken ta'zimi gösterip sonra Peygam-iber ve sâlih müminlere duâ yapıldığını bilmelidir.

b) 11. Selâm verirken «selâm» lafzını kullanmak,[182]

12. Vitir namazında Kunût okumak,

13. Bayram namazlarında belirli sayıdaki Tekbirleri getirmek,

Sahih olan görüş budur. O halde bayram tekbirlerini unutup ye­rine getirmiyen kimseye yanılma secdesi gerekir.

14. Kıraati aşikâr okunacak yerde aşikâr, gizli okunacak yer-! lerde de gizli okumak,[183]

c) Sabah namazının her iki rek'atinde, akşam ile yatsı namaz-lannm ilk iki rek'atlerinde kıraati aşikâr okumak vâcibdir. Ancak bu vâcib imam hakkındadır. Yalnız başına namaz kılanlar, bu hu­susta serbesttirler, isterlerse aşikâr, isterlerse gizli okuyabilirler. Öğ­le, ikindi namazlarının her rek'atinde, akşamın üçüncü ve yatsının üçüncü, dördüncü rek'atlerinde gizli okumak vâcibdir.

d) Arafat'ta cemaatle kılman öğle ikindi namazlarında da du­rum aynıdır. Yani imam bu namazların kıraatini gizli okur.

Cuma ve bayram namazlarında ise aşikâr okumak vâcibdir.[184]

Ramazanda Vitir ve Teravih namazlarında da imamın kıraati aşikâr okuması vâcibdir. Yalnız başına kılan kimse için vâcib de­ğildir.

Yalnız basma namaz kılan kimse kıraatin gizli okunduğu na­mazlarda herhalde kıraati gizli okuması gerekir, Aşikâr okunan na­mazlarda ise, yukarıda belirttiğimiz gibi, kendi arzusuna bağlıdır. Ancak aşikâr okuduğunda imam kadar sesini yükseltmez.[185]

îmam da fazla sesimi çıkarayım diye kendini zorlamamalıdır. Hattâ ihtiyaçtan fazla sesini yükseltecek olursa, isaet etmiş sayılır. Çünkü maksad cemaatin duymasıdır.[186]

 

E) Namazdaki Tekbirlerin Sesli Getirilmesi :

 

Namazdaki tekbir ve benzeri zikirler vâcib türünden ise imam onu aşikâr söyler. Yalnız başına kılan da kendisi duyacak kadar bir sesle yerine getirir. İftitah ve bayram tekbirleri vâcib olduğundan aşikâr söylenir. Namaz arasındaki intikal tekbirleri sünnet olduğun­dan, imam tarafından aşikâr söylenir, ama yalnız başına namaz kı­lanlar kendisi işitecek kadar sesli söyler. Kunut Tekbiri de vâcibdir, cemaatle kılındığında aşikâr, yalnız kılındığında yine kendisi işite­cek kadar sesli söylenir. Ne var ki Kunut Tekbiri'nin cemaatle de kılınırken aşikâr söylenmemesini El-Hidâye sahibi ihtiyar etmiştir.

Geriye kalan teşehhüd, âmin, salâvat ve dualar, rükû' ve sec-delerdeki teşbihler hep gizli söylenir.[187]

İmam akşam ve yatsı namazını kılmaz, gündüz olunca cemaat halinda kaza ederken yine kıraatte sesini cemaat duyacak ölçüde yükseltmesi vâcibdir. Aksi halde yanılma secdesi gerekir.

Bunun gibi kazaya kalmış öğle ve ikindi namazlarını imam ge­celeyin cemaat halinde kaza edecek olursa, kıraati gizli okuması ge­rekir. Aksi halde yanılma secdesi vâcib olur.[188]

Sözü edilen namazları adam kendi başına kaza edecek olursa, aşikâr okunacak olanları, sesli okuması afdaldır. Gizli okunacak olanları da gizli okuması vâcibdir. [189]Şemsüleimme de bunu ihti­yar etmiştir. Fahrülislâm Pezdevî'nin de görüşü bu anlamdadır. Kaa-dıhan ise bunu en sahih kavi olarak görmüştür. [190]

 

F) Fâtiha'yı Dönüp Aşikâr Okumak

 

Bir adam namaz kılarken bir başkası gelip ona uyarsa, imanı olan kimse kıraatin aşikâr okunduğu bir namazı kılıyor ve kendisi­ne uyulmadan önce Fâtiha'yı ya tamamen okumuş, ya da kısmen okumuş bulunuyorsa, dönüp aşikâr olarak Fâtiha'yı yeniden okuma­sı gerekir.[191]

 

G) Nafile Namazlarda Kıraat Âşiltar Okunur Mu?

 

Gündüzleyin kılman nafilelerde aşikâr okunmaz. Geceleyin kılı-anlarda ise kişi arzusuna bağlıdır; dilerse aşikâr okur, dilerse gizli.[192]

 

H) Gizli Ve Aşikâr Okumanın Sının :

 

Bu konuda farklı görüş ve ictihadlar vardır :

a) Fakîh Ebü Cafer, Şeyh îmam Ebubekir Muhammed bin Faz-ie' göre, aşikâr okumanın en az derecesi, başkasının duynıasıdır. Giz-i okumanın en az sınırı, kendisinin işitmesi ölçüsündeki olanıdır. Ltimade uygun olan görüş budur. Sahih olan görüş de bu kavle da­malıdır.[193]

b) Câmi'deki cemaatin hepsinin duyacağı kadar sesi yükselt­mek, aşikar okumanın en az sınırıdır. Bu, birinci görüşe nisbetle za­yıf kabul edilmiştir. [194]

 

8 — NAMAZIN SÜNNETLERİ :

 

a) Sünnet vâcibden sonra gelir. Yapılmasında sevap, terkinde kınanma ve kerahet vardır. Namazın sünnetlerine dikkat etmenin şu yararları söz konusudur.

a) Farzlarda bilmiyerek bir noksanlık, bir açıklık meydana gel­mişse, onları kapatır.

b) Resûlüllah (A.S.) Efendimizin kıldığı şekle daha çok uygun­luk sağlayacağından, şefaatine kapı açar.

c) Rahmet meleklerinin istiğfarına lâyık olur. bî    Namazın Sünnetlerini Özetliyelim :

1. İftitah Tekbiri getirirken elleri göğüs ya da kulak seviyesine kadar kaldırmak,

2. Elleri kaldırırken parmakları açık ve rahat biçimde tutmak,

3. İmamın intikal tekbirlerini aşikâr getirmesi,

4. Yine imamın Euzti-Besmele ve Amîn'i gizli söylemesi,

5. Ayakta kıraate dururken sağ eli sol el üzerine koymak,

6. Elleri göbeğin tam altına gelecek şekilde bağlayıp tutmak,

7. Rükû' için tekbir getirmek,

8. Rükû'da üç defa teşbih getirmek,

9. Ellerin içiyle diz kapaklarını tutmak,

10. Secdeye eğilmek için tekbir getirmek,

11. Secdeden kalkıldığında tekbir getirmek,

12. Secdelerde üçer defa teşbih getirmek.

13. Secdede iki dizi ve iki eli yere koymak,

14. Otururken sol ayağı yere uzatıp üzerinde oturmak, sağ aya­ğı parmakları kıbleye gelecek şekilde dikmek,

15. Rükû'dan kalkıldığında iyice doğrulup durmak,

16. İki secde arasında iyice kalkıp oturmak,[195]

17. Rükû'dan ayağa kalkıldığında, iki secde arasında oturuldu­ğunda en az bir teşbih miktarı beklemek, [196]

18. Et-Tahiyat'tan sonra    Resûlüllah  (A.S.)  Efendimize Salât-u selâm getirmek ve rivayet edilen bazı duaları okumak.[197]

 

NAMAZIN ÂDABI :

 

a) Ayakta dururken secde yerine bakmak,

b) Rükû' halinde ise ayakların üstüne bakmak,

c) Otururken kendi dizlerine bakmak, başka tarafa gözleri  çe­virmemek,

d) Sağa selâm verirken sağ omuzuna, sola selâm verirken sol omuzuna bakıp etrafı taramamak,

e) Esnerken ağzı kapalı tutmaya çalışmak,

f) Ceket, pardesü, üstlük ve benzeri şeyler üzerinde bulunuyor­sa, kollarını geçirmiş vaziyette bulunmak,[198]

g) Dikkati tamamen namaz üzerine toplayıp kalbi başka şeyle meşgul etmemeye çalışmak. [199]

 

9 — NAMAZ NASIL KILINIR?

 

Namazın şartlarını, farz ve vaciplerini, sünnet ve adabını belirt­tikten sonra bütün bu hususlara bağlı kalınarak namaz nasıl kılı­nır? Bunu anlatmamızda yarar vardır :

Namaz kılmaya kalkıldığında niyet getirerek ellerini kaldırıp tekbir getirir. Baş parmaklar kulak yumuşağı seviyesinde tutulur. Tekbir getirilirken baş öne doğru eğilmez, elin iç kısmı kıbleye gele­cek şekilde tutularak tekbir getirilir. Eller tam kulak hizasına kaldı­rıldığında Allahu Ekber denilir. En sahih olan da budur. Kunut ve Bayram tekbirleri bu ölçü ve biçimde getirilir. Ancak Bayram Tek-birleriyle İftitah Tekbiri ve bir de Kunut Tekbirinde eller kaldırılır; bunun dışındaki tekbirlerde eller kaldırılmaz. Ancak kaldırıldığı tak­dirde namaz bozulmaz. Kadına gelince, o İftitah Tekbiri getirirken ellerini sadece omuzları hizasına kadar kaldırır. Sahih olan da bu­dur. Tekbirde ellerin parmakları birbirine yapıştırarak değil, nor­mal bir biçimde araları hafif açık bir vaziyette tutulur. Ellerini kal­dırmadan Tekbir getirmek sünnete uygun değildir. Ancak bir illet ya da hastalıktan dolayı ellerim kaldıramıyanlar müstesna... Ellerin­den sadece birini kaldırabilen onunla yetinir. Allahu Ekber derken lafz-ı celâl'in elifi uzatılmaz. ekber kelimesinin de elif veya ba harfini uzatmakta böyledir. hattâ çoğu ilim adamlarına göre, böyle teleffuz eden kimse namaza başlamamış sayılır. lafz-i celâl'in so­nundaki (he) harfini uzatmak mânayı bozmaz, ama kurala aykırı­dır. o halde gerek allah, gerekse ekber kelimelerinin başındaki elif'i uzatan kimsenin namazı bozulur. çünkü bu tarz okumak, ma­na yönünden çok hatalıdır. kasden yapılırsa küfre kadar götürür.[200]

Tekbir getirildikten sonra sağ el sol el üzerine konularak göbek altında bağlanır. Kadınlar ise bu durumda ellerini göğüsleri üzeri­ne korlar. Ayrıca baş ve serçe parmakla sol elin bileği hafifçe tutu­lur, geriye kalan parmaklar bilek üzerine uzatılır. Rükû'a gidilirken eller konulduğu yerden kaldırılır, rükû'da elerin içi diz kapakları üzerine konulur. Meşayihten bir kısmına göre, sadece koymakla kal­maz bir de diz kapaklarını kavrar şekilde tutar. Bu ikisi arasında bir tutuş daha uygundur.[201]

 

A) Ayakta Dururken Ayaklar Arasının Açık Tutulması :

 

Namazda ayakta durulurken ayaklar arasını dört parmak kadar açık tutmak adâbdandır. Bunu müstehâb kabul edenler de olmuştur. Birinci görüş daha sahihtir.[202]

Eller belirtilen biçimde bağlandıktan sonra,

sübhâneke'llahümme ve bî-hamdire ve tebareke's-muke ve teâlâ ceddüke velâ ilahe gayruke, okunur. [203]bunu ister imam, ister münferid, ister cemaat halinde olsun, her namaz kılanın okuması sünnettir.[204]

Sübhaneke'de «ve cele senâuke» okunur mu?

El-Asıl, En-Nevadir gibi kaynak kitaplarda Cenaze namazının dışında bu cümlenin okunmaması oradaki duâ makamına ve onun esrar ve hikmetine daha uygundur, sonucuna işaret edilmektedir. Allah'ı lâyıkıyla övmek ne mümkün... O kendisini övdüğü gibi ulu­dur. Cenaze namazında mü'min kardeşimiz için duâ ederken, nama­zın başlangıcında yine Sübhaneke'yi okuyoruz. Ne var ki ve celle senâuke'ye burada yer veriyoruz. Bunun birçok nedeni vardır :

a) Her duanın ve duada yer alan   kelime ve cümlenin bir ma­kamı vardır ki onun başka bir yerde okunması aynı feyiz ve rahme­te kapı açmaz.

O halde ve celle senâuke'nin feyiz ve rahmet makamı, cena­ze namazmdadır.

b) Ölen kardeşimiz için Allah'ın rahmet ve mağfiretini dilerken O'nun yüceliğini, azamet ve kudretini, rahmet ve inayetini önce süb-haneke ile anlatmaya ya da dile getirmeye çalışıyoruz. Bu açıdan O'nun geniş rahmet ve mağfiretini diliyoruz. ve celle senâuke diyerek O'nun rahmet ve mağfiretinin, azamet ve kibriyasmm yüce­liğine erişmenin mümkün olmadığım, en üstün övgüye ancak o'nun lâyık bulunduğunu kalbimizden dilimize getirmeye çalışıyor ve «ve cella senâuke» cümlesiyle bunu ifâde ediyoruz,

c) Bu cümlenin Cenaze Namazında okunduğunda kalbe verdi­ği şifâyı başka yerde okunmasıyla elde etmek o ölçüde te'sirli değil­dir. bu bakımdan dualarda rivayet edilen şekle bağlı kalmakta bü­yük yarar vardır. ve celle senauke cümlesinin vereceği şifâyı biraz da bu açıdan değerlendirmek gerekir.

sübhaneke'den sonra euzu-besmele söylenir. bunların keli­me olarak şekli şudur :

euzü billahi mine'ş-şeytanı'r-recîm - bismi'llahi'r-rahmâni'r-rahim... fetva buna göre verilmiştir.

Türkçe anlamı :

«Kovulup rahmetten uzak tutulan şeytandan Allah'a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlarım..[205]

Tabii bu ikisi de gizli okunur. Bu, hem imam, hem cemaat, hem de münferid için sünnet midir? İmama uyanlar sadece Siibhaneke ile yetinirler. İmam ve bir de yalnız başına namaz kılanın Euzü-Bes-mele'yi hem okumaları, hem de bunu gizli söylemeleri sünnettir. Muhtar olan görüş budur.[206]

çünkü imam ebû hanîfe ile imam muhammed'e göre teav-vuz kıraate tabi'dir, sübhaneke'ye değil. mesbuk yetişemediği rek'-atleri tamamlamaya kalktığında euzü-besmele söyler. çünkü kı­raati yerine getirmesi gerekiyor. muktedi (imama ilk rek'atte uyup onunla birlikte namazı tamamlayan ise böyle değildir.) o teavvuz okumaz, çünkü kıraati imam yerine getiriyor. sadece imamın eu­zü-besmele okuması yeterlidir.

bayram namazında ise euzü-besmele bayram tekbirlerinden sonra okunur. [207]

 

C) Her Rek'atte Teavvuz Okunur Mu?

 

Meşayih-i Fukahaye göre, sadece birinci rek'atte kıraate başlar­ken okunması kâfidir. Fetva buna göredir. Sahih olan da budur. Kı­raate başlarken teavvuz okumayı unutur, Fâtiha'dan sonra hatır­larsa, artık buna gerek kalmaz.[208] 

 

D) Besmele :

 

Euzü'dan sonra Besmele okunur. Bu da yukarıda belirttiğimiz gibi gizli söylenir. Besmele Kur'ân'dan bir âyettir, surelerin arasım ayırmak için konulmuştur. Namazda sadece Besmeleyle yetinip kı­raatte bulunmamak caiz değildir. Çünkü kıraat Besmele dışındaki sure ya da üç kısa âyet okumakla gerçekleşmektedir.[209]

İmam Ebû Yusuf'a göre her rek'atte kıraate başlarken besme­le okunur. Fetva buna göredir, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muham-med bu görüşte değillerdir.[210]

Fatiha ile Sure arasında besmele okumaya gerek yoktur. [211]Sahih olan da budur. Okunmasını tavsiye edenler de olmuştur. Ama fukahanm çoğu, okunmaması üzerinde durmuştur.[212]

Besmele'den sonra Fâtiha-ı şerife okunur. Fâtiha'nm sonunda kendisi işitecek kadar «âmîn» denilir. Sünnet olan budur. [213]Âmîn deme hususunda imam, cemaat ve münferid (yalnız bastına kılan) eşittir. Yani hepsinin de kendisi işitecek, ölçüde söylemesi sünnettir.

e) Âmin kelimesi hem med, hem kasırla okunmuştur.  Şeddeyle okunması hatâdır. Mânası, «Duamızı kabul buyur» demektir.

Gizli okunan namazlarda cemaat imamın velâ'd-dâllîn de­diğini duyarsa artık «âmin» demelerine gerek kalmaz, diyenler ol­muşsa da Fakîh Ebû Cafer El-Hende.vânî, demeleri sünnete uygun­dur, sonucuna varmıştır.[214]

Bayram ve cuma namazlarında cemaat birbirinden âmîn sesiniyacak olursa, susmayıp kendileri de belirtilen ölçüde   söylerler, [hin olan da budur.[215]

Fatihadan sonra ya bir sûre, ya da üç âyet okunur. Üç âyet uzun-ğunda bir âyet okumak ta kâfidir.[216]

Kıraatten sonra rükû'a varılır. Ancak eğilirken Tekbîr getirilir. itekim Resûlüllah (A.S.) Efendimiz : *İmam allahu ekber deyin-3 siz de söyleyin, îmam rükû'a gidince siz de gidin. imam rükû'dan emiallahu lîmen hamidehu deyip kalkınca siz rabbena ve-eke'l-hamd deyin.» buyurmuştur. sahîh olan da budur. Ancak ekbir'de şuna dikkat etmek afdaldır : Tam belini eğeceği sırada aşlanır, eller diz kapaklarına dokunacağı sırada bitirilir.[217]

Rükû'da ellerini iyice diz kapaklarına dayamak ve beli müm-iün olduğu nisbette düz tutmak sünnettir. [218]Burada basıda ne Kıkarı kaldırır, ne de aşağıya doğru eğer, bel ile aynı seviyede tut-naya çalışır.[219]

f) Rükû'da dizler de dik tutulur, mafsal bükük tutulmaz. Ka­lınlar ise dizlerini hafif kırarlar, kollarını   açık tutmazlar. Erkekler Lollarmı hafif açık tutarlar. Sonra sübhane rabbiye'l-azîm teş­rihini üç defa söyler. Böylece rükû' tamamlanmış olur. Ne var ki bir ek defa bile bu teşbihi söylemek caizdir. Ancak tenzihi kerahet var-hr. Çünkü Kesûlüilah  (A.S.) Efendimizin bunu hem üç defa söyle-iiği, hem tavsiyede bulunduğu sahih rivayetle sabit olmuştur.

g) Rükû'dan kalkıldığında ayakta durup beli iyice doğrultmak sünnete uygundur. Hattâ Ebû Yusuf a göre, böyle yapmazsa namazı bozulur veya kerahetle namaz kılmış olur.

Namazda her zikir ve teşbih kendi yerinde getirilir. Aksi halde söylenmez terkedüir. Meselâ : Rükû'a varıldığında söylenecek teş­bih, rükû'dan kalkıldığında söylenirse, sünnet yerine getirilmemiş olacağından artık söylenmez. Rükû'dan kalkıldığında semîalla-hu lîmen hamîdeh'i beli tam doğrulttuğu zaman söylemek de sünnete uygun olmadığı için terkedilmesi daha iyi olur. Çünkü ye­rinin dışında kalmıştır.[220]

Semiallahu limen hamiden, derken sonundaki (H) harfini sakin okumak daha uygundur.

Rükû'dan kalkılıp bel doğrultulduktan sonra tekbir geMrilerek secdeye varılır. Secdede üç defa subhane rabbiyet-a'lâ denilir. Bu sayı, rükû ve secdede yapılan teşbihlerin en azıdır. Tek olmak üzere beşe ya da yediye çıkarmak müstehabdır. Ancak imam bunu üçten fazla yapmamalıdır.[221]

Bunun için söz sahibi fakihler, teşbihin en azı üç, ortalaması beş, mükemmeli yedi defadır, demişlerdir.

h) Secdeye varıldığında önce dizler, sonra eller, sonra burun, sonra da alın yere konulur. Kalkıldığında ise önce alm, sonra burun, sonra eller, sonra da dizler kaldırılır. Tabii bu tertip sıhhati yerinde bulunan kimseler içindir. Ayağı ya da kolları romatizma ya da ben­zeri bir hastalıktan muzdarip bulunan kimsenin kolayına nasıl geli­yorsa öyle hareket eder. Meselâ : Rükû'a varırken belini tam doğrul-tamıyorsa, tutabildiği ölçüde bir durum alır, kendini zorlamaz. Sec­deye vardığında önce dizlerini yere koyamıyorsa, Önce ellerini ko­yup öylece secdeye varmayı sağlar.[222]

Secdede eller tam kulak hizasına konulur, parmaklar kıbleye doğru tutulur. Ayakların parmakları da aynı hükme girer. Erkekler bu sırada karınlarım uyluklarından biraz ayırıp yüksekçe tutarken kadınların bunun aksine karınlarını uyluklarıyla bitiştirirler. Er­kekler yine bu durumda kollarını yere sermeyip biraz yüksekçe tu­tarken kadınlar bunun aksini yapar.[223]

Bu hususlarda cariyeler de hür kadınlar gibidir. Ancak namaza başlama Tekbirinde erkekler gibidirler. Gerçi bugün câriye diye bir konu mevcut değildir. İslâmiyet çok sistemli bir tutumla kölelik ve cariyeliği kaldırmıştır. Ama bazı konularda yine yer yer onlarla il­gili hükümleri anlatmakta yarar görülmektedir.

Secdeden Tekbir getirilerek baş kaldırılır, bel dimdik tutularak oturulur. Bu oturuşta sünnet bir zikir yoktur.[224]

Secdeden kalktığında belini doğrultmadan ikinci secdeye vara­cak olursa, îmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre bu da kâfi gelir. İmam Ebû Yusuf bu görüş ve ictihadda değildir. Ta'dil-i Er­kân ona göre vâcibdir. Kasden terkinden dolayı namazın iadesi gere­kir. [225]Ancak İmam A'zam'a göre de secdeden başı kaldırdıkta duruş vaziyetine bakılır : Başı secdeye daha yakınsa farz yerine gel­mediğinden caiz değildir. Oturma haline daha yakınsa, caizdir. En sahih olan da budur. Fetva buna göredir.[226]

Ebû Yusuf'a göre de, «başını kaldırdı» denilecek ölçüde bir doğ­rulma meydana gelirse caizdir. Bunun aksi caiz değildir. Sahih olan rivayet budur.[227]

Sonra Tekbîr getirilip ikinci secdeye varılır. Birincide olduğu gibi üç defa teşbih getirir.

İkinci secdeden kalkıldığında mümkünse eller yere konulmadan kıbleye yönelik bulunan ayak parmakları üzerine doğrulup ayağa kalkılır. Ancak bu arada dizlere dayanmakta hiçbir sakınca yoktur. Sıhhati ve gücü yerinde olanların bunu da terkedip hiç bir şeye da­yanmaksızın kalkması müstehabdır.[228]

îkinci secdeden kalkıldığında -şâfiîlerin yaptığı gibi- hafif bir oturuştan sonra ellerini yere dayıyarak kalkacak olursa, bunda da bir sakınca görülmemiştir. Ancak yukarıda Hanefî imamlarının be­lirttiği biçimde kalkmak müstehabdır.

İkinci rek'atte, birinci rek'atte yapılanların aynısı tekrarlanır; ancak İftitah Tekbiri getirilmez, EUZÜ söylenmez. Besmele ile kıra­ate başlanır.[229]

İkinci rek'atte ikinci secdeyi tamamlayıp kalktığında, sol ayak yere serilerek üzerinde oturulur; sağ ayak parmakları kıbleye gele­cek biçimde tutulur. Eller dizlere yakın ölçüde parmaklar açık bir vaziyette konulur. Dizler tutulmaz, parmaklar da birbirine iyice bi­tiştirilmez, rahat bir tutuşa dikkat edilir. [230]En sahih olan da bu­dur.

Kadın bu durumda sol kalçası üzerine oturup sol ayağını sağ ayağının bileğinin altına gelecek biçimde bir vaziyet alır.[231]

Belirtilen biçimde gerek erkek, gerek kadın, gerek imam ve ge­rekse cemaat ve yalnız başına namaz kılan İbn Mes'ud Hazretlerinin naklettiği Et-Tehiyyatı okur. Bunu yukarıda belirtmiştik. Namaz iki rek'atli değilse, Et-Tahiyyattan sonra bir şey okunmayıp Tekbir geti­rilerek ayağa üçüncü rek'ate kalkılır. İki rek'ali bir namaz ise Sa-lâvat, duâ ve belli zikirler yapılır.[232]

ı) Et-Tahiyatta, eşhedü ellâ ilahe illallah bölümüne gelince şehadet parmağıyla işarette bulunulur. Ama bu konuda se­çilen kavle göre işaret yapılmaz denilmiştir. Fetva da bu kavle gö­redir.[233]

Münyetü'l-Müftî'de parmakla işaretin mekruh olduğu kaydedil­mişse de Meşayih-i Kiram bunda bir kerahet olmadığını söylemiştir. Uygun olan da meşayihin görüşüdür.

Et-Tehiyyat'tan sonra birinci rek'atte belirtilen ölçü ve biçimde ayağa kalkılır. Ancak Tahavî, kalkılırken elleriyle yere dayanmak­ta bir sakınca yoktur, demiştir. Yukarıda bunu kısmen açıklamış­tık. Birinci rek'atte yaptıklarının tamamını bu rek'atte aynen yerine getirir. Üçüncü rek'atte sadece Fâtiha'yı okur. Fazla bir şey oku­ması mekruhtur.[234]

j) Üçüncü rek'atte kırati tamamen terkedip sadece teşbihle ye­tinir ya da hem kıraati hem teşbihi terkederse bir şey gerekmez. Ne var ki Fâtiha'yı okumak af daldır. Rivayetler arasında bu konuda en sahih olanı da belirttiğimiz husustur. [235]Çünkü fetva buna göredir. El-Muhit bunu en sahih 'kavi olarak kabul etmiştir.

O halde üçüncü ve dördüncü rek'atlerde kıraat af daldır. Fatiha ile yetinilir. Hiçbir şey okumayıp susmak ise mekruhtur.[236]

Dördüncü rek'atin sonunda, ikinci rek'atin sonunda oturduğu gibi oturur; Et-Tehiyyat'ı belirtilen biçimde okur, sonra Resûlüllah (A.S.) Efendimize Salâvat-i Şerife getirir.                                    ,

k) İmam Muhammed'den sözü edüen Salâvat'm nasıl getiril­mesi gerektiği sorulduğunda şu cevbı vermiştir :

«allahümme sallî alâ muhammed'în ve alâ âlî mu-hammed'in kemâ salleyte alâ îbrahime ve alâ âl-ı ib-rahîm'e ve barîk alâ muhammed'in ve alâ âl-i muham-med'in kema barekte âla îbrahîme ve alâ âl-i ibrahîme inneke hamîdün mecîd.»

bunun dışında bir de allahümme irhem muhammed'en demek bazılarına göre mekrûhsa da, sahih olan tesbite göre mekruh değildir,  [237]denilebilir.

Salâvat-i şerîfeden sonra önce kendine, sonra ana-babasma, son­ra da bütün mü'minlere duâ eder. sünnet olan duâ bu tertip üzere olanıdır. kur'ân'da bunun örneği mevcuttur :

rabbena îğfir lî velî    valîdeyye    veli'l    mü'minîne yevme yekumu'l-hisâb.

1) Türkçe anlamı :             

«Ey Rabbtmiz! beni, anamı babamı ve mü'minleri, insanların kalkıp hesaba çekileceği gün bağışla, günahlardan temizle.»[238]

Bu duadan sonra :

Rabbena atînâ fi'd-dünya haseneten ve fi'l-âhiretî haseneten ve kına azabe'n-nar duası yapılır.

Bunun Türkçe anlamı :

«Rabbimiz! dünyada da bize iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi Cehennem ateşi azabından koru...»

Dualarda afdal olanları bunlardır. Bu bakımdan halkın sözleri­ne benzer tarzda duâ yapmak veya halktan istenilmesi her zaman için mümkün olan şeyleri arzulayarak bazı sözlerle duada bulunmak uygun değildir. Buna bir örnek verelim :

«Allahım! beni falan kızla evlendir..», «Benim tarla bahçeme su indir..» gibi. îşte bu tür sözlerle duâ etmek doğru değildir. Hattâ caiz olmadığım söyliyenler var ki sahih olan da budur.[239]

Duada bu ölçüyü dikkate alanlara göre, «AHahıml bana çok mal ver» derse, namazı bozulur. «Allahım! bana ilim ve hac nasîb eyle»

derse, namazı bozulmaz.    Çünkü birincisi halk   sözlerinden birdir.

Bunun için Sünnete uygun duaları ezberleyip okumak daha uygun­dur. Dilin başka bir söze kaymasını önler.[240]

Ancak bu konuda genel kaaideyi unutmamak gerekir :

Teşehhüde oturduktan sonra, yani «Et-Tehiyyat»ı okuduktan ve­ya onu okuyacak mikdar oturduktan sonra halkın sözüne benzer an­lam ve ölçüde yapılan dualar namazı bozmaz, ancak kişi böyle yap­makla namazdan çıkmış olur. Son farz olan Teşehhüd Miktarı otur­mak gerçekleştiği için namazın bozulması sözkonusu değildir. Bu mikar oturmadan belirtilen anlam ve ölçüde duâ yapacak olursa, o takdirde namazı bozulmuş sayılır.[241]

m) Rivayet yoluyla sabit olan dualardan biri de, Ebubekir sıd dîk (R.A.)'den nakledilenidir :

Resûlüllah  CA.S.)  Efendimiz, namazda    okumam için bana şu duayı öğretti :

«allahümme, innî zalemtu nefsî zulmen kesîren ve innehu.lâ yağfîru'z-zünube illâ ente, fağfir lî mağfî-reten min indîke verhamnî înneke entf/l-ğafuru'r-ra-hîm.»

Türkçe anlamı :

«Allahım! Ben kendime çok haksızlık ettim. Doğrusu günahları ancak Sen bağışlarsın; beni bağışla, kendi katından bir bağışlamay­la beni mağfiretine erdir. Bana merhamet et. Çünkü ancak Sen hem Ğafur'sun, hem Rahîm'sin,»

Büyük sahabi İbn Mes'ud (R.A.) de daha çok şu duayı tavsiye etmiştir :

«allahümme innî eselüke mine'l-hayrî küllihî, ma alîmtü minhu vema lâ a'lemu ve euzu bîke mine'ş-şerrî küllihî ma alimtu mînhu vema lâ a'lemu....

Türkçe anlamı :

«Allahım! bildiğim, bilmediğim bütün hayırları Senden dilerim.

Bildiğim ve bilmediğim bütün şer ve kötülüklerden Sana sığınırım.»

Et-Tehiyyat ve bazı dualardan sonra şu duayı da yapmak müs-tehabdır :

«rabbî'c'alnî mukîme's-salâtî ve mîn zürrîyetî reb-benâ ve tekabbel duaî rabbanâ, iğfir ll veli valîdeyye ve ul mü'mîne yevme yekumu'l-hisab..»

Türkçe anlamı :

«Rabbimizî Beni de, soyumu da namaz kılanlardan eyle? Rabbi-bimiz! duamızı kabul buyur. Rabbimiz! Beni, anamı-babamı ve bü­tün mü'minleri -insanların hesaba kalkacakları gün- bağışla.»

Duadan sonra önce sağa, sonra sola selâm verilip namazdan çı­kılır' Birinci selâmda yüz sağ tarafa, ikinci selâmda sol tarafa çev­rilir; yanağının beyazı arkadan görülebilecek biçimde bu çevirmeyi gerçekleştirir. En sahih olan da budur.[242]

n) Selâm hangi sözlerle yerine getirilir?

«Es-Selâmu aleyküm ve rahmetu'llahi» denilir. Muhtar olan burdur. Selâm kelimesinin başına (Elîf-Lâm) koymak daha uygundur.[243]

Biz Hanefilere göre, selâmın sonunda *Ve berekâtühü» denilmez.. Aynı zamanda ikinci selâmı birincisine oranla biraz daha alçak ses­le söylemek sünnettir. En uygun olan da budur.[244]

o) Sağ tarafa selâm verdikten sonra sol tarafa vermeden kal-- kıp namaz kıldığı yerden ayrılacak olursa, dünya sözü etmeden ve dışarı çıkmadan hatırlar da geri dönüp oturarak sol tarafa selâm verirse, kâfi gelirse de fukahanm çoğuna göre arkasını kıbleye çe­virdikten sonra artık dönüp selâm için oturmasına gerek kalmaz. Sahih olan da budur.[245]

Sağa selâm vermeden sol tarafa selâm verirse, konulmamışsa sağ tarafa da selâm verir ve sol tarafa verdiği selâmı iade etmez.

Önce başım sağa çevirmeden selâm verirse, bu da kâfi görülmüş­tür; ancak sol tarafa selâm vermesi gerekir. Ne var ki bu, sünnete uygun bir selâm biçimi değildir.

p) İmamın arkasındakiler ne zaman selâm vermelidirler?

İmam sağ tarafa selâm verip bitirince onlar hemen sağa selâm verirler, İmam sol tarafa selâmı bitirince onlar başlarlar.[246]

r) Selâm verilirken Hafeze Melekleri ve o yönde bulunan Müs­lümanlar niyet edilir. Namaza katılmıyanlara niyet etmez Sahih olan da budur. Çünkü selâmdan maksad, namazın bitiminde cami' ve ce­maate katılan mü'minlere, bir de sağ ve sol omuzlarda yer alan ha­feze ve diğer meleklere Allah'ın Selâmını vermektir.[247]

Bu konuda imama uyanlar ise hem sözü edilenlere, hem imama niyet ederek selâm verir. Çünkü lider durumunda İslâm Birliğini tem­sil eden imamı selâmetle anmak, ona olan bağlılığı ve vahdetin an­lamım belirler. İmam Ebû Hanîfe de bu görüştedir.[248]

Yalnız başına namaz kılan kimse selâmda sadece Hafeze Melek­lerini kasdeder. Melekleri kasdederken de belli bir sayı düşünmeye gerek yoktur. Sahih olan da budur.[249]

İmamın öğle, akşam ve yatsı namazını kıldırıp selâm verdikten sonra oturması mekruhtur. Hemen ayağa kalkıp Sünnet namazları kılması ve bunu da farzı kıldırdığı yerin dışında yerine getirmesi sünnettir. Bulunduğu yer, yer değiştirmeye uygun değilse, sadece biraz sağa ya da sola, ya da ileri ve geriye kayması kâfidir.

s) imam farz namazı kıldıktan sonra dilerse evine dönüp sün­net namazı orada kılar. Nitekim ResûlüHah (A.S.) Efendimiz de ço­ğu kez böyle yapardı. Cemaat halinde dualar ve teşbihler, yapılmaz, herkes kendi haline bırakılırdı.[250]

t) İmama uyanlara gelince                        

Onların farz namazdan sonra sünneti kılıp cami'de oturarak teşbihleri yapması caizdir. Yalnız başına namaz kılan kimse için de hüküm aynıdır.

Gerek imama uyanlar, gerekse yalnız başına namaz kılanlar farzdan sonra sünnete kalktıklarında serbesttirler : İsterlerse bulun­dukları yerde, isterlerse sağa, sola, ileri ve geriye kaymak suretiyle yer değiştirip sünneti kılarlar.

u) Farzdan sonra Sünnet namaz olmayan vakitlerde ise :

Sabah ve ikindi namazı gibi farzdan sonra sünnet olmayan va­kitlerde selâm verdikten sonra bulunduğu yerde oturmak mekruh­tur. ResûlüHah (A.S.) Efendimiz böyle yapmayı bid'at saymıştır. O halde selâm verdikten sonra musalli dilerse kalkıp gider, dilerse, gü­neş doğuncaya kadar mescidde oturur. Afdal olan da budur. Bu da­ha çok imamı ilgilendirir. Yani onun böyle yapması afdaldır.

İmam arkasında namaz kılan varsa, yüzünü hemen cemaate çe­virmez, belki hafif sağa ya da sola meyleder.[251]

Bu meselede yaz, kış, bahar, sonbahar gibi değişik mevsim ve zaman farklı ölçü getirmez. Sahih olan da budur.[252]

El-Hüccetü'1-İmam adlı eserde de şöyle deniliyor :

«Musallî (namaz kılan) öğle, akşam ve yatsı namazlarının farzı­nı kılınca kalkıp sünnete başlar, uzun bir süre oturup duâ ile meş­gul olmaz. [253]Sünnet olan da budur.

ü) Farz Namazı Kıldıktan ya da Kıldırdıktan Sonra Ne Yapılır?

a) Kılman farz namaz sabah ve ikindi namazı ise, bulunduğu yerden ayrılıp ya evine gider, ya da mescidde oturup duâ ve teşbih­lerini yapar. Farzı kıldıktan sonra bulunduğu yerde oturup kıbleye yönelik beklemek mekruhtur.

b) Öğle, akşam ve yatsı farzlarını kıldıktan sonra, «Allahüm-me Ente's-Selâm ve minke's-Selâm, Tebarekte ya zel-Celâli ve'l-tk-râm.» denildikten sonra sünnet namaza kalkılır. İmamın yer değişmesi sünnettir. Cemaat ya da yalnız başına namaz kılan bu konu serbesttir.

c) Camilerde farz ya da sünnetten sonra cemaat halinde tes-Lh ve duâ yapmak sünnet değildir.    İmam Selâm verdikten sonra jrbesttir : Dilerse gidip evinde sünneti kılar, dilerse bulunduğu ca-ii'de kılar.

d) Cemaat de farzdan sonraki sünnet namaz, duâ ve teşbihler :onusunda serbesttir : Dilerlerse herkes kendi başına duâ ve tesbih-Brini yapar; dilerlerse evlerine gidip sünneti orada kılarak bu ko-Ludaki sünnete uymuş olurlar.

Bu konuyu daha çok Teşbihler bahsinde açıklıyacağız.[254]

 

10 — NAMAZDA KIRAAT :

 

Kıraat konusu oldukça teferruatlıdır. Ayrı bir bölümde işlenip açıklanması gerekir.

Seferi ve benzen hal ve durumlarda sadece Fatiha ile herhangi bir sureyi okumak kâfidir ve sünnete uygundur. Korkulu ve acele anlardaki durum da böyledir.

a) Eyleşik halinde ise vakit daralmış veya can ve mal için bir korku başgöstermişse, vakti. kaçırmıyacak veya   korkudan güven içinde kalacak kadar kıraatte bulunması kâfidir.

Yolculuk halinde güven içinde olur, vakit te genişse sabah far­zında Buruc Sûresi ve o uzunlukta olan sureleri okuması uygun olur. Böylece hem kıraatin sünnet miktarına, hem de seferi haldeki ruh­sata uyulmuş sayılır.[255]

Yine seferde öğle ve ikindi namazlarını da bu ölçüde bir kıraat­le kılmak sünnete uygundur. Çoğu fukahaya göıe, ikindi farzında bu ölçüden az bir kıraatte bulunmak uygun olur. Sahih olan da bu­dur. Yatsı farzı da ikindi de olduğu gibi, orta sayılan bir kıraatle yerine getirilir. Akşam farzı kısa bir süre ile edâ edilir.

b) Eyleşik halde ise :

Sabah farzının her iki rek'atinde Fâtiha'dan başka 40-50 âyet uzunluğunda birer sûre okumak uygun olur. Öğle namazı da buna yakın bir ölçüde edâ edilir. El- Asıl kitabında, öğle farzmdaki kıraa­tin sabah farzmdaki kıraatten az olması belirtilmiştir. Sahih olan da budur. Yatsı farzının her iki rek'atinde Fâtiha'dan başka yirmi­şer âyet uzunluğunda bir sûre ya da doğrudan doğruya yirmi âyet okumak uygun olur. Akşam namazında ise her iki rek'atte de Fâti­ha'dan başka kısa birer sûre okunur. Sünnet ya da müstehab olan budur.[256]

Fukahanın çoğu, bu konuda gene! kural olarak şöyle bir tesbit yapmışlardır ;

 Eyleşik durumda sabah ve öğle farzları tıval-ı mufassal ile,  ikindi farzı, tıval-i evsat ile, Yatsı farzını da yine böyle akşam farzını kısa sûrelerle kılmak sünnete daha uygundur.[257]

c) Açıklama ;

Tival-i Mufassal : Hücurat'tan Büruc Sûresine kadar olan sûre­lerdir.

Tival-i Evsat : Büruc'dan Lem Yekûn'a kadar olan sûrelerdir.

Kısalar ise : Lem Yekûn'dan Kur'ân'ın sonuna kadar olan sûre­lerdir.[258]                                                             

 

Vitir Namazındaki Kıraate Gelince :

 

Yapılan sahih rivâfetten resûlüllah (a.s.)- efendimizin bazen sebbîh îsme rabbike kul ya eyyü'l kafirûn ve kul hu-va'l-lalhu ahad sûrelerini, bazen de başka sûre ve âyetleri oku­duğu anlaşılmaktadır. Çünkü devamlı aynı sûreleri okumak, Kur'­ân'ın diğer sûre ve âyetlerini namazda terketmeye yol açar. Bu da pek uygun değildir.

O halde müstehab olarak belirtilen ölçüde kıraate devam etmek an uygun olanıdır. Daha fazla okunması, yalnız başına kılan kimse için uygun olursa da imamlık görevini yürüten için değil. Çünkü ce­maati sıkmak doğru değildir.[259]

Sabah namazında ise birinci rek'atteki kıraati ikinciye nisbetle uzun tutmak sünnettir. Bunda icma' vaki olmuştur. Hattâ İmam Muhammed, her namazda birinci   rek'atteki kıraati   ikinciye nisbetle ;un tutmayı müstehab kabul etmiştir. Fetva da buna göredir.[260]

d) Bayram ve cuma namazlarında da buna benzer farklı gö-ışler vardır. İmam Muhammed bu namazlarda da aynı şeyin müs-hab olduğunu söylemiştir. [261]

 

Ancak Aradaki Fark Ne Kadar Olmalıdır?

 

Fukahanm çoğuna göre, üçte iki oranında olmalıdır. Yani bi-inci rek'atte okunan sûre veya âyetler ikinci rek'attekine nisbetie ki misline yaklaşmalıdır.

Tahaviy'e göre Birinci rek'atte otuz âyet, ikincisinde on âyet ıkumak uygun olur. İkinciyi yirmiye de çıkarmakta, bir sakınca yok-ur. Daha uygun olanı da budur. Fetva daha çok bu ölçüye göre verilmiştir,*

Ama kıraat hükmüne göre konuyu bağlıyacak olursak :

Birincide en uzun sûreyi, ikincide de en kısa sûreyi okumakta 3ir beis yoktur. Çünkü farz ve vâcib olan kıraat yerine getirilmiştir, fukarıda belirtilen oran, daha uygun ve daha iyi olanıdır.

İkinci rek'atte kıraati birinciden üç ya da fazla âyet uzun oku­manın mekruh olduğu, bu nisbetten azmin ise mekruh olmadığı El-kulasa kitabında belirtilmiştir. Umum için bu güzel bir fetva ve ko­lay bir yoldur.

Hidâye sahibi EI-Merğînâniy'e göre : İki rek'atteki kıraetin uzun­luk ve kısalığı âyet sayısıyla değil kelime sayısıyladır. Ancak âyet­ler aynı ölçüde olursa, âyet sayısıyla itibar edilir.[262]

e)  Farz namazlarda her gün belli sûreleri okumak :

Hergün belli sûreleri okumak mekruhtur. Ancak işinin çoklu-ğundanbunu yapıyorsa o takdirde kerahet kalkar. Ama şu namazda şu veşu sûrelerin, bu namazda şu ve şu sûrenin okunması vâcibdir diye bir kanaat taşıyan kimsenin hergün belirli sûreleri okuması ke­sinlikle mekruh sayılmıştır. Çünkü böyle bir vücub ne rivayet, ne ic-tihad yoluyla sabit olmuştur.[263]

O halde her gün başka başka sûre ve âyetleri okumak çok daha uygundur ve Sünnetin ruhuyla uyum halindedir. Bilhassa imamlık yapan kimsenin buna çok dikkat etmesi gerekir. Aksi halde arka­sında namaz kılan ve fıkhi bilgisi olmayan cemaat, şu vakitte şu sû­re ya da âyetlerin okunmasının vâcib olduğunu sanır.

f) Bir sûreyi ikiye ayırıp birinci ve ikinci rek'atlerde okumanın mekruh olduğunu söyliyenler olmuşsa da.en sahih kavle göre mek­ruh değildir. Ama her rek'atte ayrı bir sûre okunması afdaldır.

Birinci rek'atte herhani bir sûrenin orta ya da son kısmından; ikinci rek'atte de başka bir sûrenin orta ya da son kısmından okur­sa bu caizdir; ancak böyle yapılmaması daha uygundur.

Birinci rek'atte herhangi bir sûrenin son kısmını; ikinci rek'at­te bir sûrenin tamamını okursa, -meselâ : Birincide Amene'r-re-sûl, ikinci de ihlâs sûresini okursa- mekruh sayılmaz.[264]

Sûrenin son kısmı, eğer kısa sûrelerden daha çok uzunsa, o tak­dirde her iki rek'atto de onu okumak afdaldır. Ama bildiği orta veya kısa sûreler, yine ezber bildiği sûrenin son kısmından daha uzunsa, o zaman sûreyi okuması afdaldır.[265]

Müdayene âyeti gibi uzun bir âyeti ezber bildiği gibi kısa veya orta uzunluktaki sûrelerden de ezber bildiği varsa, her iki rek'atte de sûreleri okumasmdansa üç âyet okuması afdaldır. Ne var ki bun­lardan hangisi okunursa okunsun, kıraatin vâcib olanı yerine gelmiş olur.

Bir rek'atte aralarında birkaç- sûre, ya da bir sûre bulunan iki sûreyi üstüste okumak mekruh sayılmıştır. Tabii bu kerahet tenzi­hidir. Ama iki rek'atte -aralarında birkaç sûre bulunmak şartiyle ayrı ayrı birer sûre okumak caizdir. Bazısına göre, aralarındaki sû­re uzun olursa bunda bir beis yoktur. Fetva buna göredir.[266]

g) İki rek'atte okunacak sûrelerin arasında kısa iki sûre bu­lunursa hüküm yine böyledir. Yani kerahet olmadığını söyliyenler vardır. Bazısına göre takdim te'hîr yapılmadıktan geri, okunacak iki sûre arasında ister bir sûre .ister birkaç sûre bulunsun farketmez, her haliyle bu caizdir; kerahet yoktur. Sahih olan da budur. Çünkü namaz kılanlar için de bunda kolaylık vardır. [267]

 

Sûre Tertibine Uyup Kıraati Öylece Yerine Getirmek :

 

Namazda Kur'ân'da düzenlendiği gibi sûrelerin tertibine uymak sünnettir. Bunun müstehab olduğunu söyliyenler de var. O halde bi­rincilere göre, birinci rek'atte okuduğu sûreden önce geleni ikinci rek'atte okumak mekruhtur. Âyetler arasındaki tertibe böylece riâ­yet gerekir. Bir rek'atte birkaç âyet okurken, sıra ve tertibi atlamak, yani bir âyet okuduktan sonra bir ya da birkaç âyet atlıyarak baş­ka bir âyet okursa, bunda kerahet var diyenler olduğu gibi, bir beis yoktur, diyenler de var. Hüküm, tamamen sûreler hakkındaki gibi­dir.[268]

Bütün bu söylenenler farz namazlarla ilgilidir. Sünnet ve nafi­le namazlarda ise belirtilen tertibe riâyete gerek yoktur. Nasıl kola­yına gelirse öyle okur.

h) Ancak farz namazdan belirtilen tertibe riâyet unutulur ve­ya dil öylece kayıp takdim ve te'hir şeklinde kıraate başlarsa, bunu değiştirmesine gerek yoktur, başladığı gibi devam edip bitirir ve bundan dolayı yanılma secdesi de gerekmez. Çünkü böyle yap­makla sadece bir müstehab ya da sünnet terkedilmiş sayılır.[269]

Al-i İmrân sûresini okumak isterken dili Bakare sûresine kayıp bir ya da iki âyet okudukan sonra bunu değiştirmek isterse kerahet işlemiş olur. Hattâ bir iki kelime okuduktan sonra bile değiştirme­nin mekruh olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. Fetva buna göre­dir.

Kıraati bitirdikten sonra rükû'a gitmek isterken, henüz eğilme­den birkaç âyet daha okumak isterse, bunda bir beis yoktur. Ama eğildikten sonra dönüp ilave okuması mekruhtur.[270]

i) Namazda bir rek'atte sadece Fâtiha'yı veya hem onu hem de bir ya da iki âyeti okumakla yetinirse, kerahet işlemiş olur. Ne var ki zamm-t sûrenin kasden terkedilmesi, vacibi terk olduğundan na­mazın iadesi gerekir. Unutularak terkedilirse, yanılma secdesi ya­pılır.[271]

Nitekim bu konuda yapılan sahih rivayette, Ebû Katade diyor ki : «Resûliillah (A.S.) Efendimiz öğle ikindi ve sabah namazların­da ilk iki rek'atte hem Fâtiha'yı, hem birer sûre okurdu. Öğle, ikindi ve yatsı'da son iki rek'atte sadece Fâtiha'yı okumakla yetinirdi. Ço­ğu kez okuduğu sûreleri işitebiliyorduk. Birinci rek'atte kıraati ikin­ciye nisbetîe uzun tutardı.»[272]

 

11 — NAMAZI HATİMLE KILMAK :

 

Yalnız başına namaz kılanlar için buna cevaz verilmiştir. Şayet birinci rek'atte Kur'ân'm tamamını okursa, Muavvazeteyn'den son­ra rükû ve secdelerini yapıp ikinci rek'atte sadece Fâtiha'yı ve Ba­kare sûresinin baş kısmından bir miktar okumakla yetinir.[273]

Kur'ân'm yarısını ya da çoğunu birinci rek'atte, geri kalan kıs­mını ikinci rek'atte okumak suretiyle iki rek'atte hatim yapmak da caiz ve sahihtir. [274]

 

12 — KUR'ÂN-I KERÎMİ NAMAZDA DA YEDİ KIRAAT ÜZERE OKUMAK :

 

Namazda okunan sûreleri yedi kıraat üzerine okumak caizdir. Ancak bu konuda garip rivayetlere yer verip bir takım imalelerde bulunmak pek doğru değildir. Çünkü Resûlüllah (A.S.)'m böyle yap­tığı olmamıştır. Kıraat şekilleri sonradan bazı rivayetlere dayanıla­rak çıkarılmıştır.[275]

 

13  — OTURARAK NAFİLE NAMAZ KILAN

 

Oturarak nafile namaz kılan kimse, rükû yapmak istediğinde ayağa kalkacak olursa, Kur'ân'dan bir şey okuması afdaldır. Bir şey okumadığı takdirde yine caizdir. Ama yarı kalkar bir vaziyet alıp rükû' yaparsa bu caiz değildir.[276]

 

14 — KIRAATLE İLGİLİ RİVAYETLER :

 

a) Hz. Hüseyn diyor ki :

«Horsan'a savaşa   gittiğimizde   beraberemizde enaz 300 sahabe bulunuyordu. Onlardan kimi bize namaz kıldırırken Fâtiha'yı ve her­hangi sûreden bir âyet okumakla yetinirdi.»

Yapılan sahih rivayete göre ;

İbn Abbas (R.A.) namaz kıldırdığında birinci ve ikinci rek'âtler-de Fatiha ile Bakare'den birer âyet okudu.»[277]

Abdullah bin Sâib  (R.A.)  diyor ki :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz sabah namazında El-Mu'minûn sûresini okudu. Musa ile Harun bölümüne gelince veya İsa'dan bah­seden kısma gelince kendisini bir ürperti aldı ve rükû'a vardı.»

Hazreti Ömer (R.A.t namaz kıldırırken birinci rek'atte Bakare sûresinden 120 âyet okuyup rûku'a vardı. İkinci rek'atte Mesaniden bir sûre okumakla yetindi.

El-Ahnef birinci rek'atte Kehf sûresini, ikinci rek'atte Yunus ya da Yusuf sûresini okudu.

İbn Mes'ud (R.A.) birinci rek'atte Enfalden 40 âyet, ikinci rek'­atte mufassal'dan bir sûre okumakla yetindi.

b) İbn Kayyım diyor ki :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz namaz kıldırdığında birinci rek'­atte Fatiha ve başka bir sûre okur, ikinci rek'atte de böyle yapar, ancak bazen uzun okur, bazen seferi hallerde kısa, çoğu kez de orta uzunlukta okurdu.»

Fıkhü's-Sünne'nin tesbitine göre :

Resûlüllah (A.S.) Efendimizin bazen her iki rek'atte KAAF.sû­resini okuduğu, bazen Rum sûresini, bazen İzâ'ş-Şemsu Küvviret sû­resini, bazen Zilzal sûresini okuduğu vâkidir. İki rek'ati Muavvaze teyn ile kıldırdığı da olmuştur. Bunu daha çok yolculuk halinde ya­pardı.

c) Namazda Kıraati güzel ve ahenkli sesle okumak :

Kür'ân gönüllere ürperti ve inşirah verecek ölçü ve anlamda in­miştir. Bu bakımdan özellikle namaz kıldıran imâmın kıraat adabını bilmesi ve sesinin de güzel olması arzulanan bir husustur. Nitekim Resûlüllah  (A.S.)  Efendimiz hem namaz dışında, hem namaz içinde sesini güzelleştirerek ve harfleri iyice mahreçlerinden çıkararak Kur'ân okumuştur. Buna işaretle buyuruyor ki :

«Kur'ân okurken seslerinizi güzelleştirip süsleyin!»

«Kur'an okurken sesini (belli makamlara göre) güzelleştirmiyen bizden değildir.»

«Kur'ân okumada insanların en güzel seslisi, onu diklediğinizde Allah'tan saygı ile korkup ürperdiğinizi hissettiğinizin okumasıdrr.»

«Allah'ın bir peygambere Kitabullah'ı güzel sesle okuması kadar hiçbir şeyde o nisbette izin vermemiştir.»[278]

 

15 — KIRAATTE DİL KAYMASI :

 

Fatiha ya da bir sûre okurken dilin kayması veya yanılma sonu­cu kelime ve harflerde bir takım hatalar yapılabilir. Bu konu fıkıh­ta önemli bir yer kapsamaktadır. Çünkü mânanın değişmesi nama­zın bozulmasına yol açar. Kur'ân'ı iyice öğrenmek, ezberlere çok dik­kat etmek gerekir. Özellikle imam olacak şahısların hem namazın farz, vâcib, sünnet ve adabını, hem kıraati yeterince bilmesi -kıldı­racağı namazın sıhhati bakımından- aranır. Bu nedenle biz de kita­bımızda kıraatte dil kayması başlığı altında özel bir bölüm oluşturduk.

Fıkıh dilinde buna zelle-i kaari' denir. Yani okuyanın kay­ması, demektir.[279]

 

A) Bir Kelimedeki Harfi Diğer Kelimedeki Harf İle Bitiştirmek :

 

Bir kelimedeki son harfi diğer kelimenin başındaki harfle bitiş­tirmek namazı bozmasa da kelimelerin rahat teleffuzunu ve ahengi­ni bozar. Buna birkaç örnek verelim :

iyyake na'budüyu iyyakene'abdu şeklinde (kâf) liarfi-ni ((nun)  ile bitiştirmek.

ğayri'l-mağdubî    aleyhim1! ğayri'l-mağdubîa leyhim biçiminde cba)  harfim (ayn)  harfiyle bitiştirmek,

semi'allahu limen hamidehu'yu semi'allahuli men ha-mideh şeklinde (he) harfini (lam) ile bitiştirmek... Bütün bu bitiştirmelerde mâna ciddi ölçüde bozulmadığmdan namazın sıh­hat ve cevazına engel sayılmamıştır. İsterse bu bitiştirmeleri kasden yapmış olsun. Ne var ki dikkat etmek, kelimelerin yerli yerince hak­kını verl^ıek hem Kur'ân'a saygımızı, hem sünnet ve adabına uygun okumamızı sağlar.[280]

 

B) Bir Harfi Başka Bir Harf Yerine Okumak :

 

Bir harfi başka bir harf yerine okumak mânayı değiştiriyorsa ve iki harf arasında mahreç yönünden bir yakınlık ta mevcut değil­se, namazı bozar.

Ama iki harf arasında mahreç yakınlığı bulunduğundan onları birbirinden ayırd etmek ve teleffuzde bu yüzden sıkıntısız okumak­ta meşakkat varsa, namazı bozmaz.

Şimdi bu iki hususa birkaç örnek verelim:

Mahreçleri birbirine çok yakın olup ayırd edilmeleri meşakkatli olanlar : (za) ile (dad), (sad) ile (sin), (ta) ile (te) gibi. her misaldeki iki harften birini diğeri yerine okumak, fukahanın ileri ge­lenlerinin çoğuna göre namazı bozmaz. [281]Fetva buna göredir. Ne var ki Kaadi Ebû Hasen ile Kaadi Ebû Asım'a göre, bu kasden yapılırsa namazı bozar. Ama dil kayması sonucu olursa, bozmaz. Muhtar olan da budur. Ama birincilerin görüşünde kolaylık bulun­duğundan fetvaya daha uygun görülmüştür.

O halde bazı harfleri rahat teleffuz edemiyen kimse, mazur sa-yılmıyacağmdan gayret göstermesi gerekir. Ama bazı harflere dili bir türlü yatışmıyor ve bu aksaklığı gidermesi de mümkün olmu­yorsa, beceremediği harflerin bulunmadığı âyetler varsa onları okur. Yoksa, teleffuz edebildiği şekliyle okuyarak namazını kılar, ancak imamlık yapması doğru olmaz. [282]Sahih olan görüş te budur.[283]

 

C) Bir Harfi Hazfetmek :

 

Kıraatta bir harfi olduğu gibi okumayıp kaldırmaya «hazf-i harf» denir. Hazfedilen harf mânayı bozarsa, namaz bozulur. Mânayı boz­maz da icaz ve terbim kaideleri uygulanarak böyle yapılırsa namaz bozulmaz. Buna birkaç örnek verelim :

le-kad caethüm küsülün a yerine le-kad caehüm rü-sülünü okunur da caet fiilinin sonundaki (te) harfi hazfedilir-se, mâna bozulmıyacağmdan namaz sahihtir.

fe-mâ lehüm lâyü'minûne yerine fe-mâ lehüm yü'mî-nüne okunur da fiili olumsuz yapan (lâ) edatı hazfedilirse, mana bozulacağı için namaz sahih olmaz.[284]

 

D) Kelimeye Bir Harf İlâve Etmek :

 

Kelimede bir harf fazla etmek mânayı bozarsa, namaz sahih ol­maz; bozmazsa namazın cevazına fetva verilmiştir. Buna bir örnek verelim :                                                                                      

venhe anit-münkeri yerine venha anit münkeri okur­sa, mana bozulmıyacağmdan namaz sahihtir. veı^he'deki (he) har­fine bir (ya) harfi ilâve edilmiş oluyor. ve zerabiyyü mebsuse-tün yerine ve zerabîbün mebsusetün okunursa, mâna bozula­cağından namaz sahih olmaz. [285]

 

E) Bir Kelimeyi Başka Bir Kelime Yerine Kullanmak :

 

Kur'ân'da bir kelimeyi bir başka kelime yerine koyup okumak da mânayı bozup bozmadığı, iki kelime arasında mâna yakınlığı bu­lunup bulunmadığı, Kur'ân'da o kelimenin bulunup bulunmadığı gibi bir takım meselelerle ilgilidir :

a) Değiştirilen kelime ile diğer kelime arasında mâna yakınlı­ğı ve Kur'ân'da da yeri varsa namaz bozulmaz. Buna bir örnek verelim : alîm yerine hakîm ya da gafur yerine rahîm kelimesi-ini koymak gibi. bunların hem mânaları birbirine yakın, hem de Kur'-iân'da yerleri vardır.

b) İki kelime arasında mâna yakınlığı var,  ama Kur'ân'da o tür bir kelime yoksa, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre namazı bozmaz. îmam ebû yusuf'a göre, bozar. buna bir örnek ve­relim : tevvabîn yerine teyyabîn okumak..kur'ân'da teyyabîn diye bir kelime yoktur. ama ikisi arasında mâna yönünden yakınlık mevcuttur.

c) Değişik kelimeyle asıl kelime arasında mâna yönünden bir yakınlık olmamakla beraber Kur'ân'da da öyle bir kelime yoksa na­mazı ittifakla bozar.

d) Değişik kelimenin Kur'ân'da yeri var, fakat iki kelime ara­sında mâna yönünden bir yakınlık olmamakla beraber, itikad edil­diği takdirde küfrü gerektiren bir anlam taşıyorsa,   namazı bozar, fukahanın bu hususta görüş birliği vardır. Sahih olan da budur. Bu­na bir örnek verelim :

Va'den aleyne innâ künnâ faailîn yerine ğaafilîn kelimesini koymak gibi. çünkü faaîlin ile ğaafilin arasında ma­na yönünden hiç bir yakınlık olmamakla beraber tamamen ters bir mânaya yol açmaktadır. Bu, daha çok îmam Ebû Yusut'un ısrarla üzerinde durduğu bir konudur. Fetva onun görüşüne göredir.

Kelime asü nisbet edileceği isimden başkasına nisbet edilerek okunursa, Kur'ân'da o nisbet edinilen kelime varsa, imam muham­med'e göre namazı bozmaz. ya meryeme'bnete imrân yerine ya meryeme'bnete mûsâ gibi. ama kur'ân'da öyle bir isim yok­sa, fukahanın ittifakıyla namazı bozar. ya meryeme'bnete ği-lân okumak gibi. çünkü kur'ân'da ğilân kelimesi yoktur. [286]

 

F) Doğrudan Doğruya Bir Kelime Fazla Olarak Okumak :

 

Bir kelimeyi diğer bir kelimenin yerine değil, doğrudan doğruya fazla olarak getirip okumak, mânayı bozuyorsa -Kur'ân'da yeri ol­sa hile- namaz sahih olmaz. Kur'ân'da o tür kelime bulunmuyorsa -mânayı bozmasa bile- namaz sahih olmaz. Bunlara birer örnek ve^ relim ;

«ve'llezîne  amenû billahi  yerine  ve'llezîne  amenû  ve keferû okumak suretiyle cümlede keferû kelimesini    fazladan kullanmak, mânayı tamamen bozmaktadır. kur'ân'da her ne kadar keferû fiili bazı yerlerde kullanılmışsa da burada fazla olarak kul­lanılması nazmı ve mânayı alt-üst etmektedir.

innemâ nümlî lehüm lî yezdadû ismen'de ismen ve cemalen şeklinde cemal kelimesini fazla olarak kullanmak da namazı ittifakla bozar. Çünkü Kur'ân'da bu tür bir kelime yoktur. Hem mânayı da kısmen değiştirmektedir.

Manayı bozmaz, Kur'ân'da da o tür kelime bulunuyorsa, o tak­dirde namaz sahih olur. Buna bir örnek verelim :

înne'llahe bî-ibadîhi lehabirün basir âyetine bir (kâ-ne) kelimesini ilâve ederek okumak, innellahe kâne bî ibadîhi habîren basîra demek. âlimlerin icnıaıyla namaz bozulmaz. kur'ân'da o tür kelime bulunmaz, ama mânayı da bozmuyorsa, na­maz bozulmaz. buna bir örnek verelim :

fiha fakihetün ve nahlün ve rumman cümlesine bii de tuffah kelimesini ilâve ederek okumak.[287]

 

G) Aynı Harfin Tekrarı

 

Tekrar edilen harf, muda'afm izharı ise namaz bozulmaz.

ve men  yertedde'yi  ve men yertedid şeklinde okumak gibi. muda'if i izhâr değil de, mânayı bozuyorsa namaz da bozulur.

El-hamdu lillahi cümlesini, Elle'l-hamdu lillahi şeklinöe okumak gibi.

Kelimeyi de tekrar etmek böyledir : mâna bozulursa, namaz da bozulur.

Rabl'l -âlemîn'i, ra.bi  rabbî'l-âlemîn  şeklinde okumak veya mâliki yevmi'd-dîn'i, mâliki mâliki yevmî'd-dîn biçi­minde okuyarak mâlik kelimesini tekrarlamak gibi.

Ne var ki kelimenin tekrarı halinde namazın bozulacağını ve sa­hih olan kavlin de bu olduğunu söyliyenler de var. hî    Kelimeler arasında takdim - Te'hir yapmak : Kıraatte hatâ yaparak bir kelimeyi öne almak ya da geriye almak mânayı bozmuyorsa, namaz da bozulmaz.

lehüm   fihâ   zefîrün   ve   şehîk'i,   lehüm   fihâ   şehıkun ve zefîr biçiminde okumak gibi. Dikkat edilirse burada şehık kelimesi zefir olursa' bozulmuş sayılır,  ebrare lefi naim ve înne'l-füccare lefi cehîm yerini lnne'l-ebrare leh cehîm ve inne'l-füccare lefî naîm okumak gibi. burada dikkat edilirse, mana tam aksine olmuştur. Bu nedenle namaz da bozulur. Fukahamn çoğu bu görüştedir-, sahih olan da budur.[288]

İki kelimenin diğer iki kelime üzerine geçirilmesi veya geriye bırakılması da böyledir; mânayı bozmadığı takdirde namaz sahih sa­yılır. Buna bir örnek verelim -.

Yevme tebyaddu vücuhun ve tesvaddu vücuhun yerine, yevme tesvaddu vücuhun ve tebyaddu vücuhun okumak gibi. dikkat edilecek olursa burada sonra gelmesi gereken iki kelime öne alınmıştır. Ama mânada bir değişiklik meydana ge­tirmemiştir, Bu bakımdan namazın bozulmasına neden sayılmaz.[289]

 

İ) Bir Âyeti Diğer Bir Âyetin Yerine Almak :

 

Bir âyeti diğer âyet yerine alıp okur ve sonunda vakfın tam ölçü­süyle duracak olur da sonra asıl okuyacağı âyeti getirip başlar veya diğer âyetin bir kısmını okur da sonra asıl okuyacağı âyeti getirip

başlarsa* namazı bozulmaz.        

inne'l-ebrare   lefi   naım   âyetini okuyacağı   yerde dili kayıp ve'l-asrı inne'l-insane okut ve sonunda tam bir vakfe yaparsa veya,

ve't-tinî ve'z-zeytuni ve tur-i sinine ve hazel'-beledt'l-'emîn'i okuduktan sonra tam bir vakfe yapıp sonra,

lakad halakne'l- ınsane fi ahseni takvim yerine lakad halekne'l-insane fi kebed okursa, namaz bozulmaz. Ama bunlarda ve benzeri yerlerde âyetin sonunda vakf-i tam yap­madan diğerine geçip okursa, sahih olan kavle göre namazı bozulur.[290]

 

J) Yeri Olmadığı Halde Vakıf, Vasıl Ve İbtida Yapmak :

 

Durulması gerekmiyen yerde durmak (vakıf yapmak), başlan­ması gerekmiyen yerde başlamak mânayı bozmadığı takdirde na­maz bozulmaz. Buna bir örnek verelim :

inne'lllezîne amenû ve amilu's-sâlihati'yi okuyup vak­fettikten sonra ulâike hüm hayrü'l-beriyye'ye başlamak bu cümledendir. burada mâna bozulmadığmdan' namaz bozulmaz. ule­mânın icmâ'ı vardır.

Bunun gibi vasıl yapılmıyacak yerde vasıl yaparsa namaz bo­zulmaz, ama uygun değildir. Buna bir örnek verelim ashabu'n-nari'yi okuyup durmadan ellezîne yah-milune'l-arşe'ye geçmek gibi. aslında birinci cümleden sonra durması gerekirken vakıf yapmadan vasıl yapmış oluyor. Ama bu durumda mâna fahiş biçimde değişirse, bu konuda farklı görüşler vardır, fakat sahih olan kavle göre, namaz yine bozulmaz. Buna bir örnek verelim  şehidellahu lâ ilahe deyip vakfettikten sonra illâ huve derse, dış görünüşü itibariyle mâna bozuluyorsa da bir ilâve yapılmadığından namaz bozulmuyor. Çoğu ilim adamlarının görüşü böyledir. Azınlıkta olanlar ise bozu­lacağına hükmetmişlerdir. Fetva birincilerin kavline göredir. Çün­kü Müslüman halk için bunda kolaylık vardır.[291]

 

K) İ'rabda Hata Yapmak :

 

İ'ratda hata yapmak mânayı bozmadığı takdirde namazı da boz­maz. Meselâ :                                                                                  

lâ ter'faü asvateküm'ü lâ turfeû asvateküm şeklinde oku­yarak (te) harfini ötre okursa, mânayı fahiş biçimde bozmadığın­dan namaz da bozulmuş sayılmaz. bunda icmâ' vardır. ama mânayı fahiş biçimde bozarsa, meselâ ve asâ âde-me rabbuhu derse mana fahiş biçimde bozulmuş olacağından na­maz da bozulmuş sayılır. çünkü âdem kelimesinin sonunun ötre olması gerekir. üstün okununca şu mâna çıkmış olur : «Âdeme Rab-bısı isyan etti.» Mütekaddiminin bunda görüş birliği vardır. Müte-ahhirin ise bu hususta farklı görüş ortaya koymuşlardır. Başta Şem-sü'I-Eimme El-Helvanî olmak üzere Ebû Cafer Hindevanî ve benzeri ilim adamları namazı bozulmadığına kaaildirler.[292]

O halde bu konuda Müteahhîr'inin görüşlerinde de Müslüman halk için kolaylık vardır, fetvâye daha uygundur. Mütekaddımîn'in gö-. rüş ve içtihadı ise ihtiyata daha uygundur.[293]

 

L) Şedde Ya Da Meddi Terketmek :

 

Bilindiği gibi Arap sözlüğünde gerek i'rabın, gerekse şeddenin mânayı değiştirme yönünden önemli yeri vardır. Şeddeli bir keli­menin delâlet ettiği mâna ile aynı kelimenin şeddesizinin delâlet et­tiği mâna arasında büyük fark vardır.

Bazı istisnaî kaideler bunun dışındadır. Bu bakımdan namazda kıraat farzını yerine getirirken gerek i'raba, gerekse şedde ve med-de'ye çok dikkat etmek gerekir. Gerçi bununla namazın bozulamıyacağı görüşünde olanlar vardır, ama aksini iddia edenler de eksik değil­dir. o halde fatihayı okurken iyyake na'budü yerine   ıvake na'budu der ve böylece şeddeyi düşü-

rürse, namaz bozulmaz ama bu tarz bir okuyuş kıraat ilmine ve ada­bına aykırıdır. Bununla beraber mânayı değişikliğe uğrattığı için namaz bozulur diyenlerin görüşünü dikkatten uzak bulundurma­mak gerekir.

medd'i terketmek, mânayı bozuyorsa namaz fâsid olur. buna bir misal verelim : sevaaun aleyhîm'i seveun aleyhim şeklinde, okumak gibi, fukahanm bu konudada görüşleri farklıdır. çoğuna göre mânayı bozsa bile namaz bozulmaz. Çünkü insanların çoğu kıraati hakkıyle yerine ge­tiremez. Fetva da buna göredir.[294]

Bunun gibi idğam yapılacak yerde onu terketmek, yapılmıyacak yerde idğam yapmak doğru değildir. Çoğu ilim adamlarına göre mâ­na fahiş biçimde değişikliğe uğruyorsa, o takdirde namaz bozulur. Buna bir örnek verelim ;

lillezîne setuğlebune'yi kul lıllezıne setuggabune şeklinde oku­yarak (ğayn) harfini idğam etmek mânayı fahiş biçimde bozdu­ğundan namaz da bozulur. yine idğam yapılmıyan yerde idğam yapmakla mâna bozulmuyorsa, namaz fâsid olmaz. buna bir örnek verelim  kul sirû'yu (lam)ı (sin) e idğam ederek okumak mâ­nayı bozmaktadır.[295]

İmâle yapılmıyacak yerde imâle yapmak veya yapılacak yerde onu terketmek, kıraat yönünden hatalıysa da namazı bozmaz. Çün­kü bu tür değişiklikler mânayı bozmamaktadır.[296]

 

M) İbn Mes'ud Ve Diğer Ashab'm Mushafı

 

Bilindiği gibi, elimizdeki Mushaf, Hz. Osman fR.A.İ'm ilk nüsha­dan istinsah ederek İslâm ülkelerine gönderdiğidir. Bundan başka bir de İbn Mes'ud Hazretlerinin yine ilk nüshayı esas tutarak hazır­ladığı ve fakat mânada değil lâfızda bazı değişiklikler gösterdiği Mushaf'ı vardır; ona göre okunduğu takdirde, namaz bozulmaz. Çünkü mânada bir değişiklik meydana gelmemektedir.[297]

 

N) Kelimenin Bir Kısmını Okuyup Gerisini Okumamak

 

Kıraat esnasında kelimenin yarısını ya da üçte birini okuyup geriye kalan kısmını okumamak namazı bozar mı? bozmaz mı? Bu­nun cevâbı kesin değildir. Bu, ya nefesin kesilmesinden, ya da unut­madan dolayı meydana gelir. Meşayihin çoğuna göre _ıer iki suret­te de namaz bozulur. Buna bir örnek verelim : el-hamdu diye­ceği yerde EL deyip durur sonra Hamdu diyerek tamamlarsa, veya Fatiha, ya da Zammı Sureyi okumadığım sanarak (EL) diye başlar ve sonra okuduğunu hatırlıyarak vazgeçerse veya kelimenin bir kıs­mını hatırlar gerisini hatırlayamadığı için onu bırakıp başka bir ke­lime hatırlarsa, bütün bunlarda namaz bozulur. Fukahadan bir kıs­mına göre ise bozulmaz. Sahih olan birincilerin görüşüdür, [298]Ama ikincilerin görüşünde Müslüman halk için kolaylık bulundu­ğundan tercihe uygun görülmüştür.[299]

Kelimenin bazı harflerini yeri olmadığı .halde esreyle okursa, namaz bozulmaz. Çünkü Müslüman halkın çoğu bu tür teîeffuz ha­taları yapabilirler. O halde bozulmıyacağma dair fetvada kolaylık vardır. [300]

 

O) İlâhî İsimlere Nisbet Edilen Fiilin Te'nîs Getirilmesi :

 

Allah (C.C.) ve isimleri hakkında erkeklik ve dişilik söz konusu değildir Ancak Kur'ân-ı Kerîm'de bu isimlere isnad ettirilen fiiller genellikle tezkîr biçiminde kullanılmıştır. Zaten fiiller ya dişi, ya da erkek için kullanılır. Bu ikisi dışında bir üçüncü kullanma şekli yok­tur. Erkeklik ve dişilik sıfatlarını taşımıyan eşyaya daha çok erkek­lik ifade edilen fiiller isnad edilir. Bu, o eşyanın erkek olduğu için değil kullanma yöntemi bulunduğu içindir.

İşte bu kurala göre Allah (C.C.) isim ve sıfatlarından herhangi öirine bir fiil isnad edilince müzekker fiillerden seçilir. Kur'ân'da bil-has hep bu ölçüde kullanılmıştır.

O halde namazda kıraati yerine getirirken isnad eden fiili mü­zekker biçiminde değil, müennesle ilgili olarak teleffuz ederse na­maz bozulur mu? Fıkıhçılar bu konuda farklı hüküm getirmişlerdir: Muhammed bin Ali bin Muhammed El-Edîb'e göre namaz bozulur.

Çünkü  lem yelid velem yuled dahil her yerde fiil müzekker getirilmiştir. Şeyh Ebûbekir Muhammed bin Fadl'e göre namaz bozulmaz. Sahih olan da budur.[301]

Buna bir örnek verelim :

hel yenzurune illa en yetiyehumullahu fi zulelin'-deki yetîyehüm'ü te'tiyehüm şeklinde okumak bu cümledendir.

El-Fevaid kitabında deniliyor ki : «Namazda kıraatte fahiş hata yaptıktan sonra dönüp onu doğru okuyan kimsenin namazı bozul­maz. İ'rablarda da hatâ yapıp sonra bunu düzeltenin de namazı caiz­dir.»[302]



[1] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/201.

[2] Bahr-i Râik / tbn. Nüceym.

[3] Siracülvehhac - Fetcvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/202.

[4] El-Muhit / Radiyüddin Serahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/202.

[5] El-Muhit / Radiyüddin Serahsi.

[6] Nasburrcye / Zeylai : 1/296.

[7] Ebû Davud Süneninde rivayet etmiş, ancak son cümleyi    nakletmemiştir. Tamamım Ahmed bin Hanbel kendi Süneninde nakletraiştir.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/203.

[8] Fetavâ-yi Hindiyye.

[9] Ebû Dâvud Süneninde rivayet etmiştir.

[10] Ebû Dâvud Sünenide : Katade'den.

[11] Beyhaki : Atâ bin Ebi Rebah R.A.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/204.

[12] El-Hulasa - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[13] Mi'racü'd-Dirâye.

[14] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/204.

[15] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[16] El-Muhit Radıyüddin Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/204.

[17] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/205.

[18] Siracü'l-Vehhac - Şerhu Fethi'l-Kadir - Fetâvâ-yî Hindiyye.

[19] Et-Tebyin / Zeylai.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/205.

[20] EI-Muhit / Radıyüddin Sorahsî.

[21] Şerh-i Mecma1 / İbn   Melek.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/205.

[22] Şarh-i Nükaaye / Şeyh Ebû'l-Mekârim.

[23] Et-Tencis - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[24] Şerh-i Mecma' / ibn Melek.

[25] Tatarhaniye - El-Kmye - El-Huiâsa.

[26] El-Kâfi - Bahrirâik / İbn Nüceym.

[27] EI-Cevheretü"n-Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[28] Siraciyye - El-Kmye.

[29] Et-Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hinci iyye.

[30] Mi'racüd-Diraye'de kısmen bu  konuya   yer verilmiştir   Siracü'I Vehhac biraz daha açıklamıştır.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/205-207.

[31] Et-Tebyîn - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/207-208.

[32] Fetâvâ-yi Hindiyye.

[33] İbn Asâkir : İbn Abbas  (R.A.)'dan.

[34] Tahtâ-vî : C. 1/114 - Bulak Mısır : 1318.

[35] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/208-209.

[36] El-Muhit / Radiyüddin Serahsî.

[37] Et-Tebyîn - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[38] Siracü'l-Vehhac.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/209.

[39] El-Kâfî / Helvani.

[40] Siracülvehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[41] Et-Tebyin - El-Hulâsa.

[42] El-Muhit / Radıyüddin Serahsi.

[43] Bahr-i Raik / îbn Nüceym.

[44] Fetâvâ-yi Hindiyye.

[45] El-Muhit / Serahsî.

[46] El-Muhit / Serahsî - El-Cevheretü'n-Neyyire.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/210-211.

[47] Fetavâ-yi Kaadıhan : Necaset bahsi.

[48] Fetavâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/211-212.

[49] El-Muhit / Radiyüddin Serahsi.

[50] Siracülvehhac - Fetavâ-yi Hindiyye.

[51] El-Bedayi1 - El-Muhit / Serahsi.

[52] El-Hulftsa - îbn Abidin.

[53] Fetavâ-yi Kaadıhan.

[54] EI-Hulasa.

[55] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[56] El-Muhit / Serahsi - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[57] Şerh-i Münyetü'l-Musalli / îbn Emir Hacc.

[58] Tatarhaniyye.

[59] Siracü'l-Vehhac.

[60] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[61] El-Hulâsa - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[62] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/212-215.

[63] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[64] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[65] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/215-216.

[66] Bakare Sûresi : 144.

[67] Buharı – Müslim.

[68] Fetavâ-yi Kaadıhan - El-Kâfi - Et-Tebyin / Zeylal.

[69] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/216-217.

[70] Dâre - Kutni : Câbir bin Abdülah (R.A.)'den - Bakara Suresi : 115.

[71] Et-Tebyîn - Münyetü'l-Musalli - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[72] El-Hulasa - Şerh-i Münyeti'l-Musalli.

[73] El-Hidâye / Merğinâni.

[74] Buharı - Müslim : Âmir bin Rabia (R.A.)den.

[75] Fıkhü's-Sünne / Seyyid Sabık.

[76] Şerh-i Tahavi - Münyetü'l-Musallî.

[77] Fetâva-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[78] El-Hulâsa.

[79] Fetava-yi Kaadıhan.

[80] Fetâvâ-yi Hindiyye.

[81] Siracülvehhac / Helvanı.

[82] Cevhere-i Neyyire - Siracülvehhac / Helvanî.

[83] Bedayi-i Sanayi' / Kâsanî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/217-223.

[84] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/224.

[85] El-Kâfi - El-Muhit / Serahsî.

[86] Fetâvâ-yi Hindiyye - Et-Tebyin / Zeylai.

[87] Münyetü'l-Musalli / İbn Emir Hacc.

[88] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/224.

[89] Fetâvâ-yi Hindiyye.

[90] Bahr-i Râik - İtin Nüceym.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/225.

[91] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[92] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Et-Tebyîn / Zeylaî.

[93] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/225-226.

[94] Şerh-i Mukaddimet-i Ebi Leys - El-Kınye.

[95] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[96] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[97] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[98] Mi'racü'd-Dirâye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/226.

[99] El-Muhit / Radıyüddin Serahsî.

[100] El-Muhit / Serahsî - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[101] Şerh-i Münyeti'l-Musallî / İbn Emir Hacc - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[102] El-Muhit / Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[103] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[104] El-Muhit / Serahsî.

[105] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/227-228.

[106] Şerh-i Müriye / îbn Emir Hacc - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[107] Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Bedayi - Kasânl.

[108] Et-Tebyîn - El-Kâü - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[109] Fetâvâ-yi Hindiyye - Et-Tencis.

[110] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/228-230.

[111] Ahmed bin Hanbel - Ebû Ya'lâ : İsnad-i Hasen ile.. El-Hâkim : Sahih isnad ile..

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/230.

[112] Buharı - Müslim - Ahmed bin Hanbel : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/232.

[113] El-Hidâye - Fetava-yiHindiyye.

[114] Siracü'l-Vehhac / -Helvânî.

[115] Bahr-i Râik / Ibn Nüceym.

[116] Et-Tebyin - El-Muhlt - Fetâva-yi Hindiyye.

[117] El-Hulasa - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[118] Tirmizi : Bu babda en sahih hadistir.

[119] El-Muhit / Serahsî.

[120] El-Muhit / Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[121] Et-Tebyin.

[122] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/232-234.

[123] El-Muhit / Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/234-235.

[124] El-Hulasa - Fetâ.vâ-yi Hindiyye.

[125] Şerh-i Fethi'1-Kadîr - El-Muhit / Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/235.

[126] El-Muhit / Serahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/235.

[127] El-Muhit - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[128] Fetâva-yi Kaadıhan.

[129] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/236.

[130] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/236.

[131] Cevhere-i Neyyire - Siracü'l-Vehhac / Helvanı.

[132] Cevhere-i Neyyire - Siracü'l-Vehhac.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/236-237.

[133] El-Muhit - Şerh-i Fethi'l-Kadîr - Mecmeu'l-Enhür.

[134] El-Vikaaye.

[135] Şerh-i Mecma' / îbn Melek - Fethulkadîr - Siracü'l-Vehhac.

[136] El-Muhit / Serahsi - EI-Kâfi - Münyetü'l-Musali.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/237-238.

[137] El-Muhit / Serahsî - Fetâvâ-yİ Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/238.

[138] Şerh-i Nukaaye / Ebû'l-Mekârim.

[139] El-Bedayi' / Kasam - El-Muhit - Serahsi - îbn Abidin.

[140] Fetâvâ-yi Hindiyye - Şerh-i Nukaaye / Şeyh Ebîl-Mekârim.

[141] Fetâvâ-yi Hindiyye:  C.  1, S. 69 - El-Mektebetü'Uslâmiyye - El-Hidâye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/238-239.

[142] İbn Âbidin : C. 1/505.

[143] 'Bedayiu's-Sanayi' Fi Tertibi'şŞerayi' / Kâsânî : C. 1, S. 112 - 113 - Beyrut : 1974 –1394.

[144] Mecmau'l-Enhür Şerh-i Mülteka'l-Ebhur : C. 1, S. 92-93 - Dersaadet: 1327.

[145] Fetâvâ-yi Hindiyye : C. 1, S. 69 - 70 - Mektebetü'l-îslâmiyyo.

[146] Kitabu'1-Fıkh Alâ'l-Mezahibi'l-Arbaa : C. 1, S. 230 – Mısır.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/239-241.

[147] Siracü'l-Vehhac - El-Hulâsa - Et-Tencis.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/241-241.

[148] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/242.

[149] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/242-243.

[150] El-Muhit - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[151] Siracü'l-Vehhac - El-Cevheretü'n-Neyyire.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/243.

[152] Fetâva-yi Hindiyye.

[153] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/243-244.

[154] El-Hulâsa - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[155] Et-Tebyin / Zeylai.

[156] El-Muhit / Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/244.

[157] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/244.

[158] Tatarhaniyye.

[159] Şerhu Münyeti'l-Musallî / Ibn Emir El-Hacc.

[160] El-Muhit / Serahsi.

[161] Et-Tencis / Hâherzâde - El-Muhit / Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/244-245.

[162] Ahmed bin Hanbel - Tabarânî - İbni Huzayme - Hâkim : Sahih isnadla vâyet edilmiştir.

[163] Kütüb-i Sitte'den beşi rivayet etmiştir : îsnadı sahihtir.

[164] Rivayetin bir bölümünü Buhari nakletmiştir.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/245-246.

[165] Et-Tebyin / Zeylai.

[166] El-Cevheretü'n-Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[167] El-Hulâsa.

[168] Et-Tebyin - Ayni Şerhü'1-Kenz.

[169] Fıkhu's-Sünne / Seyyid Sabık.

[170] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/246-247.

[171] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/247.

[172] Bahr-i Râik - Nehr-i Faik.

[173] Bahr-i Râik / îbn Nüceym.

[174] El-Muhit / Serahsî.

[175] EI-Hidâye - Fetâvâ-yi Hindiyyo.

[176] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[177] Et-Tencis / Hâherzade.

[178] Et-Tebyin - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[179] Şerhu Münyeti'l-Musalli / îbn Emir Hâcc.

[180] El-Ayni Şerh-i Kenz - En-Nehrul-Fâik.

[181] Siracü'l-Vehhac - El-Muhit / Serahsi.

[182] Kenz - Fetâva-yi Hindiyye.

[183] Et-Tebyîn / Zeylai.

[184] E-Hidâye / Merğinânî.

[185] Et-Tebyin - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[186] Siracü'l-Vehhac / Helvanı.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/247-251.

[187] Bahr-i Râik / İbn Nüceyra.

[188] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[189] El-Muhit / Serahsi - El-Kafi / Hâkim-i Şehid Mervezî.

[190] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/251.

[191] Bahr-i Râik / İbn Nüceym - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/251.

[192] Ez-Zahid - El-Bedayi'.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/252.

[193] El-Muhit / Serahsi - En-Nukaaye / Sadru'ş-Şaria Ubeydullah.

[194] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/252.

[195] Bahr-i Râik / îbn Nüceym / Fetâvâ-yi Hindiyye, Tahtavi.

[196] Şerh-i Münye / îbn Emîr El, Hâcc.

[197] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/252-253.

[198] Bahr-i Raik / Îbn Nüceym.

[199] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/253.

[200] Et-Tebyin - El-Hulasa - El-Hidâye - El-lhtiyar Şerhi Muhtar.

[201] Siracü'l-Vehhac - Et-Tebyîn - El-Muhit - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/254.

[202] Et-Tencis / Hâherzade - En-Nihaye - El-Hidâye.

[203] El-Hidaye - El-Bedayi' / Kâsânî.

[204] Tatarhaniyye.

[205] El-Hulasa - EI-Bedayi' / Kâsâni.

[206] Ez-Zahire / Burhaneddin Taceddin.

[207] El-Hidaye / Merğinanî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/255-256.

[208] El-Hulâsa - Mecmau'l-Enhur.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/257.

[209] El-Cevheretü'n-Neyyire / Şerhi – Kuduri.

[210] El-Muhit / Serahsî – Tatarhaniyye.

[211] El-Vikaaye / Tacü'ş-Şeria - En-Nukaaye / Sadruşşeria.

[212] El-Bedayi / Kâsânî - El-Cevheretü'n-Neyyire / Şerh-i Kudurî.

[213] El-Muhit / Serahsi.

[214] El-Mulüt / Serahsi.

[215] Siracül'-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[216] Et-Tebyîn - Şerh-i Münye / îbn Emir Hâcc.

[217] EI-Muhit - Tahavi – Tatarhaniyye.

[218] El-Hidâye - En-Nihâye.

[219] El-Hulâsa - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[220] Tatarhanyiye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[221] El-Hidâye - El-Muhit / Serahsî.

[222] Et-Tebyîn - El-Bedayi.

[223] El-Hulasa - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[224] El-Ceheretü'n-Neyyire / Şerh-iKudurî.

[225] El-Hidâye - Fetavâ-yi Hindiyye.

[226] Et-Tebyin - El-Hidâye - El-Bedayi.

[227] El-Muhit - El-Bedayi'.

[228] El-Muhit - Bahr-i Râik / Ibn Nüceym.

[229] El-Kuduri - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[230] El-Hidâye / El-Merğinâni.

[231] İbn Âbidin - El-Hidâye / El-Merğinanî.

[232] El-Muhit / Radıyüddin Serahsi - El-Hidaye / Merğinâni.

[233] El-Hutâsa - El-Muhit - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[234] El-Muhit / SerahsI - El-Ihtiyar Şerh-i Muhtar.

[235] Zahire / Burhanettin Mahmud - Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[236] El-Bedayi' / Kasanı - El~Hulasa.

[237] Fetâvâ-yi Hindiyye.

[238] Et-Tebyin / Zeylaî.

[239] El-Ayni Şerh-i Hidâye - Fetavâ-yi Hindiyye.

[240] El-Velvaliciyye / Abdürreşid – Tatarhaniyye.

[241] Et-Tebyin / Zeylaî - Fetava-yi Hindiyye.

[242] El-Kınye - Şerh-i Nukaaye - Şeyh Ebûlmekârim.

[243] El-Muhit - Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[244] El-Muhit / Serahsİ - Et-Tebyin / Zeylaî.

[245] Tatarhaniyye - El-Kınye.

[246] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[247] El-Hidâye - Merğinani.

[248] El-Kâfi / Mervezi.

[249] El-Bedâyi' / Kâsâni.

[250] Fetâvâ-yi Hindiyye.

[251] Fetâvâ-yi Hindiyye : C. 1, S. : 77.

[252] El-Hulâsa.

[253] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[254] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/257-268.

[255] Şerhu Münyeti'l-Musalli / İbn Emir Hâcc.

[256] El-Muhit / Serahsî.

[257] EKVikaye / Tacü'ş-Şeria.

[258] El-Muhit / Serahsî - El-Vikaaye / Tacü'ş-Şeri'a.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/268-269.

[259] Tahavî.

[260] Mi'racü'd-Diraye - Fetavâ-yi Hindiyye.

[261] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/269-270.

[262] Et-Tebyin / Zeylai.

[263] Et-Tahavî - El-İsbicabi / Alaaddin Ali.

[264] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[265] Ez-Zahîre / Taceddin.

[266] 'El-Muhit / Serahsi.

[267] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/270-272.

[268] El-Muhit / Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[269] Ez-Zahîre / Taceddin.

[270] Fetâvâ-yi Hindiyye - EI-Hulasa.

[271] El-Muhit / Radıyüddin Serahsî.

[272] Buharı - Müslim - Ebû Dâvud - Fıkhü's-Sünne.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/272-273.

[273] Fetâvâ-yi Hindiyye - EI-Hulâsa.

[274] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/273.

[275] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/273.

[276] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/273.

[277] Dare-Kutni : İsnad-i kaviy ile...

[278] Fıkhu's-Sünne / Es-Seyyid Sabık.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/273-275.

[279] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/275.

[280] Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Hulasa.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/275-276.

[281] Petâvâ-yi Kaadıhan.

[282] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[283] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/276.

[284] El-Muhit / Radîyüddin Serahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/277.

[285] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/277.

[286] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/277-278.

[287] El-Muhit / Radıyüddin Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/278-279.

[288] Fetâvâ-yi Hincliyye.

[289] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/280-281.

[290] El-Hulasa - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/281-282.

[291] El-Muhlt / Radiyüddin Serahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/282-283.

[292] Fetâvâ-yi Hindiyye.

[293] Fetâvâ-yi Kaadıhan - El-Muhit / Serahsî.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/283.

[294] Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Hulasa.

[295] El-Muhit / Serahsî.

[296] El-Muhit / Serahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/283-284.

[297] El-Muhit / Serahsi.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/285.

[298] Fetâvâ-yi Kaâdıhan - El-Muhit / Serahsi.

[299] Ez-Zahîre / Burhaneddin Mahmûd b. Taceddin.

[300] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/285.

[301] El-Muhit / Serahsî - Ez-Zahire / Burhaneddin Mahmûd.

[302] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/285-286.

Online Bağış
Hediyen Dünyanın En Güzel Hediyesi Olsun
Haftanın Hutbesi
27.08.2021 Allah’ın Yardım Ettiğine Mağlubiyet Yoktur
20.08.2021 Müslüman İşini Sağlam ve Güzel Yapar
13.08.2021 Kerbelâ’yı İbret Nazarıyla Okuyalım
06.08.2021 Zorluklar Birlikte Aşılır
30,07,2021_Afetlere Karşı Sorumluluğumuzun İdrakinde Olalım
30 Temmuz 2021 Müslüman İşini Sağlam ve Güzel Yapar
Kur'an-ı Kerim Dinle
DİB Kur'an Portalı
Ramazan Pakdil Sureler
Bünyamin Topçuoğlu
Bünyamin T.oğlu Aşirler
İlhan Tok Hatim
Abdussamed Hatim
Abdul Rahman Al Sudais
Ahmed Al Ajmi Hatim
F.Çollak Görüntülü Hatim
İshak Daniş Hatim
5 Hafız OK takipli Hatim
Mehmet Emin Ay Hatim
İsmail Biçer Ok Takipli
İsmail Biçer Aşr-ı Şerifler
114 Sure 114 Hafız
S.Hafızlar Görüntülü
Kur'an International
Tefsir
Cüz Cüz Kur’an Özeti
Elmalı Tefsiri
Elmalı Meali
Fizilali Kur'an
DİB Kuran Meali
Kur'an-ı Nasıl Anlayalım
Fıkıh
K.İslam Fıkhı
R. Muhtar-İbn-i Abidin
Gurer Ve Dürer
Mülteka El Ebhur
Kuduri Tercümesi
Nûru'l-îzâh Tercümesi
Büyük Şafi Fıkhı
Detaylarıyla Namaz
Hadis
Kütübüs-Sitte
Sahihi Buhari
Riyazuzsalihin
Ellü'lüü vel-Mercan
Hadis El Kitabı
40 Hadis ve izahı
Uydurma Hadisler
Üye Adı
Parola

Şifremi unuttum -
Sayfa oluşturulma süresi: 0.05 saniye 10,953,937 Tekil Ziyaretçi
Copyright © 2012 islamda Hayat
Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir.

Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2021